-->

4 Haziran 2018 Pazartesi

Filmin sonu göründü mü?


25 Aralık 2013’te Tayyip Erdoğan’ın saltanatı sona ermişti. Demokrasiyi bir yana bırak, hiçbir rejimde o çapta darbe yiyen bir lider ayakta kalamaz. Oğluyla paraları sıfırlama konuşmasını dikkatle dinle. Beni o kayıtta çarpan şey hırsızlık değil (o da var elbette); yenilmiş ve yalnız kalmış bir adamın yorgun mırıltısı.
Ancak masif silahlı güç kullanarak ayakta kalabilirdi. Besbelli öyle bir gücü yoktu. Ordu sadık değildi; hiçbir zaman olmadı. Askere ve polise “ateş” emri verse, Ekim 1989’da Erich Honecker’in başına gelenle karşılaşması kaçınılmazdı.[1]
Bıraksalar düşerdi. Bırakmak işlerine gelmedi. İşlerine yarayacak bir araçtı. O aşamada düşse memleketin başına olmadık belalar açılabilirdi. Irak, Suriye, Libya örnekleri tazeydi.
Tahminimce masaya üç şart koydular. Bir, Ergenekon soruşturmalarına son verilecek ve mahkumlar salınacak. İki, Kürt açılımına son verilecek. Üç, orduda Cemaatçi yapılanmanın tasfiyesine yol verilecek. Karşılığında yumuşak iniş vadettiler.
Kabul etmek lazım ki üstüne düşen görevi hakkıyla yerine getirdi. Ergenekoncu şefler derhal serbest bırakıldı. Kürt barışı 2014 yerel seçiminin ardından rölantiye alındı, Şubat 2015’te noktalandı, Haziran 2015 seçimlerinden hemen sonra saldırıya geçip Kürt hareketinin o güne kadarki stratejik kazanımlarını yerle bir ettiler. Cemaat yapılanması Temmuz 2016’da şık bir operasyonla temizlendi. O operasyondan önceki günlerde Erdoğan’ın nerede ve kimlerin elinde olduğu elbet bir gün anlatılacaktır.
Tahminimce şimdi sıra pazarlığın öbür yanına gelmiştir. Somut bilgim yok; haftalar sonrasını tahmin etmek de çok büyük risk. Ama elli senedir Türk siyaseti izleyen biri olarak hissiyatım o yönde. Yanılırsam “bilemedin” dersiniz. Omuz silker gülerim.
Yumuşak inişin adı Nixon Formülü’dür. Richard Nixon’ı hatırlar mısınız? Pis dövüşçüydü. Watergate skandalında köşeye sıkıştıkça potu artırdı; gerekirse memleketi yakmaktan çekinmeyeceğini belli etti. Sonra kayıtsız şartsız af teklif ettiler. Ertesi gün arkasına bile bakmadan uçağa binip gitti.[2]
Bu sefer de makul ve gerçekçi tek çözüm, korkarım ki budur. Aksi halde iktidarı bırakması imkansızdır. Milyarların ve daha kim bilir nelerin hesabının senden ve ailenden ve yakınındaki herkesten sorulacağını bilsen sen olsan ne yapardın? Hayatını bir lağım kanalında bitirmek cazip bir seçenek olmasa gerek.
Bu son genel af muhabbetini şimdi bu açıdan değerlendirin derim. Dikkat buyurun, konuyu ortaya Devlet Bahçeli atmadı, ondan on gün önce Yiğit Bulut attı. Hükümet elbette “istemem, bilmem, yan cebime koy” demek zorundaydı. Çünkü, yaşayan görecek, affın muhatabı birtakım çağı geçmiş mafya babaları değil; “kader kurbanı” denilen hırsız uğursuz takımı da değil. Tayyip Erdoğan ve adamlarıdır. Elbette teklif onlardan gelmeyecek; millet kuşa bakarken onlar kaşla göz arası aradan sıyrılacaklar.
Adalet duygumuzu zedeler mi? Zedeler. Ama memlekette neyin adalet duygusu kaldı ki bunda adalet bekleyelim?
Umalım ki haksız yere esir tutulan herkes, başta Ahmet Altan, Selahattin Demirtaş, Osman Kavala ve emsalleri gibi özgürlüğü en çok hak edenler, fırsattan yararlanarak özgürlüklerine kavuşurlar. Fetöcü diye zindana atılan on binlerce şapşal fırsatçı için de iki sene eziyet yeter.
Seçimden sonraya kalır mı? Tahmin etmem. O riski alamazlar. 25 Haziranda kimin başta olacağı belli değil ki?





[1] Doğu Almanya lideri Honecker 2 ve 9 Ekimdeki gösterilerde kalabalığa ateş açılması emrini verdi. Emir yerine getirilmedi veya gönülsüzce getirildi. 17 Ekimde en yakın adamı Egon Krenz’in inisyatifiyle görevden alındı. 9 Kasımda rejim yıkıldı.
[2] Oliver Stone’un Nixon filmini görmediyseniz görün: https://720p-izle.com/izle/altyazi/nixon.html

16 yorum:

  1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. wikileaks'de bahsettiginiz anketleri goremedim. link paylasir misiniz?

      Sil
  2. Watergate deyince aklıma Hillary Clinton geldi, o soruşturmada görev alan en genç avukatmış.

    Nixon formülü Türkiye'de işlemez. Amerika'da o gün de medya iktidarın elinde değildi, Nixon aleyhinde mütemadiyen kampanya yapıyordu. Kendi partisi(aynen bugünkü Trump gibi) Nixon'ın aleyhine dönmüştü. Halbuki Türkiye'de Erdoğan, AKP'nin içindeki bütün potansiyel rakiplerini tasfiye ederek bitirdi ve komple emri altına aldı. Ayrıca sadece partisinin değil, TC'ndeki tüm kurumların içini boşalttı. 15 Temmuz darbe teşebbüsünü planlayıp önayak olanların Cemaatçi oldukları doğru da, TSK'nden atılanların(ve dahi içeri atılanların) hepsinin Cemaatçi olması esasen absürd bir iddia. Yani 50bin subaydan 20binin ve 300 generalden 150sinin Cemaatçi olması, zaten Ordunun tamamen Cemaat ordusu olması demek. Kaldı ki sadece Ordu değil, başta Yargı ve Emniyet olmak üzere, istisnasız bütün devlet bürokrasisi tasfiye edildi.

    Amerika'da Nixon istifasını vermeseydi, evvela Kongre'de(the House) impeach, hemen ardından Senato'da convict edilerek başkanlıktan düşürülecek, hatta belki daha sonra hapse de girecekti. TC'nde, hileyle aldığı 16 Nisan'dan sonra YSK'ndan Anayasa Mahkemesi'ne değin üyelerini bizzat eliyle seçtiği Erdoğan için böyle ihtimal mümkün mü?!

    YanıtlaSil
  3. Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  4. Abi müsadenle sana bir şeyler karalamak istiyorum.
    25 yaşındayım ve siyasetle "meraktan öte" ilgim yok. herkesin ağzında bir yalan, dönüp duruyor dünya. çeşitli "ortamlara" girmediğim ve girmek de istemediğim için açıkçası hiçbir zaman da tam anlamıyla bileceğimi de zannetmiyorum. Ama büyüdükçe ve daha çok tarih ve insan okudukça, kişinin sezgi yeteneği bence biraz güçleniyor, görüp bilmese de lafların doğruluğunu az çok sezebiliyor gibime geliyor.
    Üç kuruşluk bilgimle söylüyorum, medyada ister sağdan ister soldan pompalanan saçmalıklar bana inandırıcılığı o derece sıfır dolaylarında geliyor ki, onların yanında senin yazıların bana daha gerçekçi, konuşmaların görece daha tutarlı geliyor.
    Merak etmek iyi mi kötü mü bilmem, ama senin konulara bakış açın, naçizane söylüyorum, hakikaten bendeki bu siyaset merakının tozunu alıyor. sanki her şey daha bir netleşiyor.
    Bana(bize?) bu duyguyu yaşattığın için tekrardan sağolasın. Doğru ya da yanlış önemli değil, tutarlısın. işte bunu seviyorum.
    saygılar..

    YanıtlaSil
  5. Sayın Nişanyan, hapisteki mağdurlar için neden "şapşal fırsatçı" dediğinizi pek anlayamadım. Bu insanlar neden şapşal ve neden fırsatçı? İroniye de uygun değil... O halde...?

    YanıtlaSil
  6. Siz kaç yıl yattınız. Yattığınız süre size yetti mi?

    YanıtlaSil
  7. Sn. Sevanyan, ilginc tespitler yapıyorsunuz gerçekten.İnsallah yanılmıyorsunuzdur. Sadece bir konuya açıklık getirmenizi rica edebilir miyim?

    "Bıraksalar düşerdi. Bırakmak işlerine gelmedi." diyorsunuz ya. Orada özne kim(ler)dir? Orayı açabilir misiniz?
    Şimdiden çok teşekkürler. Umarım siz de en kısa zamanda esaretten kurtulup, Şirince'ye Ali Nesin'in yanına özgürce dönersiniz.
    Saygılar,

    YanıtlaSil
  8. Hakikatler de bu derecede ortalığa saçılmaz ki vede yazılmaz ki Canım! :)
    Biraz bekleseydik, bi 20 yıl sonra Açık oturumlar da, Belgeseller de ve Keşke Olmasalar da falan bahsedilirdi.

    Kalemine ve Yüreğine sağlık Üstadım.

    YanıtlaSil
  9. Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  10. Yanılıyor olabilirim ama gördüğüm kadarıyla Tayyip Erdoğan'ı çok fazla hafife alıyorsunuz.Yıllar önce bulunduğu makamı(başbakanlık) kaldırabilecek kapasitede olmadığını söylediniz.Gezi olayları sırasında kısa zamanda devrileceğini söylediniz.Ve şu sıralar da devlet içindeki kimliği belirsiz kişilerin kontrolünde olduğunu söylüyorsunuz.Bilemiyorum, belki de doğrudur.Ama bu adamla ilgili geçmiş yanılgılarınızı da dikkate alarak tekrar düşünmenizde fayda var.Bu adam farklı, hiçbir şeyden korkmuyor.En büyük riskleri almaktan çekinmiyor.Sizin de dediğiniz gibi o sıfırlamalı ses kayıtlarının ortaya çıkmasına hiç kimse dayanamazdı.Ama Erdoğan çıktı meydan okudu.İnanılır gibi değil.Nixon'ı bilemem ama bu adam "yumuşak iniş" konusunda anlaşıp efendice çekip gidecek bir karakter değil. Gökhan

    YanıtlaSil
  11. Recep Altinkaya5 Haziran 2018 04:34

    Çıraklık dönemi eserleri: Fetöyle elele Ergenekon ve Balyoz yargılamalarını devreye sokmak, Van minit olayıyla Arapları kafalamak
    Kalfalık dönemi eserleri: Gezi ve 17-25 Aralıkta paçayı kaptırmayıp bir şekilde yırtmak
    Ustalık dönemi eserleri: Tiyatro olsun veya olmasın 15 Temmuzda rolünü iyi oynamak, olağanüstü hal süreci ve Afrin harekatını uygulamak.
    Seçilirse büyük ustalık dönemi eserleri ne olur? Bir anlık hayal etmesi bile korkunç. Umarım gerçekleşemez.

    YanıtlaSil
  12. Menderes de Tahkikat Komisyonları, Vatan Cepheleri vs yaptı... Evren de çokça şey yaptı.... Apo, Türkeş yada nicesi de... Ama, Hiç kimse, RTE kadar despot olamazdı... Necip Fazıl'ın yarı-cahil talebesi... Cahil cüreti varya o cahil cüreti...

    YanıtlaSil
  13. "Occam's Razor" olarak bilinen, çok temel bir bilimsel yordam bulunuyor. Şurada anlatılmış:

    https://en.wikipedia.org/wiki/Occam%27s_razor

    Yazınızdaki önemli bir sav ve bunun karşı savı için bu yordam kullanılabilir.

    - Çözüm Süreci, Erdoğan ve Ergenekoncular arasındaki gizli anlaşmanın sonucunda bitirildi.

    - Çözüm Süreci, AK Parti oylarını düşürdüğü ve HDP oylarını artırdığı için bitirildi.

    Occam's Razor ile bu iki sava yaklaşacak olursak, 2. sav daha akla yatkın ve bilimseldir. Erdoğan ve Ergenekoncular arasındaki anlaşmaların nasıl, ne biçimde olduğu, hangi tarihten itibaren başladığı gibi pek çok karmaşık bileşene ek olarak, bunlara dair tanıklıklar, kanıtlar oldukça eksiktir. Oysa, "Çözüm Süreci"nin HDP oylarını artırıp AK Parti oylarını düşürdüğü için rafa kaldırıldığı, çeşitli görüşlerden pek çok kişi ve kurum tarafından, henüz 7 Haziran seçimleri sonrasındaki yoğun şiddet sarmalı başlamadan önce dile getirilmiştir.

    Bence, Erdoğan'ı "faşistlere esir düşmüş bir demokrasi aşığı" olarak niteleyen görüşünüzü bir kez daha gözden geçirmenizde yarar bulunuyor. Bu görüş yüzünden başka yanlış yargılara ulaşıyor gibisiniz.

    Çok üzgünüm, görüşümü kendi ad ve soyadım ile ekleyemiyorum. Umarım kaygılarımı anlarsınız.

    YanıtlaSil
  14. Eğer http://bit.ly/2Jo9JQl adresindeki güncel habere göz atabilirseniz, acaba, bu yazınızdaki öngörünüz de yine yeniden gerçekleşmeyecek mi nedir? Hem de iddialı bir şekilde ifade ettiğiniz üzere "elli senedir Türk siyasetini izleyen biri" olmanıza rağmen.

    Elli senedir bu nasıl bir izlemedir ki, bir ay kadar önce de Muharrem İnce için "%20'nin altı garanti" öngörünüzü ortaya atmıştınız. Sonrasında da, "Evet, kabul, okey, ............... çark ediyor kulunuz." diye yazmıştınız. Ancak uzun uzadıya ayrıntılandırdığınız bu çarkınız, ilk tur için "%20 altı garanti" tahmininizi de içeriyor muydu pek açık değildi. Neyse ki, bu sefer, " Yanılırsam 'bilemedin' dersiniz. Omuz silker gülerim." diye tedbir aldınız. Böylelikle, tekrardan görece flu ifadelerle çark etmeniz de hiç gerekmeyecek.

    Yukarıdaki yazınız benzerinde tahmine dayalı kurgular yaparken, kimi BAŞLANGIÇ NOKTALARInızı artık az biraz değiştirerek (1) "50 senedir Türk siyasetini izliyorum, bu bildik bir durum" demek yerine, (2) "bu yepyeni bir durum, Türkiye'yi yeniden değerlendirmek lazım" demenizin vakti, acaba, gelmiş olabilir mi ki? Yoksa, iyice klişeleşmiş aynı çıkış noktalarınızın üzerinden akıl yürütmeye devam ederek yüzeysel rasyonelleştirmelerle öykülerinizi inşa edip, şu ana kadar olduğu benzerde, sıklıkla da tut(a)mayan tahminlerde bulunmakta ısrar mı edeceksiniz?

    YanıtlaSil
  15. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil