Sunday, September 16, 2018

Türkçe yer adları sözlüğü


Listede Türkçe yer adlarında belli bir sıklıkla geçen ve güncel Türkçede anlamı herkes için açık olmayan sözcüklerden bir seçme verilmiştir. Birkaç çok yaygın istisna dışında yabancı dillerden alıntı olan adlara yer verilmemiştir.
Geleneksel Türkçe yer adlarının ezici çoğunluğu şu iki kategoriden birine girer: 1) yerin belirgin, kalıcı ve ayırt edici bir özelliğini belirten adlar (Karapınar, Yukarıyayla, Kızılkilise, Yanıkcuma), 2) kurucu kişi, aile, soy veya topluluğu belirten adlar (Hacısüleymanlı, Fakıoğlu, Muhacirler). Az sayıda yer adı idari statü ile ilgilidir (Derbent, Kadışehri, Ovadivanı). 
Kurucu topluluk adlarında sözlü tarih daima "aşiret, Oğuz boyu, Türkmen oymağı" gibi etnik ifadeleri tercih etse de, topluluk adlarının analizi genellikle yerleşik halkın algısını yansıtan "çapulcular, gezginler, mülteciler" gibi işlevsel tanımlamaları düşündürür.
24 efsanevi Oğuz "boyunun" adları özellikle Batı ve Orta Anadolu coğrafyasında çok yaygındır. Sözkonusu boyların gerçekten var olduğuna ve adı geçen yerlerin o boylarla ilgili olduğuna dair inandırıcı hiçbir tarihi delil yoktur. İsimlerin çoğunun Osmanlı döneminde idari kararla verilmiş olması muhtemeldir.
*
Abdal/Aptal: Gayri-Sünni bir cemaat adı.
Ağın/Ağin: Ak in, “beyaz mağara” anlamında.
Ahi/Ahı/Aha: “Birader”, belki 13.-14. yy’da Ahi cemaati önderi kişi unvanı.
Amarat: “İmaret”. Genellikle her türü hayrat ve vakıf yapı anlamında.
Argıt: “Geçit”. Arkamak/argamak fiilinden.
Atik: Geç Osmanlı bürokratik dilinde “eski”.
Aul/Avul: Türkçe “ağıl”. Kafkas dillerinde “köy” anlamında kullanılır.
Avşar/Afşar: Oğuz boyu. Bir bölümü Kürt veya Kürt kökenlidir.
Badıllı/Beğdilli/Beydilli/Bedil: Oğuz boyu. Bir bölümü Kürt veya Kürt kökenlidir.
Bahşayiş: “İhsan, ödül”. Bir üst makam tarafından karşılıksız verilmiş araziye denir.
Balâ: Geç Osmanlı bürokrasi dilinde “yüksek, yukarı”, Farsça. Bazı yer adlarında yanlış telaffuzla Ballı şeklini alır.
Balaban: “Bir tür iri doğan, iri kişi”. Çoğu örnekte muhtemelen cemaat adı.
Barak: Halep vilayeti kökenli aşiret/cemaat.
Bayat: Oğuz boyu. Muhtemelen “at zengini” anlamında.
Bayındır: Oğuz boyu.
Becene/Becenek/Peçenek: Oğuzlara katılmış bir boy.
Belen: Türkçe “dağ”.
Bolu: Yunanca pólis (“şehir”) sözcüğünden. Eski yazıda daima Boli yazılır.
Buğur: “Deve”.
Bulak: “Pınar”.
Burgaz/Bergos/Birgi: Yunanca pyrgos “kule, burç” adından.
Büget/Büvet: Türkçe bük sözcüğünden, “ırmakta su birikintisi, gölet”.
Büğdüz: Oğuz boyu.
Caber: Halep vilayeti kökenli Türkmen aşireti/cemaati.
Camuş/Camuz/Kömüş/Kömeş: “Su sığırı”. Arapçada ilk harfte c, Farsça ve Ermenicede g/k kullanılır.
Cankara/Conkara/Çongar: Aşiret/cemaat adı. Cenger maddesine bakınız.
Cebel: Arapça “dağ”.
Cedid: Geç Osmanlı bürokratik dilinde “yeni”, Arapça.
Cenger/Cingel/Çengel/Zengi/Zengan/Zengen/Zenger: Hemen her zaman Çingân/Çingen sözcüğünden bozulmuştur.
Cerit: Aşiret/cemaat adı.
Cırık/Cirik: “küçük akarsu”. Birkaç örnekte Ermenice çırik (“küçük su”) adından, fakat daha çok Türkçe çığrık “küçük akarsu”. Karş. Cırlayık/Çığrık.
Cırlayık/Çığrık: “Şakırtılı akan su”. Bkz. Gürleyik.
Cuma: “Cami, cuma namazı kılınan ibadethane” (Cumayanı, Cumalı, Eskicuma...)
Çakal/Çakallı/Çakallar: Aşiret/cemaat adı. Bir bölümünün Kürt kökenli olduğu söylenir.
Çal/Çaltı: “Seyrek çalılık, maki”
Çandır/Çandar/Çavdar/Çavundur: Oğuz boyu.
Çat/Çatak: “Kavşak, iki derenin birleştiği yer”
Çeltik/Çeltek: “Pirinç tarlası”
Çepni/Çetmi: Oğuz boyu. Aşiret adı muhtemelen “çapulcu, vurguncu” anlamındadır. Çöplü, Çaplı gibi deformasyonlar yaygındır.
Çermik/Çermük: Ermenice “ılıca”.
Çevlik: Türkçe “etrafı çevrili yer, bostan”. Ancak Bingöl kentinin yerel adı olan Colik/Cevlik Türkçe değildir.
Çıtak/Çitak: “Kavgacı, belalı” anlamında cemaat adı. Özellikle Balkan göçmeni bir zümre.
Çokran/Çokrak/Çokak/Çokratan: “Gürültüyle akan veya fışkıran su”. Çokramak fiilinden.
Çor/Şor: “Tuz birikintisi, tarıma elverişsiz toprak”.
Çöğür/Çekür: “Aşısız bitki, delice”. Muhtemelen cemaat adı.
Çörten: “Su kanalı”
Danişment/Danışman/Tanışman: “Bilgin kişi, molla” anlamında kişi unvanı.
Deliler/Deller: Genellikle “isyancılar” ya da “Abdallar” anlamında.
Denek/Dinek: “Maden ocağı”
Der/Deyr: Kürtçe ve Arapça yer adlarında “manastır”. Derik: “küçük manastır”.
Derbent/Dervent: Aslen “geçit”. Osmanlı’da karayollarını ve dağ geçitlerini koruyan küçük hisar, karakol.
Din/Diğin: Türkçe tekin/tigin “soylu kişi, hanedan mensubu”. Karadin = Kara Prens.
Divan: Birkaç köy veya mahalleden oluşan idari birim, böyle bir birimin idari merkezi.
Dodurga/Todurga/Tödürge: Oğuz boyu.
Döngel: Trabzon hurması veya Ege’de muşmula adı verilen ağaçtır. Ayrıca aşiret/cemaat adı.
Dumlu: “Dumanlı, sisli”
Eğlence: “Konak, durak”
Elemin/Elemli: Genellikle il emini (“bölge yöneticisi”) deyiminden bozmadır. Ancak Ege Bölgesinde Elemen: Rumca “zeytinlik”.
Ellez: Genellikle İlyas.
Emiralem/Miralem: “Sancak beyi”
Esb/Hesp: Farsça veya Kürtçe “at”.
Eseli/Selli: Genellikle İsa’lı.
Eşme: “Su çukuru, kuyu”. Aşiret/cemaat adı olduğu rivayet edilir.
Eymir/Eymür/İymir/İmir: Oğuz boyu.
Eyne/İne/İğne ve Ezine: “Cuma hutbesi okunan cami”. Cuma gününün Farsça adıdır.
Fakı/Fakih: “Din alimi, medreseli” anlamında unvan.
Fındık/Funduk: Çoğu yer adında Arapça “yol konağı, han”. Bitki adı olan fındık enderdir.
Geren: “Killi veya verimsiz toprak”
Geriş: “Dağ sırtı”
Gir/Gır: Kürtçe “tepe”. Girik = Tepecik.
Göden: “Su kaynağı”. Ancak Antalya Gödene kasabası antik Kotenná biçiminden bozmadır.
Gökçe/Göğce/Göce: “Yeşil” veya “güzel” anlamına gelebilir. Modern dilde tercih edilen yeşil sıfatı, eski yer adlarında hemen hiç görülmez.
Göynük/Göynücek: “Yanık yer, yangın yeri”.
Gülabi: "Kudurmuş deli", bir cemaat/aşiret adı.
Gümele: “Bağ evi”
Gürleyik/Gürlevik/Gürlek: “Şelale”
Halı/Hali: “Boş, metruk”. Yer yaygısı anlamında halı, yer adlarında görülmez.
Harmandalı/Harbendeli: “Katırcı”, muhtemelen aşiret/cemaat adı.
Havas/Havsa: “Haslar, hanedana veya üst vezirlere tahsis edilmiş kamu arazisi”.
Hobyar/Hubyar: “Can dost” anlamında, Alevi ocaklarından biri.
Horzum: “Horezm’li”, cemaat/aşiret adı.
Iğdır/İğdir: Oğuz boyu. Ancak Antalya Kumluca yöresinin adı olan İğdir, Rumca akrotír (“burun”) sözcüğünden uyarlanmış olmalıdır.
Işık/Işıklı/Işıklar: Eskiden “gezici derviş, tarikat mensubu”. Muhtemelen Arapça şeyx’ten evrilmiştir. Cumhuriyet döneminde Şeyh içeren bazı yer adları Işıklı/Işıklar olarak değiştirildi.
İregür/Üregil/Üregül/Yüregil/Yüregir: Oğuz boyu.
Kaçak: “Sığınma yeri, melce” anlamında. Ermenikaçağı = Ermeniler sığınağı.
Kantara: “Taş köprü”, Arapça.
Kargın: Oğuz boyu.
Kayı: Oğuz boyu. Sözcük anlamı “dönme” demektir.
Keçi/Kiçi: Çoğu yer adında keçi sözcüğü kiçi biçiminden evrilmiştir. “Küçük” demektir. Tersi ulu’dur. Bkz. Keçiborlu - Uluborlu, Isparta.
Kent/kend: Türkçe yer adlarında daima “köy” anlamında kullanılır. İrani bir dilden alıntı olup Kürtçe gund (“köy”) sözcüğüyle eş kökenlidir.
Kese/Kise: Kilise sözcüğünden uyarlanmıştır (Akçakese, Akkise, Kızılkese, Belkese vb.). Ses değişimi çoğu örnekte 20. yüzyıldan daha eskidir.
Kestel: Rumca kastéllos “hisar” adından.
Keşlik: Keşişlik. “Manastır” anlamında.
Kınık: Oğuz boyu.
Kıpti/Kıbti: Geç Osmanlı bürokratik dilinde “Çingene”.
Kıran: “Kenar”, özellikle sarp kaya kenarı.
Kızık/Kısık: Oğuz boyu.
Kom: Ermenice “hayvan damı, hayvancılık yapılan mezra”, Doğu illerinde yaygın.
Köristan/Köyistan/Göristan: Farsça guristan “mezarlık, özellikle gayrimüslim mezarlığı”.
Kuz: “Gölge, dağın gölge tarafı”. Kayıtlarda sıklıkla Koz (“ceviz”) ile karıştırılır.
Küre: Arapça “maden ocağı”.
Mahmudiye/Mecidiye/Aziziye/Hamidiye/Reşadiye: Padişah adı taşıyan yerleşimler 1828-1918 aralığında tipiktir. Daha önceki dönemde görülmez.
Mamure/Mamuriye: “Kasaba”
Maşat/Maşatlık: “Gayrimüslim mezarlığı, nekropol”
Memlaha: “Tuzla”
Meşe: Eski yer adlarında genellikle “koruluk, sık çalılık” anlamında. Malum ağacın adı olarak kullanımı yenidir.
Mezit/Mezgit: “Mescit, cuma namazı kılınmayan ibadethane”
Mirza/Mirze/İmirze: Farsça ve Kürtçe “bey oğlu, prens”.
Muhacir/Macır/Macar: 19. yy ikinci yarısında Balkanlardan veya Kafkasya’dan gelen göçmenlerin iskan edildiği yerleşimlerin birçoğu bu adı taşır. Cumhuriyetten sonra isim değiştirilmiştir.
Muslu: Musullu (Türkmen veya Kürt), cemaat adı.
Mutaf: “Kaba dikici, çuvalcı”
Müsellim: “Vali vekili, yerel askeri birlik kumandanı”. Özellikle Trakya’da.
Nacar: “marangoz”, Arapçadan.
Oba: “Göçebe bir topluluğun geçici veya kalıcı yerleşim alanı”
Okçular: Eski kayıtlarda çoğunlukla Akçiler. Olasılıkla başka bir addan uyarlanmıştır.
Ören/Viran/Veran: “Harabe”. Eski yazıda her üçü benzer şekilde yazıldığı için telaffuz tayini güçtür. Farsça olan viran biçimine karşılık, Cumhuriyet döneminde ‘Türkçe’ olduğu var sayılan ören tercih edilmiştir. Kürtçe yer adlarında aynı anlamda Xirbe görülür.
Öz: “Sulu düzlük”
Palanduz/Balandız: “Palan diken, semerci”
Palanga: “İstihkam, bir tür savunma amaçlı kale”
Payam: Farsça kökenli badem sözcüğünün alternatif yazımıdır.
Pelit: “Meşe ağacı, meşe palamudu”
Perakende: “Yerleşik olmayan aşiret” anlamında idari terim.
Pir: “Dede”
Rabat: Arapça “han, kervansaray” fakat Ermenice “manastır” (belki “menzil” anlamında). Tümü Ermenice olan on iki kadar yer adında görülür.
Sal: “Alüvyonlu düzlük, kumluk”
Salur: Oğuz boyu.
Samut/Şeyhsamut: Bir Bektaşi azizi.
Saray: Türkçe yer adlarında sözcüğün özgün Farsça anlamı olan “in, büyük oyuk” görülür. Sarayönü = “mağara önü”. Almanca Halle aynı anlam evrimini gösterir.
Sarpun/Sarpın: “Ambar”
Seki/Sökü: “Dağ eşiğindeki düzlük, basamak”. Eski yazıda sekü tercih edilir.
Selimiye/Orhaniye/Ertuğrul: Sultan II Abdülhamid’in şehzadelerinin adları 19. yy son çeyreğinde çeşitli yerleşimlere verilmiştir.
Senir/Sinir: “Dağ burnu”. Eski dilde geniz n’siyle söylenir ve kef harfiyle yazılır. Bir iki örnekte yanlışlıkla siğir ve sığır biçimine dönüşmüştür.
Sığla/Suğla: “Sulu alan, bataklık”
Sorgun: “Yaban söğüdü”, muhtemelen aşiret/cemaat adı.
Suvat: “Hayvan sulama yeri”. “Sulamak” anlamına gelen suvamak/suvarmak fiilinden. Yarsuvat: “Dik suvat”.
Şadı/Şadılı/Şadiyan: Aşiret/cemaat adı.
Şahkulu: “Şii” veya “Alevi” anlamında.
Şam/Şami: “Şam (Güney Suriye) göçmeni”. Bazı örneklerde Türkmen cemaat adı.
Şar: Farsçadan alıntı olan şehir sözcüğünün alternatif yazımı. Akşar, Şarköyü vb.
Şen: Ermenice ve Gürcücede ortak olan kelime “yerleşim, köy” anlamına gelir. Umumiyetle bu dillerden aktarılmış olan yer adlarında görülür. Türkçede “yeni yerleşim, koloni” anlamında Şenlik daha geç döneme aittir.
Tabaklar: Daima debbağlar (“deri sepiciler”) anlamında.
Tat/Tatlar/Tatlı: “Yabancı” ve özellikle “İranlı, Acem”.
Tecer: Aşiret/cemaat adı.
Tekfur: Ermenice takavor (“kral”) sözcüğünden, “gayrimüslim derebeyi veya hükümdar”. Çoğu yer adında Tekir, bir yerde Tayfur biçimine evrilmiştir: Tekirdağ = Tekfurdağı.
Tekkeşin/Tekkeşen: Tekkenişin “tekke şeyhi”
Til/Tel: Süryanice, Arapça ve Kürtçe “höyük”. Büyük olasılıkla arkaik bir Yakındoğu dilinden mirastır.
Tirkeş/Türkeş: “Okçu”. Bazı yerlerde bu isimli bir cemaat/aşiret adı. Orta Asya tarihinde anılan Türgeş kavmiyle ilgi kurulamaz.
Tol: Konya-Ankara köylerinde “ağıl, hayvan barınağı”.
Uşak: Yer adlarında daima “oğlu” anlamında, aile ve soy adı: Çavdaruşağı, Deliuşağı, Fatmauşağı vb. Ancak Uşak il adı muhtemelen Helence bir addan evrilmiştir. Kürtçe eşdeğeri, adın önüne gelen Kur veya Kurik sözcüğüdür: Kurinevroz, Kurikçeto...
Varsak: Aşiret/cemaat adı.
Yağıbasan/Yağısıyan/Yağıkesen: “Düşman basan/öldüren” anlamında kişi adı veya unvanı.
Yavı/Yavu: “Yabani, yabancı” anlamında cemaat adı.
Yazı: “Düzlük, ova”
Yazır: Oğuz boyu.
Yortan: “akıncı, göçebe”, muhtemelen “saldırgan Yörük topluluğu”. Farsça Tazî ile eş anlamlıdır.
Yunak: “Çamaşır yıkama yeri”
Yunt: “At”
Zaim: “Zeamet sahibi”. Zeamet bir tür tımarlıktır.
Zeyve/Zîve: Zaviye (“derviş konağı”) sözcüğüdür.
Zimmi/Zimmiyan: “Gâvur” anlamında idari terim.
Zir: Farsça “aşağı”. Bazı yer adlarında yanlış telaffuzla Zil şeklini almıştır: Zilkale = Aşağıkale.

14 comments:

  1. Sevan Bey, Mersin'deki yeni ismi Çağlarca olan Suntras/Santa Iras köyünün ismi nereden geliyor bir bilginiz var mı?

    ReplyDelete
    Replies
    1. nisanyanmap'a bakın. Orada varsa biliyorum demektir, yoksa bilmiyorum.

      Delete
  2. Sevan bey 'Yortan' kelimesini sıfat olarak 'hızlı yürüyen' manasında kullanıldığını biliyordum.
    Bu durumda Yortan=Yurtan=Yurtal=Yurdal kelimesine evrilmiş veya çevrilmiş olabilir mi?Yoksa 50 yıl önce verilen ismim tamamen uydurma bir kelime mi?

    ReplyDelete
    Replies
    1. Öyle bir ses evrimi makul değil. "Yurt almak" fiili kastedilmiş olmalı.

      Delete
    2. Yordan ismi var, müslümanlarda değil. Aslı Jordan sanırım.

      Delete
  3. "Döngel: Trabzon hurması veya Ege’de muşmula adı verilen ağaçtır. Ayrıca aşiret/cemaat adı"
    trabzon hurması persimmon denilen döngel/muşmuladan farklı bir tür

    ReplyDelete
    Replies
    1. İstanbul muşmulası Ege'de beşbıyık dedikleri meyvedir. İstanbul'da trabzonhurması denilen meyve, yani persimmon, Ege'de muşmula adını taşır.

      Delete
  4. Hocam nisanyanmaps'da Kürt köylerinin hepsini Osmanlı kayıtlarına göre yazmışsınız ama, çoğu yanlış. X, w, q ve ê harflerinin kullanılmadığı nadir köy ismi vardır. Osmanlı kaynaklarını çevirenler ise bu harfleri kullanmadığından değişik isimler ortaya çıkmış. Mesela Qelender, Kelender olunca farklı anlamlar çıkıyor. Yada Xar, Har olunca.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Size mail olarak bildiğim tim köylerin isimlerini gönfereceğim. Selamlar.

      Delete
  5. Kürtçede Tîr (ok)
    Kışandın: çekmek
    Çeken kişi: kêş

    Tîr-Kêş: okçeken

    Kürtçede Zır: sonuncu

    Kürtçede pîr: yaşlı

    Doğu illerinde kom demezler. Gom derler. Gom Kürtçede koyun ahırıdır.

    Kom ise Kürtçede grup demektir.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Türkçesi Tîrkêş değil kısa e ile Tîrkeş'tir. Kürtçeden değil Farsçadan alıntıdır. Keza Osmanlı resmi daire dilinde kullanılan Zîr ("aşağı") Farsça bir kelimedir. Yer adlarında Pîr ise yerine ve bölgesine göre Farsça veya Kürtçe olabilir.

      Kürtçesi Gom olabilir, Türkçesi ve Ermenicesi Kom'dur. Doğu Ermenicesi (Erivan ağzı) da Gom olur.

      Delete
  6. Sevan Bey, öz kelimesi Kastamonu'da dağ/tepe üzerlerinde sellerin oluşturduğu küçük vadiler anlamında kullanılır. Kastamonu sahil köylerinde öz yerine oy derler (d<y değişimi sanırım) ki muhtemelen oyuk kelimesiyle bağlantılıdır. Yukarılara çıkmak için bu oyuk vadiler kullanılır. Akıntılar nedeniyle ağaç da büyümez buralarda, o yüzden hayvanlar bu özlerde otlatılır.

    ReplyDelete
  7. tekkeşin, "tekke şeyhi" değil, "tekke bakıcısı" demektir. anneannemin babası tekkeşindi oradan biliyorum.

    ReplyDelete