21 Kasım 2018 Çarşamba

Terakki ve temeddün


1908'den itibaren memlekete hakim olan kadroların neredeyse tamamı “Abdülhamit okulları” dediğimiz okulların mahsulüdür. Harbiye ile Tıbbiye ön plandadır. Onları Mülkiye izler. Hukuk Mektebi (belki talebesinin büyük bir oranı gayrimüslim olduğundan) ikinci planda kalır. Galatasaray Sultanisini bunlara ekleyelim. Darülfünun (İstanbul Üniversitesi) ancak 1901’de açıldığından henüz etkili olmaz.
İttihat ve Terakki'nin ileri gelenleri, İkinci Meşrutiyet'in beyin takımı, Milli Mücadele şefleri, onlara karşı çıkan İstanbul polemikçileri, Ankara'nın ilk dönem ideologları, hepsi o takımdandır. Mustafa Kemal ile İsmet Paşa da onlardandır. Karabekir de, Rauf Bey de onlardandır. “Hain” Ali Kemal ile Refik Halit de aynı ekiptendir.
Bunlar “modern” okullardır. Osmanlı’nın 1850-60’lardaki büyük entelektüel devriminin ürünleridir. Müfredatları baştan aşağı Fransa’dan tercümedir. Hocalarının ve yöneticilerin önemli bir bölümü Avrupa’dan ithaldir, veya bir kuşak önce Avrupa görmüş yerli gayrimüslimlerdir. Bu okullardan çıkan yeni nesil memleketin “medenileşme” ümidinin temsilcileridir. Toplumsal statülerini, kariyer beklentilerini, almış oldukları ayrıcalıklı eğitime borçludurlar. Dolayısıyla o okulları ve onların temsil ettiği “teceddüd/yenilenme” ideolojisini içselleştirirler. O okullarda öğrendiklerini Osmanlı’nın köhne bedenine aşılamayı vazife bilirler.
Medrese hala vardır; ama toplumsal işlevini çoktan tüketmiştir. Elit zümre tarafından hor görülür. Mezunlarının bakan, vali, müdür, sefir, gazete yazarı, milli şair vb. olması düşünülemez. Zaten medresenin işlevi, ta eskiden beri, yönetici değil İslam alimi yetiştirmekti. İslam hukukunun 1850’lerden sonra marjinalleşmesiyle birlikte medresenin elit üretme fonksiyonu da dumura uğradı. [Arada Said-i Kürdi gibi istisnai kişilikler çıksa da marjinallikten kurtulamadı.]
Daha enteresan olanı, Abdülhamit-öncesi elitleri yetiştirmiş olan özel hoca ve “kalem efendisi” sisteminin kırılmış olmasıdır. Sanılanın aksine, o sistemin ürünleri de (en azından 19. yy’da) çoğu zaman hayli sofistike ve kültürlü insanlardır. Fakat Abdülhamid’in uzun süren baskı rejiminde eski sistem tıkanmış, kadroları yaşlanmış, itibarı yıpranmıştır. Geriye ülke yönetiminde söz sahibi olabilecek tek sınıf olarak “asri” mekteplerin mezunları kalmıştır.
20. yy’ın ilk çeyreğinde bunların dünya görüşü ve yaşam tarzları şaşılacak kadar homojendir. Bıyıkları ve önyargıları birbirinin eşidir. Aynı gazeteleri okurlar. Aynı modaları izlerler. Belli başlı noktalarda en sağcısı ile en solcusu, en İttihatçısıyla en yeminli İttihatçı düşmanı birleşir. O noktaları şöyle özetleyelim:
1) Memleket behemehal medenileşmelidir. Medeniyet Batı'dır.
2) İslam ayak bağıdır. Fakat İslam’dan vazgeçemeyiz zira gitgide palazlanıp küstahlaşan gayrimüslim unsurlar üzerindeki egemenliğimizin yegane dayanağı İslam’dır.
3) Şanlı ecdadımızla iftihar ederiz. Çünkü bizi hor gören gayrimüslimlere karşı elimizdeki tek sermaye onların bize mirası olan Devlet’tir.
4) İslam’ı bir yere kadar sorgulayabiliriz ama Devlet’i asla. O benimdir, o benim milletimindir ancak.
Buyurun açın bakın; makalelerini, mektuplarını, hatıralarını okuyun. Enver böyledir, Talat da, Karabekir de, İsmet de, Ziya Gökalp de, “ilericilerin” idolü Abdullah Cevdet de, Tevfik Fikret de, İstanbul basınının orkestra şefi Ahmet Mithat da, Damat Ferit de, hanedanın “modern” üyesi son halife de, onun ekstra modern oğlu Ömer Faruk Efendi de, Halide Edip de, önce Cemal’in sonra Kemal’in Goebbels’i olmaya çalışan Falih Rıfkı da. Bir-iki egzantrik örnek hariç bütün askeri kumandanlar. Bütün romancılar. Bütün fikir önderleri. Hepsi.
Yani demem o ki, Mustafa Kemal değil o kuşaktan kim gelirse gelsin çizgisi aşağı yukarı belliydi. Belki kişilik farkından doğan nüanslar olurdu, ama o kadar.
İktidarını 1925-26’da pekiştirinceye dek büsbütün ilkesiz bir insan olarak şöhret bulan Mustafa Kemal’in oyun sahası da öyle zannettiğiniz kadar serbest değildi. Başarısının sırrı, akıntıyla yüzmeyi öbürlerinden daha iyi bilmesidir. Tarihteki büyük liderlerin - şimdiki de dahil - hepsinin ortak özelliğidir.

20 yorum:

  1. Maalesef Sevan Bey yanılıyorsunuz.

    Gayrimüslim unsurlar üstündeki egemenliğin dayanağı "islam değildi".

    1912'den önce "bile" türk ve müslümanlar sayısal olarak daha fazlaydı.

    Yani Anadolu'daki hiristiyan halklar türklerin egemenliği için bir tehdit değildi.

    Wilson ilkelerine bile göre Türklerin Anadolu'daki egemenliği meşruydu.

    "Tehdit" Anadolu'daki hiristiyan azınlıklardan değil batı'dan geliyordu....

    Anadolu'daki hiristiyanlar batının küstahlığının ve doymak bilmeyen azgınlığının kurbanı oldular.

    Batı onları "kullandıktan sonra" kaderlerine terkedip gitti.

    Aslında şöyle söylemek mümkün :

    Cumhuriyetin kurucu kadrosu için batı hem bir "hedef" hemde bir "tehditti".

    Peki bu boş bir tehdit miydi?

    Maalesef hayır.....

    Dünya dezegeninin neredeyse tamamını sömürgeleştiren "batı" insanlığın kalanı için "tarihte eşi benzeri daha önce görülmemiş" bir tehditti.

    Yazar nedense "Batı'nın karanlık yüzünü" hep görmezden geliyor....

    "Batı'nın karanlık yüzü" faşizmden ibaret değil.

    Naziler aslında sadece "günah keçisidir".

    Zira diğer batılı devletlerinde Nazi devletinden öyle pek fazla bir farkı yoktu....

    Mesela bana hep komik gelmiştir daha 1970'lere kadar siyahileri üniversiteye bile kabul etmeyen ırkçı ABD'nin Nazi ırkçılığına karşı savaşması.

    Nat Geo'daki ABD propagandası yapan 2. dünya savaşı belgesellerini izlerken "abi durun siz kardeşsiniz neden savaşıyorsunuz" diyesim geliyor hep.....

    "Batılı devletler" Nazileri kendilerini aklamak için kullandı....

    Üstelik Batı alabildiğine kaypaktırda.

    Gördük koskoca Avrupa "Aman Suriyeli mülteci gelmesin diye" "Erdoğan'ın önünde resmen secdeye geldi".

    Batının o insan hakları yaldızları "ilk ciddi testte" pul pul döküldü ve Batı'nın o kaypak yüzü ayan beyan ortaya çıktı.

    Yani Anadolu'daki hiristiyan azınlıklar Batı'nın "azgınlığının" vede "kaypaklığının" kurbanı oldular.

    Ha türkler farklı mıdır peki?

    Hayır türklerde batı kadar kaypaktır.

    O yüzden Sevan Bey'in kemal eleştirileri aslında "insana dair eleştirilerdir".

    Batı / doğu / ermeni / türk vs.vs. demeden insan denen yaratık "kaypak" vede "gaddardır".

    Zaten o yüzden "komünizm tecrübeleri çöktü".

    En iyisi insanı ıslah etmek için "genetik müdalelede bulunmak".

    Bizi "vahşi doğa" sadece hayatta kalma savaşı için programladı.

    O yüzden genetik kodlarımıza müdahele "elzem" vede "kaçınılmaz".

    İyi günler....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. X ulus devletinin Y ulusuna yaptığı soykırımı meşrulaştıran bir X milliyetçisi:

      "Tek soykırımcı X devleti mi? Neden Z devletinin soykırımlarını ve Z milliyetçilerini eleştirmiyorsunuz? Hem kimse durduk yerde soykırım yapmaz. Her şeyin bir nedeni vardır. Neden X devletinin böyle yapmasının nedenlerini anlamaya çalışmıyorsunuz?"

      X kişisinin çocuk tecavüzcülüğünü meşrulaştıran bir Y kişisi:

      "Tek tecavüzcü X kişisi mi? Neden Z kişisinin tecavüzlerini eleştirmiyorsunuz? Hem kimse durduk yerde tecavüz etmez. Her şeyin bir nedeni vardır. Neden X kişisinin böyle yapmasının nedenlerini anlamaya çalışmıyorsunuz?"

      (Böyle bir örnek vermek zorunda kaldığım için özür dilerim. Ancak bazı zihniyetlerin çarpıklığı başka türlü anlatılamaz. Sevan Bey'in bir ifadesiyle söylersek; "Öyle memur ağızlı yuvarlak laflar etmekten gına geldi memlekete bunca senedir. Bir laf söyledin mi cart diye söyleyeceksin ki insanlar duysun, algılasın, uyansın.")

      Sil
  2. "Memleket behemehal medenileşmelidir. Medeniyet Batı'dır."

    Bu konuda herkez aynı düşünmüyordu.

    Kabaca dört ana grup (daha fazlasıda vardı ama bahsetmeye gerek yok) vardı :

    1) Batının sadece tekniğini alalım kültürünü almayalım. ( AKP çizgisine evrildi )

    2) Batının tekniğinide kültürünüde alalım ama bunları halka dayatmayalım halk zaten zamanla kendiliğinden benimser. ( Yetmez ama Evetçilere evrildiler )

    3) Batının tekniğinide kültürünüde alalım ama halk bunları öyle kendiliğinden benimsemez zaten halkın bunları benimsemesini bekleyecek zamanımızda yok o yüzden halka bunları dayatmamız lazım. ( Kemalistlere / atatürkçülere evrildiler )

    4) Boşverelim bunları devrim yapalım. (Sosyalistler / komünistler)

    4. madde başka bir tartışma konusu o yüzden ilk 3 maddeye odaklanmayı tercih ediyorum :

    Kim haklı çıktı?

    Bana göre 3. maddeyi savunanlar haklı çıktı.

    Zira "AKP sayesinde" şunu net bir şekilde gördük :

    Halkın "batının kültürünü" ve "bu kültürün yarattığı değerleri" benimsemeye hiç niyeti yok.

    "Kemalizmin dayatmasıda olmasa" hiçbirşey olmayacakmış memlekette.......

    Tabiki birileri çıkıp toplum öyle zorla değiştirilemez diyebilir.

    Siz öyle zannedin derim bende.

    Türkler nasıl müslüman oldu?

    İyi günler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "Batı'nın kültürünü alalım, ordusunu almayalım" diyenlerdir asıl eleştirilmesi gerekenler.

      Dünyada medeniyet Batı demektir. Türkiye'de ise medeniyet TSK demektir.

      Medeniyet = Batılılaşma = Batı Bloku'na katılma = NATO üyeliği = TSK

      Sayın Nişanyan da Batılılaşmanın, dolayısıyla Batı medeniyetinin ordusu olan NATO'nun, ve dolayısıyla onun bir parçası olan TSK'nın ateşli bir taraftarıdır.

      Çünkü o, Batı medeniyetinin bir bütün olduğu ve ancak bir bütün olarak benimsenebileceği gerçeğinin çok iyi farkında olan biri olarak, "Batı'nın kültürünü alalım, ordusunu almayalım" gibi saçmalıklara asla prim vermez.

      Öte yandan, bunların dışında bir de Batı'nın "Özgürlük"ünü kısmen almak isteyenleri de unutmamalı.

      "Batı'nın türban özgürlüğünü alalım, ama cinsel özgürlüğünü ve ateizm özgürlüğünü almayalım" diyenler mesela.

      Batı'nın "Devrim"i konusunda da benzer bir tutuma sahip olan aynı kişilerin İslam Devrimi'ni almak istemeleri, fakat Sosyalist Devrim'i, Burjuva Demokratik Devrimi'ni, Toprak Devrimi'ni, Şapka Devrimi'ni, Harf Devrimi'ni, ve elbette Cinsel Devrim'i almak istememeleri gibi tıpkı.

      Fakat bunlar ayrı bir tartışma konusudur.

      Sil
    2. @ Adsız21 Kasım 2018 23:32

      100% doğru.

      Sil
    3. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
  3. bu modern okullarda eğitim gören öğrencilerin sınıfsal kökenleri hakkında ne söyleyebiliriz?

    YanıtlaSil
  4. Türkiye'de oldukça yakın zamanlara değin İslamcılar için DEVLET, nefret objesiydi. TAĞUT derlerdi. Sonra 2010larda gücü topyekûn ellerine geçirince en fazla DEVLETi takdis eden, en çok DEVLETçi kendileri oldular. Enteresan bir vakıadır.

    YanıtlaSil
  5. Ikinci mesrutiyet gec kalmis bir yenilenme hareketidir. Emperyalist ulkelerde isci sinifinin baskilari ,sovyetler birliginin kurulusu ,Turk kucuk burjuva aydinlarina "modern Tukiye" yi kurma imkanlarini Verdi. Ancak uzun surmedi.nedeni asikar ; yerli sermaye sinifini zavalli ac koylu sinifindan ve oldukca gelismis gayri muslim azinliklarin mallari talan edilerek ,yaratmaya calistilar.Yeni palazlanan gayet ciliz burjuvazi ,ilk firsatta emperyalistlerle ortak yeni cumhuriyeti emperyalistlere sattilar. Elbette Kemalizim demek fasizim demektir !

    YanıtlaSil
  6. Türklerin veya başka kavimlerin cebr-i kılıç ile müslüman olup olmadıkları hep tartışılagelmiş mevzulardan biridir. Balkan milletlerinden en ziyade Arnavutlar böyledir, Fatih'in hıncının kurbanı olup zorla müslüman yapılmışlardır. Kemalizm'in de neyi ne kadar dayattığı, bu dayatmanın arzu edilen neticeyi verip vermediği(yahut reaksiyon yaratıp yaratmadığı) halen tam anlaşılabilmiş değildir.

    YanıtlaSil
  7. " Biz cahil dedigimiz zaman, mektepte okumamis olanlari kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumus olanlardan en büyük cahiller ciktigi gibi, hic okumak bilmeyenlerden de hakikati goren gercek alimler cikabilir. "

    Mustafa Kemal Ataturk

    YanıtlaSil
  8. Sevan Bey, hem din ile hem Cumhuriyet ile küs müsünüz?
    Veya belki daha doğrusu "Yanlış Cumhuriyet" ve "Yanlış Din" ile?
    Şunun için soruyorum; Özdemir İnce'nin aktardığına göre Meral Akşener şöyle demiş:

    "29 Ekim 2018 sabahı, bir partinin genel başkanının televizyonda şöyle dediğini duydum: “Kimilerini dinle, kimilerini Cumhuriyetle bir türlü barıştıramadık!” Başta kendisi ve düz mantıklı vatandaşlarımız, kim bilir ne çok anlamlı bulmuşlardır bu anlamsız cümleyi.
    Cümle anlamsız, çünkü: Parti genel başkanı Sünni Müslüman vatandaşlarımızı işaret ediyor ama bu memlekette Hıristiyanlar, Museviler, Şiiler, Aleviler, ateistler, teistler ve daha niceleri yaşamakta. Sünni İslamcılar dışında kalan inanç sahiplerinin, bazı çok istisnalar dışında, Cumhuriyete küs olduklarını düşünmek mümkün mü?
    Cumhuriyetçi Müslümanlar, Hıristiyanlar, Museviler, Şiiler, Aleviler, ateistler, teistler neden dinleriyle, başkalarının inançlarıyla barışık olmasınlar. Demokratik ülkelerde bunun aksi düşünülemez."

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Özdemir İnce hem allamedir hem de kafayı bozmuş dangalak bir kemalist ulusalcıdır. Cumhuriyetçi Müslümanlar(!) ne demek onu ona sorsunlar. Aziz Nesin derdi ya hep, "-Türkiye'de bir müslüman Atatürk'ü seviyorsa, ya ahmaktır ya sahtekar"

      Sil
    2. İlave babında diyeyim ki, benim asil tepkim Özdemir İnce'nin ideolojisinden ziyade sert tavrınadır. Üstelik hayli Türkçü olmasına din düşmanı olduğu için o cepheyle de arası bozuktur. Yoksa böyle defoları olmasa, entelektüel birikimiyle Türkiye'de (en azından benim nazarımda) iyi bir aydın olmayı hakkedebilirdi. Örneğin Toktamış Ateş en büyük kemalist olmasına rağmen, Atatürk'ü ve kemalizmi (Kadir Mısıroğlu gibi değil) edebiyle eleştirenleri takdir ederdi. Hatta üniversitede kemalizmin yanlışlarını düzgün bir şekilde anlatan talebelerine yüksek not verirmiş.

      Dediğim gibi Özdemir İnce'yi sevmesem de hakkını teslim ederim. Mesela şuradaki(http://ozdemirince.com/ataturkculuk-ve-cumhuriyetcilik) yazısında, Türkiye'deki asıl kemalist rejimin 1950'ye doğru komple yıkılıp bittiğini, onun yerine 1950'den itibaren kemalizmin inşa edildiği ve AKP iktidarının da kemalizme bağlı olduğunu iddia etmesi, dikkate değer.

      Sil
    3. "Cumhuriyetçi Müslümanlar(!) ne demek onu ona sorsunlar."

      İnce ne der bilmem ama ben bu tanıma uyan bir örnek verebilirim şahsen.

      Kendimi bildim bileli CHP'ye oy vermesine rağmen bir Menderes hayranı olan (fakat o zamanlar oy verecek yaşta olmadığı için muhtemelen bu nedenle ona oy vermemiş olan), son zamanlardaysa bir Akşener hayranı olup "Kılıçdaroğlu'nda iş yok" diyerek ona oy vereceğini söyleyen, hem Atatürkçü hem de Müslüman olduğunu söyleyebileceğim bir büyüğüm.

      Sil
    4. @ Adsız 28 Kasım 2018 04:51

      Hem Şeriatçı hem Cumhuriyetçi hem de Menderesçi hem de belki 27 Mayısçı, iyiymiş valla! Sevan'ın Muhafazakar Anarşistliğini de geçmiş :):)

      https://www.yeniakit.com.tr/haber/aksener-kahrolsun-seriat-dedikleri-gunu-65788.html

      Sil
    5. Bu ülkede şeriat lakırdıları edenleri ve onları ciddiye alarak anti-şeriatçılık oynayanları ne kadar ciddiye almalı?

      Şeriatçı geçinen Osmanlıcı dinciler Osmanlının kaç hırsızın elini kestiğini ve kaç zinakarı recmettiğini biliyor mu acaba?

      Peki ya devşirme sisteminin şeriata ne kadar uygun olduğunu? Memluk sistemini değil, hür gayrimüslim tebaadan kul devşirilmesi demek olan Osmanlı icadı sistemi soruyoruz.

      Tabii Osmanlıdan önceki şeriat devletlerinin de uygulamış olduğu başka icatları da sorabiliriz. Mesela, insanları kafir bile olsalar hadım etmenin, dolayısıyla hadım ağalığının dinimizdeki hükmü nedir? Buradan hareketle saray ağaları ve saray bürokrasisi hakkında neler söyleyebiliriz?

      Bunlara ilaveten dinimizde tasvirin, yani resimin hükmünden yola çıkarak Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in halifesi Abdülmecid Efendi Hazretleriyle de ilgili bir iki kelam etmemiz gerekmez mi?

      Sil
  9. Sevan Bey, "Şimdiki" dediğiniz kimse herhalde Recep Tayyip Erdoğan olmalıdır. Yarın Çavuşesko gibi yıkılsa, bu iri laflarınızı geri alır mıydınız?

    YanıtlaSil
  10. Hangi cumhuriyet daha kötüdür?

    I. Ahmet Necdet'in (Sezer) ve I. Yaşar'ın (Büyükanıt) cumhuriyeti, yani I. Cumhuriyet mi?

    II. Ahmet Necdet'in (Davutoğlu + Özel) ve II. Yaşar'ın (Güler) * cumhuriyeti, yani II. Cumhuriyet, başka bir ifadeyle II. El-Cumhuriyet ** mi?

    * Kara Kuvvetleri Komutanı Güler’in kardeşi AKP’den vekil adayı çıktı
    "Yüksek Askeri Şura (YAŞ) toplantısında alınan karar gereği, Kara Kuvvetleri Komutanlığı görevine getirilen Orgeneral Yaşar Güler’in kardeşi AKP milletvekili aday adayı çıktı."
    ALTIOK'TAN TEPKİ
    "CHP İzmir Milletvekili Zeynep Altıok Akatlı ise “Kara Kuvvetleri Komutanı olan Yaşar Güler'in kardeşi AKP'den Bayburt milletvekili aday adayıydı. AKP için ‘liyakat' değil, ‘sadakat' önemli” dedi."
    http://www.sozcu.com.tr/2017/gundem/kara-kuvvetleri-komutani-gulerin-kardesi-akpden-vekil-adayi-cikti-1960837/

    ** "Bunlar arasında bu İkinci Cumhuriyet’i araya kelime oyunu da karıştırarak “2. el-cumhuriyet” olarak nitelendirenler de mevcut.[1] Bununla Arap ve İslam göndermesi yapılmakta, devletin bu yeni yapılanmasının adeta bir İslam cumhuriyeti olduğu ima edilmektedir."
    http://marksist.net/levent_toprak/ikinci_cumhuriyet_tartismalari.htm

    YanıtlaSil