19 Mayıs 2018 Cumartesi

Mustafa Kemal'e neden karşısın söyle


“Mustafa Kemal'in yerinde olsaydınız, o tarihlerde siz nasıl bir politika izlerdiniz?” diye sordu bir arkadaş, kibarca, onyüzmilyonuncu kez.
Otuz beş seneden beri bu soruyu cevaplamaktan dilimde biten tüyleri toplasan kaz tüyü yorgan olur.... diye cevaplamak üzereydim ki, düşündüm, okurların yarıdan fazlasının yaşı otuz beşten küçük. Moruk olduk sayılır. Bir daha baştan almakta fayda olabilir.
*
Cevap: Aşağı yukarı aynısını.
Zekâm ve cesaretim yeter miydi ayrı mevzu, ama temel varsayım, bir, yıkılmış bir devletin iktidarını yeniden kurmak, ve iki, kendi iktidarını – ve canını – korumak olunca gerisi mantıki bir silsile içinde geliyor. Elbette Osmanlı’nın yüz sene uğraşıp başaramadığı “modernleşme” mücadelesi için fırsattan yararlanıp güçlü bir hamle yapacaktı. Elbette ekonomisi çökmüş, nüfusunun üçte biri muhacir gelmiş bir ülkede sahte de olsa bir ulusal heyecan yaratmaya çalışacaktı. Elbette İstanbul ve İzmir’in elitlerine “Batılılık” satarken sade vatandaşın gözünü vatan millet Sakarya ve denize dökülen gâvur öyküleriyle boyayacaktı. Elbette kanlı bir entrika geleneğinden gelen silah arkadaşlarını hizaya getirmek için gerekirse aralarından birkaçını tutup asacaktı. Elbette devletin parçalanma sürecine dur demek için Kürtlere karşı caydırıcı tedbir alacaktı. Elbette İngiliz’le Alman’dan hangisinin ağır basacağı belli olmayan bir dünyada İngiliz liberalizmi ile Alman Nazizmi arasında bir orta yol tutturmaya çalışacaktı. Elbette Fransa’nın tükendiğini görünce fırsat bu fırsat deyip Suriye’den parça koparacaktı. Akıllı ve cesur biri, başka türlü yapabilir mi?
1929-30’dan sonraki cinnet belirtilerini ben olsam gösterir miydim? Mesela dil ve tarih teorileri, Dersim katliamı, İnönü’nün tasfiyesi, kızlar, Savarona, Dolmabahçe sarayı...? Dürüst olmak gerekirse gösterirdim sanırım. Mutlak iktidarın çürütücü etkisinden benliğini korumak zor. Korurum diyen yalan söyler.
Soralım: Abdülhamid’in yerinde olsam farklı yapar mıydım? Onun koşulları daha başka, 1. tükenmiş bir devletin iktidarını ömrü yettikçe sürdürmesi, ve 2. kendi iktidarını – ve canını – koruması gerekmiş. Siyasette yapayalnız; sırtında altı yüz yıllık bir geleneğin ağırlığı, etrafında üç yüz kişilik entrikacı ve işe yaramaz bir ailenin dengeleri. Uzaktan eleştirmek kolay; ama olaylar zincirini adım adım izleyince görüyorsun ki kaderin kendisi için çizdiği çerçeveden kaçması çok zor, belki imkansızdı.
Bugünkünün yerinde olsam neyi farklı yapardım? O kadar kara cahil değilim tabii, istesem de olamam; nefret politikasını da o denli pervasızca pompalamaktan hicap ederim. Ama say ki amacım, a) kemikleşmiş bir iktidar yapısını kırmak, ve b) kendi iktidarımı – ve canımı – korumak olsun. İzlediği politikalardan daha rasyonelini bulur muydum? Ne bulurdum?
Bundan dört sene önce Cromwell’e dair yazdığım bir notta (http://nisanyan1.blogspot.com/2014/04/sradan-bir-politikacnn-padisah-olma.html) demişim ki, devlet yönetmek sanattan çok bilimdir; objektif yasaları vardır. En radikal hayallerle bile yola çıksan sonunda iktidarın bir mantığı var ve o mantığa boyun eğmek zorundasın; yoksa tarihte dipnotu bile olamazsın, ringe çıkıp ilk yumrukta silinen milyonlardan biri olursun. Kaç yazımda, ucundan da olsa bu konuya değindim. Defalarca dedim ki, liderin trajedisini anlatmak için tarihin ya da sosyal bilimin aletleri yetmez. Shakespeare lazım, hedeflerle koşullar arasındaki ölümcül açmazı mısralara dökmesi için.   
*
Derdimiz Mustafa Kemalle değil. Seksen sene önce ölmüş adamla kavga etmek için aklını yitirmiş olmak lazım. Ya da mümin olmak, ki aynı şey. Sezar’la kavga ediyor muyuz? Gıyasettin Keyhusrev’in yerinde olsan sen yapardın, söyle! diye kimseyi durup durup taciz ediyor muyuz?
Problem Mustafa Kemal’in müritleridir. Dünkü değil bugünkü problemdir. Paşanın kendisi değil, ikonu.
O ikon çağdaş Türk ırkçılığının ve Devlet tapıcılığının bayrağıdır. Devlet ve vatanmillet adına girişilmiş her türlü namussuzluğu a priori aklayan bir ahlaki körlüğün simgesidir.
O ikonu taşıyanlar, Türkiye’nin yarı-okumuş ve ucuz modernlik cilasıyla cilalanmış zümreleri, o ikondan aldıkları coşkuyla dış dünyaya karşı nefret ve kompleks kusarlar. Buna karşılık içeride, kendi avam tabakalarıyla duygusal iletişim kurma imkanını tamamen yitirmişlerdir. Siyasi sahada marjinalleştikleri için, Devlet mitine ve Devlet gücüne sarılmaktan başka çareleri kalmamıştır. [Bütün dünyada milliyetçilik, popülizmin aracıdır; “halkı” yüceltir. Oysa Türkiye’ye has bir patoloji olan ‘ulusalcılık’, kendi toplumundan nefret eden bir tuhaf alt-elit kültüdür.]
Kemalci mezhep İslam’ı sözde reddeder, kendini İslam’a alternatif olarak sunar. Oysa tarihsel İslam’ın en derin ve en habis boyutu olan Millet-i Hakime kibrinin günümüzdeki has temsilcisidir. Toplum teorisinin temeli “fethettik, demek ki haklıyız” diye özetlenir. O yüzden o hastalığa tutulanlar, Türklerin komşusu ve tebaası olmuş halkları anlamaktan ve onlarla herhangi bir düzlemde duygusal yakınlık kurmaktan acizdir. O yüzden, bugün Türkiye’nin en önemli meselesi olan Kürt meselesinde yer yer ahmaklık boyutuna varan bir cahillik sergilerler.
O yüzden Türkiye’nin Yakınçağ tarihini kavramaları ve o konuda iki mantıklı laf etmeleri büsbütün imkansızdır. Çünkü modern Türkiye’nin tarihi o Millet-i Hakime kibrine isyan edenlerin ve o kibri sürdürmek için çaresizce çırpınanların tarihidir; öyle görünüyor ki daha da bir müddet öyle olacaktır.
Yaklaşık elli yıl oluyor, sanırım hayatta irili ufaklı yeterli sayıda Kemalciyle muhatap oldum. Aralarında “medeni” sıfatını hak eden kimse azdı. Medeni: yani saygıyla ve güler yüzle konuşan, kalbinin derininden bir nefret havuzu taşmayan, genel insani değerlerden haberdar, sağduyulu, mutedil.
Onun için diyorum ki Kemalizm illetinden kurtulmadıkça Türkiye’de medeniyet davasını unutun.
*
Paşanın bu işte suçu ne? Onu tartışırız. Kibir ve hakareti Türk siyasi dilinin ana ekseni haline getirmekteki payı yadsınamaz (bkz. http://nisanyan1.blogspot.gr/2009/03/bir-de-tayyipe-laf-ediyorlar.html). Ama asıl suçun onda olduğunu düşünmüyorum. Etkisi dolaylıdır. Kemal ikonu 1950’den sonra – iki partinin iş birliğiyle – inşa edildi; 1960 darbesinden sonra bir kanser gibi memleketi sardı.
Bu demek değil ki sırf ikonla uğraşalım, Mustafa Kemal’e dokunmayalım. Müminlerinin aklını çelmek için, duygularını hırpalamak için, morallerini bozmak için Paşa’larına dokunmak zorundayız. Etrafına ördükleri kutsallık halesini bozmakla başlamalıyız. Bir destan kahramanı değil alelade bir siyasi lider olduğunu, yaptığı her işin akıl ve fayda bazında tartışılabileceğini göstermeliyiz. Masalın içine akıl zerk etmeliyiz.
Çünkü aklın geldiği yerde mit kaçar. İkon kırılır.
Yanlış Cumhuriyet’i bu açıdan okumaya çalışın bence. O kitapta – birkaç detay dışında – kötüleme yoktur. Şu işi yanlış yapmış demez. Sadece “emin misiniz” diye sorar. “Bir de şu açıdan bakmayı denediniz mi? Tartışılmaz zannettiğiniz veriler, mantık terazisine geliyor mu?” İkonunuz sağlam mı, yoksa üç tane akıllı adam gelse tuzla buz ederler mi?
Yoksa Paşa - tapıcılarından bağımsız - büyük adam. Ona ne şüphe?

67 yorum:

  1. Tabii ki akl-ı selim ile düşününce bu yapıyı böyle kurduğunuzu anlayabiliyordum ama kendi kendime ufak da olsa bir rahatlama geldi bunu okuyunca ne yalan söyleyeyim. "Paşa"cı olduğumdan değil, belki sizden daha az taraftarıyımdır onun ve fikirlerinin; fakat çok da düzenli okumadığımdan sizi, artık ara sıra "bu deli-zurna da abartıyor bazen" diyordum. Abarttığınız noktalar yine de olmadığından değil ama, deyip sizin gibi bitireyim. Kaleminiz dert görmesin.

    c.

    YanıtlaSil
  2. Bir Kemalist olarak söylüyorum gerçekten değerli bir yazı ama yanlış cumhuriyet dediğin gibi bir kitap değil. Millet i hakime anlayışı, kibir vs. konularında da haklısın öğreneceğimiz şeyler var. Ama hiçbiri temel insani değerlerden haberdar olmayan değildir tanıdıklarının, makûl yerde dur. Ama senin yazıların çok mu güler yüzlü? Sürekli bir hakaret, doğuran anneleri bile dahil eden galiz küfürler. Bence kendi dilinin yansımalarını almış olabilisin cevap olarak. Terbiyeli dil kullanırsan niye öyle tepki versin herkes. Selam ve sevgi ile

    YanıtlaSil
  3. sevan bey pontus soykırımı hakkında hiç yazı yazdınız mı? bloğunuzda göremedim, pontus soykırımı hakkında ne düşünüyorsunuz?

    YanıtlaSil
  4. kendime Kemalist demekten çekinmem,yazınızı heyecanla okudum belki bilmediğim birşeyler öğrenirim diye ancak olmadı,bir daha bu konuyu yazacak olursanız daha sade ve basit madde madde yazarsanız belki anlayabilirim M.Kemal ile olan derdinizi..

    YanıtlaSil
  5. Hocam burada bahsettiğin alt-elit, Amerika'daki alt-righttaki gibi "alternatif mi, yoksa Türkçedeki "aşağı" manasında mı? Fakat zannedersem senin asıl karşı olduğun şu tablo. Doğru muyum?

       Bu arada senin bahsettiğin tarzda Atatürk'ü ilah edinenlere dair güzel bir tenkidi şurada okudum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @Laedri
      Muhtemelen "alt-elit" den kastı, "aşağı" manasında, Anadolu da 60 lar ve 70 lerden başlayarak genelde köy ve kasaba kökenli okumuş veya okutulmuş bir kesimden,uç ve orta sol ve aşırı sağ kanattan "Kemalistler" devşirdiler.

      Her zaman derim "Köylüden Kemalist olmaz", olursada en fazla Gamber ağa şapkalı Atatürkçüler olur, oda CHP nin 6" oku" dur ve köy Enstitülerinde öğretilmiştir.
      Fakat bu özellikle devşirilen tayfanın bir özelliği ise, hem Gamber Ağa zihniyetinin hemde orijinal Kemalist elitlerin zihniyetinin ortak payelerine sahip olmalarıdır.

      Sil
    2. @ Adsız 20 Mayıs 2018 16:26

      Köy Enstitüleri'nden nasıl mezun oluyor anlamadım. Köy Enstitüleri dediğin bütün ömrü hayatı 10 seneyi geçememiş, devrinin Türkiye'sinin taşrasına göre fevkalade progresif ve ülke sathının tamamında adedi 22'yi aşamamış, yani neredeyse ölü doğmuş bir proje. Oysa bugün tüm Türkiye'deki İmam-Hatip okullarının sayısı 1452'yi bulmuş. Köy Enstitüleri'nden mezun olanların sayısı bir elin parmaklarını geçmez ve onların da ekseri burada nispeten kaliteli bir eğitim alıp köyde kalmamışlar, şehre göçmüşler, çocukları torunları şimdinin oturmuş burjuvazisinin parçası olmuş.

      Sil
    3. @Laedri
      Köy Enstitüleri'nden mezun olmuşlar demedik zaten, Mezuniyet kavramı?...İlk devşirilenler'in temeli buralarda atıldı dedik, Evet şehre gelip burjuvazinin parçası olanları var,fakat işte yinede Köy soylu oldukları gerçeğini değiştirmiyor. İşte dediğimiz bu burjuvanın bir parçası olan Köylü Kemalist kuşağın Hezeyanlarını çekiyoruz 21.yy da ve Mal bulmuş mağribi gibi Kemalizme dört elle sarıldılar.Hem sosyal statülerini kaybetmemek için, hemde Kemaliz mi sürdürmek için.

      Sil
  6. Odatv internet sitesindeki yazı veya haber altlarındaki yorumlara bazen bakarım. Genelde Kemalist-Ulusalcı şovenistlerin, yahut bazı İslamcı trollerin yorumları olur. Yalnız birkaç gün evvel bir yorumcunun diğerlerinden biraz farklı bir yorumu dikkatimi çekti, buraya aynen kopyalıyorum. Demiş ki arkadaş,

    ...Geçen gün söyledik, işitmediğimiz azar kalmadı, Amerikancı FETÖcü olduk. MDD(*millî demokratik devrim)cilerde kalıtsal sanırım, eleştiriye tahammül yok. Dünya, Federal Devletler düzenine dönüyor. Modern devlete sarılarak Sosyalizm rüyaları peşinde koşma devri bitti. O fırsatı kaybettik. Atatürk emperyalizme karşı imparatorluk rejimi tepesine oturup güreş tutabilirdi lakin yapmadı, yapması mümkün değildi zaten. Bu tür dönemlerde eskiye sarılarak hiçbir şey elde edilmez. Az çok okuyan bunu görür, anlar. Ama bu çaba, farklı çıkış noktaları bulunamaması nedeniyle, üçüncü dünyada kendilerini Sosyalist sananların ömürlerini heyecanlı kılan, en azından umut vaat eden bir fikirdir. Şimdi bu da ellerinden alınıyor. Çığlık bu yüzden. Sol olarak halka inemedik. Halkın beynine giremedik. Gerçekleri gösteremedik, göstermemize izin vermediler. Yaz tatillerinde Ayvalık'ta tatil yerine köylerde insanlarla buluşup yaz okulları kuramadık. Kentsel burjuva hezeyanlarında bir elde Nutuk diğerinde Kapital okumayla olmuyor bu işler. Kapitalizm her şeyiyle bizden önce davrandı. Televizyonuyla, telefonuyla, kivisi ile !!! Ve hala çözüm üretmek yerine çözümsüzlüğün son umudu olarak sunulan proje: Modern devlet. Modern devletin kökeni Kapitalizmdir. Sen Avrupa'daki gibi modern devlet kurmak istiyorsan, en az Avrupa kadar Kapitalist olacaksın. Olamazsan insanlar kötü şartlarının nedenini Irksal, Dinsel olarak görür. Kendilerine ait bir devlet ile herşeyi çözeceğini sanır zavallı üçüncü dünya insanı...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
  7. Düşüncelerinizin bir kısmına kesinlikle katılmıyorum. Ama sizi seviyorum. Atatürkçü olmak ta bunu gerektirir 😊

    YanıtlaSil
  8. Kemalizm modern bi dine evrilebilir , bir dinin kurulusu icin altyapi saglanmis gibi geliyor bana bu kultun bu kadar uzun surmesi ve harmanlanarak surebilmesi diger tek adam kultlerinden farkli oldugunu gosteriyor, izleyelim gorelim.

    YanıtlaSil
  9. ""Elbette İstanbul ve İzmir’in elitlerine “Batılılık” satarken sade vatandaşın gözünü vatan millet Sakarya ve denize dökülen gâvur öyküleriyle boyayacaktı.""

    "Şüphesiz bunda düşünenler için çok büyük ibretler vardır"...

    Kalemine ve yüreğine sağlık Sevan Üstadım

    YanıtlaSil
  10. Mustafa Kemal'in en büyük suçu Alevileri yok saymasıdır. Diyaneti kurarken tüm türk halklarını sünni farzedip alevilere dinsel hak ve hukuk vermemesi tartışılmalıdır. Buna rağmen aleviler kendisini yok saymadı ve "Laiklik" ilkesinin kendileri için yeterli olacağına inanıp Mustafa Kemal'e saygı duydu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Alevi toplumunun, Laikliğe ve Muhammed Kemal Atatürk'e sığınmasının sebebi siyasi konjonktürde güçlü olan ve temelini Muhammed Kemalin kurduğu Sünni var oluşa vede harekete karşı, bir direnme ve ayakta durma isteğin'dendir.Bundandır ki celladına aşık yaftasını bile göze almıştır Alevi toplumu.
      Bu hali ve zeminin oluşumunda CHP'nin katkısı vede yönlendirmesi de vardır ve hazır bir oy kitlesi de elde etmişlerdir.
      Muhammed Kemal Atatürk ün ölümünden çok çok sonra böyle bir durumun ortaya çıktığını da unutmayalım.

      Sil
  11. Bu arada yazınızda müthiş bir hata var: Dersim olayları tam da Mustafa Kemal hasta yatağındayken çıkmış ve etrafındakiler tarafından özellikle sağlıklı bilgilendirilmemiştir. Mustafa Kemal 1. dersim ayaklanması sırasında yatağında ikincisinde ise artık vefat etmiştir. Olayları yöneten ve karar veren kişi o esnada başbakan olan CELAL BAYAR'dır. Celal Bayar korkutucu şekilde kafatasçıdır, ittihatçıdır. ve bu konuda son derece kararlıdır. Gayri müslimlerin, alevilerin ve kürtlerin bu ülkede yaşamasından rahatsızdır. Menderes döneminde cumhurbaşkanıyken 6-7 eylül olaylarını koordineli olarak başlatmıştır. Ve bu özelliği nedeniyle 60 darbesi sırasında yine kendi gibi kafatasçı darbeci subaylar kendisini asmamış ve bi şekilde kurtulmuştur.

    Not : Mustafa Kemal ittihat ve terakki cemiyetine asla üye olmamıştır ve karşıdır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Her iki hususta feci surette yanılıyorsun. Dersim harekâtını 1936'dan 38 başlarına dek MK şahsen yönetti. Trabzon'daki Atatürk köşkünde harita üzerinde el yazısıyla yaptığı harekât planları vardır. 37 Ekim'inde İnönü ile yollarını ayırmasına yol açan kavga İnönü'nün Dersim harekatına "artık yeter" demesinden çıktı. [Bayar da kafatasçı filan değil, verilen görevi yapan teşkilatçıdır.]

      İ-T cemiyetine üye olmadığı görüşü absürt. Teşkilatı Mahsusanın kilit isimlerindendi; Enver'le ters düştüğü için kenara düştü. 1918 yazında yenilgi ufukta görülünce, MK-Fethi-Rauf üçlüsü teşkilatın "yıpranmamış" isimleri olarak öne sürüldüler. Kuvayı Milliyeyi MK örgütlemedi, İ-T teşkilatı örgütledi, MK'in liderliği üstlenmesine kerhen razı oldular.

      Sil
    2. Sevan nişanyan 1.cevabınızda haklısınız ama 2.cevabınız deli saçması. Kuvay ı Milliye'yi İ-T örgütledi demek için garip bir bilgi yumağı olmak gerek; Allah dolandırmasın

      Sil
    3. Sevan bey Kuvayı Milliyeyi İ-T örgütledi dememiş, İ-T teşkilatı örgütledi demiş ki bu doğru, kapanan İ-T'den arta kalan teşkilat Kuvayı Milliyenin temelini oluşturdu. Sıfırdan örgütlenmedi Kuvayı Milliye, halihazırda varolan İ-T örgütlenmesini kullandı. Zaten Ankara'nın başkent olması bile İ-T'nin İstanbul'un işgali durumunda devreye sokmayı planladığı bir proje idi, Kuvayı Milliye onu aynen devraldı.

      Sil
    4. Teşkilat-ı Mahsusa önce Anadolu'da etnik meseleyi çözmek, sonra savaşta olası bir yenilgiden sonraki direnişi yürütmek amacıyla örgütlendi. 1918-19 kışından itibaren Anadolu'nun her ilinde ve birçok kazada teşkilat kurdu, gazete çıkardı, terör eylemleri düzenledi. Finansmanın başında muhtemelen Cavit Bey vardır, ya da görünen kişi odur. Örgütlenmenin başı (Kara) Vasıf Beydir. Ege bölge sorumlusu Rauf Beydir (Orbay). Üçü de İ-T teşkilatının kilit isimleridir. Bellibaşlı Kuvayı Milliye şeflerinin HEPSİ TM mensuplarıdır. Hareketin başına belli zaman sonra Enver Paşa'nın geçmesi planlanmıştır. MK geçici bir çözüm olarak düşünülmüştür. Enver'in Moskova mektuplarını okursanız, 1921 yılı boyunca her an memlekete dönüp liderliği MK'den devralmaya hazırlandığı ve bu amaçla üke çapında kendi adamlarıyla görüştüğünü görürsünüz.

      İngilizlerin belli ölçüde MK'yi desteklemeleri, sanırım Enver'e oranla daha iyi bir alternatif olarak gördükleri ve muhtemelen Enver'e ve İ-T kadrosuna kazık atacağını sezdikleri içindir.

      İktidarını pekiştirdikten sonra ilk işi düzmece bir suçlamayla Cavit'i idam etmek oldu; Vasıf ile Rauf da idam edilecekti, ipten döndüler.

      Sil
  12. Sevan abi, moralleri bozmak veya duyguları hırpalamak kaydıyla "paşamıza dokunmanız" Mustafa Kemal'e romantik bir bakış açısıyla bağlanan kişilerde bir tahavvül yaratmaz. Tarihi gerçekler bir yana, ilericiliğin ve laik düzenin ikonu haline gelmiş bir kişiliği bu seviyede devamlı eleştirmek, toplum düzeyinde temsil ettiği değerlere zarar vermekten başka neye yarar? Salt tarih konuşacaksak başka tabi ama ölmüş bir adam üzerinden bugünün zorbalarını alt etmeye çalışmak boşa bir çaba. Zira zorbalık itikada dayanmaz, o kendisine istediği gömleği giyer.

    YanıtlaSil
  13. Hocam, Dersim hadisesi ile alakalı cümleler etmişsiniz. Şimdi insanlara kelimeler sıkıcı ve inandırıcı gelmeyebilir. Hatta plan mevzusuna da inanmayabilirler.

    Bu hususta iki fotoğraf paylaşmak istiyorum;

    Seyit Rıza'nın idamından iki gün sonra Atatürk, Elazığ'da

    https://i.hizliresim.com/RDL2VR.jpg

    Burada da yine 1937 17 Kasım'da Pertek, Singeç Köprüsü açılışında

    https://i.hizliresim.com/AzQWgL.jpg

    Buda ilgili haber;

    https://isteataturk.com/upload/images/1937_11_17-Tunceli-Elaz%C4%B1%C4%9F%20yurt%20gezisinde%20Elaz%C4%B1%C4%9F%20Gar%C4%B1%E2%80%99nda%20kar%C5%9F%C4%B1lan%C4%B1%C5%9F%C4%B1_(17%20Kas%C4%B1m%201937)_%202a.png

    Görüldüğü üzere Atatürk'ün hasta yatağında yönetti iddiası asılsız ve saçmadır.

    Fotoğraflar ve Bilgiler, Genelkurmay Başkanlığının yayınlarından son fotoğrafta Akşam gazetesinden bu gezi ile alakalı haber.

    Ayrıca devlet arşivlerinde bol bol evrak bulabilir 50 kuruşa istedikleri evrakı satın alabilirler.

    YanıtlaSil
  14. Sevan Abi, inanır mısın aynı soru bana özgürce konuşabileceğimin sinyallerini aldığım ve konuşmaya başladığım bir arkadaş grubunda soruldu. "Sen olsan n'apardın?" Naçizane, biz Cliffçilerin güttüğü ve seninkinden daha pratik olduğunu düşündüğüm bir cevap verdim; "Yunan iç kamuoyunda devrimci yenilgiciliği büyütmeye çalışırdım" dedim. Buna pek bir cevap alamadım. Sonra o arkadaş grubunda aşık olduğumu beyan ettiğim bir hanıma sövüldü, kavgasız gürültüsüz kendimi soyutlamayı başardım.

    Bu arada senden bir ricam var; sempatizanı olduğun örgütten birine sordum ama beni siklemediler. Türkiye'de yaşayan Suriyelilerle dayanışmak birinci önceliği olan ve girebileceğim bir ağ önerir misin? Teşekkürler!

    YanıtlaSil
  15. Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bence şansı yaver gitmiş. İktidar sonuçta birilerinde konsolide olacaktı. Hezimetle kaybettiğin bir savaşın arkasından devletin yerle yeknesak olduğu kaotik bir ortamda piyangonun kime vuracağı belli olmazdı. Pek de kişinin özelliklerine bağlı değil sonuç. Çok fazla parametre ve değişken var. Ama illa ki birilerine vuracaktı piyango. Mustafa Kemal olmuş o kişi. Ben de İngilizlerle aynı fikirdeyim. Alternatiflerinden iyidir.

      Sil
    2. Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

      Sil
    3. Bana o kadar tabasbus etseydiler, herhalde Allahlığımı ilan ederdim, Atatürk gene iyi idare etmiş vaziyeti. Bu arada ben(Sevan hocanın aksine) Türkiye'nin çok genç nüfusuna rağmen mevcut çürümüş halinin yegane sebebinin Atatürk oldugunu düşünmüyorum. Bence mühim bir sebep, Türkiye'nin Tanzimat Reformasyonunu yapamamasıdır. Moltke neredeyse 2 yy evvel mektuplarında, Avrupa'nın askeri ve teknolojik inkişafının neticesinde ihdas edip bütün dünyaya tesis ettiği Modernizasyonun, Türkiye'nin İslami gelenekleriyle çatışmasından dolayı Türkiye'nin geri kalmaya mahkum olduğunu anlatır. Dikkat edilirse Osmanlı devrinde Batılılaşan, modernleşenlerin ezici çoğunluğu Hristiyanlardır, Müslümanlar o gün de bu değişimlere karşı reaksiyoner davranmışlar. Atatürk devrinde devlet zoruyla ülke halkı Avrupalılaştırılmaya çalışılmış ve tabii ki işe yaramamış. Zaten Atatürk'ten sonra bu iş de usulca durdurulmuş(Şu İslamcıların sitesinde kronolojisi verilmiş)

      Sil
  16. paşam zamanında iyi koymuş ki hala havlıyorsun, göt ağrına iyi gelir al dolgit sür

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu mahluklardan günde ortalama on tane geliyor. Ara sıra birini yayımlayalım ki neden söz ettiğimiz daha iyi anlaşılsın.

      Sil
    2. Sevan senin ifadenle 'Atam yatamcı' takımındayım ama seviyorum seni be kuzum.
      Yahu etmeyin şu tontona küfür!
      Arada ben de seviyorum laf atmayı bu hergeleye ama küfür vs. olmasın eğlenceli yazıları olan çalışkan ve en önemlisi orijinal fikirleri olan bir adam Sevan.
      Neyse öperim yanaklarından kulak asma sen de sevan böyle şeylere. Dediğin gibi tüm Anadolu insanı gibi biz de bilgisiziz, Kemalist olduk diye sihirli bir el değmedi ya. Paşamı hataları ile yeni yeni tanıyoruz ama senin de dediğin gerçekten büyük adam.

      Sil
  17. Sevan Bey merhaba. Atatürk, Kemalizm ve Cumhuriyet konularında sizinkine benzeyen yazıları okuduğumda, her zaman, meşhur Bektaşi fıkrasını hatırlarım. "Ya dayak yememişsin, ya da sayı saymayı bilmiyorsun." Lafı uzatmadan söyleyeyim... Osmanlı devleti ve toplumu, 20. yüzyıla gelindiğinde hala bir Ortaçağ devleti ve toplumu idi. Bu ağır hastalığı tedavi için yapılan ve Atatürk Cumhuriyeti dediğimiz ağır ameliyat, bir reform hareketi değil, kaçınılmaz biçimde, tarihte gördüğümüz birçok köklü değişim operasyonları gibi, bir ihtilal olmak zorundaydı. Bilirsiniz, ihtilallerde acı/haksız/insafsız/yanlış uygulamalar olması işin tabiatı icabıdır. İnsaflı olalım, Atatürk ve Cumhuriyet ihtilalinin, bu ülkenin Ortaçağ'dan kopup çok ciddi ölçüde çağdaş dünyaya katılmasına yol açmış olduğu gerçeği görmezden gelinebilir mi? 1789 Fransız İhtilalinin olumlu değerlerinin, her bakımdan Osmanlı'dan fersah fersah ilerde olan Batı dünyasında yerleşmesinin ne kadar zaman sonra ve bin bir sıkıntıdan sonra mümkün olduğu bir gerçek değil mi? Size ve okuyucularınıza bir tavsiyem var. Yakınlarda, "İnönü Atatürk'ü Anlatıyor" başlıklı bir kitap çıktı. Bu kitapta, gazeteci merhum Abdi İpekçi'nin tarihçi Şevket Süreyya Aydemir (ve Sebahattin Selek) ile yaptığı söyleşiler var. Özellikle Aydemir, tarihi olayları, tarihi şahsiyetleri doğru biçimde değerlendirebilmek için dikkat edilmesi gereken esasları ortaya koyuyor. Lütfen okuyunuz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ünal Bey, sayı saymayı bilmenize sevindim, ancak notunuzun yazının konusuyla alakasını çözemedim. Yazıda sizin bu görüşlerinize zıt bir fikir mi serdedilmiş?

      İnönü'nün İpekçi ile mülakatını 1969'da gazetede çıktığında da okumuştum. O zaman çocuk sayılırdım, sizin gibi düşünürdüm. Sonra daha ayrıntılı okuma ve düşünme fırsatım oldu.

      Sil
    2. Şevket Süreyya'yı da, Sebahattin Selek'i de gençken okudum; etkilenmedim diyemem. İpekçi - İsmail Cem - Ali Gevgilili o ekolün son temsilcileridir; bir tür liberal-Batıcı modernizasyon perspektifinden Atatürk güzellemesi yapanlar. 1950-60'ların İngiliz-Amerikan düşüncesi de Atatürk'e aynı perspektifle bakar. Benim formasyonum da o bakış açısına sempatiyle bakmamı gerektirir.

      BUGÜNÜN TR'sinde M Kemal'in konum ve işlevinin çok farklı olduğunu düşünüyorum. Habis bir ideolojidir, def edilmelidir.

      Sil
    3. Sevan Hocam, 'Liberal-Batıcı modernizasyon perspektifinden Atatürk güzellemesi yapanlar' bitti diyorsunuz ama bence bu liberal-batıcı Atatürk imajı yeniden popüler oluyor. 2007 Cumhuriyet mitinglerindeki Atatürk imajıyla 2013 sonrasında özellikle genç kuşakta oluşan Atatürk imajı bir mi? Katı Kemalist anne-babaların liberal-batıcı çocuklarının kafasındaki Atatürk de bu bahsettiğiniz perspektife yakın bence.

      Sil
    4. Doğru, 2007 ile 2013 sonrası Atatürk imajı bir değil. Fakat bunun nedeni genç kuşağın liberal/batıcı olmasından değil, iktidar liberal/batıcı politikayı terk ettiği için. Aynı kitleler 2007'de iktidar AB'ye yakınlaştıkça Ulusalcı/Avrasyacı, batı düşmanı bir söylem tutturmuşlardı. Bugün taraflar rolleri değişti.
      Her dönem yeni bir Atatürk yaratılıyor. Yine Özal zamanında ve 28 Şubat'ta da durum bunlara benzerdi. "Karşıda durayım da muhalif olduğum anlaşılsın" İki kesiminde kumaşı aynıdır.

      Sil
  18. Sevan Bey, pardon. ''İnönü Atatürk'ü Anlatıyor'' başlıklı kitabı referans gösterdiğim yorumumun altına adımı yazmamışım, Lütfen, "Ünal Ünsal, Emekli Büyükelçi" olarak ilave ediniz. Selam. ÜÜ

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim, dürüstçe ortaya çıkmanıza sevindim.

      Sil
    2. Emekli Büyükelçi Ünal Ünsal
      Sevan Bey tekrar merhaba. Yazınız pek güzel. Belki aşırı hassasiyet gösterdiğimi düşüneceksiniz ama, yazınızda takıldığım husus sondaki şu ifadeler" Ama bu demek değil ki sırf ikonla uğraşalım, Mustafa Kemal’e dokunmayalım. Müminlerinin aklını çelmek için, duygularını hırpalamak için, morallerini bozmak için Paşa’larına dokunmak zorundayız. Etrafına ördükleri kutsallık halesini bozmakla başlamalıyız. Bir destan kahramanı değil alelade bir siyasi lider olduğunu, yaptığı her işin akıl ve fayda bazında tartışılabileceğini göstermeliyiz. Masalın içine akıl zerk etmeliyiz.

      Çünkü aklın geldiği yerde mit kaçar. İkon kırılır.(...)Tartışılmaz zannettiğiniz veriler, mantık terazisine geliyor mu?”
      Bugün karşılaştığımız sorunların Atatürk'den değil onun müritlerinden kaynaklandığı ve bu adamlarla mücadele etmek gerektiği yolunda yaptığınız tespit kesinlikle doğru. Fakat, bu yapılırken, Paşa'nın icraatının mantık terazisine gelip gelmediğini önermeniz problemli. Hangi mantık terazisi kullanılacak? İhtilalin mantığı terazisi mi, yoksa, bugünün değerlerini esas alan mantığın terazisi mi? Bugünün terazisi kullanılacaksa, evrensel hukuk, insan hakları, insaf, meşru şiddet kullanımının sınırları, yöneticilerin meşruiyeti vs gibi standartlara göre Atatürk'ün yaptıklarının hemen hemen tamamının mantıksız/haksız/zalimane olduğu hükmüne varmak gerekir. Yorumumda, İnönü Atatürk'ü Anlatıyor başlıklı olarak çıkan kitabın tamamına değil, Abdi İpekçi'nin Şevket Süreyya Aydemir ile yaptığı söyleşiye dikkat çekmek istemiştim. Bu söyleşide Aydemir, tarih yazanların çoğunun olayları anlatmakla yetindiklerini, oysa asıl önemli meselenin, olayların hangi koşullarda meydana geldiğinin ortaya konulması olduğunu vurguluyor. Sonuç olarak, Atatürk ihtilali sırasında yapılan işlerin ne derecede mantığa uygun olduğu hususunun, sırf bugünün zararlı/tehlikeli Kemalistlerini yola getirmek amacıyla gündeme getirilmesinin, belki bir yarar sağlayabileceğini, fakat, belki daha fazla olarak, karşı cephedekilerin istismar etmesine imkan vereceğini düşünüyorum. "Atatürk'ün yaptıkları ihtilal mantığının gereğiydi. Birçok hatalar, yapılmıştır. Onları, o mantık içinde değerlendirmek lazımdır. Ama, bugünkü dünyada, o mantıkla iş görmek yanlıştır, zararlıdır, kabul edilemez" demek ve bugün yapılan hataları günümüzün evrensel normlarına/standartlarına göre ortaya koymak gerekir.
      For Your Eyes Only: Sitenizde, yorumcuların adlarını nereye koyacakları hususunda bir işaret yok. O nedenle, ilk yorumuma adımı koyamamıştım, bilahare eksikliği görünce size, adımın eklenmesini rica eden bir mesaj yolladım. Buna cevaben kullandığınız, "...dürüstçe ortaya çıkmanıza sevindim." şeklindeki ifadeyi yadırgadığımı söylemeliyim. Selamlar.

      Sil
    3. Değerli hocam, internet insanların anonimlik kisvesi altında serbestçe salladıkları bir ortam. Gerçek adını ve unvanını ortaya koyma erdemini gösterenler çok çok ender; diyebilirim ki yılda üçü beşi geçmez. Sevindim, takdir ettim. Yadırganacak bir kasıt yoktu.

      Sil
    4. Tarihsel determinizm ("dönemin şartları") sadece size çalışmıyor, herkese çalışıyor. Dönemin şartları, alternatifsizlik vs. sadece Paşa'nız için ve onun yaptıkları için geçerli değil; "karşı cephedekiler", mesela Kürt Hareketi için de geçerli. Eğer Atatürk her ne yaptıysa, başka türlü bir şey yapamayacağı için yaptıysa, kısacası tarihte her ne olduysa, başka türlü bir şey olamayacağı için olduysa; sonuncusu PKK olan bütün Kürt isyanları da tam olarak aynı sebepten ortaya çıktı, Kürtler her ne yaptıysa, başka türlü bir şey yapmaları mümkün olmadığı için yaptı denilebilir. Neticesinde de aslında hiçbir yere varmış olmazsınız. Yani tarihsel determinizme yaslanmak sadece sizin veya Atatürk'ün veya devletinizin tekelinde değil, herkesin buna hakkı var. Ben de şu an bunları yazıyorum çünkü başka türlüsü mümkün değildi. Zaten bütün sorun, determinizmi sadece kendi tarafınıza işletmeniz; "karşı cephedekiler" ve bütün söylemlerinin, eylemlerinin gerekçelerinden ziyade, Atatürk'ün yaptıklarının gerekçelerine odaklanmanız, böylelikle de meşruiyet sağlamaya çalışmanız.

      Atatürk'ün mümkün Türkiyeler arasında en iyisini yarattığı, daha iyisinin olamayacağını savunarak Atatürk'ün kudretini sınırlamış oluyorsun, Atatürk'ü tarihsel şartların kaçınılmaz olarak belirlediği bir figür konumuna indiriyorsun, o "Olympos'tan inerek bizleri kahrolası düşmanlardan ve nalet olası padişahlardan yıldırımlar saçarak kurtaran, hepimizi yoktan var eden, babamızın kim olduğunu bilmemizi sağlayan süper kahraman Atatürk" imgesine zarar vermiş oluyorsun. Madem yapılan kötülüklerden dolayı Atatürk'ü sorumlu tutamayız, onu suçlayamayız, o dönemin şartları belirledi tamamen diyorsun, öyleyse Atatürk'ü niçin tarihin akışını değiştiren, dönemini altüst ederek yoktan yaratan bir tanrı olarak satmaya kalkışıyorsun, niçin iyi olarak gördüğün eylemlerinden dolayı onu yüceltiyorsun? Bu nasıl bir tarihsel belirlenimdir ki, bütün kötülükleri açıklıyor, ama bütün iyilikler Atatürk'ün zatından kaynaklanıyor, onun başarısı oluyor? Eğer yaptığı kötülüklerden dolayı Atatürk'ü sorumlu tutmayacaksak, onu suçlamayacaksak, yaptığı iyiliklerden dolayı da onu yüceltmemeli, tebrik etmemeliyiz, sonuçta onlar da dönemin şartları sonucu kaçınılmaz olarak gerçekleşen, tarihsel koşulların belirlediği sonuçlar.

      Sil
    5. Determinizm bilimin bırakmak zorunda kaldigi 19. yydan kalma "eski" / "arkaik" bir aciklama. Kuantum fizigi (tabi sadece bu degil) determinizmi "paramparca etti". Paralal evrenler determinizmin ocagina incir agaci dikti. Determinizmi olasiliklarla birlestirmeye calisiyorlar ama maalesef bu hala mumkun olamadi. Makro dunyayla mikro dunya pek anlasamiyor. Aslinda bana gore gayet iyi anlasiyorda daha bunu "farkedemediler". Ama sorun bu degil bu tartismalara girmeyecegim. (Isterseniz gireriz ben pek severim boyle tartismalari) Sorun su siz ne zaman atatürk'ü sadist bir katil, aci cektirmekten zevk alan bir şeytan, kotulugun kaynagi vede evrensel yayicisi, poposundan cikan yildirimlarla insanlari kizartmaktan zevk alan sadist bir anti-tanri / seytan olarak gormekten vazgececeksiniz? Ben mesela bir CHP'li olarak atatürkü elestirebilirim. Ataturk mesela kurtleri zorla asimile etmeye calisarak hata yapmistir. Peki siz atatürk'e dair iyi bir seyler soyleyebilir misiniz? Valla benim gozumde Atatürku tanrılastiranlarla sizin gibi ataturku seytanlastirmaya calisanlar arasinda herhangi bir fark yok. Ha neden atatürk'e saygi duyuluyor diye soruyorsaniz : Bu "enternasyonal" bir seydir. Dunyanin neredeyse heryerinde kurtulus savasini kazanıp halkini ozgurluge karıstıran ve halkini geri kalmisliktan kurtarmak icin "radikal adimlar" atanlara saygi duyulur. Bu sadece Turkiyeye ozgu degil. Ha Turkiye'de "abartilmis" olabilir ama bunun nedenide "geri kalmislik". Bu zamanla duzelir peki atatürk'ün sayginligi biter mi? Pek zannetmiyorum. Ataturkun sayginligi zannettiginiz gibi sadece "dayatmadan" ve "zorlamadan" ibaret olsaydi coktan biterdi. Dunyada boyle bir ornek yok ve bu mumkunde degil zaten. Iyi gunler.

      Sil
    6. @murat kara: "Ben mesela bir CHP'li olarak atatürkü elestirebilirim. Ataturk mesela kurtleri zorla asimile etmeye calisarak hata yapmistir."

      Gelin itiraf edelim, hepimizin zaman zaman dalgınlıkla asimilasyon yaptığı olur. Beşer şaşar demişler sonuçta, insan bazen yorgun oluyor, bazen dikkatsiz oluyor, gözünden kaçıyor filan, bir bakmışsın hoop asimilasyon olmuş. Elbette çok da büyütmemek lazım böyle şeyleri.

      Bunun gibi benzeri başka hatalar da vardır, katliam hatası, soykırım hatası gibi mesela. Pek çok ülkenin geçmişinde böyle hatalar yaşanmıştır. Burada önemli olan nokta, hatalarımızdan ders çıkarmayı bilmemizdir. Ancak ne kadar dikkatli olursak olalım, maalesef illa ki arada bir asimilasyon veya katliam yapabiliriz, insan faktörü sonuçta, hiçbir şeyin garantisi yok. Mesela devlet farkında olmadan vatandaşlarının bir bölümünün anadilini yasaklayabilir, nihayetinde biliyorsunuz bürokrasi epey karışık bir ortam, Weber'den bilirsiniz, epey keşmekeştir yani. Bissürü evrak ıvır zıvır işleri dolanır ortalıkla, mevzuattır ottur boktur püsürdür derken arada gözden kaçabilir, bir bakmışsınız arada birkaç milyon insan asimile olmuş. Yapacak bir şey yok. Her yerde oluyor bunlar. Aborjin'den tut İnka'ya, Kızılderilisinden Afrikalısına, dünyanın her coğrafyasında yaşanmış maselef. Büyük filozof Fatih Terim'in dediği gibi, everything is something happened.

      Şakayı bir kenara bırakacak olursak, asimilasyonun, asimile eden açısından meşrulaştırılması, elbette, asimilasyona maruz bırakılanın aşağılık, vahşi, ilkel, barbar vs. bir kültüre sahip olduğu, aşağılanmayı hak ettiği ve asimilasyonun aslında kendisi için bir lütuf olduğu, kendi iğrenç kültüründen azat olup medenileşme şansının kendisine bahşedildiği algısı üzerine inşa edilir. Bu açıdan, muktedir köpeklerinin üzerine düşen vazife de, sürekli bu aşağılıklık vurgusunu canlı tutmaktır, asimilasyonun bir hata olduğunu kabul etmek bu vurgu ile maalesef tezat oluşturur.

      Sartre, Fanon'un "yeryüzünün lanetlileri" isimli muazzam kitabı için yazdığı muazzam önsözde, şöyle der: "Deniz-aşırı topraklardaki askerlerimiz, metropollere özgü evrenselciliği reddederek, insan ırkına numerus clausus’u uygular: İnsanın hemcinsini soyması, köleleştirmesi ya da öldürmesi suç sayıldığından, onlar sömürge halkının insanın hemcinsi olmadığı ilkesini geçerli kılarlar. Bizim vurucu güçlerimiz bu soyut kesinliği gerçekliğe dönüştürme görevini almışlardır: İlhak edilen toprakların sakinlerini gelişmiş maymun düzeyine indirgeyerek, sömürgecinin onlara yük hayvanı muamelesini yapmasını haklı çıkarmaları için emir verilmiştir. Sömürgeci şiddeti, bu köleleştirilmiş insanları salta durdurmayı amaçlamakla kalmaz, onları insanlıktan çıkarmaya da çalışır. Onların geleneklerini yok etmek, onların dilleri yerine bizim dilimizi yerleştirmek ve kendi kültürümüzü bile vermeden onların kültürünü yerle bir etmek için elden gelen her şey yapılacaktır; yorgunluktan serseme döneceklerdir."

      Velhasıl, muktedir köpekliği yapacaksak, hakkıyla yapalım, layığıyla yapalım. Bize yakışan, bila kayd-ü şart sahibimizin, efendimizin yanında durmaktır. Asimilasyonsa asimilasyon, katliamsa katliam, soykırımsa soykırım. Hepsine eyvallah, hepsinin arkasında durmalıyız. Öyle zora geldi mi geri adım atacaksak, götümüz başımız oynayacaksa, devletimizin kimi yaptıklarına "hata" filan diyecek olursak, bir yere varamayız. O işin sonu kötü olur, çünkü devletimizin hata yapabilen bir şey olduğunu kabul etmiş oluruz, itikadi açıdan kendimizi sıkıntıya sokarız, maazallah işin sonu toprak vermeye kadar gider.

      Köpek isek, köpekliğimizi bilmeliyiz. Braveheart izlediğimiz zaman sondaki "Freedooom!" çığlığına değil, Kral Edward'ın yatağındaki hazin ölümüne ağlamalıyız, bize yakışan budur. Çünkü gerçek hayatta, hepimiz Edward'ın, Edwardların yanındayız, kralımızın, devletimizin köpeğiyiz, muktedirlerin, müstekbirlerin askerleriyiz.

      Sil
  19. Patron;
    Rauf, Vasıf tamam da Kara Kemal'i unuttun. Şöyle bir "Kurt Kanunu" tadında bişeyler neşretsen de keyiflensek

    YanıtlaSil
  20. Yahu Kemalizm dediğimiz bildiğimiz anlamda Türk milliyetçiliğidir. Diyelim ki anıtkabiri yıktınız, anayasadan kemalin adını çıkarttınız, heykellerini kaldırdınız vs. en kötü ihtimal başka bir grup adı altında örgütlenilir. Kemalistler olmazda memalistler olur.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    2. @Oğuz

      İsveçliler Finlandiya'yı İsveççe ile yönettiler, Osmanlı ise bütün Osmanlı topraklarını Türkçe ile yönetti, bu önemli farkı gözden kaçırıyorsun. Ayrıca, Osmanlı'da hanedan Türk kökenini her devirde belirtmiştir, İsveçliler içinse Finler yabancı bir halktı. Osmanlı Selçuklu'dan ve diğer Anadolu beyliklerinin hemen hepsinden farklı olarak Farsça yerine Türkçeyi resmi dil yaptı. Arap alfabesi diyorsun, Oğuzların Arap alfabesinden önce alfabe kullandığına dair veri yok, Göktürk veya Uygur alfabesini kullanmış olsalar neyse, ama öyle bir veri yok elimizde. İslama gelince, diğer çoğu Türki halk Orta Çağda İslama geçti, orada da aykırı bir durum yok. Arapça ve Farsça kökenli kelimeler İslama geçmiş bütün Türki dilli halkların dillerine girdi, hem de öyle az buz değil, en az alanları medeniyetten en uzak olanlarıydı, yoksa ortada bilinçli bir öz Türkçecilik yoktu. Yani kısacası itirazın neye anlamadım.

      Konuyla alakalı esprili bir makale:

      http://www.haberturk.com/yazarlar/murat-bardakci/1933665-kemal-bey-yanlis-biliyor-osmanli-sarayinda-farsca-degil-japonca-konusulurdu

      Sil
  21. Sevan, paşalarına dokunacağız tabi dediğin ve kemalist olarak nitelediğin kitlenin bugün varlıklarını sürdürseler de kendi zihniyetlerini geleceğe taşıyabileceklerini düşünmüyorum bu kitle azalarak yok oluyor, gençlikte yoklar çoğu 50-60 yaşında kalıntı, bu insanların kendi çocukları farklı, artık TC'de bir güçleri de yok hiçbir zaman da olmayacak peki zaten yok olacak bir kitleyle ne diye uğraşacağız neden paşalarına dokunacağız? Bana biraz geçmişe saplanmışsın gibi geldi yaşadığın kötü durumların etkisiyle irrasyonel bir saldırı gerçekleştiriyorsun Atatürk'e. Devlet tayibi ele geçirdi derken de aynı durumdaydın en kötüsü en şeytanı kemalist diye adlandırdığın kişiler kemalizm başka kötüler olduğunu kabullensen de en kötü hep kemalistler bence acayip bir saplantı içersindesin.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hacım, bırak da Kadir Mısıroğlu dışında Mustafa Kemal'e dokunan popüler ve enerjik bir kişi kalsın.

      Bu arada seninki gibi bir görüşe ilk kez rastlıyorum ve sanki devletini kurmuş, bula bula Sevan'ı bulup sorguya almış, bu arada devletinin aynı zamanda polisliğine soyunup Sevan'ı psikolojik olarak çözmeye çalışır gibisin. Hacım kabalık olarak düşünme seninki düpedüz şımarıklık. Keşke "geleceğe taşıyabileceklerini düşünmüyorum"daki "düşünmüyorum" mütevazılığında kalsaydın. o/

      Sil
    2. @Okan Altar
      Kemalizm ve Kemalist kitle öyle kolay kolay yok olmaz, en fazla kılık değiştirir. Kemalizm Takiyecidir, Gün gelir Smokin,Papyon takıp vals eşliğinde içki yudumlar ve yine Gün gelir Hakim yaka gömlek ve Cübbe giyip ellerini havaya kaldırıp mollalık taslar ve kolay kolay bitmezler.
      dediğiniz doğru güçleri azaldı ve belki sayıları da fakat yinede var olacaklar gibi.

      Takiyeciliğin en güzel örneklerini Google tarihi Fotoğraflarından görebilirsiniz.

      http://s.arkaguverte.com/2016/09/AtaDua.jpg

      http://www.kitaptansanattan.com/wp-content/uploads/2017/01/Atat%C3%BCrk-Vals.jpg

      Sil
  22. Kendimi kemalist olarak nitelendirmiyorum ancak Atatürk'e karşı büyük bir saygım ve sempatim var. Bir ateist olduğum içinde mitleri yıkmak argümanınıza katılıyorum. Atatürk'ün hatasız olduğunu iddia etmiyorum bu yüzden. Böyle bir şey herhangi biri için bile mümkün değil. Tarihi kişilikler ve tarihi olaylar dönemin koşullarına göre değerlendirilir ilkesi çok önemli bir ilke. Platon'u kadınlar için söylediği sözler yüzünden eleştiremeyiz. Dönemine göre değerlendirmek zorundayız. O yüzden Atatürk'ü değerlendirirken o günün değerlerine göre bir eleştiri getirmek bence en doğru yoldur. Güneş dil teorisi o gün için bile saçma bir teori mesela. Atatürk demokrat olmaya çalışmış, bunu zaman zaman gerçekleştirmiş, çoğu zamanda bu kültüre sahip olmadığı için bunu başaramamıştır. Bunu kötü niyetle yaptığını düşünmüyorum. Ama şuna eminim ki, Atatürk'den sonra dayatılan kemalist kalıpları Atatürk sahiplenmezdi. Ve şuna da eminim, Atatürk Sevan Nişanyan'ı Kültür Bakanı yapardı. Şunu da düşünmek lazım aslında, biz hiçbirimiz olayları ve insanları kendi düşüncelerimizle değerlendirmiyoruz. Siyasi, dini, ideolojik...bütün düşüncelerimiz ve inançlarımız çoğunlukla bizim elimizde olmadan içimizde şekilleniyor. Mesela, Konya'da bir türk ailede doğan biri bunun yerine Hakkari'de bir kürt ailede doğsa ve bütün kişilik özellikleri aynı olsa, Hdp'ye bakışı çok farklı olacak. Bunu bütün farklılıklara uyguladığımızda, aslında hiçbirimizin, bağımsız bir düşünceye sahip olmadığını görebiliyoruz. Biz sandığımız şey aslında biz bile değiliz. O yüzden, başka köklerden, başka nehirlerden beslenen birine dönüp, neden benim gibi düşünmüyorsun ya da benim kutsal saydığım şeye nasıl çomak sokarsın demek mantıksız. Çünkü düşman saydığın ya da öteki dediğin kişiyle aranda sadece tesadüfü farklılıklar var. Ötekinin sen olmaması, ne onun elinde neden senin elinde. Çok düzensiz bir yazı oldu:(

    YanıtlaSil
  23. Kemalistlerin mitini kırmak için saldırmadan bunlar sanki yokmuş gibi düşünerek Mustafa Kemali yalnızlığıyla psikolojisiyle yazsanız güzel olabilir onun hakkında ki gerçek düşüncelerinizle .

    YanıtlaSil
  24. Çok zeki bir insan olduğunuz su götürmez, halk arasında ''iyi kafa var bunda'' denilen cinsten. Bu ülke sizi kaçak durumuna düşürmek yerine elit bir düşünce adamı olarak istifade etmeliydi. Ne yazık ki kötü iyiyi anında kovuyor ülkemizde değişmez bir gerçek. Siz yinede her platformda bu ülkenin sevdalısı olarak yazmaya ve çizmeye devam edin. Gün olur devran döner mutlaka.

    YanıtlaSil
  25. Hocam, Mustafa Kemal ve "kızlar" hadisesinin (en azından benim gördüğüm kadarıyla) birkaç kez lafını ettiniz. Ancak kaynak sorulunca geçiştiriyorsunuz. Dürüst olun ve bu olayla ilgili ne düşünüyorsanız açıklayın. Ben Atatürk'ü seviyor ve sayıyorum. Ancak tenkitlerinizi de okumaya çalışıyorum. Eğer bu boş bir karalamaysa lütfen vazgeçin, yok eğer samimiyseniz paylaşın. Zaten şu ana kadar diyeceğinizi dediniz rahmetli hakkında.

    YanıtlaSil
  26. Yazılarınızı beğenerek okuyorum. Tamamına yakınına da katılıyorum. Yalnız bazen halka doğruları göstermek tehlikeli sonuçlar da doğurabilir. Yönünü bilmeyen insanlar daha büyük bir felakete sarılabilir. (Bknz. Arap Baharı) Sizin gibi aydınların yazılarında sistemi eleştirmek var, gerçekleri göstermek var ancak; başlangıç noktası bence yanlış. Atatürk(her ne kadar masal kahramanı konumuna erişmişse de) tüm bu safsatanın bitirilmesi niçin başlangıç noktası olamaz. Bence bu toprakların 1000 yıllık resmi ideolojisi İslam gerçeklerini topluma göstermek gerek ki, Mustafa Kemal bu hususta ilerici ve yardımcı bir harekettir. Bu hakikate ulaşan halkın kafasında İslam tabuları yıkılırsa, merak etmeyin sorgulamayı ve diğer tabuları da yıkmayı öğrenecektir. Hayatta ak ve kara değil, grilerin de olduğunu; güç denen şey için de zorbalıkta olduğunu anlayıp daha fazla şey ile yüzleşmeyi öğrenecektir. Siz şu an bütün cephelere savaş açıyorsunuz ve bu yüzden ''marjinal'' kalıyorsunuz. Saygılarımla.

    YanıtlaSil
  27. "Ama asıl suçun onda olduğunu düşünmüyorum. Etkisi dolaylıdır. Kemal ikonu 1950’den sonra – iki partinin iş birliğiyle – inşa edildi; 1960 darbesinden sonra bir kanser gibi memleketi sardı."

    Bu, 1950'den sonra olmamıştır, gayet Atatürk yaşarken olmuştur. Bütün anlatıyı alabildiğine metafizik, mistik, mukaddes bir kurgu haline getiren olağanüstü bir karakter olarak Atatürk kültü de Atatürk'ten sonra oluşturulmamıştır, gayet Atatürk'ün döneminde gerçekleşmiştir. Atatürk daha hayattayken tanrılaştırılmıştı, ülkenin dört bir yanına dikilen heykellerle, "Sen Türk'ün tanrısısın" minvalinde yazılan binlerce şiirle, hakkında yazılan abartı ötesi muazzam övgülerle dolu sürüyle kitapla bu kutsiyet inşa edilmeye o daha hayattayken başlanmıştı. Herhangi bir protokol konuşması, herhangi bir devlet ritüeli, herhangi bir konferans, onun adına dökülen harikulade methiyeler olmadan asla gerçekleşmiyordu, misal Türk Tarih Kongresi mi var, kürsüye çıkan bütün devletlular, bütün akademisyenler, ilim dünyamızın mümtaz simaları ve nadide şahsiyetleri, konuşmalarına evvela Atatürk'e övgüler ve şükranlar yağdırarak başlıyor, beş dakikalık bir methiye kasidesinden sonra asıl mevzuya ancak geçebiliyordu.

    1935 CHP programında, doğrudan bir şekilde "Kamalizm" kavramı kullanılır, ki program dönem milletvekillerinden Şeref Aykut tarafından "Kamalizm" ismiyle 1936'da kitaplaştırılmıştır: https://www.kitapyurdu.com/kitap/kamalizm-chp-programinin-izahi/349075.html

    Yine 1936 yılında, Yahudi olmaktan "istifa" edip "Türkleşerek" Munis Tekinalp adını aldıktan sonra Türk milliyetçiliğinin ve Kemalizmin ideologlarından biri olmaya soyunan Moiz Kohen, Kemalizm adında bir kitap yazmıştır:
    https://www.kitapyurdu.com/kitap/kemalizm-amp-cumhuriyetci-milliyetci-halkci-devletci-laik-ve-devrimci/271153.html

    1920'lerin sonundan itibaren, dönemin devletluları, yaşadıkları şeyin adını koyma, içinden geçtikleri süreci ideolojileştirerek bir doktrin haline getirme çabasına girişmiştir, bu çaba Kadro dergisi ve ardından Ülkü dergisi ile yükselir, dergi içi ve etrafındaki tartışmalarla mevzu yoğunlaşır, nihayet 1935'te parti programı ile "Kamalizm" adı resmen tescil edilir. Yukarıda linkini verdiğim kitaplarda, özgün ve muhteşem bir dünya tasavvuru olarak resmedilmesinin yanı sıra, Mahmut Esat Bozkurt'un 1937 tarihli "Atatürk İhtilali" isimli kitabı bu çabayı bir adım daha ileri taşır. Kemalizm, dünyanın güncel diğer ideolojileriyle kıyaslanır, komünizmle, faşizmle mukayeseye tabi tutulur, her ideolojinin en güzel yönlerini alıp kötü yönlerini bırakan, her çiçekten bir damla, her limandan bir sevgili toplayan, bize en uygun ve en muhteşem, biricik özgün resmi ideolojimiz olarak benimsenir. (Mahmut Esat'ın özellikle Nazizmle benzerlikleri vurguladığı bölümler önemlidir.)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ruslar Stalin öldükten, Çinler Mao öldükten 10 sene geçince onları ilah statüsünden indirdiler, heykellerinin çoğunu söktüler, onların zamanında işlenen suçları itiraf ettiler, yok yere idam edilenlere de iadei itibar ettiler. Sonra onlara yine hürmet ettiler ama hiç eskisi gibi tapmadılar. Türkler niye böyle yapamadı, nedeni ne?

      Sil
    2. Belki de MKA, Stalin Mao kadar insan öldürmediği için ikonası yıkılmadı. Onlar kadar öldürseydi haleflerince savunulamazdı.

      Sil
    3. @Derdo Doğru değil. Tarihte ne kadar çok adam öldürsen o kadar karizmatik olursun, Moğolistan parasında Cengiz Han resmi var.

      MKA ikonası İnönü zamanında yıkılmadıysa da rafa kaldırıldı, tasfiyesinin zemini hazırlandı. 1950'de diriltildi. O rüzgar dönmesi özel olarak incelenmesi gereken bir konudur.

      Sil
    4. Hayır, bahsettiğim sebepten ötürü. Cengiz Han 800 yıl önce ölmüş, eski çağlardan büyük İskender gibi yarı mitolojik bir figür. Kendisi bir din, fikir veya ideoloji yaymaya çalışmamış, Moğolların insanlık tarihinde tek başarısı.

      SSCBdeki Lenin heykellerinin çoğu 60lar 70lerde dikildi. Rusya Stalini reddettikten sonra liberal demokrasi olmadı. Değişen modern dünyada Stalinin insan katliyamlarını artık savunamayacakları için mirasını reddettiler, baskıcı rejimden vazgeçip özgürlüğü benimsemek maksadıyla değil. Artık Staline de ihtiyaç kalmamıştı çünkü Stalin çok kan dökerek Rusyayı dönüştürmüştü. Atatürk yeteri kadar öldür(e)mediği için Türkiyeyi tam dönüştüremedi.

      Sil
  28. İki parti neden atatürk kültü inşa etsin ki?

    Bundan ne "çıkarları" olacaktı?

    Adam (Kadında olabilirdi) kazanılması neredeyse imkansız "gözüken" (Bosuna ABD mandasi pesinde kosulmadı, asker kaçakları asker sayısından fazlaydı vs.vs.) bir savaşı kazanmış ve halkını filistin halkının durumunda düşmekten kurtarmış.

    Tabi daha fazlasıda var amma velakin :

    Kurtuluş savaşı sadece türk-yunan savaşıydı diyenler olabilir diye aşağıdaki soruları hazırladım : :)

    1 ) Madem sadece türk-yunan savaşıydı SSCB neden işe karıştı?

    2 ) Madem sadece türk-yunan savaşıydı Hintli müslümanlar neden altın gönderdi?

    3 ) Madem sadece türk-yunan savaşıydı mesela İstanbul'daki demir atmış donanmanın masrafları neden "Yunan devleti" tarafından karşılanmadı?

    4 ) Madem sadece türk-yunan savaşıydı Fransızların & italyanların ne işi vardı Anadolu'da?

    5 ) Madem sadece türk-yunan savaşıydı neden savaşın sonunda sadece Yunanistan ile masaya oturulmadı?

    6 ) Madem sadece türk-yunan savaşıydı lozan anlaşmasında kapitülasyonlar neden gündeme geldi? Malum yunanistan'ın hiç kapitülasyonu yoktu.

    vs.vs.

    Dahada uzatırdım.

    Ama uzatmadan özetle şunu söyleyeyim :

    Atatürk kültü ne atatürk'ün kendisi tarafından nede sonraki iktidarlar tarafından inşa edildi.

    Atatürk kültü "tarih tarafından inşa edildi".

    Zaten o yüzden koruma yasası gibi az gelişmiş ülkelere özgü "acaipliklere" ihtiyaç duymayacak kadar sağlam.....

    Ama elbette atatürk'te neticede "altı üstü" bir insandır....

    Herkez gibi hatalarıda vardır.....

    İyi günler......


    YanıtlaSil
  29. "iki parti neden..."

    İktidarın DP'ye devredilmesinin şartıydı. DP iktidarının ilk yılında Atatürk'ü Koruma Kanunu çıkarıldı, paralardan kalkmış olan resmi iade edildi, 12 yıldan beri Etnografya Müzesinde bekletilen naşı için Anıt Kabir projesi açıldı, ölümünden beri heykeli yapılmamışken her ile heykel kampanyası başlatıldı.

    "1 ) Madem sadece türk-yunan savaşıydı SSCB neden işe karıştı?"
    Çünkü Ankara rejiminin Londra Konferansında İngiltere ile anlaşacağından korktu. İç savaş henüz sürüyordu ve İngiltere'nin Kırım'da direnen Beyaz kuvvetlere Tr üzerinden destek vermesi gündemdeydi.

    2 ) Madem sadece türk-yunan savaşıydı Hintli müslümanlar neden altın gönderdi?
    Çünkü İttihatçıların anti-İngiliz cihat vs. propagandasına kandılar.

    3 ) Madem sadece türk-yunan savaşıydı mesela İstanbul'daki demir atmış donanmanın masrafları neden "Yunan devleti" tarafından karşılanmadı?
    İstanbul'da demir atmış donanma Türk-Yunan ve Türk-Ermeni savaşlarına direkt hiçbir katkıda bulunmadı.

    4 ) Madem sadece türk-yunan savaşıydı Fransızların & italyanların ne işi vardı Anadolu'da?
    Osmanlı Devleti 1. Dünya Savaşında hezimete uğrayınca, nihai barış imzalanıncaya kadar üç müttefik ülke tarafından stratejik noktaları işgal edildi. Almanya, Avusturya-Macaristan ve Bulgaristan da aynı şekilde işgal edilmişlerdi. İşgal kuvvetleri Türk-Yunan ve Türk-Ermeni savaşlarına direkt herhangi bir müdahalede bulunmadılar. İngilizler Yunan ordusuna kısıtlı silah desteği verdi. İtalyanlar, daha sonra Fransızlar Ankara ordusuna kısıtlı silah desteği verdiler.

    5 ) Madem sadece türk-yunan savaşıydı neden savaşın sonunda sadece Yunanistan ile masaya oturulmadı?
    Çünkü Lausanne Barış müzakereleri Türk-Yunan savaşının değil, 1. Dünya Savaşının barış konferansıydı. Osmanlı Devletinin tasfiyesi görüşmelerinde Türk-Yunan savaşı çok marjinal bir rol oynadı.

    6 ) Madem sadece türk-yunan savaşıydı lozan anlaşmasında kapitülasyonlar neden gündeme geldi? Malum yunanistan'ın hiç kapitülasyonu yoktu.
    Çünkü kapitülasyonlar, İslam hukukunun çağdışı hükümlerini telafi etmek amacıyla yapılmış düzenlemelerdi. Yunanistan'da İslam hukuku olmadığı için, doğal olarak, kapitülasyonlar da yoktu. TC İsviçre medeni kanununu benimseyince Türkiye'de de kapitülasyonlara gerek kalmadı.

    Atatürk kültü "tarih" tarafından inşa edilmedi, İnönü, Menderes, Bayar, Köprülü ve Koraltan tarafından inşa edildi. Somut kişilerdir.

    Tarih, acımasız bir yargıçtır. Keyfi isterse herhangi bir figürü beş dakikada harcar, sonraki kuşaklar da adamcağızı tarihte önemsiz bir dipnotu ya da sapık bir diktatör olarak hatırlarlar.

    Atatürk "altı üstü bir insan" değildir. Bilinçli olarak inşa edilmiş bir mittir. Yiyen yiyor. Afiyet olsun, midenize kuvvet.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @ S N

      Sovyetler Türk-Yunan savaşının son yılında Ankara'ya yardımı kesmişler, Atina'ya da gizli görüşmeler için bir heyet göndermişler. Türk dostu Yunan tarihçi Dimitri Kitzikes zamanında bunların izini bulmuş.

      Sil
    2. merhaba sevan, mit hangi bilinçle inşa edilmiş?

      Sil
  30. Sevan Bey

    Diger cevaplarinizada cevabim var ama :

    Bana oyle gollük paslar vermişsiniz ki sadece bir kacina cevap vermekle yetineceğim :

    "Paralardan kalkmış olan resmi iade edildi" demişsiniz :

    Yani ataturk'un resmini paralardan cikartan "devlet" DP'ye ataturkun resmini paralara eklemesi sartini dayatıyor. :)

    Istanbul'a demirlemiş donanma turk-yunan savasina karismadi demişsiniz.

    Abi Istanbul'u "tutmasi" yetmez mi????????????

    Malum savaş "para" demektir....

    Istanbul Anadolu'nun acik ara "en zengin sehri".

    Vergi gelirlerinin neredeyse yarisi İstanbul'dan geliyor.

    Bugun bile bir savaşta TC Istanbul'u kaybetsin "savasi kaybeder".....

    Dahada uzatirdim ama ne gerek var?

    Sevan Bey galiba en sonunda cozdum olayi : Siz insanlara paralel bir evrenden sesleniyorsunuz.

    Yani olay artik tarih değil "bilim-kurgu"...….

    Iyi günler...….

    YanıtlaSil
  31. Kucuk bir oneri. Bence, bu yaziyi "Yanlis Cumhuriyet"'in yeni baskisina onsoz olarak koyun, cok faydali olur.

    YanıtlaSil
  32. "kızlar", "sapık diktatör" hususlarını açar mısınız?

    muhtemelen açamazsınız. bari gördüğünüzü ima eden bir cevap yazın yada kıvırın. biliyorum zor soru oldu.

    not:yaş 30. uzman tabip. yatamcı değil. kürt. alevi. meraklı. atıp tutmaz. sorar. sordum.

    YanıtlaSil