-->

13 Aralık 2017 Çarşamba

Samos'tan görünen Türkiye

Müjgan Halis'e verdiğim röportaj. gazetekarinca.com 'da yayınlandı

1- Samos'tan nasıl görünüyor Türkiye?

Sisler içinde.

2- İzleyebildiğim kadarıyla, hem yazma telaşınız hem de turizm meşgaleleriniz sürüyor. Bir şirket kurduğunuzu okudum. Neler yapıyorsunuz orada?

Güzel bir köyde yüz küsur yıllık bir ev buldum, onun onarımına hazırlanıyorum. Çok sık misafirlerim geliyor; onları barındırmak için bir altyapı kurmak istiyorum. Zamanla belki burada birtakım akademik ya da yarı-akademik sohbet toplantıları düzenlemek mümkün olur. Türkiye’de herhangi bir kalifikasyonu olan herkes kapağı yurt dışına atma derdinde. Onların birkaçına dahi olsa güzel bir barınak ve bir sohbet ortamı sunabilsek kendimi mutlu sayacağım.

3- Hükümlüydünüz. Bir fırsatını bulup gittiniz. Sizden sonra, aralarında arkadaşlarınızın da olduğunu tahmin ettiğim epey kişi gözaltına alındı, tutuklandı. Birçok kişi sizin rotanızı takip etmek istediğini açıklıkla beyan ediyor, yani memleketten gitmeyi. Tarih bilginize güvenerek sormak istiyorum: Türkiyeliler, Avrupa banliyölerini dolduran sömürge ülkelerinin halklarına mı benzemeye başladı?

Şu aşamada daha çok Türklerin nitelikli kesimi göçüyor. O açıdan, sözünü ettiğiniz banliyö halkından farklı bir durum var şimdilik. Fakat Türkiye bugünkü rotasında devam eder ve bu rotanın kaçınılmaz akıbetiyle karşılaşırsa göçün çapı da niteliği de değişecektir. O zaman Suriyeli göçü, Afgan göçü çocuk oyuncağı gibi kalacak diye korkuyor herkes.

Siz bir ülkede adaleti kişisel kaprislerin ve mahiyeti belirsiz çete savaşlarının oyuncağı haline getirirseniz, konsensus arayışını terk edip ülkeyi terör ve tehditle hizaya getirme sevdasına düşerseniz, her gün televizyonlardan topluma nefret saçarsanız, sonuçta o ülke yönetilemez hale gelir. İki kere iki dört gibi bir şey bu. Yönetilemeyen ülkelere ne olduğunu Irak’ta, Suriye’de, Libya’da, Sudan’da, Yemen’de, Afganistan’da gördük. Türkiye’de görmeyiz demek aşırı iyimserlik olur.

4- Siz Türkiye solundan önemli bir ayrımla, memleketteki esas meselenin Erdoğan iktidarı değil, TC'nin kanserleşmiş yapısı olduğunu söylüyorsunuz. Bu tezinizi nasıl ayrıntılandırıyorsunuz?

TC devleti öteden beri kamu yönetimini ilgilendiren her ciddi sorunu vahşetle, zorbalıkla, yalanla ve tehditle bastırmayı gelenek edinmiş bir devlettir. Devleti temsil eden bürokratik yapı bundan başka dil bilmez. Kürt meselesindeki performansını görüyorsunuz. Geçmişte mesela gayrimüslim unsurlara ya da sol muhalefete tepkisi de farklı değil.

O yapı büyüdükçe büyüdü, toplumda kendinden başka hiçbir şeyi yaşatmayacak bir güce ulaştı. Ekonomik ve kültürel açıdan ülkeyi boğdu. İdeolojik dokunulmazlık kazandı. Cumhuriyetin kurucusu o yapının bir tür ikonu ya da kutsal simgesidir. O ikonu arkana aldığın zaman “devlet” adına her türlü puştluğu yapmakta, her türlü yalanı söylemekte mazursun.

2000’i izleyen yıllarda o yapı kısa bir an için sarsılır gibi oldu. Hepimiz ümitlendik. Sonra Erdoğan ve yoldaşlarını yuttu. Kendi bünyesi içinde eritti. Olay bundan ibaret.

5- Bir başka düşünceniz, yaşadığımız Türkiye'nin bu hale gelmesinin miladı olarak 2010 referandumunu görmeniz. Hatta ‘Erdoğan’ın ölüm uçuşu’ diyorsunuz. Ne değişti o referandumla?

Değişimi tetikleyen neydi emin değilim. Belki Erdoğan’ın müttefikleriyle arasının bozulmasıydı, ya da kendi iktidarına ve kişisel geleceğine ilişkin duyduğu kaygılardı. Fakat 2010 Eylülünü izleyen aylarda Erdoğan’ın söyleminde radikal bir değişiklik gözlendi. Erdoğan’ın geleneksel Türk devlet üslubuna ve söylemine teslim oluş süreci o günlerde başladı. 

“Ölüm uçuşu” dedim çünkü attığı her adımla biraz daha yalnızlaşıyor, kazandığı her başarıyla felakete biraz daha yaklaşıyor.

6- Yeni Türkiye diyenler ile eski Türkiye aklının bu kadar çabucak yan yana gelmesinde, iktidarın 'yenilik' kastından samimiyeti artık daha çok sorgulanır oldu. Aslında pek de samimi olmadıkları yani. Siz ne dersiniz?

Belki baştan beri gerçek bir değişime niyeti yoktu diyorsunuz. Ya da belki donanımı yetersizdi. Ya da kadrosu beş para etmez kasaba politikacılarından ve üçkâğıtçı çakallardan ibaretti. Olabilir. Mümkündür. Belki de iyimserlik bize iyi geldiğinden inanmak istedik.

Öte yandan siyasetçinin “samimiyeti” çok da önemli bir kriter değil bence. Siyasetçi, verili şartlarda en iyi oyun neyse onu oynayan veya oynamaya çalışan bir aktördür. 2002 ile 2010 arasında, Kürt meselesi, Kıbrıs meselesi, AB ilişkileri, yargı reformu, yerel yönetim reformu, askeri hegemonyanın bertaraf edilmesi gibi bir dizi hayati konuda bir açılım iradesi ortaya kondu mu? Kondu. Bazı ciddi veya ciddimsi adımlar atıldı. Yeterli sonuç alınamadıysa da bir beklenti ve bunun sonucu olan bir toplumsal dinamik yaratıldı. Şimdi bunların hepsi çöpe atıldıysa, bundan, samimi değillerdi, ya da niyet yoktu, ya da takiye yaptılar sonucuna atlamak şart değil, bir faydası da yok. Niyeti değil yapılanları tartışmak daha anlamlı.

Kaldı ki, tersi çıkarım da mantıken pekala mümkün. Ben mesela İslamcı olsam, öncekinin değil esas şimdiki durumun takiye olduğu kanısına da pekala varabilirdim. 

7- Şimdi manzara şu: Eskiden onurlu yalnızlık diye tabir edilen şey, içeride ve dışarıda somut bir yalnızlık oldu. ABD, Avrupa Birliği ile ilişkiler çerçevesinde baktığımızda, nasıl okuyorsunuz Türkiye'nin hamlelerini? Artık bir Avrupa Birliği ülkesinde yaşadığınızı anımsayarak yanıtlarsanız sevinirim.

Diplomaside onurlu yalnızlık diye bir şey bilmiyorum. Onurlu olan, saygı ve dostluk ile çevrelenmektir. Devletler masasında sözünü dinletebilmektir, vebalı muamelesi görmek değil. Türkiye’nin şu anki hali bu açıdan içler acısı görünüyor. Blöf ve şantajla, ve muhtemelen birtakım yasadışı işlerle saygınlık satın alabileceğini sanan bir külhanbeyi görüntüsü çiziyor Türkiye. Sanırım 1912 veya 1876’dan bu yana hiç bu kadar yalnızlaşmamış ve aşağılanmamıştı.

8- Yazılarınızı okuduğumda, esas mücadele edilmesi gerekenin Kemalizm olduğunu hatta sizin tabirinizle 'Kemalist hegemonya' olduğunu söylüyorsunuz. Ve siyasal İslam'ın buna bir tepki olarak doğup, büyüdüğünü savunuyorsunuz. Şimdi her şeyin tekçiliğe indirgendiği bir iktidarda hâlâ aynı fikirde misiniz? Buna tek millet de dâhil, dikkatinizi çekerim.

Biraz daha nüanslı bir şey söylemiştim sanırım. Türkiye’de medeniyeti ve özgürlükleri savunan insanların, Kemal Atatürk simgesinden kurtulmadıkça etkili olamayacaklarını, marjinallikten kurtulamayacaklarını söylemiştim. 1994’te Yanlış Cumhuriyet’i yazarken bunu söyledim, 2008’de Taraf’ta yazarken bunu söyledim, hala da bu görüşümü değiştirmek için bir sebep görmüyorum. 1930’ların bir diktatörü yirmi birinci yüzyılda çağdaşlığın ve özgürlüklerin bayrağı olamaz. Absürt bir düşüncedir. TC devletinin en zalim ve ahmak yüzüyle özdeşleşmiş bir simge, ülkenin bugün ihtiyacı olan taze nefesi sağlayamaz. Hatta o taze nefesin önünde büyük bir engeldir.

Siyasal İslam’ın kaynakları hakkında çeşitli şeyler söylenebilir. Ancak makul ve samimi olduğundan şüphe duymadığım pek çok genç insanın, Devlet ve Atatürk söylemine duydukları tepkiden ötürü o tarafa meylettiklerini bir olgu olarak biliyorum. O tarafta olan herkesin vahşi bir canavar olduğunu düşünmek hoşunuza gidiyorsa yapacak bir şey yok. Ama onları insan olarak görebiliyorsanız ve neden size o denli yanlış gelen bir çizgiye savrulduklarını merak ediyorsanız, belki önce kendi çizginizi sorgulamakla başlamanız faydalı olur.

9- Geçtiğimiz günlerde sorularımızı yanıtlayan Psikiyatr Cemal Dindar, insanların yıkım korkusu yaşadığından bahsetmişti, ölüm değil. Siz de Enver Paşa, Köprülüler, Üçüncü Napolyon örnekleriyle ülkelerini yıkan adamları hatırlatıyorsunuz. Durum onların fillerine bu kadar benziyor mu sahiden?

Son derece. Hatta Saddam Hüseyin’i, Kaddafi’yi, Nasır’ı da burada zikretmek doğru olur. Mussolini’yi de unutmayalım.

10- Suriye savaşı, bütün bölge ülkeleri arasında en çok Türkiye'nin tabiri caizse alaka gösterdiği bir gelişmeydi. Şimdi ise eskiden ağız dolu küfürle anılan Rusya'ya dönüp dönüp bakıyoruz, adeta büyük ağabey gibi. Bu kadar kısa sürede dış politika hattının değişip durması, size neleri düşündürüyor?

İşin iç yüzünü tam bilemediğimiz sürece her düşündüğümüzü ihtiyat payıyla düşünmek gerekir. Türkiye Amerikan ittifakından ve AB’den uzağa savrulunca, can havliyle Rusya’ya yaklaşma gayretine girdi. Bu politikanın akılcı temelleri var mıdır ve varsa nedir, tam anlamıyla bilmek henüz mümkün değil. Rusya Batı ittifakının alternatifi olabilir mi? Yoksa tek hedefi, eski Çarlık politikası gibi, potansiyel düşman olarak gördüğü güney komşusunu yalıtıp zayıflatmak mıdır? Zaman gösterecek.  

11- Malumunuz siz hapishanedeyken, birkaç seçim, bir referandum, çokça da katliam yaşadık. Şimdi önümüze 2019 diye bir takvim konuldu. Yeni bir 1923 ile mi karşı karşıyayız? Tabii o 1923’ün bir 1915’i olduğunu unutmadan soruyorum bu soruyu.

2019’da önemli bir değişiklik olacağını düşünmüyorum. Bu iktidar barışçıl yollardan değişmez. Kendi bünyesinde bir atılım yapabilecek takati kaldığına da inanmıyorum. Debelenmeye devam edecek, televizyonda her Allah'ın günü birilerine küfredecek, belki tam anlamıyla çıkmaza girdiğini hissederse Suriye’de veya başka bir yerde ufak bir savaş çıkarıp dikkatleri başka yere çekmeyi deneyecek.

12- Son sorum aslında başlarda sorduğum sorunun tekrarı olmasa da, çağrışımı olacak. Belki de bir sürü insanın kendi kendine sorduğu ve yanıtını bulamadığı bir sorunun yanıtını istiyorum sizden. Daha fazla hapis kalmamak için memleketi terk eden biri olarak, kalanlara ne diyorsunuz?

Akıl ve vicdandan nasibi olanlar için Türkiye dayanılmaz bir yer oldu. O tımarhaneden uzaklaştığım günden beri kendimi iyi hissediyorum. Türkiye haberleri izlemiyorum. Köşe yazarı da okumuyorum. Medeni ve güler yüzlü insanların arasında olmak bana iyi geliyor. Bazı toplumların mantıkla ve iyi niyetle de yürüyebileceğine olan inancım geri geldi.

Başkasının deneyimi ne olur bilemem. Sonuçta yabancı bir yerde, diline hakim olmadığın bir ülkede sıfırdan hayat kurmak kolay değil. Dünyanın hiçbir yerinde ekonomik koşullar çok parlak görünmüyor. Ben burada kalır, mücadelenin sertleşeceği günü beklerim diyenlere de saygım sonsuz.

20 yorum:

  1. Bence gene yanlışı yanlış yerde arıyorsun hocam. Türkiye'nin problemi ne Kemalizm ,ne Erdoğanizm, ne de (senin tabirinle)TC devletinin kanserleşmiş yapısıdır. Türkiye'nin asıl problemi halkının cahil, yani düşük eğitimli oluşudur. Sadece 12%'si üniversite mezunu, çalışma çağında 50 milyon nüfusu olup 26 milyon çalışanı olan bir halktan bahsediyoruz. Bu eğitimsiz tembeller ordusundan beklentinizi fazla tutuyorsunuz. Ali Babacan, Türkiye'nin genel ortalama eğitim seviyesine göre fert başına GSMH'sı yüksek bir ülke olduğunu 2014'te Davos'ta demişti. Türkiye Avrupa'nın kıyısında eski NATO müttefiki olmasa, elindeki insan malzemesiyle sosyo-ekonomik gelişmişliği ancak İran ayarında bir memleket olabilirdi.

    YanıtlaSil
  2. Şu Mehmed Akif 'in hatırasını da ilave etneden olmaz:

    "...Umumi Harpte Viyana’da idim; bir gece Viyana kiliselerinin çanları çalmaya başladı; otelin penceresinden baktım; caddede her elde bir mum, herkes haykırıyordu. Kendi kendime: Müttefikimiz Viyanalılar galiba cephede bir muzafferiyet kazandılar dedim. Sokağa fırladım. Bir dükkancıya:

    -Bir zafer haberi mi var! dedim.

    Adam:

    -Zafer de söz mü? dedi. İngilizler Müslümanlardan Kudüs’ü aldılar: İngiliz ordusu Allenby’nin kumandasında Kudüs’e girdi. Mukaddes şehir aydan kurtuldu, haça kavuştu..."


    Tamamı burada → http://fehmikoru.com/viyanada-olani-kuduse-kaydirmak-ne-bicim-hafiza/

    YanıtlaSil
  3. Robertdaşınız Perihan Mağden Tayyip'te keskin kırılma noktası olarak annesinin ölümünü tespit etmişti zamanında. Ekim 2011 imiş Google Amca'dan ayaküstü anladıım kadariyle.

    YanıtlaSil
  4. Evrenin büyük efendisine her gece ve gündüz yalvararak,madde madde dualarımı sıralarım ve ederim !

    1
    Türkiye denen bu zalim çomar düzeninin kendi kendini yok etmesini nasip eyle.
    2
    Onları Kabe nin Baş putundan başka hiç bir Tanrıya ve İlaha secde ettirme.
    3
    Şeriattan başka Hukukları, Kuran dan başka kitapları olmasın.
    4
    Onları en Irkçı ve en Mezhepçiler'den eyle.
    5
    Batıya olan düşmanlıklarını artır.
    6
    Kadınlarını burkalı, Erkeklerini cüppeli dolaştır.
    7
    Cami ve Külliyeden başka haneleri olmasın.
    8
    Tanrım sen Daciklere Kahr ve Buğz eyle.
    9
    Hak ettiklerini onlara bereketlendirerek bolca ver.

    _______________________________________________________
    Dualarım kabul görmeye başladı bile,Teşekkürler Evrenin Efendisi yüce Rab...

    YanıtlaSil
  5. Problem, ne Kemalizm, ne Erdoğanizm, ne de TC devletinin kanserleşmiş yapısıdır, problem Türklerin genel eğitim seviyesinin düşük olması. Ali Babacan Davos 2014'te Türkiye'nin global istatistikler baz alındığında halkının genel eğitim seviyesi ortalamasının üzerinde fert başına GSMHye sahip olduğunu söylemişti. 12%'si üniversite mezunu bir halktan bahsediyoruz. Çalışma çağında 50 milyon nüfusu olup, 26 milyon çalışanı olan bir halktan bahsediyoruz. Bu eğitimsiz tembeller ordusundan beklentinizi fazla tutuyorsunuz. Türkiye coğrafyasının kayırması olmasa, elindeki insan malzemesiyle sosyo-ekonomik kalkınması İran'dan daha öteye gidemezdi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

      Sil
    2. 27 mayıs darbesini destekleyenler herhalde o zamanki köylü yığınları değildi.sscb'de eğitim seviyesi de bildiğim kadarıyla hayli yüksekti ama zorba bir devlet olmadığını herhalde kimse iddia edemez.halen stalin ortalama rus için önemli bir tarihi şahsiyet olarak algılanır.fethullah'ın peşinden sorgusuz sualsiz giden adamların çoğu da üniversiteli masterlı filan adamlardı.

      tembelliğe gelince yunanistan daha tembel bir ülkedir türkiye'den. ve besim tibuk'un dediği gibi türk insanı daha müteşebbis ruhludur (ülkedeki genel business-friendly olmayan ortama ve devletin kaynakları emmesine rağmen) yalnız yunanistan 2 önemli avantajıyla türkiye'yi sollamıştır.
      1)avrupa'nın kıyısında olsa da yine de avrupa kıtasındadır ve o kültüre aittir.antik yunan'ın filozoflarına pek rastlanmasa da günümüz yunanistan'ında, yine de avrupa kültür ve medeniyetine beşiklik etmiş bir yerdir. o sebeple hem türkiye'den daha avrupalı hemde avrupa'nın esas oğlanları tarafından kaderine terkedilemeyecek bir ülkedir.yani coğrafi ve tarihinden gelen avantajları vardır.ortadoğu gibi sorunlu bir coğrafyaya komşu değildir.
      2)nüfusu azdır. türkiye gibi kıt kaynaklarla büyük bir nüfusa iş bulmak, onu eğitmek gibi bir derdi yoktur.

      eğitim seviyesi,kentlileşme ve orta sınıfların güçlenmesi,toplumdaki çeşitlenme tabii ki önemlidir ve türkiye'yi çoksesliliğe yavaş ta olsa götürmektedir. yalnız esas sorunu eğitim olarak tespit etmek mümkün değildir.
      rusya veya iran veyahut türkiye'de herkesi üniversite mezunu yapsan da bu ülkeleri otoriter-devletçi yapıdan kurtarabilir misin?

      Sil
    3. laedri'den beklenmeyecek çapsızlıkta bir yorum.. tanrı kaderi yazarken hokka mı tutuyordun.. aynı mantıkla coğrafyanın türkleri mahvettiğini, şöyle alplerde veya Kafkas dağlarında olsalar en kahraman, süper, bilge insanlar olacaklarını iddia etmek de mümkün, bu coğrafyanın eğitim politikalarının nereden dayatıldığını biliyor muyuz, diğer Akdeniz ülkeleri güllük gülistanlık mı, elbette tarih diye yalanlar bulamacında debelenen çocuksu, korku ve öfke dolu insanlardan bir şey beklemek zor.. ancak laedri'nin müktesebatında biri bu yorumu yapıyorsa, bizim mitolojik türkler iyi bile dayanıyor..

      Sil
    4. Yunanistandan daha caliskan ve dinamik olduğumuz doğru. Eksi yonlerimiz' butun islam alemindeki gibi ahlaki cokuntu icinde olmamız. Biat kültürü. Ve kurnazligi zeka zannetmemiz.

      Sil
    5. Laedri nin yorumu yerin de olmuş.Bunca eğitimsiz ve aydınlanma çağından bile geçmemiş bir toplumun bu haline de şükretmesi gerektiğidir.

      Yunanlı ve İtalyanları hafife almak gülünçtür Özellikle İspanya ve İtalya ile kendini kıyaslamaya çalışan komik Türkçükler mevcut.
      Sözde batılı olmaya çalışan ve akrandaşları İran (Pers İmparatorluğu) ve Pakistan gibi ülkere soğuk mesafeler koyan Muhammed Kemal Ataturk ve laik kadrosu bu kıyası hep yaptılar olmak istedikleri Avrupa ülkelerine karşı.

      Gelelim günümüze,Almanlar evet çalışkan bir toplum hırslı bir toplum, İtalyan ve Fransız Aydınlanmasından (Rönesans) çok şey öğrendiler, hatta Tarihte Alman Aydınlanması diye bir dönem bile oldu.Fakat Almanlar koca bir balondur. Tarih ve medeniyet sahnesine geç çıkmaları onları daha bir gayretli yaptı Öyleki bir kaç derebeyini yanlarına alıp Alman hanedanlığının adını Kutsal Roma Germen İmparatorluğu bile koydular.Fransız Aydınlanmacı yazar Voltaire bu sözde İmparatorluğa gülmüştür ve yermesini haklı olarak yapmıştır.

      Orman diyarının cüceleri olan Barbar Almanlar.Hep bir kıskançlık halleri hep bir hırs ve sonunda başarıyı yakaladılar Amma velakin nasıl desem genel olarak çok köylü bir toplumdur, Şimdilik çalışkan ve titiz köylülerdir.

      Sil
    6. Vallahi ortaokul ve lise eğitimini Almanların elinden almış birisi olarak sadece gülünç diyebileceğim bir yorum olmuş.
      "Alman varsa insanlık adına umut vardır."
      Başka hiçbir millet/ırk için söylenemeyecek bir cümle bu...

      Sil
    7. Hiçte gülünç değil inanın bu bir gerçek,Bakın ben Almanları övdüm ama nelerini başarılı ve disiplinli oluşlarını.
      Amma Kentli olmak bambaşka bir şey, Örneğin; bir İtalyan,İspanyol ve Fransız toplumlarının yanın da köylü tavırlara sahip bir toplumdur Almanlar.

      Ha bir de lütfen Kentli ve Dağlı toplumların Psiko ve Sosyal gelişim analizlerini iyi yapınız lütfen, buda önemli bir detay,

      Diğer bir detay ise Roma gibi bir medeniyetin ve kültürünün kurucuları olan İtalyan, İspanyol, French ve Yunanlar M.ö 2500 ve daha fazlası yıldır,Kentler kuran ve Kentli Portföyüne sahip toplumlardır.Bunu inkar demeyiz.

      Not:
      Tabiki de %90 ını köylü olan Turkishler isimli toplum ile kıyas yapılıp Hans kardeşlere Gundi ve Köylü denilemez Elbetteki,Turkishlerin yanında Orman halkı olan Almanlar görgülü, kibar ve nazik insanlardır ve öylede kalacaklardır.

      Sil
    8. Benim bildiğim 16. Yy. 19.yy arasında alman universiteleri alman felsefeciler avrupada bir numaradır.

      Sil
  6. Sevan bey roportajiniz'daki yorumlariniz objektif ve tarafsız degil doğru olan tarafi da var olmayanı da var şahsi yorumdur diye düşünüyorum çünkü eliniz de veri olmadan verili toplumlar hakkinda kesin sonuçlara varamazsiniz....saygılar

    YanıtlaSil
  7. Peki son zamanlarda artık RTEnin hem Devletçi hem Kemalist oluşuna ne diyceksin, sen de mi öyle olacaksın? Tepki duydukları için İslamcıydılar madem... Varsa buna buna doğru düzgün cevabın söyle.

    YanıtlaSil
  8. Sayın Nisanyan, doğru bir sayfa değil farkındayım fakat en azından buradan da olsa paylaşmak istedim sizinle.
    Nisanyan Sözlük'te jeoloji başlığında
    "Yeryüzü bilimi" anlamında 1687-88 dolayında çeşitli Batı dillerinde revaç bulmuştur."
    denilmekte.
    İlgilenebileceğinizi düşündüğüm bir bilgiyi ,Prof.Dr.Celal Şengör'ün 17 Aralık 2017 tarihli Teketek programında paylaştığı, söylemek istedim size.
    Celal Hoca der ki, orada:
    "Jeoloji kelimesini icat eden adam Ulisse Aldrovandi'dir ve icat ettiği tarih de 10 Kasım 1603" (umarım rahatsız edici bir 10 Kasım esprisi denemezsiniz). "Aldrovandi'nin vasiyetnamesinde geçer ilk kez jeoloji sözcüğü"
    Sağlıcakla kalın...

    YanıtlaSil
  9. Adam "almanlara koca bir balondur" dedi ya 'la!?
    Bir toplumun gelişmişliğinin ölçülerinden biri de o toplumun sanat, felsefe, edebiyat, bilim ve spora katkısıdır dersek almanlar bu ölçütlerin hepsinde en önde değilse de en önlerde gelir.
    Filozoflarından mucitlerine, klasik müzik
    Bestecilerinden sporcularına bir çok alanda turk toplumu olaeak ancak hayal edebileceğimiz katkılarda bulunmuşlardır.

    Öyle oturdugumuz yerden "gısganç orman almanlari" diye sallayınca sanırsın ki bu tesbiti yapan kripton gezegeninden geldi, medeniyetimize yol gösterecek...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şener Bey, Balon dan kasıt şu olmasın, Hani Antik Yunan gibisi var mı idi şu koskoca Kainat boşluğun da hani ! nere de O Yunanlar? Hani nerede Orta çağın Arap ve Pars'ın Filozofları, misalinden, Hani Tüm İnsanlığın hatta Alman Aydınlanmasının bile temelini oluşturan diğer adı (Rönesans) olan İtalyan ve Fransız aydınlanmasının Fransızları ve İtalyanları nerede? Lütfen Söyleyiniz, peki "Hitler" nerede ve neresinde bu balonun?

      Sil
  10. ''Bazı toplumların mantıkla ve iyi niyetle de yürüyebileceğine olan inancım geri geldi.''

    Çok iyi anlıyorum bu duyguyu...

    YanıtlaSil