13 Nisan 2017 Perşembe

Christopher Hitchens, bir 1968 devrimcisinin anıları

Bir 1968 devrimcisinin Bush propagandistine dönüşünün samimi öyküsünü anlatabilseydi bir çağın önemli kitaplarından biri olurdu sanırım. Anlatamamış.

Hitch-22, Christopher Hitchens'ın otobiyografisi. Yedi sekiz ay önce okumuştum. O tarihte bir arkadaşa yazdığım izlenimlerimi sizinle de paylaşayım, hazır soldan sağa dönenler mevzuu açılmışken.

Kitabın ilk yarısı nefis. Üslubu uyanık, çok katmanlı, kültürlü, esprili, okurun aklını küçümsemeyen cinsten. Annesi intihar etmiş. Onun çaresizliğini niye fark etmedim diye kendini sorgulayan bir bölümle başlıyor, iyi bir roman kalibresinde. Sonra okul yılları, 1960'lar İngiltere'sinin ruh halinin analizi: 2. Dünya Savaşında büyük fedakârlıklar yapan ve büyük bir kolektif macerayı birlikte yaşayan insanların, savaş sonrası dönemdeki düş kırıklığı. Sonra Oxford. Vietnam savaşına karşı gösteri, bildiri vb. derken Troçkist hareketin en sivri militanlarından biri oluşu. O dönüşüm de aslına bakarsan başlı başına bir roman konusu olur. 1950-60'ların kasvetli durgunluğundan 1968 kıvılcımı nasıl doğdu?

Devir dünyada iyilerle kötülerin belli olduğu, siyahla beyazın net çizgilerle ayrıldığı yıllar: Portekiz'de devrim, Polonya'da Dayanışma, Yunanistan'da cunta karşıtı mücadele, Güney Afrika'da insan hakları, Irak'ta mazlum Kürtler. Hepsinde bizimki ön saflarda, gösteri, bildiri, işgal, grev, polisle çatışma, gözaltı... Gazeteciliğe başlıyor. Londra'nın basın-dergi-edebiyat kliklerinin parlayan genç yıldızı oluyor. En keskin polemikçi, en hızlı içici, en hızlı zampara (daha çok kadınlarla, ama erkeklere de açık), en yakışıklı sarışın.

[1978 olmalı, New York'ta bizim DTÖD'ün  Demokratik Türkiyeli Öğrenciler Derneği  Kıbrıs paneline Hitchens'ı da çağırmıştık. Sonra ne oldu, geldi mi, hafızamdan tamamen silinmiş. Ahmet Tonak'a sormalı.]

Derken, küt, 1980-81'de, yakın arkadaşı romancı Martin Amis'in peşinden Amerika'ya taşınma. O kararın gerekçesi net değil. Görünürde ekonomik nedenler var  ABD dergileri İngilizlerin dört beş katı maaş veriyor. Ama sanırım, o denli coşkuyla anlattığı Londra sefalarından bunaldığını hissediyorsun. Belki de İngiltere ile doğru dürüst yüzleşememenin getirdiği bir tıkanma var. Thatcher'ın ilk iktidara geldiği yıllar. Bizimki İngiliz muhafazakârlığının tescilli düşmanı, Thatcher'a karşı suskun. İşçi Partisine olan nefreti ağır basıyor. (Henüz başbakan değilken Thatcher bir kokteyl partide buna ''eğil'' diye emredip cetvelle kıçını pataklamış. O günden sonra Thatcher'a karşı dili tutulmuş görünüyor.)

Washington'a gelip ABD'nin sayılı siyasi yorumcularından biri oluyor. Sonraki 15-20 yıl çok muğlak. Karmakarışık beş on sayfadan sonra geliyoruz 90'ların sonuna  Salman Rushdie olayı, İkiz Kuleler saldırısı, Irak savaşı. Bir de ne görelim? Chris Hitchens neo-konservatif takımın önde gelen sözcülerinden biri olmuş. İslamcılara karşı savaşın yılmaz öncüsü, islamofaşizm tabirini icat eden kişi, baba ve oğul Bush iktidarlarının sözü dinlenen adamı. 

Ne yazık ki bu döneme dair yazdıkları sanki başka bir insanın ürünü; dürüstlükten uzak, klişelerle dolu bir siyasi polemik dili. Vietnam gösterilerinde kırk defa gözaltına alınmakla övünen adam, Irak'ta vatan uğruna şehit olan kahraman Johnny'lere kasideler düzecek kadar düşüyor, ABD vatandaşlığı aldığında milli ve vatani hislerle nasıl coştuğunu anlatan sayfalar döktürüyor. Tipi de şaşılacak kadar değişiyor. O yakışıklı genç adam oluyor alkolden yüzü yastık gibi şişmiş yamuk bakışlı bir adam.

Son bölümde o dönüşümle yüzleşmeye çalışmış, ve hayır, başaramamış. Zeki bir adam ve iyi bir polemikçi olduğu için elbette gerekçeleri mantıklı ve tutarlı. Evet, gençliğimizde özgürlük mücadelelerini destekledik, ve evet, islam günümüzde özgürlüğe yönelik büyük bir tehdittir. Peki, ama bunun senin kişiliğindeki karşılığı nedir? Eski senle yeni seni bir kimlikte birleştirebiliyor musun? Eski arkadaşların ne diyor? Vietnam'da haksız olup Irak'ta haklı olan neydi? Bugün şehit edebiyatı yapacak kadar Amerikancı olduysan, geçmişindeki mücadeleleri nasıl o kadar özlemle ve haklılığından emin olarak anlatabiliyorsun?

Ne yazık ki Hitchens bu sorulara sıra geldiğinde yeterince dürüst değil. Gençliğine yönelttiği keskin ve ironik bakışı, belki alkol dumanları arasında, bulanıklaşmış. Belki son yıllarında bu ve benzeri sorularla yüzleşmekten bıkmış. Belki sosyal medya çağının acımasız polemik dilinde yorulmuş.

Bir 1968 devrimcisinin Bush propagandistine dönüşünün samimi öyküsünü anlatabilseydi bir çağın önemli kitaplarından biri olurdu sanırım. Anlatamamış. Belki imkânsızdı diyorsun. Ama öykünün ilk yarısını, bugün halâ dürüstlükle ve hakikat aşkıyla anlatabilen biri, ikinci yarısını niye anlatamasın?

Hitchens anılarını yazmaya başladığında terminal kanser teşhisi konmuştu. 2014'te kitabı yayınlandıktan kısa bir süre sonra öldü. Günahını almayalım; belki son kısmı aceleye gelmiştir. Şehit Johnny yazısı filan, hazırdaki makalelerden aktarılmış olabilir.





12 yorum:

  1. sayın nişanyan kendisinin neredeyse turkiye'nin hitchens'ı olduğunu unutmuş herhalde. televizyon performansı olarak değil elbette. ama kalemde kıristofır'ı susuz götürür de getirir kendisi. amerikan conisi'ne kaside yazmış da sayılmaz hitchens. ha evet, liberal sol ayaklarında yıvış yıvış bi feminizme ve renkliadam seviciliğine karşı durduğu için kon'larla aynı safta gözüktü, o kadar. ben o açıkradyocu "aktivist" ve "müzmin muhalif" ve "ezenlerin karşısındayız" pozlarındaki herifleri görünce neler hissediyorum neler. kris az bile yapmış bence. son olarak, şunu da belirtmek lazım. çok güzel içerdi. çok güzel cigara tüttürürdü. çoğu zaman da bunu politik doğrucu zevzeklere inadına yapardı. kemoterapi zamanı yazılmış şeyleri çok da dikkate almamak gerek. belki ben de yusuflarken tövbe getirebilirim. belli olmaz yani. :)

    YanıtlaSil
  2. Hitchens'ın yazdığı bir çok yazıyı okudum, konferanslarını internetten seyrettim. Müthiş bir zeka, mükemmel bir İngilizce. Sevan hocam, kendisiyle tanışmış olsaydın, zannediyorum iyi anlaşırdın. Hitch-22, 2010'da ilk neşredildi, Hitchens 2011 sonunda vefat etti. Cenazesinde en etkili konuşmayı arkadaşı Richard Dawkins yapmıştı.

    YanıtlaSil
  3. Konulara right or wrong şeklinde bakan bir adam bu Hitchens. O nedenle zaten birbirine zıt uçlarda olabilmiş bence. Geçen yazdığınız Japonya'ya atılan atom bombalarına tek yönlü bakanlar gibi. Çünkü olayları çoklu şekilde değerlendirmek, beyin nöronlarına çok kalori harcatan bir durum olduğundan, tercih edilmiyor. Müslümanlar konusunda, eskiden Sosyalizm'de olduğu gibi Kuran'ı okudu, patlayan bombaları gördü ve sonuca vardı, this is wrong dedi ve değiştirdi tarafını. Dinin toplum ve bireylere göre şekil değiştirdiğini görmekte yetersiz. Bugün baktığınız zaman müslüman toplumlar her ne kadar, batılı toplumlardan insan hakları, özgürlük ve eşitlik konularında çok çok geride olsalar dahi, İslamiyetin ilk ortaya çıktığı dönemlerde doğru kabul edilen moral değerlerin birçoğunu Kuran'da somut şekilde yazıldığı halde reddediyorlar. Demek ki; dinin aşıladığı öğreti kadar, çevrenin ve insanlığın gelişiminin bireylere aşıladığı bir öğreti de var ve ikincisi birincisinden daha etkili. İslamizmin de daha ılımlısı var, geride olanı var. Gelecekte İslamizmin sekülerizm ile benzer bakış açısında olmayacak diye kesin sonuca varılamaz ve kaldi ki; batıya yapılan bu saldırıların altında dini dürtüler kadar, neo-conların hatalı politikalarının mesuliyeti var. Aynı Erdoğan'ın ortaya çıkmasında, Kemalistlerin de mesuliyeti olması gibi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayır, ben bu mevzu üzerinde çok durdum, iddiamda ısrarcıyım. Evet din kültürünün çevreye ve halklara göre şekillendiği belki bir nebze doğru fakat tek başına sadece bir faktör. 30 milyon Müslümanı Avrupa'dan çıkar yerine Hinduları Avrupa'ya doldur, hepsi zamanla entegre olurlar ve hiçbir problem çıkmaz, nitekim çıkmıyor da. İşte en bariz örneği İngiltere, milyonca Hindu huzursuzluk çıkarmıyor. Tekrar yazıyorum: İslam, insan hayatına getirdiği binlerce kuralla insanın 24 saatini düzenleyen dünyadaki en rijit din. O yüzden Müslümanların İslamdan komple (veya en azından kısmen) sıyrılmadan modernizme ayak uydurmaları imkansız.

      Sil
    2. 1940'larda Alan Turing'in hikayesini bilirsiniz. Eşcinsellik suç olduğu için, baskıya dayanamadı ve intihar etti. Daha 50,60 yıl önce müslümanlarda eleştirdikleri birçok şeyi, muhafazakarlığı kendileri yapıyorlardı. Hinduların entegre olmalarının nedeni, British Raj adı altında 100 yıl boyunca İngiliz sömürgesi altında yaşamaları. Yoksa İngiltere'ye göçen, sömürge altında yaşamamış, batı kültürüyle etkileşime geçmemiş, yaşlı Asyalılar dahi üç gün sonra, aynı orta-doğulular gibi, yaşadıkları yere kıl olmaya ve şikayet etmeye başlıyorlar. Türkiye'de müslümanlara gidip sorduğunuzda, Kuran'da açık bir şekilde köleliğe okey verildiği halde, ahlaki açıdan nasıl değerlendiriyorlar? Türbanlı kadınların dahi kaçı, dördüncü eş olmayı kabul ediyor? Özgürlükçü olduklarını savunmuyorum fakat gelecekte bu şekildeki gibi din algıları değişime uğrayacak. İnsan doğası her zaman kendisine faydalı olanı alacak şekilde programlı çünkü. Dinleri benimsemelerinin nedenlerinin bir tanesi de o zaten. Yine faydacılık ilkesiyle, toplumda düzeni sağlaması.

      Sil
    3. @ JediToSith

      Hint Müslümanları ve Pakistanlılar & Bangladeşliler de Hindular gibi 100 sene İngiliz sömürgesi olmuşlar, fakat Britanya hapishaneleri bunlarla dolu. İslamı aklama çabaların zavallıca.

      Sil
  4. Yüzü yastık gibi şişmiş yamuk bakışlı ayı hali bile efsane bence :)

    YanıtlaSil
  5. Ayrıca blogdaki yorumlar da en az Sevan'ın yazıları kadar keyifli.

    YanıtlaSil
  6. Hitchens'i bilmek için kendisinden 1 yıl sonra vefat eden yakın arkadaşı Alexander Cockburn'i de iyi tanımak gerek. Hitchens'i bir nevi icat eden odur.

    YanıtlaSil
  7. hocam ingiliz üst sınıfına mensup seçkin bir ajanken sovyet rüyasına kanıp ülkesini satan kim philby hakkında bir analiz yazar mısınız? ilginç bir karakter tahlili olmaz mı? moskova'da son günlerini geçirirken sovyetlerin berbat bir yer olduğunu kabul ettiği söylenir.

    YanıtlaSil
  8. Her seye ragmen C.Hitchens buyuk entelektueldir. Sirf Youtube'daki debateleri dahi bunu kanitlar. Dinlere karsi verdigi mucadele ve takindigi tavir cok onemliydi kanimca. Cok buyuk Orwell ve Trocki hayranidir, dogru. Hatta "Why Orwell Matters" benim okudugum en onemli kitaplardandi. Salman Rushdie ile olan arkadasligi ile tanimistim ilk kez. Irak savasini desteklemisti falan filan ama Amerika konusunda hakkini vermek gerekir diye dusunuyorum, zira soylediklerine bakarsaniz, ne zaman Amerika ovse "demokrasi", "ozgurluk" gibi kavramlar kullanir, Thomas Paine ve Jefferson'dan ornekler verir.(ki yanlis hatirlamiyorsam biyografilerini de yazmisti.) Bu baglamda dusunmek lazim "Amerika ovuculugunu" Bu konuda ovmekte sonuna kadar hakli oldugunu dusunuyorum. Muthis bir adamdi. Onu daha fazla okumaniz dilegiyle... Not: Hitch Kibris'a geldi diye hatirliyorum/ biliyorum ben.

    YanıtlaSil
  9. + kendisine "Chris" diye hitap edilmesinden nefret ederdi :D Ayrica Irak mevzusunu da, hayati boyunca, otobiyografisinde degindiginden daha derinlemesine, uzun uzun tartismistir kendisi. Imakininiz olsa Youtube bunlarla dolu, cok yararli olurdu ama iste... Imkani olanlara tavsiye ederim, ozellikle George Galloway denen herif ile olan debatelerini izleyebilirsiniz.

    YanıtlaSil