4 Kasım 2018 Pazar

Oğuzların 24 boyunu nereden biliyoruz?


Oğuz boylarına ilişkin eldeki en eski yazılı kayıt, Kaşgarlı Mahmud’un 1072 dolayında yazdığı Divan-i Lugati’t-Türk’te elyazmasının 40. sayfasında verilen 22 “şube” listesidir. Kaşgari bunların 22.cisi olan Çarukluğ’ların “sayıca az” olduğunu ve “damgalarının bilinmediğini” belirtir. Nitekim bu isme diğer kaynakların hiç birinde rastlanmaz. Öbür 21 isim aşağıda anacağımız kaynaklarda tekrarlanır.[1]
İkinci kaynak Reşidüddin Hemedani’nin 1310 yılı civarında yazılmış olan büyük ansiklopedik tarih külliyatı Camiü’t-Tevarih’te verilen 24 boy listesidir.[2] Sonraki iktibasların hepsinin ilk kaynağı bu eserdir, zira Kaşgari’nin eseri daha eski olmakla birlikte 20. yüzyıla dek hemen hiç bilinmemiş ve ilim dünyasınca tanınmamıştır. Reşidüddin’in eseri ise İslami kültür tarihinin en iddialı yayın projelerinden biridir; olağanüstü kalitede minyatürlerle bezenmiş çok sayıda nüshası Arapça ve Farsça olarak üretilip İslam dünyasının dört yanına dağıtılmıştır. Ancak hemen akabinde değişen siyasi koşullar nedeniyle bunlar toplatılıp imha edilmiş olduğundan, Reşidüddin’in verileri daha çok ondan aktaran üçüncü şahısların eserleri aracılığıyla duyulmuştur.
Reşidüddin’i biraz tanıyalım. Ünlü bir Yahudi hekimin oğludur. Otuz yaşından sonra İslam dinine geçip, art arda üç İlhanlı hükümdarının kudretli başveziri olmuştur. İktidarı dönemi, Türk ve İslam tarihinin kritik bir dönüm noktasına denk gelir. 1295’te İlhanlı hükümdarı Gazan Han Moğol atalarının dinini terk ederek İslam’ı benimser. Önceki dönemde çeşitli mevkilere gelmiş olan gayrimüslimler devlet görevlerinden tasfiye edilirler. Hemen akabinde, yaklaşık 230 yıldan beri hemen hiçbir yazılı kaydı bulunmayan Türk dili, Kütahya ve Konya’dan Tebriz’e, Semerkant’a, Hive’ye ve Kahire’ye uzanan coğrafyada, çok kısa sürede hayret edilecek kadar bol ve çeşitli yazılı literatür üretmeye başlar. Siyasi ve ideolojik bir çağ dönümünü temsil eden bu olaylar sırasında Moğol devletinin başında bulunan Reşidüddin’in oynadığı rol, varsa, nedir? Cevabını bilmiyorum. Literatürü epey taradığım halde bu konuda dişe gelir bir şey söyleyene rastlamadım.
Reşidüddin tarihi Türklerin atası olan Ölcey/Olcay Han’ı, tek tanrı dinini benimseyen Oğuz Han’ın babası Kara Han’la savaşmasını, dünyayı fethetmesini, devleti üç büyük oğlu Gün, Ay, Yıldız ile üç küçük oğlu Gök, Dağ, Deniz arasında paylaştırmasını, 24 Oğuz boyunun bu altı oğuldan türeyişini anlatır. Anlatı mitolojiktir; Tevrat’ın, Şehname’nin ve Hint destanlarının (ve mesela Ermeni müverrih Horenli Movses’in) tarzını andırır. Hükümdarlar bin yıl yaşar, keramet sahibi evliyalara danışır, dillere destan şölenler tertiplerler.
Mitolojilerin altında yatan siyasi/ideolojik mesajları yorumlama becerimiz, bugün mesela yüz yıl öncesinin tarihçiliğine oranla çok gelişmiş bulunuyor. Mesela Oğuz’un tek tanrı dinini seçip bu yüzden babasıyla kavga etmesi ile, Reşidüddin’in patronu olan Gazan Han’ın İslam’ı seçmesi arasındaki ilişki nedir? Neden Moğolca bir isim olan Ölcey/Olcay Türklerin atası olarak gösterilmiştir ve bunun, Gazan Han’ın oğlu ve halefi olan Ölceytü/Olcayto ile benzerliği tesadüf müdür? Nihayet Oğuzların 24 boyu ile İsrailoğullarının 12 boyu arasındaki aritmetik paralelliğin anlamı nedir? Dönemin Fars, Arap, Rum, Ermeni, Yahudi ve hatta Kürt tarih literatürünü biraz olsun tanıyanlar, bu soruların anlamlı sorular olduğunu bilir. Ne yazık ki Reşidüddin tarihi hakkında işin bu yönüne yoğunlaşan ciddi bir akademik çalışma bulamadım.
1316’dan sonra Reşidüddin’in Ölceytü’yü öldürtmekle suçlanıp idam edildiğini, anısının lanetlendiğini, cesedinin ise İslam mezarlığından çıkarılıp Yahudi mezarlığına gömüldüğünü belirtelim.
“24 Oğuz boyu” efsanesini Türkçede tanıtan asıl kaynak, Yazıcızade Ali adıyla tanınan müellifin II. Murat döneminde (1421-1451) kaleme aldığı Tevarih-i Al-i Selçuk adlı Türkçe eseridir.[3] Eser yazmasının 3a sayfasında Yazıcızade Camiü’t-Tevarih’e ismen atıfta bulunarak Reşidüddin’in verdiği efsanevi anlatımı aynen aktarır. Konuyu Türkiye’de popüler bilince taşıyan kilit halka, kendi çağında büyük yaygınlık kazanan bu eser olmalıdır. Yazıcızade’den önceki Türkçe tarihlerde ve mesela İbni Bibi’nin Farsça Selçuklular tarihinde Oğuz boylarının adı anılmamıştır. Buna karşılık Yazıcızade’den sonraki kuşakta, Fatih Sultan Mehmet döneminde yazılan sayısız manzum ve mensur tarih anlatısında, en azından Kayı ile Kınık’ın adları rutin olarak anılır.
Konunun 1420-30’larda gündeme gelmesinin tesadüf olmadığını düşünüyorum. Ne yazık ki bu konuda sistemli bir araştırma yapmaya henüz vaktim ve iştahım olmadı. Ama Timur işgali ve Ankara yenilgisi ile büyük bir şok yaşayan Osmanlı’nın, hemen sonraki yıllarda “Oğuz-Türkmen” kökenlerini vurgulamaya başlamasında anlaşılmayacak bir yan olduğunu düşünmüyorum. Kendine – efsanevi de olsa – bir Oğuz şeceresi yakıştırması aynı ideolojik programın bir parçası olmuş olsa gerekir. Anadolu coğrafyasına tuz biber gibi serpilen Kınık’lı, Kayı’lı, Avşar’lı, Kargın’lı yer adları da tastamam aynı dönemin eseridir. Daha önce de belirttiğim gibi bu isimlerin Anadolu haritasındaki dağılımı, neredeyse bire bir olmak üzere, Osmanlı devletinin 1451 yılındaki egemenlik alanına denk gelir.
Son olarak, Oğuz boylarıyla ilgili en çok tanınan eser, 17. yy’da bugünkü Özbekistan’da Hive Hanı olan Ebülgazi Bahadır Han’ın Şecere-i Terakime adlı Farsça eseridir. Bu eser de Oğuzların 24 boyuna ilişkin bilgileri, yine isim vererek, Reşidüddin Tarihinden aktarır. 1726’da Fransızcaya ve daha sonra diğer Avrupa dillerine çevirilmiş, 1864’te Ahmet Vefik Paşa tarafından Türkçe çevirisi yayınlanmıştır. Dolayısıyla modern dillerde Oğuz boylarına ilişkin kayıtların hemen hepsi kaynak olarak bu eseri gösterirler. Oysa Ebülgazi’nin katkısı Reşidüddin’i iktibas etmekle sınırlıdır.
*
Bu isimli boylar herhangi bir tarihte gerçekten var mıydı? Mümkündür. Hatta muhtemeldir. 12 + 12 simetrisi hiç şüphesiz mitolojiktir. Ama sahada gerçekten var olan birtakım isimleri, biraz zorlamayla 24’e yuvarlamak zor bir iş olmasa gerek.
Bu boyların mahiyeti neydi? Muhtemelen dünyadaki benzerlerinin pek çoğu gibi siyasi nitelikte bir bölünmeydi. Oğuz beyleri, şu veya bu nedenle, şu veya bu tarihte birtakım şubelere ayrıldılar. Bunların uyrukları, bağımlıları, yancıları ve hatta köleleri bir müddet o şube isimleriyle anıldılar. Hatta belki o şubeler çoktan işlevini kaybettikten sonra da, eski zaman şubelerinin adını kullanarak güç ve itibar kazanmaya teşebbüs ettiler.
O boylar Türkiye’nin kolonizasyonunda bir rol oynadı mı? Sanmıyorum. 1420’lerden önce bilindiklerine, ya da siyasi organizasyonda bir rol oynadıklarına dair elimizde en ufak bir kanıt yok. Olanların tümü 1420 veya 1450 sonrasına aittir.
Peki ya Avşarlar?... Halen Türkiye’de “Avşar” kimliğini taşıyanların tümü bildiğim kadarıyla İran’da “Avşar” lakaplı Nadir Şah’ın takipçileri olup 1747’den sonra Osmanlı’ya iltica edenlerin soyudur. Aralarında Kürd’ü ve Türkmeni vardır. O tarihten önce Türkiye’de Avşarlık iddia eden kimse var mıydı? Bilmiyorum. Somut vaka bilen varsa haber versin.
Peki ama Dede Korkut?... Elimizdeki Dede Korkut destanı nüshalarında Dedenin Bayat boyundan olduğu yazılıdır. Ancak daha eski anlatılarda Korkut Ata tüm Oğuz öykülerinin ortak efsane motifi olarak görünür. Eldeki nüshaların ise muhtemelen 14. yüzyıla ait bir sözlü destanın, çok sonradan, belki 17. veya 18. yy’da uyarlanarak yazıya aktarılmış biçimi olduğunu unutmamak gerekir.



[1] 21 boy Kınık, Kayı, Bayındır, Yıva, Salur, Avşar, Beğdili, Büğdüz, Bayat, Yazır, Eymür, Karaevli, Alkaevli, İğdir, Yüregir, Dodurga, Ulayund, Düger, Beçenek, Çavuldur ve Çepni'dir. Sonraki anlatılarda bunlara Kızık, Kargın ve Yaparlı eklenir.
[2] Bkz. Faruk Sümer “Reşidüddin Oğuznamesi” http://dtcfdergisi.ankara.edu.tr/index.php/dtcf/article/view/4318 . Reşidüddin Tarihinin Oğuz efsaneleriyle ilgili bölümünün 2016’da Tufan Gündüz tarafından yapılan Türkçe çevirisi mevcuttur. Batı yayıncılığı eserin daha çok sanat yönüyle ilgilenmiş görünüyor: Stella Blair’in 1995’te yayınladığı kısmi faksimile için Amazon’da 667 sterlin fiyat buldum. Batı dillerinde çevirisinin izine rastlamadım.
[3] https://media.turuz.com/Turkologi/Tarix/2011/282-Yazichizade_Alinin_Selcuqname_Adli_Eserinin_Edisyon_Kritiqi_(Girish-Metin-Dizin)_(Abdullah_Bakir)_(Istanbul-2008).pdf 

57 yorum:

  1. Oğuzların 24 boyu tabii ki efsânevîdir, sizin de değindiğiniz gibi Yahudilerin 12 boyu gibi simgesel bir şeydir. Reşidüddin muhtemelen kendi Yahudi efsânelerinden esinlenmiş olmalı. Yahudilerin 12 boyu, Alevîlerin 12 imamı, İsâ'nın 12 havarisi vb. bunların tümü aslında 12 burçtur (constellation, takım yıldız). Göbeklitepe'de de çember şeklinde dizilmiş 12 adet dikili taş bulundu, bu 12 meselesi çok eski bir olgudur. Antik insanlar sürekli gökyüzünü gözlerlerdi, gökteki döngü ile yerdeki döngü (mevsimler vb.) arasındaki bir ilişki olduğunu sezmişlerdi, bu 12 takım yıldızın döngüsü ile yerdeki döngü üzerinde de zaman içinde türlü anlatılar geliştirdiler, zaman içinde bu anlatılardan dinler doğdu, özellikle Ortadoğu Semitik dinleri. İşte bu 12, zodyaktaki 12 hayvanla betimlenen 12 takım yıldızdır aslında. Zodyakta bir burçtan diğer bir burca geçiş de yaklaşık 2000 küsûr yıl sürer. Günümüzden 4000 küsûr yıl önce dünya "boğa" (taurus) burcunun (takım yıldızının) evindeydi, bu nedenle insanlar boğaya saygı gösterir, bunu bir kutsal simge sayarlardı, bu olgu Ortadoğu Semitik dinlerine "Boğa heykeline tapma" olarak aktarılmıştır. Daha sonra boğa evresi bitti ve "koç" evresine girildi, İbrahim'e inen koç işte o koç burcudur. Sonra koç evresi de bitip "balık" çağına girildi, İsâ işte o balık çağının simgesidir ve İsâ bildiğimiz güneştir aslında. Bugün Amerika'da falan balık simgesi içinde "Jesus" yazar, arabalara falan çıkartma (sticker) olarak yapıştırır dindarlar. Şu anda scientology akımı gibi nice newage akım da bu işin propagandasını yaparlar, "artık balık çağı da bitiyor, yeni çağın dini biziz" diyerek pazarlama yapıyorlar. Hepsi palavra tabii...

    Yani 24 Oğuz boyu, 12 Yahudi boyu vb. palavradır, bunlar efsânevî anlatılar, bu gibi şeylere bel bağlanmaz. 24 Oğuz boyunun adları bile belli bir sistematiğe göre uydurulmuş olduğu belli olan adlar, Günhan, Yıldızhan vb.

    Bu arada Ölçey adının Moğolca olduğuna katılmıyorum, Türkçe olma ihtimali yüksek. Ölçey ya da bozuluma uğramış biçimiyle Olcay (ganimet, paylaşılan şey) demektir, muhtemelen Türkçe < ölç- < ülç- < ülüş- (paylaşmak, üleşmek)'ten geliyor. En eski orijinal biçimi *ülüşge falan olsa gerek, Mongolize olmuş biçimi Olcay/Ölcey olmalı. Moğolca -tu eki de Kıpçak dillerinden alınmadır, bizdeki -lu ekidir, yani Olcaytu "Ölçeylü/Olcaylu" yani (ganimetli, ganimet sahibi) anlamına gelir. En eski Proto-Turkic biçimini kurgularsak *ülüşgelüg olur.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevan Hocam... Son paragraftaki, etimolojik çaba için iki kelam etmezsen, ayıp olur...

      Sil
    2. -tu eki Moğolca ise konu kapanmıştır, geri kalan atmasyon etimolojileri değerlendirmeye gerek yok, kelime Moğolcadır.

      Sil
    3. Sayın Sevan Nişanyan, yaptığım köken çıkarımı %100 doğru olmayabilir elbette, ancak saçma ya da atmasyon değil. Olcay Moğolca ise kökeni nedir? Türeyişi ne şekilde olmuştur? Moğolcadaki -tu eki neden Kıpçak dillerinde de aynen kullanılır ve bizdeki -lu > -lı ekiyle aynıdır?

      Nişanyan Sözlük'te dahi ölç- fiilinin kökenini üleş- ile aynı ana köke bağlamışsınız, ben yazınca neden atmasyon oluyor?

      Olcay'ın anlamları "talih 2. ganimet" olarak veriliyor çoğu yerde. Sizin de bildiğiniz gibi "kısmet, baht" gibi sözcükler genelde "pay etmek, bölüşmek" kökünden türemiştir, Arapça "kısmet" de < "qsm" (bölmek, pay etmek) kökünden gelir. Farsça "baht" da < bahş- "pay etmek, bölüşmek" kökünden türetilmiştir. Olcay'ın da aslı Ölçey olsa gerektir, bu da < ölç- < sizin de sözlüğünüzde değindiğiniz gibi < ülüş- (bölüşmek) > ül- köküne dayansa gerektir. Olcay'ın Moğolcada herhangi bir tatmin edici köken açıklaması yoktur. Moğolcadaki -tu eki de Türkçe kökenlidir, Türkçe ekler Moğolcaya girdiklerinde sadece tek biçimde kalırlar, söz gelimi bizdeki -cı, ci-, -çı, -çi gibi, değişebilen bu ek Moğolcada sabit olarak -ci olmuştur ve Türkçeden alıntıdır. Kıpçak dillerinde de yerine göre -tu, -tü, -du, -dü, -lu -lü olabilen ve bizdeki -lı, -li eşdeğeri olan bu ek de Moğolcada -tu biçiminde sabitleşmiştir. Söz gelimi Kırgızca süt > süttü (sütlü), ot > ottu (ateşli, odlu), su > sulu, taş > taştu (taşlı) gibi.

      Moğolca çasu(n) "kar" > çasutu (karlı), nara(n) "güneş" > naratu (güneşli) vb. Bu örneklerdeki ek basbayağı Türkçedir. Bu ekin öz Moğolca olanı -tay, -day ekidir, öz Moğolcaları çasuday (karlı), naraday (güneşli) olur.

      Olcaytu sözcüğü bence %100 Türkçe gibi gözüküyor. Ölçey'in muhtemel arkaik biçimi *ölçegü'dür, nasıl ki eski Türkçe "bilegü" > bugün "biley" olmuşsa, *ölçegü de basbayağı > ölçey olur, Moğolcaya alınınca da olcay'a dönüşmesi muhtemeldir. Yani Pseudo-Moğolca Olcaytu'nun muhtemel aslı Kıpçakça *Ölçeytü (talihli, ölçeyli) olsa gerektir.

      Sil
  2. Sayın bilig bétig

    Size attığım yazıları okudunuz mu?

    Okuduysanız ne düşünüyorsunuz?

    Sizce ön bulgar-türkler ilkel tundra avcıları mıydı,yoksa batı Sibiryalı agro-pastoralistler mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sayın Mem, yanıtlarımı "Çıkan Dört Bölümün Özeti" başlığı altına, sizin bağlantıları verdiğiniz iletinizin altına yazdım, bir daha buraya da aktarmayayım ki yer kaplamasın.

      Sil
    2. Yorumlarınızı gördüm.Çok teşekkürler.

      Sil
  3. Bir de Türklerin müslümanlığı seçme hikayesinden bahset be Sevancan. Kılıç zoru ile mi müslüman olmuş bizim eski atalar?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İki dinamik var. A) Kölelikten korunma, B) ekonomik ve siyasi fırsat.

      A- İslam hukukunda özgür Müslüman köle edilemez. Gayrimüslim köle edilebilir. 8. yy'da Arap diyarı Türk köleyle dolup taşmış. En garanti korunma yolu Müslüman olmak. Anadolu ve Rumeli'de de müslümanlaşmanın asıl dinamiği budur.

      B) Köle Türkler askerlik mesleğine girmiş, kısa zamanda sektörde tekelleşmiş. 9. yy ortalarından itibaren İslam ülkelerinde hakim zümre haline gelmişler. Ülkelere hakim olmak için on gram et kesmeye değer diye düşünmüş olmalılar.

      Sil
    2. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    3. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    4. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
  4. Araştırmacılar motorsiklet sürücülerinden bir örneklem gurubu oluşturup şu soruyu soruyor :

    Sizce bir trafik kazasında ölme ihtimaliniz ne?

    Verilen cevaplardaki oranların ortalamasını alıp gerçek oranla kıyaslayınca arada bir uçurum olduğunu görüyorlar.

    İnsan öleceğini bilen tek varlık.

    O yüzden diğer canlılardan farklı olarak kendini kandırmak insan için bir "ihtiyaç".

    Bütün mitlerin kökenindede insanın kendisini kandırma "ihtiyacı" yatıyor....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sayın, "Bütün mitlerin kökenindede insanın kendisini kandırma "ihtiyacı" yatıyor...." diyen adsız bey.
      Ben sizin mit hakkında bilginizin 'mit' kelimesindeki 'm' harfindeki bir noktadan daha az miktarda olduğundan yüzde yüz eminim.
      Sizin gibi kendi kendini kandıranlar çok olduğundan bir tahminde bulunacağım. Siz "modern bilim"in karanlıktan aydınlığa çıkardığı bir aydınsınız.
      Kibirinizin dayandığı aydınlıkla ilgili dalgamı geçeyim: Aydınlıkta akıl yürütmeye gerek olmaz. Karanlıkta gerçeğe akıl yürütmekle varılır. Tabii, sizin gibi artık sonsuz aydınlık içinde gözleri kamaşmışlar hariç.
      Bakalım modern bilimin sınırlarını çizmekle dünya bilim felsefesinde çığır açan Wittgenstein'in (1889-1951) yaşadığı olaya ve ünlü sözüne.
      75 sayfalık "Tractatus Logico-Philosophicus" kitabın en ünlü son sözü: "Whereof one cannot speak, thereof one must be silent." (sizin mit hakknda dediğiniz açısından tercüme: bilmediğin şeylerde sesini kes!)
      Kitap basıldığında son birkaç satfanın boş bırakılmasında ısrar eder. Sonra bir arkadaşı nedenini sorar. Wittgenstein 'okuyup bitiren içine tükürsün, çünkü asıl önemli sorular susmamız gereken sorular." der.
      Aynı Wittgenstein "dünyada en zor şey kendi kendine yalan söylemektir" der. Yani ve benim tercümemle "Ne Mutlu Kendini Kandıran Türküm Diyene!"
      Bir olası çeviri daha: "siz ıvır zıvır bolluğu hakiki hakikat, geri kalanı sahte hakikat" diyenlerdensiniz.

      Sil
    2. Yorumunuz için teşekkürler.

      Yalnız "neye" / "niye" karşı çıktınız?

      Ben onu pek anlayamadım.

      Sizin mitlerin ortaya çıkışı hakkındaki "teoriniz" nedir?

      Tabi birde şu soruyu sormam lazım :

      Herhangi birşeyden nasıl "%100" emin olabiliyorsunuz?

      Valla bu "kesinlik" doğal yada bilimsel değil / olamaz aslında bu kesinlik sizi "tanrı" yapar.

      İyi günler.

      Sil
  5. 24 boy hikaesi Oğuz Destan'nından geliyorsa Reşidüddin Hemedani'nin Yahudiliğini ve 12 Yahudi boyundan gelen "12+12 simetrisi"ni işin içine katmaya neden gerek duyulduğunu anlayamadım doğrusu.
    Bilig Betiq adlı kişinin yukarıdaki yorumunda da belirttiği gibi 12 sayısı Yahudilikten önceki inançlarda da önemli olan bir sayı. Bunun köklerini 12 sayısının 2, 3, 4, 6 gibi bir çok sayıya bölünebilen bir sayı olmasında yattığını düşünüyorum. Sonra buna bir tür kutsallık yüklenmiştir.

    YanıtlaSil
  6. Gerek Şecere i Trakime gerekse Cami üt Tevarih adlı eserlerdeki tüm bilgiler sözlü gelenekten derlenmiştir. Hele Oğuzlarla ilgili olanların tümü efsanedir. Yani bu bilgilerin doğruluğu kanıtlanmamıştır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "Sözlü aktarım, demek ki palavra" çok basit bir yaklaşım. Beginners level. Asıl ilginç kısım sonraki adımda başlar. Sözlü anlatım o devirde insanların çok önem verdiği, kutsal saydığı bir uğraş. Bizim sormamız gereken soru "neden böyle anlatmışlar". Ne demek istemişler. Neyi ANLATMAMIŞLAR? Neden öykünün a versiyonunu değil b versiyonunu tercih etmişler?

      Her sözlü anlatım (ve hatta her yazılı anlatım) BUGÜNE ilişkin bir hikaye anlatır. O yüzden sor, NEDEN 24 aşiret (14 değil, 104 değil). NEDEN Olcay? NEDEN Oğuz Kağan şu ülkeyi değil bu ülkeyi fethetti? O zaman işte derya gibi konulara açılırsın.

      Sil
  7. Hocam şu "cennet ülkeden" Yunanistan'a kaçıp kurtulmana çok sevinenlerdenim. Ama, bu ülkenin yalan dolan sözde tarihi hakkında oradan yazmağa devam ediyorsun. İnternet'ten ve Yunanistan'daki kaynaklardan yararlanıyor olmalısın. Ama Türkiye'de bulunan,internete girmemiş olan, varsa güvenilir sayılabilecek kaynaklardan çok muhtemelen yararlanamıyorsun. Bu bir sorun olmuyor mu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kütüphanemin büyük bölümü dijital olarak yanımda, bir şey lazım olduğunda gönderecek arkadaşlar da var. Unutma ki 20 yıl Allahın dağındaki bir köyde, 3,5 yıl da hapiste yaşadım.

      Sil
  8. "Anadolu coğrafyasına tuz biber gibi serpilen Kınık’lı, Kayı’lı, Avşar’lı, Kargın’lı yer adları da tastamam aynı dönemin eseridir. Daha önce de belirttiğim gibi bu isimlerin Anadolu haritasındaki dağılımı, neredeyse bire bir olmak üzere, Osmanlı devletinin 1451 yılındaki egemenlik alanına denk gelir."

    Bunu önceki yazılarınızdan birinde siz uydurdunuz. O isimlerin dağılımı Osmanlı Devleti'nin 1451 yılındaki haritasından ziyade Anadolu'daki Yörük-Türkmen nüfusun dağılımıyla örtüşüyor, zira Fırat'ın doğusu Türkmen nüfusunun çoğunu 16. asırda Azerbaycan'a kaptırdı.

    "O boylar Türkiye’nin kolonizasyonunda bir rol oynadı mı? Sanmıyorum. 1420’lerden önce bilindiklerine, ya da siyasi organizasyonda bir rol oynadıklarına dair elimizde en ufak bir kanıt yok. Olanların tümü 1420 veya 1450 sonrasına aittir."
    Tamam. Şimdi bir düşünelim. Anadolu'ya hiçbir Oğuz aşireti göç etmiyor. Yönetici sınıf Anadolu'yu masa başında (ya da bağdaş kurarak) Türkleştiriyor. Gerçi Doğu Roma ve Haçlı kronikleri, sonrasında Marco Polo Anadolu'daki Türkmenlerden bahsediyor, hatta Marco Polo Anadolu'ya "Turcomania" diyor ama olsun, onları karıştırmayalım. Devam edelim, devletleşen Osmanlı 15. asırda kayıt tutmaya başlıyor. Bu kayıtlarda Anadolu'da Yörük/Türkmen olarak bilinen göçebe aşiretler karşımıza çıkıyor, bunların Toroslarda olanları kıl çadırlarda, Anadolu bozkırında olanları topak evlerde yaşıyor. Size göre bu insanlar da Türk yönetici sınıfının etkisiyle çiftçiliği bırakıp göçebe olarak yaşamaya başlayan gayri-Türk Anadolulular.

    Niğde'de Türkmen obası, 20. asır: https://abload.de/img/222213dxb.png

    Bu insanlar neden topak evlerde yaşamaya başlamışlar acaba? Yörük ve Türkmen kimliğinden faydalanmak istemişler demişsiniz. İyi de Anadolu'da Oğuz/Türkmen yok ki? Hatırlamıyor musunuz yöneticiler Türkleştirmişti Anadolu'ya masabaşında. Bu insanlar ne bilsin Türkmen'i Yörük'ü? Bir de, Yörük/Türkmen kimliği muteber bir kimlik değil ki o devirde. Neyse, siz öyle diyorsanız öyledir.

    "Peki ya Avşarlar?... Halen Türkiye’de “Avşar” kimliğini taşıyanların tümü bildiğim kadarıyla İran’da “Avşar” lakaplı Nadir Şah’ın takipçileri olup 1747’den sonra Osmanlı’ya iltica edenlerin soyudur. Aralarında Kürd’ü ve Türkmeni vardır. O tarihten önce Türkiye’de Avşarlık iddia eden kimse var mıydı? Bilmiyorum. Somut vaka bilen varsa haber versin."

    Tabii canım. Zaten Nadir Şah Afşar'ın adındaki "Afşar" da kendisine masa başında verilen adlardan, Afşarlardan olduğu için değil yani. İran'da Nadir Şah Afşar'ı sadece Afşarlar değil; Baharlu, Karagözlü, İnallu, Şahseven ve daha nice Türk zümresi takip etti. Bunlar neden Afşar ismini almadılar?

    Bugün Tonyalı Ahriyanlar hala Şalpazarı'nda yaşayanlardan Çepni diye bahsederler. Bunu da masa başında dayatmışlardır. Ege'de, Marmara'da kendilerini Çepni olarak bilen Alevi zümreleri mevcut. Bunların Giresun'daki akrabaları Sünnileşmişler. Bu insanlar nereden öğrenmiş Çepni ismini?

    Oğuz Han'ın 6 oğlundan 24 boy türemesi tabii ki mitolojik bir vaka, fakat boyların varlığı gerçek. Kaşgarlı Mahmud bunları mabadından uydurmadı. Kaşgarlı Mahmud'un zikrettiği Oğuzların Peçenek boyu Karadeniz'in kuzeyine göç eden Peçeneklerden arda kalanların Oğuzlara katılmasıyla ortaya çıktı mesela.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Naayııır, benim atalarım Anatolyan olamazzzz, Ortaasyalıyım ben Ortaasyalı, bırakın beni bırakııın. Çöker bak devlet, yapmayın.

      Sil
    2. Sayın Köroğlu

      Türkiye'deki etnik Türklerin(kuzeydoğu Anadolu hariç),orta Asya'dan gelen oğuzlarla yerlilerin bir karışımı olduğu kanıtlanmıştır.

      Size linkler atıyorum.

      https://www.theapricity.com/forum/showthread.php?217592-East-Eurasian-admixture-in-Turks-is-HUGE-!!!-(-autosomal-DNA-charts-)

      https://www.theapricity.com/forum/showthread.php?188673-Turkish-Autosomal-DNA-West-Central-and-East-Anatolian-Turks

      https://www.theapricity.com/forum/showthread.php?190158-Turkish-Autosomal-DNA-West-Central-and-East-Anatolian-Turks

      https://turkishdna.blogspot.com/search?updated-max=2018-09-30T11:55:00-07:00&max-results=2&start=1&by-date=false&m=1

      https://www.haplogruplar.com/the-genetic-structure-of-anatolia-from-the-neolithic-to-the-oghuz-migrations/

      https://www.haplogruplar.com/turkiye-turklerinde-y-dna-haplogruplarinin-dagilimi

      Sil
    3. Elbette köklerimizde Anadoluluk olduğu da yadsınamaz bir gerçektir, ancak yalnızca Anadolulu da değiliz. Sizin kökeninizde ve etnik bileşiminize hiç Ortaasyalılık olmayabilir, ancak Türk etnisitesinden olanlarda iyi kötü var, bu da bir gerçek.

      Doğu Türkistan'da da aynen "mantı" adıyla yenen yemeğin, Tataristan'da "basturma"nın, Kırgızistan'daki "arak"ın (araki > rakı) vb. aynen Anadolu'da da olması "Anadolu'ya hiç Türk gelmedi, sadece yönetici elit Türk'tü" ile açıklanamaz. Söz gelimi Hindistan'a ve Akdeniz bölgesine nüfusca çok az Aryan gitti, buralardaki Hint-Avrupalılaşma daha çok Sevan Nişanyan'ın Anadolu için iddia ettiği gibi, daha çok yönetici elitlerin oraları dönüştürmesiyle oldu, bu nedenle Hindistan mutfağı ile İspanya mutfağı ya da Bangladeş mutfağı ile İzlanda mutfağı arasında bir tek ortak yemek dahi yoktur. Bizde ise iyi kötü 15-20 ortak yemek çıkar, çoğunun adı bile aynıdır üstelik. Bu durum, Anadolu'ya nüfusça da ciddi bir Oğuz göçü olduğunu gösterir. Haitililer Fransızca kreolü bir dil konuşurlar evet, ancak kültürleri Fransız kültürüne hiç de benzemez, ne yemekleri, ne müzikleri, ne gelenekleri, ne yaşam biçimleri...

      Tüm Latin Amerika İspanyolca konuşur evet, ancak kültür ve mutfak olarak İspanya'ya hiç benzemezler, hatta ilgileri bile yoktur. Anadolu'daki durum böyle değil, Orta Asya, Kafkasya ve Güneybatı Sibirya'daki Türk dilli halklara sadece dilce benziyor değiliz, kültürel olarak da ciddi benzerliklerimiz var, bu veriler, buranın sadece Türk yöneticilerce Türkleştirilmediğini, buraya hatırı sayılır bir Türk nüfusun da geldiğini gösterir.

      Anadolu'da oynanan çocuk oyunlarına dek Türk kültürü taşınmıştır buraya, söz gelimi "aşık atmak", "benimle aşık atamazsın" gibi tabirler "aşık" denen bir oyundan gelir, hiç kimse Kürt çocuk oyunlarıyla Norveç çocuk oyunlarından ya da Bangladeş çocuk oyunlarıyla İzlanda çocuk oyunlarından böyle bir tek ortak Hint-Avrupa oyunu bile gösteremez, çünkü yoktur. Oysa buyrunuz, Kırgızistan nere Anadolu nere, "aşık oyunu" her iki kültürde de var... Bunu da "yönetici elitler buraları Türkleştirdi" ile açıklayamayız, hiçbir yönetici elit halkın yemeğine, çalgısına, müziğine, çocuk oyununa değin müdahale ve etki edemez.

      https://www.youtube.com/watch?v=s4BU7r6SKuo

      Sil
    4. "benim atalarım Anatolyan olamazzzz"

      Eksik.

      Şöyle tamamlamalıyız:

      Benim atalarım - veya daha doğru bir ifadeyle bugünkü halkım - Anadolu-Balkanlar-Kafkaslar yerli nüfusunun, Yahudi (Sefarad, Aşkenazi vb. dahil), Süryani ve Arap kökenliler gibi Ortadoğu'nun yerli nüfusunun ve Orta Asya'dan gelen nüfusun [birinci unsurların büyük çoğunluğunu, ikinci unsurların çok küçük bir bölümünü, üçüncülerin ise bundan biraz daha fazlasını oluşturduğu] bir karışımı olamaz.

      Sil
    5. @Köroğlu

      Anadolulular da Orta Asya'dan gelen Oğuzlar da atalarımız. Ben hiçbir zaman Anadolu mirasını reddetmedim. Oğuz mirasını reddeden, yok sayan sizsiniz. Bu memlekete büyük bir Oğuz göçü olmuş, öyle ki bunlar Balkanlara dahi taşmış. Hatta Selçuklu döneminde İberya'daki Müslüman emirliklerinde "Guz" paralı askerlik yapmışlar ve "Guz" adıyla bilinmişler.

      Bak bu Ermenilerin, Rumların, Anadolu Türklerinin, Türkmenlerin, Özbeklerin, Hun ve Orta Çağ Türk örneklerinin bulunduğu otozomal DNA grafiği: https://abload.de/img/hepsit0i0b.png

      Bana burada ne gördüğünü söyleyebilir misin? Ben genetik olarak Rumlarla Orta Asyalılar arasında olan bir halk görüyorum. Orta Asya'dan göç gerçek. Anadoluluların İslamlaşması da gerçek. Bunlardan birini inkar etmeye gerek yok. Müslüman olanlar Türklerle karışmışlar. Kininiz sizi kör etmiş.

      Buraya da Orta Çağ Türk(Göktürk, Karluk, Kıpçak, Karahanlı vs.) örneklerinin bulunduğu makaleyi bırakayım: https://www.nature.com/articles/s41586-018-0094-2

      Sil
    6. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
  9. sembolik olarak isa:balık burcu, ibrahim:koç burcu ise boğa burcu: oksos/öküz/oğuz olamaz mı Oğuzlar mitinin kaynağı olarak ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Adınızın öküz anlamına geldiğini sanmıyorum.

      Sil
    2. Oğuz adının "öküz" sözcüğü ile bir ilgisi yoktur, bu yönde kimi iddialar var ancak doğru değil. Bu iddiayı bir programında Murat Bardakçı da yapmıştı, hatta aynı programda İlber Ortaylı da konuktu ve o da bu iddiaya katılıyor gibi olmuştu. O program esnasında bir izleyici ileti yollayıp Murat Brdakçı'ya "Oğuz adının ok'tan geldiğini" iddia etmişti, Murat Bardakçı ise bunun doğru olamayacağını, çünkü eski yazıda "ok"un kaf ile, Oğuz'un ise ğayın ile yazıldığını söylemişti. Bu durumda Sayın Murat Bardakçı'ya şu soruyu yöneltmek gerek, peki eski yazıda "öküz" ile "Oğuz" aynı harfle mi yazılır? Tabii ki hayır, yani aynı mantıkla "öküz" ile "Oğuz" ilişkili olamaz, zaten değildir de.

      Orkun Yazıtlarında Oğuz adı "Oguz" olarak geçer, bu yazımda kalın g yani "ag" tamgası kullanılır. Öküz sözcüğü geçmez, yazıtlarda öküz anlamında "ud" sözcüğü geçer, bu sözcük günümüzde "uy" biçimini alır ki Kafkasya'da konuşulan Türk dillerinde (Karaçayca, Balkarca, Kumukça) "uy" (öküz) sözcüğü hâlen kullanılır.

      Öküz sözcüğünün Hint-Avrupa dillerinden geldiği iddiası vardır, İngilizce "ox"un da bu kökten olduğu söylenir. Ancak benze öküz Türkçedir, zirâ Türk dillerinde bir köken açıklaması vardır, oysa Hint-Avrupacada bir açıklaması bulunmaz. Proto-Bulgaro-Turkic ana kök *ö- (yükselmek, yukarı çıkmak) fiilidir. Bu kökten > ör- (yükselmek 2. güneş vb. doğmak) fiili türemiştir, eski Türkçede bu kökten gelen nice sözcük vardır, örki (tepe), örgin (taht), örge (saray), örküç (dalga 2. tepe 3. hörgüç), Anadolu ağızlarında hâlen yaşamakta olan öre (yukarı, yukarıya doğru), örene (taş duvar), duvar örmek (duvar yükseltmek) vb.

      Aynı kökten > ök (boynuz, "yükselen şey") demektir, ikizleme ekiyle > öküri (Moğolcaya geçmiş biçimiyle öker "öküz"), r > z dönüşümüyle "öküz" (çift boynuzlu) demektir. Diyeceksiniz ki çift boynuzlu tek hayvan öküz mü, neden öküze bu ad verilmiş? Latincede de "cervus" (boynuzlu) anlamına gelir ve "geyik" demektir, boynuzları olan tek hayvan geyik değildir kuşkusuz, ancak bu ad verilmiş zamanında, Türkçedeki öküzde de böyle bir durum söz konusudur.

      Ök, aynı zamanda Bulgaro-Turkic alfabedeki bir harfin de adıdır, harfin türeyiş şekli de "dağ keçisi" motifindendir. Tıpkı A'nın Fenikece "alef" yani (sığır, öküz)'den türemesi gibi.

      Tamganın (harfin) türeyişini paint ile kabaca çizerek anlatmaya çalışayım

      https://i.hizliresim.com/dB6p3V.jpg

      Soldaki en eski mağara duvar resimlerindeki biçimleri, zaman içinde sadeleşerek tamgaya (harfe) dönüştürülmüş. Sağ üstteki standart "ök" tamgasıdır, sağ alttaki yani Latin alfabesindeki büyük B'ye benzeyen ise Yenisey yazıtlarında karşımıza çıkar.

      Avatarımdaki, Bulgaro-Turkic alfabeyle yazılmış olan "Türük" örneğinde de en sonda "ök-ük" tamgasını görebilirsiniz, son hecede "ük", ilk hecede "ök" okunur.

      Sil
  10. Oğuzluk, Romalılık vb. hepsi bahane;


    Erken tarım dönemlerinden beridir, Tarih boyunca Anadolu'nun kuzeyi (R1a1b) bozkırdan ve Avrupa dan gelme kuzeyli Beyaz ırklar tarafından,
    Güneyi ise (E - J ve T) güneyli Siyah gezgin ırklar tarafından istila edildi.

    Siyah neolitik çiftçiler çok doğurgan olmaları sebebi ile Anadolu nun her yerine yayıldı, Fakat hüküm her xaman azınlık Beyazların elinde olmuştur.

    Kurulan bütün İmparatorluklar Yunanca, Hititçe, Ermenice ve Latince ile idare edildi.Beyaz Hint-Avrupalı egemenliği 1000 li yıllara kadar iyi kötü hep var oldu.

    Doğu ve Batı Romanın ayrılışının altın da Mezhep farklılığı görünsede bu mezhepler ne hikmetse neredeyse Irksal ve Genetik bölünme gibi bir duruş sergiledi, artık hükmedilen halk kitleleri, egemen olan aynıları bile ayırmayı başarmıştı.

    Bu ayrışma neticesi Bizans tarafının çökmesi ) Balkanlar ve Anadolunun İslamlaşmasına kadar gitmiştir.

    İslamiyet; Anadolu, Balkanlar ve Kafkasyada, neredeyse kendi kendine yayıldı, Mayası tutmuştu artık, İslam Siyah kullarını ve öz çocuklarını çağırıyordu.

    Haçlı seferleri sonrası 1071 in etkili olması, Anadolunun ağırlıklı Siyah milletlerden oluşmasından kaynaklıdır. İslamiyet (istisnalar hariç) genelde J E T Haplogrupları üstüne inşa edilmiş gibidir. İslam Siyahların dinidir. Allah cc" ise Siyahların tanrısıdır.

    Bu, Balkanlar, Orta Asya ve Kafkasya daki İslamlaşmanın da, gerçek sebebini vede hızlı olma nedenini açıkça göstermektedir.

    Bakınız/ Canlı bomba kişiliği ve Haplogroup J1, Orta doğu, Kafkasya ve Kürdistan

    Hey Irk ! sen nelere kadir-imişsin! Fıtratımız, davranışımız, sen her şeyimizsin !

    Natufian torunları olan Arnavutların,kosova ve karadağlıların mal bulmuş magribi gibi kurtarıcı gördükleri İslama sarılmalarıda bunu pek bir belli eder.

    Gerçi Natufianlar; Lübnan dan, Anadolu egesine, ordan da Yunanistan ve Arnavutluğa kadar Laik ve modernizmi savunurlar fakat başkaları için değil kendileri içindir, sözde Laiklik, Natufianlar için her zaman değerlidir.

    Bugün Anadolu da yaşayan milyonların, Avrupaya karşı olan nefretinin altın da sadece Din ve Kültür den kaynaklı şeycikler bulunmaz, pek tabidir ki etkisi vardır fakat bu nefretin ve yabancılaşmanın asıl sebebi,Grisi ve ara tonu hiç olmayan Siyah ve Beyaz gibi uç bir ırk ayrımının vede soy farklılığının olmasıdır.

    Avrupada bir zamanlar Beyazlara entegre edilen Hristiyanlıkta bitince, Portekizli genç Siyahi oyuncu Ronaldo artık genetiğine yakın olan Afrikalı Müslümanlar ile takılıyor ve sempatisi var soydaşlarına.Ronaldo da haklı kendince pek tabidir ki.

    Anadolu 1071 yılına kadar antik ve modern Hindistandır vede andırır, kaderi aynıdır. 1071 de Anadolu layığını bulmuştur. ve İnsanına uygun bir dil ve dine hatta devlete kavuşmuştur.

    Anadolu iyi ki müslümanlaşmıştır. yoksa bu kalabalık Siyahi topluluk Ortodoks Bizans artıkları olarak gelişmiş Beyaz Avrupa da yer edinmeye kalkabilirlerdi.
    Tıpkı Siyahi Yunan ve Sicilyalılar gibisinden.Mafyalık,Tembellik, Rüşvet vb. car curt!

    Anadolunun Siyahileri sonsuza kadar Türk ve Müslüman olarak kalmalı.


    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "haplogrup" tabirini kullananları aşağı yukarı hadis ve ayet ve Nutuk erbabı kadar ciddiye alıyoruz korkarım.

      Sil
    2. haplogrup" tabirini kullananları aşağı yukarı hadis ve ayet ve Nutuk erbabı kadar ciddiye alıyoruz korkarım.

      Sevan Bey

      Günümüzde haplogroup tabirini kabul etmeyenlere dünya 6000 yaşında diyenlerle aynı gözle bakılıyor.

      Yorumunuz çok acı

      Sil
    3. Türkçe yazan beyaz ırkçı. Bayılıyorum bu bloga. Dünyamızın ne kadar fantastik bir yer olduğunu hatırlatıyor.

      Sil
    4. Sen Türkçe yazan beyaz ırkçısın onun için bayılıyorsun! Nişanyan Amcan ne demiş?
      "Birincisi insan tabiatı. Onca hırs, kavga, emekle bir yerlere gelmişsin; evladına bir gelecek sağlayamayacak olduktan sonra neye yarar?"
      Yani, mülkiyet olmayan toplumlardaki insanlar insan değil, birikim olmayan toplumlardaki insanlar insan değil. Senin gibi biri bile belki bilirki avcı-devşirici toplumlarda birikim de yoktu, mülkiyet de. Eğer bu ırkçılık değilse ne, Köroğlu? Sizin gibi yüksek bilgi mühendisi nasıl oldu da bu ırkçılığı görmedi? Çok basşt sen de ırkçısın ondan!

      Sil
    5. Sevan Hocam, Matematiğe "deli saçması" dediğinizi en eski ve iyi dostlarınızdan biri naklediyor.
      Bu hablogrup, mitDNA, yDNA muhabbetlerini kaale almadığınızı tekrar tekrar izhar ediyorsunuz da, oradan aklıma geldi.
      Sakın sorun sizi aşıyor olması olmasın?

      Sil
    6. @Köroğlu

      Türkçe yazan beyaz ırkçı. Bayılıyorum bu bloga. Dünyamızın ne kadar fantastik bir yer olduğunu hatırlatıyor.

      "Türkçe yazan kara cahil" desen daha doğru olur. Yazan kişinin ırk, genetik ve tarih gibi konularda korkunç derecede cehalet içinde olduğu belli.

      Sil
    7. Haplogrup aslında gerçekten de pek bir şey ifade etmez. Haplogrup sizin en eski atalarınızdan kalma bir tür markerdır, işarettir, ancak ne etnisiteniz ne de soyunuz hakkında hiçbir şey ifade etmez. Örneğin, bugün Amerika'da yaşamakta olan siyahî erkeklerin çok büyük bir kısmı haplogrup olarak R1a ve R1b çıkıyorlar, düz mantıkla beyaz olmaları beklenir ancak değiller, hepsi basbayağı siyahî. Bu durum büyük çoğunluğu Mongoloid olan Kırgızlar için de geçerli, Kırgız erkeklerinin %68'i R1a yani İskoçlarla, İrlandalılarla aynı ata genleri paylaşıyorlar ancak Kelt olduklarını kimse iddia edemez sanırım :)

      Sil
    8. Rıza Ertuğrul, matematiğe deli saçması dediğimi zannetmiyorum. Belki sıkıcı veya faydasız demiş olabilirim, o da kim bilir hangi bağlamda. Bir zamanlar matematiğim hayli iyiydi, Türkiye birinciliği filan bir şeyler gördük.

      Sil
    9. Sevan Üstadım Eski medeniyetlerin ve toplumların yDNA'ları, Muhtemel ilginizi çekebilir.Ne anlama geldiğini de böylelikle anlayabilir herkes.

      https://haplogr.blogspot.com/2018/11/y-dna-haplogroups-of-ancient_4.html

      Sil
    10. Ali Nesin'in yalancısıyım Hocam :) bkz. 100 Güzel Kelime, Önsöz
      Ortaya attığım hipoteze kendim de inanmıyorum zaten, bu arada. Hablogrup muhabbetinde sizi aşacak bir şey olduğunu düşünmüyorum. Yorumlarda sayfalarca destan dizenler kadar anlamanız çok zamanınızı almaz bence.
      Gelim görün ki, bilimsellik iddiası olan (ve bu iddianın temelleri olan) bir alanı bir açıklama yapmadan fırlatıp bir kenara atmanız dikkat çekici. Temel varsayımların mı kusurlu olduğunu düşünüyorsunuz, kurulan modellerde mi hata buluyorsunuz, modellerin gerçek dünyaya uyarlanmasında over-theorization falan mı görüyorsunuz? Nedir bu disiplini Astroloji derekesine düşüren?

      Sil
    11. Kırgız erkeklerinin %68'i R1a olma sebebi,Türkçe dilli Mongoloid kadınlar ile evlenip eş dillerini kendilerine ve soylarına ana dil edinmiş olan Hint İraniler olmasıdır. Kısacası kırgızların %68 i muhtemel İskitlerin mongoloidleşmiş soyu'dur. Melez bir milletir. Kırgızların bir kısımın Beyaz özellikleri, melezlenmelerine rağmen vardır. Kızıl saç, renkli göz ve beyaz ten mongoloid karışımla beraber görünür haldedir.

      Lakin azalmıştır mongol genetiğinin kuşaklar boyu olan baskınlığı sebebi ile ve artık çevrede ve ortamda evlenilecek tam Beyaz özellikli kadın kalmadığı içindir.

      Tabi Orta Asya'ya en son gelen milletin Türki dili konuşan N,C ve Q dna lı Türki kabileleri olduğu gerçeğini kabullenememe halleri. Orta Asya da daha kadim olan R1a R1b li Hint-Avrupalıları yok sayma ve boş hayaller kurma.

      Orta Asya da usta öğreticileri olan Hint Avrupalıları savaş ve akıl ile alt edemeyen mongoloid Türkler, onları kendi karıları ve kızları evlendirerek cinsel yoldan asimile edip ırksal özelliklerinin bozulmalarına sebebiyet vermiştir. Bir Çinliler,birde Türkler, kadın ile iş bitiren milletlerdir. Çin ve Türk sarayından gelin alınmaz mış bunu tarih öğretti.

      Not:Bu arada İskoçlar R1b dir.

      Aynı Travma Kamerun daki R1b de de aynıdır.Kafkasyalı sığır çobanlarının 10.000 yıl evvelinden Afrikaya göçü ile gitmiştir R1b. ırk evlilikleri ile sadece bir kuşakta bile biten ırksal özellikleri,aradan geçmiş 10 bin yıl artık o ortamda Beyazlığın esamesinin okunması zordur. 10.bin yıldır. siyahi kadınların doğurduklarıdır Kamerunlular sadece soy ağacı olarak kuzeyli Beyaz atalara sahip bir topluluk olarak kalacaktır Kamerunlular ve bir çok Kamerunlu milliyetçiler kendilerinin diğer Afirkalılardan ayırt ederler bu vesile ile.

      Hele! genetikten anlayanlara bakın ! biri daha konuyu bilmiyor,bir diğeri kara cahil diye hakaretler yağdırıyor düşünmeden anlamadan.Ayıp Ayıp

      Sil
  11. Hocam turklerin anadolu ve ortadoguya gelmesinde siyonistlerin katki ve etkileri ne kadardir sorusunun cevabini mi ariyoruz

    YanıtlaSil
  12. Sevan bey Divanı lugati türk eseri gerçekten Kaşgarlı tarafından mi yazılmış? Böyle bir tarihsel kişilik var mı? Bu kitaba yapılan en eski atıf hangisi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1400 yılında Suriyeli anonim yorumcu, 1422'de Mısır'da Bedreddin el-Ayni, 1650 civarında İstanbul'da Kâtip Çelebi. Dankoff-Kelly çevirisinin (1982) önsözünde çok ayrıntılı değerlendirme var, kitabın en azından 1266 nüshasının otantikliğinden şüphe etmek için bir neden yok.

      Sil
  13. Deveye boynun egri demisler nerem dogru ki demis mi? Efem! 24 boy var mi yok mu diye bir konu acmissiniz ama bence yani Konu OGUZ bey var mi yok mu? olmaliydi. Malumu aliniz olmali ki, Oguz eski Turkcede "asiretler" manasina gelirdi. Ok (og) asiret ve Uz (ur) da cogul ekidir. Oguz beyden de kasit Asiretler konfederasyonu baskani demekti ki degisik zamanlarda degisik kisiler Oguz (Okuz) yani birlesik asiretlerin beyi idi. Yani degisik samanlarda degisik Oguzlar vardi ve 24 Oguz boyu da gercek degil.

    Konyalim

    YanıtlaSil
  14. Modern Türk medeniyeti artık "Oğuzların 24 boyu" gibi feodalizm dönemi kalıntısı tartışma konularını çoktan geride bıraktığı için sanayi devrimine ve bilgi toplumuna öncülük edebilmiş, bu sayede 1961'de uzaya, 1969'da Ay'a insanlı uzay uçuşlarını gerçekleştirebilecek seviyeye ulaşabilmiştir.

    Oysa ABD toplumu hangi Avrupalı Germen aşiretlerinin soyundan geldikleri gibi tartışmaları hala bir çözüme bağlayamadığı için feodal toplumu aşamamış, modern toplumların çok gerisinde kalmıştır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Anadolu Birleşik Devletleri soyumuz nedir, Türk müyüz, Rum muyuz, Türk ona mı denir buna mı denir gibi Asyagil üretim tarzında hangi cuntanın söz sahibi olacağına yönelik afaki tartışma konularını çoktan geride bıraktığı için sanayi devrimine ve bilgi toplumuna öncülük edebilmiş, bu sayede her bireyi için özgürlük ve refah üretme kapasitesi olan bir toplum olmuştur.

      Oysa Cennet Amerika'daki Angıliye devletinin kurucusu ve sahibi Yüce Angıl Milleti, Angıliye'ye vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Angıldır gibi saçmalıkları hala bir çözüme bağlayamadığı için Asyagil üretim tarzını aşamamış, modern toplumların çok gerisinde kalarak fakirlik, baskı ve şiddet içinde yaşamaya mahkum kalmıştır. Daha hala modern toplumlarla arasındaki farkın Ay'a gitmek olduğunu sanacak kadar da olaydan uzaktır. Meselesini de Anadolu Birleşik Devletleri'ne teknolojik olarak yetişip onu yenmek sanmaktadır. Ümitsiz vakadır. Kendi haline bırakılmalıdır.

      Sil
    2. "Daha hala modern toplumlarla arasındaki farkın Ay'a gitmek olduğunu sanacak kadar da olaydan uzaktır. Meselesini de Anadolu Birleşik Devletleri'ne teknolojik olarak yetişip onu yenmek sanmaktadır."

      Haklısınız.

      İşte bu nedenle - Sn. Nişanyan'ın da YC'de örnek verdiği - "Sovyetler Birliğini kuran sosyalist halka Rus milleti adı verilir" diyenler de uzaya gidememiştir.

      Halbuki öyle demeselerdi belki Ay'a kadar gidemezlerdi ama ilk uyduyu ve astronotu Anadolu Birleşik Devletleri'nden bile önce uzaya yollayabilirler, yani bu yarışta ilk rauntları kazanabilirlerdi.

      Sil
    3. Bugünkü İngilizlerin hemen hemen tümü, atalarının Anglo-Saksonlar olduğunu söyler, bu atalar Saksonya'dan gelen balıkçılardı, hatta bugün İngilizcede angle "olta 2. balık avlama kancası" demektir Angıl ile ilişkili bir sözcüktür, yani İngilizler atalarının Saksonyalı balıkçılar olduklarında hemfikirdir. Britanya'ya göçen bu atalar, Britanya yerlileri olan Kelt kavimleriyle harmanlanmıştır, bu karışımdan bugünkü İngiliz milleti doğmuştur.

      Esprili yazınızda bu konuya değinmeyip, hepi topu 400 yıllık tarihi olan Amerika'yı örnek vermişsiniz. Bugün gidip bir İngiliz'e, "Siz aslında Angıl değilsiniz, sizin aslınız Breton, siz Keltsiniz, Britanya adasına hiç göçen olmadı bunlar palavra, kökleriniz Saksonya değil, siz Cermen de değilsiniz" deyin bakalım size ne yanıt verecek? Denemesi bedâva...

      Sil
    4. Anadolu Birleşik Devletleri'nde (Kınık-Klux-Kayı gibi Oğuz ırkçısı marjinaller hariç) kimse "Rum" adını veya onun eşanlamlılarını aşağılama amaçlı kullanmaz. Aksine, klasik Anadolu dini edebiyatının şaheserlerinden birinin yazarı olan Rumi gibi, bu adı kendileri de iftiharla benimserler.

      Halbuki Angıliye'de "Zenci tohumu", "Zenci dölü" gibi ırkçı ve ayrımcı deyimler çok yaygındır. Her ne kadar Angıllar'ın çoğu bunlara karşı olduğunu söyleyese ve "benim Zenci arkadaşlarım da var" diyerek "Zencilik"e değil, sadece ayrılıkçı-bölücü "Zencicilik"e karşı olduklarını iddia etseler de.

      Sil
  15. Sayın Köroğlu,
    İnsan tabiatınız olduğ, yani insan olduğunuz için sizi tebrik ederim. Babanızdan size kalan körlük mirasına konmuşsunuz!
    Türkler "Ne Mutlu Türküm" demekten "Ne Mutlu Medeniyim" demeye nasıl yükseldi?
    1928'de "Vatandaş Türkçe Konuş!" kampanyası başlar. Atatürk baba bir kaç ay önce, poitikacılara yakışır kaypak ve bilgiçlik dilini ciddiye almazsak, Türkçe konuşmasını bilmeyen Türk olamaz der.
    1961'den hemen sonra ilerde faşist partisini kuracak bazı subaylar çoğunluğun Arapça konuştuğu doğup büyüdüğüm şehre geldiler ve aynı "Vatandaş Türkçe Konuş!" kampanyasını yeniden diriltiler.
    Gel zaman git zaman Nişanyan adlı bir bilgiç Türk, aynı Atatürk gibi şatafatlı dille, "Birincisi insan tabiatı. Onca hırs, kavga, emekle bir yerlere gelmişsin; evladına bir gelecek sağlayamayacak olduktan sonra neye yarar?" dedi.
    Vahçiler, çıpklaklar, medeniyet öncesi avcı-devşirici toplumlarda babadan evladına bırakacak mülkiyet yoktu - medeni toplumlarda akademik ince eleyip sık dokuma hariç, anneler mal mülk biriktiremezlerdi. Hatta avcı-devşiriciler için taşınabilecek nesnelerden fazlası veya mülkiyet, ölüm demekti. Nasıl Türkçe konuşmayan Türk vatandaşı olamazsa, mal mülk toplamayan insan olamaz.
    İnsan tabiatı olmayan insan olamaz çok daha totaliter bir hüküm: medeni olmayan insan olamaz!
    Türkler de küreselleşip "Ne Mutlu Medeniyim!" naraları atmaya başlamış. "İnsan Medeni Ol!" kampanyasına katılmışlar. Milliyetçilikten Medeniyetçıliğe , Milliyetçilikten Irkçılığa hop diye zıplamışlar.
    İnsan Olmak İçin Mal Topla, İnsan olmak İçin Evlatlarına Mal Bırak!

    YanıtlaSil
  16. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  17. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  18. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  19. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil