-->

4 Haziran 2018 Pazartesi

Filmin sonu göründü mü?


25 Aralık 2013’te Tayyip Erdoğan’ın saltanatı sona ermişti. Demokrasiyi bir yana bırak, hiçbir rejimde o çapta darbe yiyen bir lider ayakta kalamaz. Oğluyla paraları sıfırlama konuşmasını dikkatle dinle. Beni o kayıtta çarpan şey hırsızlık değil (o da var elbette); yenilmiş ve yalnız kalmış bir adamın yorgun mırıltısı.
Ancak masif silahlı güç kullanarak ayakta kalabilirdi. Besbelli öyle bir gücü yoktu. Ordu sadık değildi; hiçbir zaman olmadı. Askere ve polise “ateş” emri verse, Ekim 1989’da Erich Honecker’in başına gelenle karşılaşması kaçınılmazdı.[1]
Bıraksalar düşerdi. Bırakmak işlerine gelmedi. İşlerine yarayacak bir araçtı. O aşamada düşse memleketin başına olmadık belalar açılabilirdi. Irak, Suriye, Libya örnekleri tazeydi.
Tahminimce masaya üç şart koydular. Bir, Ergenekon soruşturmalarına son verilecek ve mahkumlar salınacak. İki, Kürt açılımına son verilecek. Üç, orduda Cemaatçi yapılanmanın tasfiyesine yol verilecek. Karşılığında yumuşak iniş vadettiler.
Kabul etmek lazım ki üstüne düşen görevi hakkıyla yerine getirdi. Ergenekoncu şefler derhal serbest bırakıldı. Kürt barışı 2014 yerel seçiminin ardından rölantiye alındı, Şubat 2015’te noktalandı, Haziran 2015 seçimlerinden hemen sonra saldırıya geçip Kürt hareketinin o güne kadarki stratejik kazanımlarını yerle bir ettiler. Cemaat yapılanması Temmuz 2016’da şık bir operasyonla temizlendi. O operasyondan önceki günlerde Erdoğan’ın nerede ve kimlerin elinde olduğu elbet bir gün anlatılacaktır.
Tahminimce şimdi sıra pazarlığın öbür yanına gelmiştir. Somut bilgim yok; haftalar sonrasını tahmin etmek de çok büyük risk. Ama elli senedir Türk siyaseti izleyen biri olarak hissiyatım o yönde. Yanılırsam “bilemedin” dersiniz. Omuz silker gülerim.
Yumuşak inişin adı Nixon Formülü’dür. Richard Nixon’ı hatırlar mısınız? Pis dövüşçüydü. Watergate skandalında köşeye sıkıştıkça potu artırdı; gerekirse memleketi yakmaktan çekinmeyeceğini belli etti. Sonra kayıtsız şartsız af teklif ettiler. Ertesi gün arkasına bile bakmadan uçağa binip gitti.[2]
Bu sefer de makul ve gerçekçi tek çözüm, korkarım ki budur. Aksi halde iktidarı bırakması imkansızdır. Milyarların ve daha kim bilir nelerin hesabının senden ve ailenden ve yakınındaki herkesten sorulacağını bilsen sen olsan ne yapardın? Hayatını bir lağım kanalında bitirmek cazip bir seçenek olmasa gerek.
Bu son genel af muhabbetini şimdi bu açıdan değerlendirin derim. Dikkat buyurun, konuyu ortaya Devlet Bahçeli atmadı, ondan on gün önce Yiğit Bulut attı. Hükümet elbette “istemem, bilmem, yan cebime koy” demek zorundaydı. Çünkü, yaşayan görecek, affın muhatabı birtakım çağı geçmiş mafya babaları değil; “kader kurbanı” denilen hırsız uğursuz takımı da değil. Tayyip Erdoğan ve adamlarıdır. Elbette teklif onlardan gelmeyecek; millet kuşa bakarken onlar kaşla göz arası aradan sıyrılacaklar.
Adalet duygumuzu zedeler mi? Zedeler. Ama memlekette neyin adalet duygusu kaldı ki bunda adalet bekleyelim?
Umalım ki haksız yere esir tutulan herkes, başta Ahmet Altan, Selahattin Demirtaş, Osman Kavala ve emsalleri gibi özgürlüğü en çok hak edenler, fırsattan yararlanarak özgürlüklerine kavuşurlar. Fetöcü diye zindana atılan on binlerce şapşal fırsatçı için de iki sene eziyet yeter.
Seçimden sonraya kalır mı? Tahmin etmem. O riski alamazlar. 25 Haziranda kimin başta olacağı belli değil ki?





[1] Doğu Almanya lideri Honecker 2 ve 9 Ekimdeki gösterilerde kalabalığa ateş açılması emrini verdi. Emir yerine getirilmedi veya gönülsüzce getirildi. 17 Ekimde en yakın adamı Egon Krenz’in inisyatifiyle görevden alındı. 9 Kasımda rejim yıkıldı.
[2] Oliver Stone’un Nixon filmini görmediyseniz görün: https://720p-izle.com/izle/altyazi/nixon.html

16 yorum:

  1. Hocam sürekli "belirsiz birilerinden" bahsediyorsunuz. Bu komplocu tavrınıza anlam veremiyorum.

    Birde daha açık ve şeffaf taraftan bakalım.

    1 - Orduda Cemaatçilerin pozisyonu güçlüydü ve sayıları fazlaydı. Hulusi Akar, Abdullah Gül kanadı ile bağlıydı. Diğer komuta kademeleri ise rejim taraftarıydı, onları yanına çekmesi hiç olmadı duygusal olarak etkisiz hale getirmesi gerekiyordu. Ergenekon'dan tutuklanan insanların (çoğunun suçsuz olduğuna kaniyim) serbest bırakılması bununla alakalı. Darbe girişiminin gecesi bu komutanların durduğu pozisyonlar ve Hulusi Akar'ın ikna edilemeyince karargahta tutsak edilmesi de "Cemaatin" izlerinin belirginleştiriyor.

    Ayrıca İngiliz Parlamentosu bir rapor hazırladı, o raporu okduğunuzu düşünmüyorum.

    Fethullahçıları iliklerine kadar tanıyorum, her yüzlerini biliyorum. İTC tipi örgütlenmeyi Teokratik Lider ile harmanlamayı başarmış ve kurumsallaşmış yapı. İTC ile kafayı bozdukları için etkilenmemeleri mümkün değildi. Dünyadaki en despot diktatörlüğü onların yönetimine tercih ederim. Orwell'in 1984'ü ile Rabıtayı harmanlamayı başaran bir yönetim inşa ettiler. Korkunç bir distopya.

    2 - Erdoğan'ı hafife alıyorsunuz. Telefon konuşmalarını dikkatli dinlediğinizi düşünmüyorum. Benim gördüğüm işini ustalıkla halleden bir yöneticiydi. Hakim ve savcıların yerini değiştirdi, kendine yakın emniyet müdürlerini merkeze çekti ve dönemin adalet bakanı ile içişleri bakanı ile olayı kurtarmayı başardı.

    Daha sonra zaman gazetesinde bu süreci detaylı bir şekilde takip ettim ve cemaatin alacağı pozisyonları dikkatle izledim.

    Facebook Twitter vs. gibi tüm sosyal medya platformlarında bir AKP'li taklidi yaparak verili seçmeni celp etmeye çalıştılar.

    Sahada kapı kapı dolaşıp etkilemeye çalıştılar.

    Olmadı.

    Kendi dayandıkları taban onlara sırtını döndü ve aynı tabanı "turşu kavanozundaki turşuya" benzettiler.

    2 - İşleri rayına oturttuktan sonra asıl kritik seçim 2014 Cumhurbaşkanlığıydı ben cemaatin altında olduğunu düşündüğüm Ekmeleddin İhsanoğlu meselesi çıktı, alttan pişirip ısıtıp onu öne sürdüler çünkü bağlantıları vardı ve rahatlıkla ikna edebileceklerine emindiler.Ancak dar zamanda seçmene böyle bir adayı yedirmek imkansızdı seçmende yemedi, oylar çakıldı.

    Kürt sorunu ile alakalı ise size defalarca söyledim. 7 Haziran seçimlerinde AKP ilk ciddi krizini yaşadı. HDP barajı aşınca aritmetik değişti ve AKP tek başına iktidar olamadı. 7 Hazirandan sonra Erdoğan Kürt seçmeni kaybettiğini görünce anket üstüne anket yaptırdı ve MHP seçmenine oynayıp hala mevcut olan İslamcı Kürtleri elinde tutmayı denedi.

    Wikileaks'e girip bakarsanız yapılan anketleri görebilirsiniz.

    Anketler neticesinde strateji değişti ve bugüne kadar o strateji uygulandı.

    Ortada Ses kayıtları, siyasi süreç, seçimler ve wikileaks'e sızan belgeler Birleşik Krallık Parlamentosunun raporu olmak üzere tonla belge var ve siz tüm bunlara rağmen bambaşka yerlerde kimliği belirsiz siluetler arıyorsunuz.

    Bu korkunç bir şey.

    Sürekli bir giz bulutu ile yorum yapıyorsunuz.

    Hapishanede en son 1 Kasım seçimlerinin yapılamayacağını söylemiştiniz gayet pesimist bir tavırla.O yorumunuz boşa çıktı.

    3 - Elbette Türkiye'de tüm bu olanlardan sonra yönetim değiştirmek epey sıkıntılı. Erdoğan yapılmayacak tüm hataları yaptı. Özellikle MHP ittifakı başına bela oldu.

    Bir tek "Af" meselesi açık değil. Bahçeli'nin ani çıkışı, Alattin Çakıcı'yı ziyareti ardından Eski Mit Daire Başkanının ziyareti. İki bayram arası diyerek olaya tarih vermesi ve yarın Bakanlar kurulunda konuşulacaklardan birinin bu olması epey önemli.

    Asıl Yiğit Bulut'tan ziyade Nagehan Alçı'nın devr-i sabık yaratmayın çıkışı önemli.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. wikileaks'de bahsettiginiz anketleri goremedim. link paylasir misiniz?

      Sil
  2. Watergate deyince aklıma Hillary Clinton geldi, o soruşturmada görev alan en genç avukatmış.

    Nixon formülü Türkiye'de işlemez. Amerika'da o gün de medya iktidarın elinde değildi, Nixon aleyhinde mütemadiyen kampanya yapıyordu. Kendi partisi(aynen bugünkü Trump gibi) Nixon'ın aleyhine dönmüştü. Halbuki Türkiye'de Erdoğan, AKP'nin içindeki bütün potansiyel rakiplerini tasfiye ederek bitirdi ve komple emri altına aldı. Ayrıca sadece partisinin değil, TC'ndeki tüm kurumların içini boşalttı. 15 Temmuz darbe teşebbüsünü planlayıp önayak olanların Cemaatçi oldukları doğru da, TSK'nden atılanların(ve dahi içeri atılanların) hepsinin Cemaatçi olması esasen absürd bir iddia. Yani 50bin subaydan 20binin ve 300 generalden 150sinin Cemaatçi olması, zaten Ordunun tamamen Cemaat ordusu olması demek. Kaldı ki sadece Ordu değil, başta Yargı ve Emniyet olmak üzere, istisnasız bütün devlet bürokrasisi tasfiye edildi.

    Amerika'da Nixon istifasını vermeseydi, evvela Kongre'de(the House) impeach, hemen ardından Senato'da convict edilerek başkanlıktan düşürülecek, hatta belki daha sonra hapse de girecekti. TC'nde, hileyle aldığı 16 Nisan'dan sonra YSK'ndan Anayasa Mahkemesi'ne değin üyelerini bizzat eliyle seçtiği Erdoğan için böyle ihtimal mümkün mü?!

    YanıtlaSil
  3. bir analizimi paylaşmak istiyorum. öncelikle belirteyim ki her boku komplo teorisiyle açıklayanlardan değilim. yazdıklarım da komplo teorisiyle alakası olmayan biraz amerikan ve dünya siyasetine dair okuma yapanların net olarak görecekleri şeyler.
    amerika'da birbiriyle çekişen iki kanat net olarak görülüyor. biri finans ve medyada eskiden beri güçlü olan,amerikanın dünya üzerinde askeri gücünü daha etkin olarak kullanmasını isteyen, ortadoğu'da israil ve suudilerle yakın işbirliğiyle radikal islamcıları kontrol altına alma politikası izleyen neo-con/yahudi ittifakı ve tabii bunların yanında yer alan diğer bir takım gruplar; ikincisi ise bir zamanlar cia bin ladin masasını yönetmiş olan michael scheuer gibi daha izolasyonist politikaları savunan, kongre üyeleri üzerindeki yahudi ve suudi etkisini eleştiren(bakınız:iran nükleer antlaşması sonrası netanyahu amerikan kongresinde obama'ya posta koymuştu ve ayakta alkışlanmıştı), bir yalanla ırak savaşını başlatan(weapons of mass destruction yalanı) ve iran ile savaştan yana olan neo-conların karşısındaki america for americans diyen milliyetçi bir grup (merak edenler için michael scheuer "israel is a cancer for US policy" konuşması: https://www.youtube.com/watch?v=OHwp7uwK6bE)

    bu iki gruptan neo-con tarafı fetullah organizasyonunu destekleyen taraf olarak görülüyor (michael rubin ve graham fuller gibilerin yazdıklarına bakılabilir) bu neo-con kanadı tayyiple köprüleri bir noktada attılar. neden attılar? belki tayyip yerine ılımlı islam politikasını daha iyi uygulayacak, daha iyi kontrol edebilecekleri, uluslararası ilişkileri daha iyi bir lider koymak istediler ve fetullah çetesine eskiden beri güvensizliği olan tayyip (bakınız: milli görüş geleneği) burada önlerindeki bir engeldi.

    2013 aralıkı izleyen aylarda müthiş bir kaset/sosyal medya/iddianame taarruzuyla saldırıya geçtiler. panikleyen lider varlığını korumak için tasfiye etmeye çalıştığı (ama gittikçe tasfiye edilemeyecek kadar derin ve güçlü olduğunu kavradığı) establishment ile anlaştı.
    kemalist elitin de işine geldi bu çünkü 28 şubat ve daha önceki darbelerden dersler almışlardı. bu ülkede islama cepheden saldırı halkta büyük bir tepki doğuruyordu. bunun yerine bir takım tavizler verip (orduda başörtüsü serbestisi,etc...) dini görünümlü, çok iyi örgütlenmiş bir cemaatin bertaraf edilmesi işini dindar bir kadroyla beraber yapmak daha akıllıcaydı. türk milliyetçiliği konusunda zaten anlaşırlardı. erdoğan da MK'e daha ılımlı yaklaşmaya başladı. bu saatten sonra kürtlerin hendekleri de fetullahın askerleri de temizlenecekti.millilik-yerlilik vurgusu arttı. avrupa ve neo-conlarla ilişkiler bozuldu.rusya ile ortaklık gelişti.

    burada amerika'nın türkiye üzerinde güç kullanamamasını kendi içinde bu iki kanat arasındaki çatışmaya bağlıyorum bir miktar. izolasyonist kanat bana ne türkiye'den diyor. ne çıkarım var benim orda?
    ayrıca putin gibi rusya'yı yeniden aktif bir güç haline getiren, agresif politika izleyen biri var ki suriye'de olduğu gibi amerikan çıkarlarına karşı asker kullanmaktan çekinmeyecektir.

    ileriki günlerde ne olur hep birlikte izleyip göreceğiz.

    YanıtlaSil
  4. Abi müsadenle sana bir şeyler karalamak istiyorum.
    25 yaşındayım ve siyasetle "meraktan öte" ilgim yok. herkesin ağzında bir yalan, dönüp duruyor dünya. çeşitli "ortamlara" girmediğim ve girmek de istemediğim için açıkçası hiçbir zaman da tam anlamıyla bileceğimi de zannetmiyorum. Ama büyüdükçe ve daha çok tarih ve insan okudukça, kişinin sezgi yeteneği bence biraz güçleniyor, görüp bilmese de lafların doğruluğunu az çok sezebiliyor gibime geliyor.
    Üç kuruşluk bilgimle söylüyorum, medyada ister sağdan ister soldan pompalanan saçmalıklar bana inandırıcılığı o derece sıfır dolaylarında geliyor ki, onların yanında senin yazıların bana daha gerçekçi, konuşmaların görece daha tutarlı geliyor.
    Merak etmek iyi mi kötü mü bilmem, ama senin konulara bakış açın, naçizane söylüyorum, hakikaten bendeki bu siyaset merakının tozunu alıyor. sanki her şey daha bir netleşiyor.
    Bana(bize?) bu duyguyu yaşattığın için tekrardan sağolasın. Doğru ya da yanlış önemli değil, tutarlısın. işte bunu seviyorum.
    saygılar..

    YanıtlaSil
  5. Sayın Nişanyan, hapisteki mağdurlar için neden "şapşal fırsatçı" dediğinizi pek anlayamadım. Bu insanlar neden şapşal ve neden fırsatçı? İroniye de uygun değil... O halde...?

    YanıtlaSil
  6. Siz kaç yıl yattınız. Yattığınız süre size yetti mi?

    YanıtlaSil
  7. Sn. Sevanyan, ilginc tespitler yapıyorsunuz gerçekten.İnsallah yanılmıyorsunuzdur. Sadece bir konuya açıklık getirmenizi rica edebilir miyim?

    "Bıraksalar düşerdi. Bırakmak işlerine gelmedi." diyorsunuz ya. Orada özne kim(ler)dir? Orayı açabilir misiniz?
    Şimdiden çok teşekkürler. Umarım siz de en kısa zamanda esaretten kurtulup, Şirince'ye Ali Nesin'in yanına özgürce dönersiniz.
    Saygılar,

    YanıtlaSil
  8. Hakikatler de bu derecede ortalığa saçılmaz ki vede yazılmaz ki Canım! :)
    Biraz bekleseydik, bi 20 yıl sonra Açık oturumlar da, Belgeseller de ve Keşke Olmasalar da falan bahsedilirdi.

    Kalemine ve Yüreğine sağlık Üstadım.

    YanıtlaSil
  9. ahmet altan hakkında da bir şeyler yazmak istiyorum. çetin altan ve ahmet altan bana türk romancılığını sevdiren yazarlardır. hayatı boyunca askeri vesayetle mücadele etmiş bir yazarın darbe destekçisi olmaktan hapiste olması ve bireyin özgürlüğüne önem veren ateist bir entellektüelin gizli siyasi hesapları olan, lider kültü yaratmış ve itaate önem veren dini bir yapıya destekçilikle suçlanması nasıl bir şeydir anlamak zor. ahmet altan gibi yetenekli,vicdanlı ve cesur bir kalemin içerde olması bana hüzün veriyor. son zamanlarda erdoğan ile kavgasında olayı fazla kişiselleştirdiği doğrudur.bunda onun geri adım atmayan inatçı karakterinin payı vardı bana göre. fetullah organizasyonunun samimiyetle hoşgörüye ve demokrasiye inanmış bir yapı olduğuna inandı ve kandırıldı.ama kimler kandırılmadı ki? yüzyıllardır biz/onlar ayrımına göre şekillenmiş,kendini yenileyememiş, batıyı topyekun düşman olarak gören, yerellikten kurtulamamış,genelde hoşgörüsüz islam dünyasından çıkan hoşgörü,barış,diyalog diyen, global bakışa sahip, anti-batıcı ve antisemitik olmayan bir harekete fazlaca kredi açması anlaşılabilir bir şeydir biraz da. bu yapının herşeyi kendi cemaati yararına kullanmaya programlanmış mekanizmasını çözmek gerçekten zordu. belki de onca emek verdiği ergenekon davalarının bir anda buharlaştırılmasına olan kızgınlığı da gözlerinin önüne bir perde çekmişti.
    tamam hata yaptı diyelim lakin büyük bir yazarın yazılarından mahrum kalmamıza gönlüm razı olmuyor.herkes hata yapar sadece narsistler hiç hata yapmadıklarını iddia ederler.bu ülkede erdemli,vicdanlı ve yetenekli kaç entellektüel var ki bir tanesini bile harcama lüksümüz olsun?

    YanıtlaSil
  10. Yanılıyor olabilirim ama gördüğüm kadarıyla Tayyip Erdoğan'ı çok fazla hafife alıyorsunuz.Yıllar önce bulunduğu makamı(başbakanlık) kaldırabilecek kapasitede olmadığını söylediniz.Gezi olayları sırasında kısa zamanda devrileceğini söylediniz.Ve şu sıralar da devlet içindeki kimliği belirsiz kişilerin kontrolünde olduğunu söylüyorsunuz.Bilemiyorum, belki de doğrudur.Ama bu adamla ilgili geçmiş yanılgılarınızı da dikkate alarak tekrar düşünmenizde fayda var.Bu adam farklı, hiçbir şeyden korkmuyor.En büyük riskleri almaktan çekinmiyor.Sizin de dediğiniz gibi o sıfırlamalı ses kayıtlarının ortaya çıkmasına hiç kimse dayanamazdı.Ama Erdoğan çıktı meydan okudu.İnanılır gibi değil.Nixon'ı bilemem ama bu adam "yumuşak iniş" konusunda anlaşıp efendice çekip gidecek bir karakter değil. Gökhan

    YanıtlaSil
  11. Recep Altinkaya5 Haziran 2018 04:34

    Çıraklık dönemi eserleri: Fetöyle elele Ergenekon ve Balyoz yargılamalarını devreye sokmak, Van minit olayıyla Arapları kafalamak
    Kalfalık dönemi eserleri: Gezi ve 17-25 Aralıkta paçayı kaptırmayıp bir şekilde yırtmak
    Ustalık dönemi eserleri: Tiyatro olsun veya olmasın 15 Temmuzda rolünü iyi oynamak, olağanüstü hal süreci ve Afrin harekatını uygulamak.
    Seçilirse büyük ustalık dönemi eserleri ne olur? Bir anlık hayal etmesi bile korkunç. Umarım gerçekleşemez.

    YanıtlaSil
  12. Menderes de Tahkikat Komisyonları, Vatan Cepheleri vs yaptı... Evren de çokça şey yaptı.... Apo, Türkeş yada nicesi de... Ama, Hiç kimse, RTE kadar despot olamazdı... Necip Fazıl'ın yarı-cahil talebesi... Cahil cüreti varya o cahil cüreti...

    YanıtlaSil
  13. "Occam's Razor" olarak bilinen, çok temel bir bilimsel yordam bulunuyor. Şurada anlatılmış:

    https://en.wikipedia.org/wiki/Occam%27s_razor

    Yazınızdaki önemli bir sav ve bunun karşı savı için bu yordam kullanılabilir.

    - Çözüm Süreci, Erdoğan ve Ergenekoncular arasındaki gizli anlaşmanın sonucunda bitirildi.

    - Çözüm Süreci, AK Parti oylarını düşürdüğü ve HDP oylarını artırdığı için bitirildi.

    Occam's Razor ile bu iki sava yaklaşacak olursak, 2. sav daha akla yatkın ve bilimseldir. Erdoğan ve Ergenekoncular arasındaki anlaşmaların nasıl, ne biçimde olduğu, hangi tarihten itibaren başladığı gibi pek çok karmaşık bileşene ek olarak, bunlara dair tanıklıklar, kanıtlar oldukça eksiktir. Oysa, "Çözüm Süreci"nin HDP oylarını artırıp AK Parti oylarını düşürdüğü için rafa kaldırıldığı, çeşitli görüşlerden pek çok kişi ve kurum tarafından, henüz 7 Haziran seçimleri sonrasındaki yoğun şiddet sarmalı başlamadan önce dile getirilmiştir.

    Bence, Erdoğan'ı "faşistlere esir düşmüş bir demokrasi aşığı" olarak niteleyen görüşünüzü bir kez daha gözden geçirmenizde yarar bulunuyor. Bu görüş yüzünden başka yanlış yargılara ulaşıyor gibisiniz.

    Çok üzgünüm, görüşümü kendi ad ve soyadım ile ekleyemiyorum. Umarım kaygılarımı anlarsınız.

    YanıtlaSil
  14. Eğer http://bit.ly/2Jo9JQl adresindeki güncel habere göz atabilirseniz, acaba, bu yazınızdaki öngörünüz de yine yeniden gerçekleşmeyecek mi nedir? Hem de iddialı bir şekilde ifade ettiğiniz üzere "elli senedir Türk siyasetini izleyen biri" olmanıza rağmen.

    Elli senedir bu nasıl bir izlemedir ki, bir ay kadar önce de Muharrem İnce için "%20'nin altı garanti" öngörünüzü ortaya atmıştınız. Sonrasında da, "Evet, kabul, okey, ............... çark ediyor kulunuz." diye yazmıştınız. Ancak uzun uzadıya ayrıntılandırdığınız bu çarkınız, ilk tur için "%20 altı garanti" tahmininizi de içeriyor muydu pek açık değildi. Neyse ki, bu sefer, " Yanılırsam 'bilemedin' dersiniz. Omuz silker gülerim." diye tedbir aldınız. Böylelikle, tekrardan görece flu ifadelerle çark etmeniz de hiç gerekmeyecek.

    Yukarıdaki yazınız benzerinde tahmine dayalı kurgular yaparken, kimi BAŞLANGIÇ NOKTALARInızı artık az biraz değiştirerek (1) "50 senedir Türk siyasetini izliyorum, bu bildik bir durum" demek yerine, (2) "bu yepyeni bir durum, Türkiye'yi yeniden değerlendirmek lazım" demenizin vakti, acaba, gelmiş olabilir mi ki? Yoksa, iyice klişeleşmiş aynı çıkış noktalarınızın üzerinden akıl yürütmeye devam ederek yüzeysel rasyonelleştirmelerle öykülerinizi inşa edip, şu ana kadar olduğu benzerde, sıklıkla da tut(a)mayan tahminlerde bulunmakta ısrar mı edeceksiniz?

    YanıtlaSil
  15. Merhaba Sevan bey,yazınız bence bir kaç hatalı varsayımı temel alıyor; 1)Darbelerin ve devlet geleneğinin,gerektiğinde inisiyatif alıp vatanı kurtarmak görevi ile yetiştirilmiş bireylerin birbirlerinden bağımsız çabası olduğunu kabul etmek yerine hayali bir örgütün üyesi olarak birleştirip çete olmak ile itham etmek.
    2)Amaçlarına ulaşmak için pek çok gömlek değiştiren bu arada en çok kullandığı gömlek yüzünden ordunun gazabından korkan bir şahısı kafanızda yarattığınız bu hayali çeteye savaş açmış bir şövalye gibi görmek.
    3)Hayali örgüt tam yok edilmişken ortaya çıkan ve dönemin başbakanı ile masaya oturup şartlar ileri süren gizli güçler.
    Peki bu üç varsayım olmadan geçtiğimiz 10 yıl nasıl açıklanır?Hayali çeteler ve gizli güçler olmayan bir açıklama sunayım;
    Her genç cumhuriyette demokrasinin hızlıca kleptokrasi'ye dönüşmesini engelleyen bir kurum bulunur.Adı ister senato ister aristokrasi ister ordu olsun.(silahlı kuvvetlerin bu görevi üstlenmesi tabii ki absürt yetişmiş insan gücünün efektif kullanımı diyelim) İktidara gelen zübük bu bekçilerden hiç hoşlanmaz. Bu bekçileri tasfiye etmek için kimi bulduysa sırnaşır(cemaat,avrupa,kürtler,2. cumhuriyetçiler),destek için tutmaya hiç niyetinin olmadığı sözler verir,oyalar,kaçak güreşir hele bir şu bekçiyi alaşağı etsin de.. Zübük nihayetinde amacına ulaştı artık bekçi de yok demokrasi de sıra zübüğün hedefine ulaşırken ağız eğmek zorunda olduklarına geldi.İşte sizin karanlık güçler ile pazarlığa bağladığınız 13-18 arası dönem zincirsiz kalmış zübüğün egosunu tatminidir.

    YanıtlaSil