16 Ocak 2017 Pazartesi

Teşkilatı Mahsusa

Milli Mücadele’ye yön veren direniş hareketinin, Cihan Harbi sona ermeden muhtemelen Enver öncülüğünde örgütlendiği anlaşılıyor. Yenilgi ihtimali hesaba katılmıştır; yenilginin 1912-13 Balkan Savaşı’ndaki gibi topyekûn hezimete dönüşmemesi için hazırlık yapılmıştır. Özellikle 1918-1919 kışına ilişkin anlatıları dikkatli bir gözle okursanız teşkilatlanmanın izlerini net olarak görebilirsiniz. [Mesela sekiz on yıl önce İletişim’den çıkan Afyonkarahisarlı Mehmet Şükrü Bey’in anıları; yine o ara yayınlanan Orhan Kemal’in babası Abdülkadir Kemali Bey’in biyografisi; Rauf Orbay’ın Cemal Kuntay tarafından derlenen beş ciltlik anıları, özenle okunmak kaydıyla, çok bilgi içerir.]

Tarih yazımı açısından ilginç olan soru şu; Mustafa Kemal Paşa bu teşkilatın başına hangi tarihte geçti? Mesela Filistin cephesinden uzaklaştırıldığı 1917 yazında, ya da yeni veliahtın siyasi mihmandarlığına atandığı 1917 Aralığında, karanlık noktalarla dolu bir “tedavi” için Viyana’ya gittiği 1918 Mayıs-Haziranında, ya da Ahmet İzzet Paşa kabinesinde Harbiye Nezareti talep ettiği 1918 Ekiminde işin içinde miydi? Talat Paşa kabinesinin istifasından kısa bir süre önce, Mustafa Kemal’in en yakın siyasi müttefikleri olan Fethi ve Rauf Beylerin “taze kan” olarak Meclisi Mebusan’a dahil edilmelerinin sırrı neydi?

1919 Mayısından 1922 Eylülüne uzanan süreç esas itibariyle Mustafa Kemal’in Enverci kadroları tasfiye ederek Teşkilat'ın yönetimini ele geçirmesinin sürecidir desek çok yanılmış olur muyuz?

Enver’in 1921-22’de Moskova’dan eşine yazdığı mektupları geçen sene Bardakçı yayımladı. Can alıcı konuları çoğu zaman kapalı bir dille yazmış. Ama sorgulayıcı bir gözle okuyunca şunlar anlaşılıyor. 1. Almanya’dan Mısır ve Afganistan’a uzanan bir coğrafyada, Komintern modeli üzerinden bir ihtilal teşkilatı kurma çabasındalar. 2. Anadolu’ya dönüp teşkilatın başına geçmek için Mustafa Kemal’in tökezlemesini bekliyor. Belli ki Ankara’da kilit bazı şahsiyetler MK’den çok Enver’e bağlı, ya da ikili oynuyorlar. 3. Londra Konferansında (1921) Ankara rejimi İngiltere ile anlaşacak olursa, Moskova’nın desteği ile darbe yapıp idareyi ele alma hayali kuruyor.

Bugünü anlamak açısından da büsbütün alakasız değil bunlar.



7 yorum:

  1. Sevgili Sevan,
    Belli ki zincirlerini biraz gevşetmişler. Nicedir, hemen her gün 1-2 yazını okuyabilmenin bana/bize verdiği derin hazzı ifade etmekten 'aman nazar mazar değer' endişesiyle imtina etmekteydim. Ne diyeyim; yüce Manitu daim eylesin.

    YanıtlaSil
  2. Hocam, 'hayal kuruyor'la biten cümle en güzel conclusion olmuş. Hayalperestliği ve budalalığıyla devleti neredeyse tek başına batıran bu adamın Ankara'da tek bir seveni yoktu...Düşün ki harbe giriyoruz, zavallı Sultan Reşat ve Said Halim Paşa'nın haberleri bile yok. Hatta bana göre Talat ve Cemal Paşa'ların dahi yok ! (Talat'ın belki)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "Hayalperestliği ve budalalığıyla devleti batırdı" çok abartılı bir yorum. Siyasi ve ekonomik gerçekler başka bir politikaya izin veriyor muydu, şüpheli. "Ankara'da seveni yoktu" büsbütün yanlış.

      Sil
  3. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. sebebi kapitalizm ve dinsizlik

      Sil
    2. +1. Memlekette para var, işçi var, inşaatçılık var ama hâlâ estetik yok. Sevan Hocam bunu çözümlemeli.

      Sil
  4. İşin uzmanı ya da bi tarihçi değilim, ama daha önceden okuduklarımdan hatırladıklarım:
    Enver Paşa, askerlikte torpil ve politikalarla çok hızlı yükselmiş, hayalleri kendinden önde giden bir adam.
    MK ise tam tersine, hem (karşısındakini ezen karakteri yüzünden) sevilen biri değil, hem de Enver her fırsatta önünü tıkıyor. Mecliste dost ahbapla ince politikalar yürütebilecek karakterde bir politikacı (en azından o dönemde) değil.
    Kısacası, Occam'ın Usturası başka yönü işaret ediyor gibi.

    YanıtlaSil