3 Nisan 2017 Pazartesi

Edward Said'in Oryantalizm eleştirisi

Tamamen parazitleşmiş bir kültürden gelen bir adamın kalkıp, bizzat kendi kültürü hakkındaki bilginin tamamını üretmiş olan bir medeniyeti "önyargı ve yüzeysellikle" suçlaması bana komik geliyor, doğrusunu istersen.


Edward Said'i otuz yıl aradan sonra önceki sene yeniden okumaya teşebbüs ettim. Otuz yıl önce sabun köpüğü tadında gelmişti, otuz yıl sonra da öyle geldi; Orientalism'i sonuna kadar okuyamadım.

Yakından tanıdığım bir insan çeşidi Said: Şark Hıristiyanlarının iyi eğitim almış çeşidi. Bir yandan Batı medeniyetine rafine bir düzeyde hakim, belki bunu biraz fazlaca vurgulama ihtiyacı hissediyor. Batıya büyük hayranlık duyuyor. Diğer yandan Şark hakkında kendi bildiklerini ve duyarlıklarını Batı'nın paylaşmamasına sinir oluyor. Filistin'den (yahut İstanbul'dan) bakınca Batılıların ufku yarı yarıya eksik durur. Altta müthiş bir hayranlık olduğu için, Said kendini ihanete uğramış hissediyor. Küskün aşık gibi, "ama biz sana neler neler yüklemiştik..." diye söyleniyor.

Dikkatle oku bak. Said'in Batı eleştirisinin altında yatan çerçeve Batı hayranlığıdır. Batının akademik geleneğine, müziğine, açık fikirlilik ve özgürlük idealine, New York'a, Columbia üniversitesine aşıktır. "Neden benim bildiklerimi bilmiyorsun, Şark gibi bir hayati konuyu neden benim tanıdığım kadar tanımıyorsun" diye sitem etmektedir.

Eleştirdiği ne peki? Batı Şark'a karşı önyargılıymış, üstünlük taslarmış, bilgisizmiş, kendi kafasındaki modele göre bir Şark karikatürü üretirmiş, vs. vs. Amerikalılar, "so, what is new" derler. Hangi kültür diğeri hakkında önyargılı / eksik bilgili / basitleştirici değil ki? Japonlar mı Çin'i daha iyi tahlil ediyormuş? Afrikalılar mı Hintlileri çözmüşler? Yoksa ─ tutmayın beni güleceğim ─ İslamlar mı Batı medeniyeti hakkında derin ve insani ve objektif ve empatik malumatla doluymuşlar?

Bütün kültürler diğerleri hakkında az veya çok önyargılı, bilgisiz ve küçümseyicidir. Bu handikapı modern Batı kadar ciddiyetle ve samimiyetle aşmaya çalışmış başka uygarlık tanımıyorum. Klasik Arapça'nın, Bedevi lehçelerinin, Arapça denizci lisanının,  Farsçanın, eski Farsçanın, orta Farsçanın, Sanskritçenin, Habeşistan lisanlarının, Osmanlı Türkçesinin, İstanbul argosunun, Kıpticenin nihai sözlüklerini "Oryantalist" diye aşağıladıkları adamlar yapmış. Her biri birer şaheserdir ve hayat boyu verilen eziyetli emeklerin ürünüdür. Türkiyat konusunda okumaya değer ne varsa Batılılar yazmış. Arap ve İslam klasiklerinin, ki her biri bin sene önce karınca yazısıyla yazılmış binlerce sayfalık eserlerdir, neredeyse istisnasız, Batılı alimler eleştirel edisyonlarını yayımlamışlar. Yedi yüz seneden beri İslam dünyasında, İslam tarihine, diline, filolojisine, arkeolojisine, hukuk tarihine dair üretilmiş hiçbir şey yok. Sıfır. Hiç. Üç beş tane yarım yahut marjinal çalışma varsa onları da Batıda mektep okuyan birkaç kişi yapmıştır.

Peki Şarklıların Batı medeniyetine yaptıkları bir katkı var mı? Dante yahut Goethe hakkında, Allah için, sadece bilgi aşkıyla yazdıkları, okumaya değer bir tane doktora tezi, bir tane makale, bir tane broşür var mı acaba?

Tamamen parazitleşmiş bir kültürden gelen bir adamın kalkıp, bizzat kendi kültürü hakkındaki bilginin tamamını üretmiş olan bir medeniyeti "önyargı ve yüzeysellikle" suçlaması bana komik geliyor, doğrusunu istersen.

Önyargı ve yüzeysellik yok mu? Vardır elbette. Mesela eski Yunan kültüründe Şark unsurlarının sistemli olarak görmezden gelinmesine dair bir makale yazmayı düşünüyorum ben de, hazine gibi bir konu, deştikçe çıkıyor. Ama önyargı ve yüzeyselliğin yanında göz yaşartıcı bir dürüstlük, emek, bilgi, çaba var. Şarkta yüzyıllardır esamisi okunmayan şeyler.


20 yorum:

  1. Ragıb Cüneyd3 Nisan 2017 09:39

    Senin de şarklıları çok sevmen gerek, öyle di mi Sevan? Onlar da kadınlar çalışmasın diyor sen de. Pek bir farkınız yok sanki, ne dersin?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynen, cok dogru bir noktaya deginmissiniz Ragip Bey. Tek ortak noktalari kadinlarin calismasini istememek degil! Ikisi de Amerika hayrani; ayni universiteye gitmisler; orta-dogulu olmalarina ragmen ikisi de ecnebi isim benimsemisler (Edward malum; Sevan, sea-van, yani deniz otobusu kokunden). Bence buyuk oyunu cozmeye cok yakinsiniz, ha gayret!

      Sil
  2.     Sevan hocam, Batıyı Batı yapan şu veya bu ideoloji değildir, keza bütün o ideolojilerin ortaya çıkmasında ve temelinde baska bir şey yatar. Batıyı üstün kılan esasında çalışkanlıktır yani üretimdir, gerisi ana yemeğin yanında garnitürdür. Nasyonalizm, Komunizm, Sosyalizm, Liberalizm... vs gibi özünde Materyalist veya Materyalist etkileşimli ideolojilerin tamamının Batı menşeli olmasının nedeni de bu üretimden gelir. Avrupa'da üretimin yüksek olması, rekabeti ortaya çıkardı ve bu sayede eğitime olan talep arttı, halkın eğitim seviyesi çok ama çok yükseldi. Batıyı takdir edip de Batı'nın şu veya bu ideolojisini öne çıkaranların atladıkları mesele hep üretim ve yüksek eğitimli toplumdur. Aynı üretim miktarı, kalitesi ve teknikleri olmadığı için Batılı ideolojiler batı haricinde randıman vermiyor(belki Uzakdoğu biraz istisna).  Ernest Renan'in 1883teki konferansındaki iddiası: "Doğunun üstünlüğü 13. yy'da bitti, ondan sonra (Doğuda) ancak 1-2 deha daha çıkabildi, (örn ibn-i Haldun)".  Fakat malum, tek çiçekle bahar gelmez.
      
         Voltaire'in 2.5 asır evvel demiş olduğu gibi:"Paris'te bir günde yazılanlar İstanbul'da bir yılda yazılanlardan fazladır."

         Ha peki, üretim ve üretim teknikleri Müslüman coğrafyada niye böyle geri, üstelik medeniyetin beşiği Avrupa'ya coğrafi olarak bu denli yakınken? Bunun da asıl sebebi İslamın bizzat kendisi, her zaman söylediğim gibi İslam, Hristiyanlık veya Budizm gibi değil. İslam aşırı rijit bir din, Müslümanların İslamı kısmen veya tamamen terketmeden modern çağa ayak uydurabilmeleri tek kelimeyle imkansız!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Laedri Bey, normalde yorumlarınızı %85-90 oranında beğenirim fakat bu yorumunuzda tamamen ıskaladığınızı düşünüyorum.

      Üretim ve çalışkanlık; kıymeti kendinden menkul, boşluktan gelen kavramlar değildir. Bunları ortaya çıkaran başka öğeler var. Bu öğelere değil de üretim/çalışkanlık noktasına odaklandığınız için yorumunuzun gerisi de havada kalmış.

      Her ne kadar İslamla ilgili bir dolu eleştirim olsa da konunun dinle doğrudan bağlantısı olmadığını daha önce Sevan Hoca birkaç kez açıklamıştı (hatta Ermenilerden örnek vermişti).

      Eğer daha önce araştırmadıysanız HBD (human biological diversity), manorialism, cousin marriage in Arabs&Islam konularını incelemenizi öneririm. Beğeneceğinizi ve ufuk açıcı bulacağınızı iddia ediyorum.

      Sil
    2. Laedri,

      Ben de tespitlerinizin epey havada kaldığını düşünüyorum. Daha doğrusu, sonuçlara yönelik tespitleriniz isabetli fakat neden-sonuç ilişkisini epeyce keyfî kurmuş ve kurarken de pek sağlam olmayan malumattan faydalanmışsınız gibi görünüyor.

      Eleştirimin samimiyetinden şüphe etmemeniz umuduyla, müsade edin birkaç soru sorayım.

      - Üretim -ve onunla bir ve aynı şey kabul ettiğiniz çalışkanlık- ile materyalizm arasında nasıl bir bağ kurdunuz? Materyalizm deyince neyi kastediyorsunuz? (Nasyonalizm, komünizm, sosyalizm, nasyonel sosyalizm, gibi -izm'lerin hepsinin temelinden buram buram idealizm kokusu gelir. Hele Alman dehalarının tamamına yakınının paçalarından romantisizmle perçinlenmiş idealizm aktığını rahatlıkla görebiliriz.)

      - Rijit deyince neyi kastediyorsunuz? ya da dinler arasında rijitlik ölçümü yaparken hangi ölçüm birimlerini veya kriterlerini esas alıyorsunuz? (Bana öyle geliyor ki, rijitlik, dinin doğası gereğidir; yani özseldir, ilineksel değil. Dinî uygulamadaki ya da spekülasyondaki rijitlik, doğrudan dinin kendisinden ziyade, özne ve toplumların karakterinden kaynaklanır.)

      Bence Renan, İslam eleştirisi için referans alınacak ya da ciddiye alınacak zeka ve kuvvette bir kaynak, bir otorite değil ne yazık ki (Ne ki, Renan İslam'ın ilerlemeye engel olduğunu söylüyor, deha çıkmasına değil). Voltaire'in dehası kuşku götürmez; fakat eğer olasılık hesabı yapmıyorsak, yazılan kitap 'adedi'nin nitelik ile doğrudan bir bağlantısı olduğu kuşku götürür.

      Beni tamamen muhalif olduğum bir davayı savunmak zorunda bıraktığınız için teessüf ederim =)

      Selamlar...

      Sil
    3. Dünya'da akraba evliliklerinin en yüksek olduğu halklar Müslümanlar tabii. Bunu yazmıştım ama belki eski yorumlarımı okumamışsınız, olsun gene yazayım. Türkiye'de şu an bike akraba evlilikleri halen 30% civarı, Araplarda çok daha yüksek, Pakistan'lılarda 70% civarı olduğunu gösteren istatistikler mevcut. Elbette fevkalade sakat bir iş ve Müslümanların geri kalmış olmasında gayet ciddi bir tesiri var, bu yadsınamaz.

      Fakat, milletlerin kaderini tayın eden esas faktör coğrafyadır. Aristo zannedersem bu meseleye ilk temas edenlerden, İbn-i Haldun daha detaylı anlatmış, meşhur sözüdür: "Coğrafya Kaderdir!"

      Sil
    4. Coğrafya kader midir? İsrail kaderi biraz ters köşeye yatırmış sanki.

      Sil
    5. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    6. Ne Aristoteles'in, ne de İbn Haldun'un "coğrafya kaderdir!" diye bir sözü vardır. Evet, söz meşhurdur; fakat Haldun’a ait olduğunu gösterir bir kaynak yoktur. (Bir sözün meşhur oluşundan otorite devşirilmesi, meşrû olmadığı gibi tehlikelidir de. Ya bir gün birileri çıkıp bize örneğin Nihat Doğan'dan falan çok meşhur sözler aktarırlarsa, o zaman ne yaparız?)

      Dahası, "coğrafya kaderdir" şeklinde meal verdiğiniz klasik görüşü ille de takip etmeyi tercih ediyorsanız, geri kalmaya yazgılı olduğu sonucuna vardığınız coğrafyanın Haldun tarafından bilakis en mutedil iklim bölgelerinden biri olarak kabul edildiğini görürsünüz.

      Sil
    7. @Adsız

      İsrail Amerika'nın 51. eyaleti, nüfusu 10 milyonun altında buna karşılık her yıl Amerika'dan 10 milyar $'ın üzerinde doğrudan ve dolaylı yardım alır. 1973'te Yom Kippur savaşında İsrail'i savunmak için direkt Amerikalı pilotlar tarafından Amerikan Hava Kuvvetleri jetleri Mısır ve Suriye'yi vurdu, Amerikan Kara Kuvvetlerine henüz birkaç ay önce verilmiş (TOW füzeleri gibi çok üstün ve o devirde yeni üretilmiş silahlar Henry Kissinger'ın emriyle İsrail'e nakledildi. Ayrıca dünyadaki Yahudilerin çoğu İsrail'de değil Amerika'da ikamet eder. İsrail'in Amerika'yla ilişkisi, Türkiye ve KKTC gibi.

      İsrail'i asla küçümsememiş, bilime verdiği önemi hep takdir etmişimdir, bu da bir gerçek. Fakat başka gerçekler de var. Neticede İsrail 'Sui Generis' tabir edilen bir Régime Politique. İsrail'le herhangi bir ülke veya devleti mukayese etmek yanlıştır.

      Sil
    8. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    9. @utkansimkin@hotmail.com

      Doğru söylemiyirsunuz. Bu söz ibn-i Haldun'a aittir, isterseniz araştırın. Ayrıca iklim coğrafyada tek amil değildir.

      Sil
    10. utkansimkin@hotmail.com3 Nisan 2017 19:57

      İslamın rijiditesi üzerine yazmıştım, okumamış olduğunuza göre onu buraya tekrar kopyalıyorum▶

      Bunca sene okuyup düşündükten sonra vardığım netice: İslam, asla Hristiyanlık gibi maleabl bir din değil, Budizm, Hinduizm, Şintoizm tarzı doktrinleri zaten dinden saymıyorum.

      İslam aşırı ama aşırı rijit bir din ve modern dünyanın realitelerine adapte olabilmesi tek kelimeyle "imkansız"! Bir kere farzları çok fazla, Hristiyanlık gibi haftada bir kiliseye git değil. Günde 5 defa abdest al, en az 17 rekat namaz kıl, ramazanda gün boyu aç susuz kal, camide erkek-kadın beraber ibadet edemez. Ömründe en az bir kere de olsa muhakkak Suudi Arabistan'a gitmen farz. Hristiyanlıkta pek çok İncil var, en muteberleri 4 tane, içinde yazanlar da İsa'nın havarilerinden nakledildiği varsayılan bir takım öğretiler, Kuran gibi dokunulmaz "Kelamullah" değil. Ayrıca gece nasıl uyuyacağını, kürdanla dişini nasıl karıştıracağını, helada nasıl def-i hacet edeceğini, eşinle nasıl cima edeceğini, hamamda nasıl yıkanacağını, nasıl su içeceğini, çorbaya sinek düşünce onu hangi kanadından tutup çıkaracağını, av köpeğinin kuşu ağzıyla getirdiğinde ne yapılacağı, yatakta hangi tarafın üstüne yatılacağı ...vs.. gibi insan hayatındaki onbinlerce ufak detayı İslam'a ve İslam peygamberine göre düzenleyen 1 milyon civarında kudsi hadis var. Faiz, limited şirket, açığa satış(ve dolayısıyla borsa) mutlak haram. Alkolün zerresi haram, suretin her çeşidi kesinlikle haram dolayısıyla resim, heykel kat'iyen haram. Yüksek bina haram. Kadınların erkeklerle beraber çalışması haram. Müzik aleti ve müzik şeytan sesi, onun yerine teganniyle kıraat edilen Kur'an ve günde 5 defa bangır bangır arabesk makamla okunan ezan. Helal olan hayvanlar dışında bütün hayvan etleri, erkeklerin ipekli kumaş giymesi altın yüzük takması haram....Burada bırakıyorum...

      Sil
  3. Batı'nın sosyal bilimler alanında en iyi üniversitelerinde "öteki"yi anlama/anlamlandırma amacıyla okutulan değerli bir ismi bu kadar basit bir şekilde eleştirmenin yanlış olduğunu düşüyorum. Batı'nın sömürgecilik geçmişiyle hesaplaşma ve akademide bunun ele alınma sürecinde Batı kendisini çok kez eleştirmiş, Said de çokça referans gösterilen bir isme dönüşmüştür. Doğu'nun da kendisine göre öteki gördüğü diğer kültürleri basitleştiren bir söylemi elbette vardır, dediğiniz gibi her kültür kendisini var etmek için bu dili kullanmış ve kullanacaktır. Önemli olan, kültür endüstrisini oluşturan ve batı-doğu söylemlerini bu bağlamda devamlı yeniden üreten Batı'nın dominant ve genelleştiren dilini eleştirmektir. O zaman İngiliz Kültürel Çalışmaları bağlamında Stuart Hall'un akademiye katkılarını da gereksiz bulalım, ne dersiniz? Ama pardon kendileri parazitleşmiş bir kültürden gelip batı özentiliği yapmıyor bildiğim kadarıyla?!

    YanıtlaSil
  4. Said'in yaygaracı kitabına en iyi panzehirlerden biri -> The Arab Mind - Raphael Patai

    YanıtlaSil
  5. “The West won the world not by the superiority of its ideas or values or religion […] but rather by its superiority in applying organized violence. Westerners often forget this fact; non-Westerners never do.”

    Samuel P. Huntington, The Clash of Civilizations and the Remaking of World Order

    YanıtlaSil
  6. Nişanyan'ı sevmem ama bu yazısı güzel. Bu Edward Said Marx'ı da tahrif etmiştir. Orientalism kitabının başına Marx'ın şu cümlesini koyarak moda deyimle algı operasyonu yapmıştır: "Onlar kendilerini temsil edemezler, temsil edilmeleri gerekir". Marx'ı okumamış okur bu lafı şarklılar hakkında ettiğini sanır oysa Fransız köylüsü için söylemiştir.

    YanıtlaSil
  7. Said yazısını görünce mülkiye günlerim aklıma geldi, genelde 1. sınıfta ters köşe yapmak için okuturlar. Sevan beyi sevmemin en büyük sebebi mülkiyeyi niye sevemediğimi anlamamı sağlaması. Bu güzide kurumu da bi ara ele alırsanız zevkle okurum :)

    YanıtlaSil
  8. iste turk tipi elestiri. altta biri marxi da tahrif etmisti zaten diye girmis olaya. gel de saidi nisanyan gibi elestirme. ya edwardicisiniz ya bernardci. kivirmayin...

    YanıtlaSil
  9. Batının iki temel değeri; ırkçılık ve sömürgecilik. Bunlar olmadan batı bir hiç denilecek hale gelir. Pek hazzetmem ama Nişanyan'ın kısmen olsa yazısında katıldığım yerler var. Döğünü kendine değerlerine yabancılaşması ve papağanâ dönüşmesi.

    YanıtlaSil