-->

17 Kasım 2017 Cuma

Beytüşşebap

Beytüşşebap’la ilgili şu sonuçlara varıyoruz.

İlçeye (yani idari bölgeye) adını veren “eski” Beytşebab veya Bethşebab veya Bêşebô bugünkü kasaba değil, onun yaklaşık 6 km güney-güneybatısında şimdiki resmi adı Hisarkapı olan tepe üzerindeki kasır/hisar. Buna halen Qesrik/Kasrik adı da veriliyor. Bu kelime Ermenice “kalecik” demektir, belki Farsça ve Kürtçede de aynı anlama gelebilir, bilmiyorum.

Eser: Remezan Bakur
Kasrın eski hali yandaki minyatür veya temsili resimde görülüyor. Bir arkadaşımızın verdiği bilgiye göre adıyla da bilinirmiş, Hekari beyliği şehzadelerinin ikametgâhı imiş. Hekarili Pertew Beg’in (1777-1841) şiirlerinde geçermiş. Bê Arapçası beyt, Asuricesi beth olan sözcüğün yerel telaffuzudur, bölgede sayısız yer adında geçer, “hane, konak” demektir. Böyle olunca Beyt Şebab “gençler evi” anlam kazanıyor.

Arkadaşımız “Ermenilerle Süryanilerle alakası yoktur” demiş, ki bir bakıma haklı. Fakat unutmamalı ki Hekkari beyliği 15. yy’da Pinyaniş aşiretinden Kürt beglerinin yerel Nasturi/Asuri toplumunun desteğiyle onlar üzerinde kurmuş oldukları egemenliğin adıdır; 19. yy’a (1840’lara) dek kuvvetli bir Asuri alt damarı taşır.

Halen kasrın yerinde yeller esiyor. Google Earth 43° 7' 9'' D, 37° 32' 42'' K noktasında görüldüğü kadarıyla hemen dibine modern bir yerleşke, muhtemelen askeri garnizon yapılmış.

Şimdi ilçe merkezi olan kasabanın öz adı Elık, tamlama hali Elki yahut Elkê. 2011’de kısaca ziyaret etmiştim.

*
Bir başka arkadaşımızın sorguladığı Qesrigo Kantarvaz veya buna benzer bir adı olan yer orası değil görünüyor mamafih. 1950’lere dek Van iline bağlıymış ve gayrimüslim nüfusu ve/veya mülkiyet iddiaları varmış. Bu durumda, Beytüşşebap ilçe merkezinin kuzeydoğusundaki Faraşin veya resmi adıyla Yeşilöz bölgesini düşünmek lazım. Burası vahşi dağlarla çevrili olağanüstü izole bir vadi. Yüzölçümü bakımından Türkiye’nin en büyük köylerinden biri, çünkü vaktiyle bir değil yirmi pare köy veya mezraymış, şimdi hepsi terk edilmiş. Esasen Beytüşşebap’tan çok kuzeyindeki eski Norduz ilçesine/diyarına ait olan bir yer. Sanırım Beytüşşebap’ın aksine burası yakın tarihe kadar asimile edilememiş ve bilahare temizlenmiş bir gayrimüslim yurduymuş. Bir dönem çok merak etmiş ve görmek istemiştim, nasip olmadı. Yirmi köyün adlarını da hiçbir kaynaktan bulamadım. Bilen ve paylaşmak isteyen varsa makbule geçer.

Yıllar önce Karaköy’deki Türk-Ortodoks kiliselerinden birinde bakıcı aileyle ayak üstü sohbet etmiştim. Kürt müsünüz diye sordum. Yok haşa, Beytüşşebaplıyız, Protestanız dediler. Sanırım burada “Protestan”, Protestan kilisesine mensup Ermeni veya Asuri demek olmalı. Kürtçeden başka dil bilmiyorlardı.

TC o bölgede, ya da en azından o bölgede diyelim, hoyrat ve zalim bir askeri işgal rejiminin adıdır. Bunu görmek lazım.

17 yorum:

  1. Akşamizade Efendi17 Kasım 2017 12:20

    Onu bilmiyorum fakat Kuzey Irak'taki Ermeniler hep Kürtçe konuşurlar, kilisedeki ayinleri bile Kürtçedir. En son 2-3 nesil öncesine kadar Ermenice biliyorlarmış, yavaş yavaş unutmuşlar. Aynı eskiden Orta Anadolu'da Türkçe yaşayan Ermeni ve Rumlar gibi. Batı Rusya'daki Yahudiler de 1600ler ve 1700lerin sonlarından itibaren Slavca'dan artık büsbütün Almanca'ya dönmüşler, dilleri yahudi Almancası Jüdisch olmuşt.

    YanıtlaSil
  2. Beytüşşebap hakkında benim yorumum şu:
    Nasıl Allah'ın siktir ettiği bir memleket ki cumhuriyet rejimi tenezzül edip adını bile değiştirmemiş?

    YanıtlaSil
  3. Blogun yeni formatını beğendim elinize sağlık hocam sadeleşmiş.

    YanıtlaSil
  4. Di warê kurmancîyê de tu merivekî zahf bê nan û xwê yî, çi ye, çima ye, ez tênagîhêm. Hîn çendik û çend kelepçeyên te hene, tu her çendî dînek bî jî. Silav û rêz.

    YanıtlaSil
  5. O bereketsiz ve külliyen zararlı toprakları, bu "tc!" sınırları içine kabul eden atalarımın toprak olmuş kulaklarını sık sık çınlatırım.
    nasıl olur da torunlarına, bu berbat suçu işlerler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hem güzellik hem verimlilik açısından Yozgat'a fark atarlar Sancar Bey.

      Sil
    2. O zaman askerlerini de topla siktir ol git gerizekalı herif, biz mi dedik gel de salak salak canını ver diye sana.

      Sil
    3. Adsız18 Kasım 2017 22:32 oldukça cahilane ama samimi..

      Sil
  6. Sevan Bey,
    İki bölgeyi de askerlik ve kardeşimin tayini sayesinde gördüm. Edremitten gidince ikisi de iğrenç ama o karanlık, çirkinlik ve tekinsizlik timsali beytussebabı, türk topraklarının en dandik yeri çakma mars, yozgattan daha verimli güzel bulmak için afedersiniz ama kör olmak lazım efenim. Takıldığım kısa süre zarfında en azında buğday, üzüm, patates, arpa yetiştiriyordu bizim gobeller. kendince bir güzelliği olan, uçsuz bucaksız hafif engebeli arazi(yerköy için konuşuyorum), ilginç şekilde derse kafası basan, karbonhidrattan olsa gerek kilolu + saygılı çocuklar vardı ve en önemlisi Toprağa tohum atıyorlar, bildiğin filizleniyor. Diğerinin toprağına bıraksak o yavrucağı, bi üstteki demoqratik ve hümanist gerilla perver arkadaş gibi küfür ederdi büyük olasılıkla.

    Her neyse, karşı argüman sürme dürtünüze veriyorum. Oralar olmasaydı biz daha iyi olurduk. Oraları ve üzerindekileri bize katan, sayısız nesilin geleceğini çalmış.

    Bizim Edremit çok güzel ama, Fermanı çıkaran Fatih sultan mehmetten, kanunun çiğnendiği taaa 19. yy ilk çeyreğine kadar iti kopuğu sokmadıklarından olsa gerek. Kirletilmemiş uzunca bir süre...
    kolay gelsin.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İşi yine siyasete çekemeden edemiyoruz değil mi? Hangi yorumumdan "üstteki demoqratik ve hümanist gerilla perver" oldum yahu?

      Bir yorumla saçmaladın zaten, bari daha da zorlama şansını. 5 yaşında biber gazı ile tanışmama sebep olan, sokak ortasında arkadaşımı "terörist" listesine alınan, ailesini gözlerimin önünde hüngür hüngür ağlatan aşağlık ordu sayesinde durumumuzu kıyaslayıp mastürbasyon yapabiliyorsunuz, sonra da çemkirip topraklarımızı beğenmiyorsunuz, üstüne git desek de gitmiyorsunuz. Ne diyeyim daha küfür etmeden?

      Sevmiyorsan yürü git kardeşim oralardan, bir daha da gelme. Aptal aptal yazma sonra "onlor loş gobo omoooo" diye.

      Sil
    2. Bunların hiç biri, karşındakine küfür etme hakkı vermez.
      Karşı argüman yok, mantıklı düşünme yok, kafa ideolojiden komaya girme eşiğinde. Sadece nefret, eziklik ve boğazda birikmiş cümleler şişkinliği...

      Biz bunlardaki mağduriyet psikolojisi ve nefret ile nasıl(ne kadar süre daha doğrusu) aynı ortamda var olabileceğiz hiç mantığım almıyor.

      Sil
    3. Küfür etmek hak falan değildir, aptal söze söylenebilecek yegane güzel cevaptır, söyleyenin boş yaptığını hatırlatır. Upuuuuzun çok saygılı analizinde "18 milyon ortadoğu insanı" diyerek ne anlatmaya çalıştığının emin ol farkındayız. İçindeki nefreti ve önyargıyı güzel cümlelerle döküyor olman işin çıkış noktasını değiştirmiyor. Ha "eziklik" demişsin ha "köpeklik" ne fark eder?

      O 18 milyon insan geçen yaz askeri sokağa döküp sıra dayağına çekmedi, ülkenin başına geçip milletin gözü önünde kunduracılıktan kuyumculuğa binbir türlü yollarla soygun yapmadı. Yönetimin her tarafında bulacağın o ilkokul mezunu badem bıyıklılar da, cenazelere saldırıp binaları ateşe veren, kapıları işaretleyip turan hayaliyle El Bab'da maşalık yapan bozkurtlar da, kafası yerinde olmayan radikallerden Suriye'ye çapulcu ordusu yetiştirip silah sevk eden de, kabul etsen de etmesen de 150 yılda yüzbinlerce sivilin öteki olmaktan ötürü katlinden sorumlu olan çok şerefli TSK da senin "biz" diye tanımladığın Türk milletinin mensuplarıdır, hatırlatırım.

      Önce şu vatan millet saçmalığını bir kenara bırak. Ne TSK ne de başka hiçbir silahlı örgüt senin benim için savaşmıyor. Mesela Ekşi'de de yazdığın o 2 milyonluk macar kaybı şehit falan değildir, elin toprağından daha fazla vergi almak için harcanmış insan kaynağıdır (Bunun dini tartışmasını da ayrıca yapabilirim). Kanıt mı istiyorsun? Ahan da bir önceki yorumum, biz ordunun ne halt olduğunu gördük emin ol. Askerde patates soymaktan başka işlere giriştiysen, ya da beytüşşebab kardeşinin tayin bölgesi değildi ise senin de bir şeyler bildiğinden eminim, saklamana gerek yok.

      Yaşadığın yerin ismi Kürdistan da olsa, Uruguay da olsa, Mars da olsa hayatın aynı hayat olacak, belki pekmeze "dıms" diyeceksin, hepsi o. Sorun ülkenin sakat gündemini kimlik sorununa bağlayacak kadar komik varsayımın. Erkek gibi çıkıp da sorun bu lanet olası badem bıyıklı ilkokul terkçiler diyememen. Bir etnisiteyi, kültür grubunu, sprachbund'u bahane olarak kullanıp aralarındaki eğitimlisini, şereflisini, neşelisini, zavallısını, acı çekenini utanmadan yok sayman, bu hatandan ötürü dozu kaçmış bir tepki yiyince de bunu saygısızlık ilan etmen. Milliyetçiliğin ikiyüzlülüğünü açıkça göstermen hani.

      Sen de biliyorsun, biz bu ülkeden gidecek olsak suçlayacak bir günah keçisi kalmayacak. Biz olmazsak "Türk Milliyetçiliği çöktü" diyemeyeceksin, başına üşüşen çapulcu ordusunu savunacak manevi mazeretin olmayacak. Şehit diyemeceksin, vatan elden gidiyor diyemeyeceksin. Düşmanın ortada yoksa kahramanlık taslamak neye yarar?

      Sana göre "ideolojik söyleme batmış" bir insan için sence bunlar elinin altındakine burun kıvırana siktir çekmek için yeterli sebepler mi? Bir daha soruyorum; biz mi sana dedik de gel salak salak öl dedik? Devletin açgözlülüğü için daha başka ne bahaneler bulmayı deneyeceksin? Yol ayırmak gibi gayet uygun seçenek varken ayak sürtmek niye?

      Son bir mesele, sana fikren karşı olan insanlar bir kutup değildir. Daha ne düşündüğüm hakkında yazacak bir paragraf iddian olamazken beni ideolojik körlükle suçlaman ancak bir kaçış yolu olabilir. İdeolojik bunalım ile suçladığın insan satırlarca yazının içinde kof bir milliyetçilikten başka bir şey bulamıyor. Ha en azından tespitlerinin büyük bir kısmı orijinal, kitap seçimi de güzel olmuş. Ama son cümlende bile hala söylediklerinle niyetler arasındaki tutarsızlığın meydana çıkıyor.

      Sil
    4. Önyargı'nın niye bu kadar iğrenç, kaka bir şey olduğunu anlayamıyorum, bu noktada gayet işi çabuklaştırıp kolaylaştıran bir yoldur önyargı. sizin tabirinizle "siktir çekilecek" bir kişiye veya fikre önyargıyla yaklaşmak çok mantıklıdır.

      sizin ağzınızı bozduğunuz argüman benim; "O bereketsiz ve külliyen zararlı toprakları, bu "tc!" sınırları içine kabul eden atalarımın toprak olmuş kulaklarını sık sık çınlatırım.
      nasıl olur da torunlarına, bu berbat suçu işlerler..."
      yorumumdur. benim saçma ve zararlı bir egemenlik iddasını savunduğum noktasına nasıl vardınız?
      bence fikrimi, size ait bir şeyi "değersizleştirerek" yaptığım için bu öfke. gerçekler acıdır. kürdistan ve kürtler bizim için değersizdir, orada hakimiyet için harcadığımız her bir damla kan, para ve zaman ziyandan başka bir şey değildir. bu açgözlü sendromun sebebini de ekşide yazmıştım.

      bu konuyu açınca bütün "demoqratik ve hümanist gerilla perver arkadaşlar" hemen "iyi insanlar da var, genelleme, önyargılı olma,asıl sorun faşist tc'nin faşist görevlileri" moduna giriyor. valla karşı çıkmıyorum. ama neden ? her sorunun kökü o etnik kalkışma değil kabul, ama en büyük sıkıntılarımıza sebep olduğu da bir gerçek(şehirleşmeden tut, polis devletinde yaşamamıza, uluslararası sıkıntılardan, aşırı nüfusa, ulusal huzurdan güvenlik kaygılara, mafyadan kaçakçılığa...). neden uğraşsın bu millet? kopup gitmek, ayrılmak daha kolay olmaz mı?

      günah keçisinden kurtulunca milliyetilik yerin dibine batmaz, 1920-30 döneminin milliyetçiliği malum, o dönem kimse yoktu(kürtler deme, bize her açıdan ingiltereden daha uzaktınız).

      basit matematik.seçim sonuçlarına bak, özellikle göç etmiş milyonlarca kürdün kime oy verdiğine bak. sonra onları çıkarıp kalan nüfusun genel siyasi manzarasına bak. o ilkokul terk cahiller bu kadar güçlü olmuyor. %33'ün altındalar. sizin yüzünüzden bu kadar güçlendiler. ağır dini odaklara bak diğer yandan. kimleri göreceksin bakalım.

      Sil
  7. Sevan bey şayet zamanınız varsa bir ara yazdığım bir entrye göz atar mısınız?
    https://eksisozluk.com/entry/67417004

    bu konu hakkında bir yerlerle bir işim var.
    "hadi lan oradan!" diyeceğiniz bir nokta varsa, insan içinde rezil olmayalım. size bir e-mail kadar yakınım;
    sancar1514@gmail.com

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güzel, aydınlatıcı bir yazı...kitap çıkar bu "yazıgiri"den.

      Sil
    2. milletler yağmura yakalanınca şemsiye alma kararlarını veremiyorlar bireyler gibi azizim. milletin kaderinde şemsiyeli olmak ya da olmamak oluyor. en azından tarihi sistematik bir şekilde okuma niyetin varsa o determinizmi baştan kabul etme durumundasın gibi geliyor bana.
      "büyük bi adam başa geçseydi şöyle de olabilirdi..." yaklaşımını benimsememiş anlaşılan o bernard lewis felan.

      Sil
    3. Elbette Şemsiye alma kararı verebilir efendim. Yeter ki yönetici takımı ulusal çıkarları azıcık düşünsün. Daha bir kaç yıllık suriye mülteci göçü bir yağmur değil midir? Enerji güvenliği bir yağmur değil midir? ya da iç göç olgusu? ileri kapitalizm karşısında ulusal ekonomiyi bütün tutmak bir şemsiye almak sayılamaz mı? mesela amerikanın ördüğü duvar şemsiye sayılamaz mı? almanyanın rüzgar ve güneş enerjisi yatırmları...

      Fransız sosyo ekonomik ekolünden sonra savaş ve büyük adam olguları geri plana itildi malum, lakin "yapın buraları düzeltin" diye çıkan bir adamın ülke geleceğine etkisinin amele maaşından fazla olduğunu gene kabullenme aşamasında tarih yorumcuları.

      zaten bu yaptığımız geçmişten ibret alarak günümüzdeki sığır politikacıları, başımıza açtıklarını öğretmenler odasında eleştirmek neticede. "2017 focus vs jetta vs honda" kıyaslamasından arta kalan zamanlarımızda tabi ki.

      Lewis'in neyi benimsediğini unutmuş olabilirm, neticede 6-7 sene evvel üniversitede okumuştum en son.

      Sil