Thursday, August 8, 2019

"Türkçe" nedir?

1720 yılında sadrazam Damat İbrahim Paşa yeniden imar ettiği kente Nevşehir adını verdi. Adı oluşturan birimlerin her ikisi de aslen Farsçadır. Nev “yeni”, şehr “beylik, belde”.
Fakat bu ismi Farsça değil Türkçe sayıyoruz. Çünkü Osmanlı Türkçesinde “doğru” ve “anlamlı” kabul edilen bir yapıda inşa edilmiş, Türkçenin egemen olduğu bir kültürde anlamlandırılmış ve kullanılmıştır. Türkçe bilen fakat Farsça bilmeyen birine 1721 yılında “bu adın anlamı ne” diye sorulduğunda, doğal olarak yanıt verecekti.
Dil bir kurallar sistemidir. Kurallar zaman içinde değişebilir, hatta kaçınılmaz olarak değişir. Ancak verili herhangi bir anda o dili bilenler son derece karmaşık bir kurallar sistemini içselleştirirler. O kurallara uyan dil eylemlerini “doğru” ve “anlamlı”, uymayanları “yanlış”, “anlaşılmaz”, “bozuk”, “yabancı” veya “eskimiş” olarak algılarlar. Dili kullananlar muhataplarının neyi anlamlı, neyi anlamsız bulacağını çok net olarak bilirler; o anlam sistemine ayak uydurmaya özen gösterirler.
Kelimelerin  arkaik kökeni sadece dil arkeologlarını ilgilendiren bir konudur. Verili anda geçerli olan dil, bu konuya kayıtsızdır. Geçmişte bir kelime mesela Türkçe olabilir; bugünün Türkçesinin kurallar manzumesine yabancıysa Türkçe değildir. Bir kelime falan dilden devşirilmiş olabilir. Bugünün dilinde “doğru” ve “anlamlı” olarak algılanıyorsa, anlamlı cümlelerde kullanılabiliyor ve muhataplarca kabul görüyorsa Türkçedir. Bu kadar basit.
Türkçeyi sadece Türkçe kökenli sözcüklere indirgeme çabası ideolojik bir cinnetin ürünüdür. Kısmen Osmanlı devletinin çöküşünün doğurduğu ulusal travmaya bir tepki, kısmen 1930'larda Nazi Almanyasından yayılan ırkçı teorilerin bir yansımasıdır. Reel dile, yani ideolojik militanlar dahil olmak üzere Türkçe konuşan herkesin benimsediği kurallar sistemine yönelik bir güvensizliğin, hatta nefretin dışavurumudur.

Okullarda öğretilen teorik dil fikriyle reel Türkçe arasına bir bilinç yarılması sokmuş, Türkiye'de ciddi anlamda dilbilimin gelişmesini önlemiş, reel dilin anlaşılması, incelenmesi, hatta sevilmesi önünde neredeyse aşılmaz bir engel örmüştür.

3 comments:

  1. Irkcilik gericiligin baska bir versiyonu olmustur turkiyemizde maalesef. Kimi zaman yobazliga ve bagnazliga kadar varabilmistir. Dindarligin alternatifi olarak ele alinmistir. Adlinda yobazligi besleyen kimi zamanda degirmenine su tasiyan bir islevde gormustur

    ReplyDelete
  2. Kelimelerin arkaik kökeni sadece dil arkeologlarını ilgilendiren bir konudur. Verili anda geçerli olan dil, bu konuya kayıtsızdır. Geçmişte bir kelime mesela Türkçe olabilir; bugünün Türkçesinin kurallar manzumesine yabancıysa Türkçe değildir. Bir kelime falan dilden devşirilmiş olabilir. Bugünün dilinde “doğru” ve “anlamlı” olarak algılanıyorsa, anlamlı cümlelerde kullanılabiliyor ve muhataplarca kabul görüyorsa Türkçedir. Bu kadar basit.

    Evet, bu kurala göre, sizin de bahsettiğiniz gibi, Türkçede zaten kullanılan ve anlaşılan Farsça kökenli nev ve şehir kelimeleri ve onlardan türetilen Nevşehir şehir ismi Türkçedir. 1930'larda "ziraat" karşılığı türetilen tarım kelimesi ise kelime kökü olan tarımak filinin öz Türkçe kökenine rağmen Türkçe değildir, zira Türkçede geçtim tarım kelimesini, tarımak fiili bile yoktur, olsaydı bile darımak şekline dönüşmüş olmalıydı, ayrıca tarım kelimesinin sonundaki -ım eki Türkçe kurallarına aykırı bir şekilde eklenmiştir. Yeni türetilen budunbilim kelimesinde geçen yine 30'larda türetilmiş budun kelimesi de Türkçe değildir, Türkçede herhangi bir geçmişi yoktur, öz Türkçe aslı da budun değil bodundur, ayrıca Türkçede olsaydı bodun ya da budun değil boyun olması gerekirdi. 1930'larda Kırgızcadan devşirilen bilim kelimesi de Türkçe değildir, onun da Türkçede herhangi bir geçmişi yoktur ve ayrıca devşirilirken Kırgızcadaki anlamı olan "malumat" baz alınmamış ve onun yerine ses benzerliğinden yola çıkarak ilim kelimesi yerine ikame edilmiştir. Fransızca -el ekinden yine 30'larda türetilen -sel/-sal ve -el/-al ekleri ve onlar kullanılarak türetilen görsel ve ilkel gibi kelimeler de yine Türkçe değildir.

    Yeni kelimeler türetilmesine karşı değilim, ama türetilirken Türkçedeki kural, emsal ve teamüllere göre türetilmeli ve Türkçede 20 sonları ya da 30’lara kadar hiçbir geçmişi olmayan illa öz Türkçe kelime kökleri kullanarak kelime türetme pratiğinden de vazgeçilmeli.

    ReplyDelete
  3. İngiltere'de sık sık "İngilizceye mutlaka eklememiz gereken yabancı kelimeler" vb. adında kitaplar, listeler yayınlanıyor. Eh İngilizce büyümeye bu kadar meraklıyken bir milyondan fazla kelimesi olması (fauna ve flora hariç) tesadüf değil. Biz ise sadece on binlerce kelimemiz olmasına ragmen, elimizdeki güzelim kelimeleri gömmekle meşgulüz.

    ReplyDelete