Showing posts with label Edward Said. Show all posts
Showing posts with label Edward Said. Show all posts

Monday, April 3, 2017

Edward Said'in Oryantalizm eleştirisi

Edward Said'i otuz yıl aradan sonra önceki sene yeniden okumaya teşebbüs ettim. Otuz yıl önce sabun köpüğü tadında gelmişti, otuz yıl sonra da öyle geldi; Orientalism'i sonuna kadar okuyamadım.
Yakından tanıdığım bir insan çeşidi Said: Şark Hıristiyanlarının iyi eğitim almış çeşidi. Bir yandan Batı medeniyetine rafine bir düzeyde hakim, belki bunu biraz fazlaca vurgulama ihtiyacı hissediyor. Batıya büyük hayranlık duyuyor. Diğer yandan Şark hakkında kendi bildiklerini ve duyarlıklarını Batı'nın paylaşmamasına sinir oluyor. Filistin'den (yahut İstanbul'dan) bakınca Batılıların ufku yarı yarıya eksik durur. Altta müthiş bir hayranlık olduğu için, Said kendini ihanete uğramış hissediyor. Küskün aşık gibi, "ama biz sana neler neler yüklemiştik..." diye söyleniyor.
Dikkatle oku bak. Said'in Batı eleştirisinin altında yatan çerçeve Batı hayranlığıdır. Batının akademik geleneğine, müziğine, açık fikirlilik ve özgürlük idealine, New York'a, Columbia üniversitesine aşıktır. "Neden benim bildiklerimi bilmiyorsun, Şark gibi bir hayati konuyu neden benim tanıdığım kadar tanımıyorsun" diye sitem etmektedir.
Eleştirdiği ne peki? Batı Şark'a karşı önyargılıymış, üstünlük taslarmış, bilgisizmiş, kendi kafasındaki modele göre bir Şark karikatürü üretirmiş, vs. vs. Amerikalılar, "so, what is new" derler. Hangi kültür diğeri hakkında önyargılı / eksik bilgili / basitleştirici değil ki? Japonlar mı Çin'i daha iyi tahlil ediyormuş? Afrikalılar mı Hintlileri çözmüşler? Yoksa ─ tutmayın beni güleceğim ─ İslamlar mı Batı medeniyeti hakkında derin ve insani ve objektif ve empatik malumatla doluymuşlar?
Bütün kültürler diğerleri hakkında az veya çok önyargılı, bilgisiz ve küçümseyicidir. Fakat bu handikapı modern Batı kadar ciddiyetle ve samimiyetle aşmaya çalışmış başka uygarlık tanımıyorum. "Oryantalist" diye aşağıladıkları adamlar Klasik Arapça'nın, Bedevi lehçelerinin, Arapça denizci lisanının,  Farsçanın, eski Farsçanın, orta Farsçanın, Talmud Aramicesinin, Sanskritçenin, Habeşistan lisanlarının, Osmanlı Türkçesinin, İstanbul argosunun, Kıpticenin nihai sözlüklerini yapmış. Her biri birer şaheserdir ve hayat boyu verilen eziyetli emeklerin ürünüdür. Türkiyat konusunda okumaya değer ne varsa Batılılar yazmış. Arap ve İslam klasiklerinin, ki her biri bin sene önce karınca yazısıyla yazılmış binlerce sayfalık eserlerdir, Batılı alimler eleştirel edisyonlarını yayımlamışlar. Yedi yüz seneden beri İslam dünyasında, İslam tarihine, diline, filolojisine, arkeolojisine, hukuk tarihine dair üretilmiş hiçbir şey yok. Sıfır. Hiç. Üç beş tane yarım yahut marjinal çalışma varsa onları da Batıda mektep okuyan birkaç kişi yapmıştır.
Peki Şarklıların Batı medeniyetine yaptıkları bir katkı var mı? Dante yahut Goethe hakkında, Allah için, sadece bilgi aşkıyla yazdıkları, okumaya değer bir tane doktora tezi, bir tane makale, bir tane broşür var mı acaba?
Tamamen parazitleşmiş bir kültürden gelen bir adamın kalkıp, bizzat kendi kültürü hakkındaki bilginin tamamını üretmiş olan bir medeniyeti "önyargı ve yüzeysellikle" suçlaması bana komik geliyor, doğrusunu istersen.
Önyargı ve yüzeysellik yok mu? Vardır elbette. Mesela eski Yunan kültüründe Şark unsurlarının sistemli olarak görmezden gelinmesine dair bir makale yazmayı düşünüyorum ben de, hazine gibi bir konu, deştikçe çıkıyor. Ama önyargı ve yüzeyselliğin yanında göz yaşartıcı bir dürüstlük, emek, bilgi, çaba var ki, Şarkta yüzyıllardır esamisi okunmayan şeyler.

20 yorum:

  1. Ragıb Cüneyd3 Nisan 2017 09:39
    Senin de şarklıları çok sevmen gerek, öyle di mi Sevan? Onlar da kadınlar çalışmasın diyor sen de. Pek bir farkınız yok sanki, ne dersin?
    Yanıtla

    Yanıtlar

    1. Aynen, cok dogru bir noktaya deginmissiniz Ragip Bey. Tek ortak noktalari kadinlarin calismasini istememek degil! Ikisi de Amerika hayrani; ayni universiteye gitmisler; orta-dogulu olmalarina ragmen ikisi de ecnebi isim benimsemisler (Edward malum; Sevan, sea-van, yani deniz otobusu kokunden). Bence buyuk oyunu cozmeye cok yakinsiniz, ha gayret!
  2.     Sevan hocam, Batıyı Batı yapan şu veya bu ideoloji değildir, keza bütün o ideolojilerin ortaya çıkmasında ve temelinde baska bir şey yatar. Batıyı üstün kılan esasında çalışkanlıktır yani üretimdir, gerisi ana yemeğin yanında garnitürdür. Nasyonalizm, Komunizm, Sosyalizm, Liberalizm... vs gibi özünde Materyalist veya Materyalist etkileşimli ideolojilerin tamamının Batı menşeli olmasının nedeni de bu üretimden gelir. Avrupa'da üretimin yüksek olması, rekabeti ortaya çıkardı ve bu sayede eğitime olan talep arttı, halkın eğitim seviyesi çok ama çok yükseldi. Batıyı takdir edip de Batı'nın şu veya bu ideolojisini öne çıkaranların atladıkları mesele hep üretim ve yüksek eğitimli toplumdur. Aynı üretim miktarı, kalitesi ve teknikleri olmadığı için Batılı ideolojiler batı haricinde randıman vermiyor(belki Uzakdoğu biraz istisna).  Ernest Renan'in 1883teki konferansındaki iddiası: "Doğunun üstünlüğü 13. yy'da bitti, ondan sonra (Doğuda) ancak 1-2 deha daha çıkabildi, (örn ibn-i Haldun)".  Fakat malum, tek çiçekle bahar gelmez.
      
         Voltaire'in 2.5 asır evvel demiş olduğu gibi:"Paris'te bir günde yazılanlar İstanbul'da bir yılda yazılanlardan fazladır."

         Ha peki, üretim ve üretim teknikleri Müslüman coğrafyada niye böyle geri, üstelik medeniyetin beşiği Avrupa'ya coğrafi olarak bu denli yakınken? Bunun da asıl sebebi İslamın bizzat kendisi, her zaman söylediğim gibi İslam, Hristiyanlık veya Budizm gibi değil. İslam aşırı rijit bir din, Müslümanların İslamı kısmen veya tamamen terketmeden modern çağa ayak uydurabilmeleri tek kelimeyle imkansız!
    Yanıtla

    Yanıtlar

    1. Laedri Bey, normalde yorumlarınızı %85-90 oranında beğenirim fakat bu yorumunuzda tamamen ıskaladığınızı düşünüyorum.

      Üretim ve çalışkanlık; kıymeti kendinden menkul, boşluktan gelen kavramlar değildir. Bunları ortaya çıkaran başka öğeler var. Bu öğelere değil de üretim/çalışkanlık noktasına odaklandığınız için yorumunuzun gerisi de havada kalmış.

      Her ne kadar İslamla ilgili bir dolu eleştirim olsa da konunun dinle doğrudan bağlantısı olmadığını daha önce Sevan Hoca birkaç kez açıklamıştı (hatta Ermenilerden örnek vermişti).

      Eğer daha önce araştırmadıysanız HBD (human biological diversity), manorialism, cousin marriage in Arabs&Islam konularını incelemenizi öneririm. Beğeneceğinizi ve ufuk açıcı bulacağınızı iddia ediyorum.
    2. Laedri,

      Ben de tespitlerinizin epey havada kaldığını düşünüyorum. Daha doğrusu, sonuçlara yönelik tespitleriniz isabetli fakat neden-sonuç ilişkisini epeyce keyfî kurmuş ve kurarken de pek sağlam olmayan malumattan faydalanmışsınız gibi görünüyor.

      Eleştirimin samimiyetinden şüphe etmemeniz umuduyla, müsade edin birkaç soru sorayım.

      - Üretim -ve onunla bir ve aynı şey kabul ettiğiniz çalışkanlık- ile materyalizm arasında nasıl bir bağ kurdunuz? Materyalizm deyince neyi kastediyorsunuz? (Nasyonalizm, komünizm, sosyalizm, nasyonel sosyalizm, gibi -izm'lerin hepsinin temelinden buram buram idealizm kokusu gelir. Hele Alman dehalarının tamamına yakınının paçalarından romantisizmle perçinlenmiş idealizm aktığını rahatlıkla görebiliriz.)

      - Rijit deyince neyi kastediyorsunuz? ya da dinler arasında rijitlik ölçümü yaparken hangi ölçüm birimlerini veya kriterlerini esas alıyorsunuz? (Bana öyle geliyor ki, rijitlik, dinin doğası gereğidir; yani özseldir, ilineksel değil. Dinî uygulamadaki ya da spekülasyondaki rijitlik, doğrudan dinin kendisinden ziyade, özne ve toplumların karakterinden kaynaklanır.)

      Bence Renan, İslam eleştirisi için referans alınacak ya da ciddiye alınacak zeka ve kuvvette bir kaynak, bir otorite değil ne yazık ki (Ne ki, Renan İslam'ın ilerlemeye engel olduğunu söylüyor, deha çıkmasına değil). Voltaire'in dehası kuşku götürmez; fakat eğer olasılık hesabı yapmıyorsak, yazılan kitap 'adedi'nin nitelik ile doğrudan bir bağlantısı olduğu kuşku götürür.

      Beni tamamen muhalif olduğum bir davayı savunmak zorunda bıraktığınız için teessüf ederim =)

      Selamlar...
    3. Dünya'da akraba evliliklerinin en yüksek olduğu halklar Müslümanlar tabii. Bunu yazmıştım ama belki eski yorumlarımı okumamışsınız, olsun gene yazayım. Türkiye'de şu an bike akraba evlilikleri halen 30% civarı, Araplarda çok daha yüksek, Pakistan'lılarda 70% civarı olduğunu gösteren istatistikler mevcut. Elbette fevkalade sakat bir iş ve Müslümanların geri kalmış olmasında gayet ciddi bir tesiri var, bu yadsınamaz.

      Fakat, milletlerin kaderini tayın eden esas faktör coğrafyadır. Aristo zannedersem bu meseleye ilk temas edenlerden, İbn-i Haldun daha detaylı anlatmış, meşhur sözüdür: "Coğrafya Kaderdir!"
    4. Coğrafya kader midir? İsrail kaderi biraz ters köşeye yatırmış sanki.
    5. Bu yorum yazar tarafından silindi.
    6. Ne Aristoteles'in, ne de İbn Haldun'un "coğrafya kaderdir!" diye bir sözü vardır. Evet, söz meşhurdur; fakat Haldun’a ait olduğunu gösterir bir kaynak yoktur. (Bir sözün meşhur oluşundan otorite devşirilmesi, meşrû olmadığı gibi tehlikelidir de. Ya bir gün birileri çıkıp bize örneğin Nihat Doğan'dan falan çok meşhur sözler aktarırlarsa, o zaman ne yaparız?)

      Dahası, "coğrafya kaderdir" şeklinde meal verdiğiniz klasik görüşü ille de takip etmeyi tercih ediyorsanız, geri kalmaya yazgılı olduğu sonucuna vardığınız coğrafyanın Haldun tarafından bilakis en mutedil iklim bölgelerinden biri olarak kabul edildiğini görürsünüz.
    7. @Adsız

      İsrail Amerika'nın 51. eyaleti, nüfusu 10 milyonun altında buna karşılık her yıl Amerika'dan 10 milyar $'ın üzerinde doğrudan ve dolaylı yardım alır. 1973'te Yom Kippur savaşında İsrail'i savunmak için direkt Amerikalı pilotlar tarafından Amerikan Hava Kuvvetleri jetleri Mısır ve Suriye'yi vurdu, Amerikan Kara Kuvvetlerine henüz birkaç ay önce verilmiş (TOW füzeleri gibi çok üstün ve o devirde yeni üretilmiş silahlar Henry Kissinger'ın emriyle İsrail'e nakledildi. Ayrıca dünyadaki Yahudilerin çoğu İsrail'de değil Amerika'da ikamet eder. İsrail'in Amerika'yla ilişkisi, Türkiye ve KKTC gibi.

      İsrail'i asla küçümsememiş, bilime verdiği önemi hep takdir etmişimdir, bu da bir gerçek. Fakat başka gerçekler de var. Neticede İsrail 'Sui Generis' tabir edilen bir Régime Politique. İsrail'le herhangi bir ülke veya devleti mukayese etmek yanlıştır.
    8. Bu yorum yazar tarafından silindi.
    9. @utkansimkin@hotmail.com

      Doğru söylemiyirsunuz. Bu söz ibn-i Haldun'a aittir, isterseniz araştırın. Ayrıca iklim coğrafyada tek amil değildir.
    10. utkansimkin@hotmail.com3 Nisan 2017 19:57

      İslamın rijiditesi üzerine yazmıştım, okumamış olduğunuza göre onu buraya tekrar kopyalıyorum▶

      Bunca sene okuyup düşündükten sonra vardığım netice: İslam, asla Hristiyanlık gibi maleabl bir din değil, Budizm, Hinduizm, Şintoizm tarzı doktrinleri zaten dinden saymıyorum.

      İslam aşırı ama aşırı rijit bir din ve modern dünyanın realitelerine adapte olabilmesi tek kelimeyle "imkansız"! Bir kere farzları çok fazla, Hristiyanlık gibi haftada bir kiliseye git değil. Günde 5 defa abdest al, en az 17 rekat namaz kıl, ramazanda gün boyu aç susuz kal, camide erkek-kadın beraber ibadet edemez. Ömründe en az bir kere de olsa muhakkak Suudi Arabistan'a gitmen farz. Hristiyanlıkta pek çok İncil var, en muteberleri 4 tane, içinde yazanlar da İsa'nın havarilerinden nakledildiği varsayılan bir takım öğretiler, Kuran gibi dokunulmaz "Kelamullah" değil. Ayrıca gece nasıl uyuyacağını, kürdanla dişini nasıl karıştıracağını, helada nasıl def-i hacet edeceğini, eşinle nasıl cima edeceğini, hamamda nasıl yıkanacağını, nasıl su içeceğini, çorbaya sinek düşünce onu hangi kanadından tutup çıkaracağını, av köpeğinin kuşu ağzıyla getirdiğinde ne yapılacağı, yatakta hangi tarafın üstüne yatılacağı ...vs.. gibi insan hayatındaki onbinlerce ufak detayı İslam'a ve İslam peygamberine göre düzenleyen 1 milyon civarında kudsi hadis var. Faiz, limited şirket, açığa satış(ve dolayısıyla borsa) mutlak haram. Alkolün zerresi haram, suretin her çeşidi kesinlikle haram dolayısıyla resim, heykel kat'iyen haram. Yüksek bina haram. Kadınların erkeklerle beraber çalışması haram. Müzik aleti ve müzik şeytan sesi, onun yerine teganniyle kıraat edilen Kur'an ve günde 5 defa bangır bangır arabesk makamla okunan ezan. Helal olan hayvanlar dışında bütün hayvan etleri, erkeklerin ipekli kumaş giymesi altın yüzük takması haram....Burada bırakıyorum...
  3. Batı'nın sosyal bilimler alanında en iyi üniversitelerinde "öteki"yi anlama/anlamlandırma amacıyla okutulan değerli bir ismi bu kadar basit bir şekilde eleştirmenin yanlış olduğunu düşüyorum. Batı'nın sömürgecilik geçmişiyle hesaplaşma ve akademide bunun ele alınma sürecinde Batı kendisini çok kez eleştirmiş, Said de çokça referans gösterilen bir isme dönüşmüştür. Doğu'nun da kendisine göre öteki gördüğü diğer kültürleri basitleştiren bir söylemi elbette vardır, dediğiniz gibi her kültür kendisini var etmek için bu dili kullanmış ve kullanacaktır. Önemli olan, kültür endüstrisini oluşturan ve batı-doğu söylemlerini bu bağlamda devamlı yeniden üreten Batı'nın dominant ve genelleştiren dilini eleştirmektir. O zaman İngiliz Kültürel Çalışmaları bağlamında Stuart Hall'un akademiye katkılarını da gereksiz bulalım, ne dersiniz? Ama pardon kendileri parazitleşmiş bir kültürden gelip batı özentiliği yapmıyor bildiğim kadarıyla?!
    Yanıtla
  4. Said'in yaygaracı kitabına en iyi panzehirlerden biri -> The Arab Mind - Raphael Patai
    Yanıtla
  5. “The West won the world not by the superiority of its ideas or values or religion […] but rather by its superiority in applying organized violence. Westerners often forget this fact; non-Westerners never do.”

    Samuel P. Huntington, The Clash of Civilizations and the Remaking of World Order
    Yanıtla
  6. Nişanyan'ı sevmem ama bu yazısı güzel. Bu Edward Said Marx'ı da tahrif etmiştir. Orientalism kitabının başına Marx'ın şu cümlesini koyarak moda deyimle algı operasyonu yapmıştır: "Onlar kendilerini temsil edemezler, temsil edilmeleri gerekir". Marx'ı okumamış okur bu lafı şarklılar hakkında ettiğini sanır oysa Fransız köylüsü için söylemiştir.
    Yanıtla
  7. Said yazısını görünce mülkiye günlerim aklıma geldi, genelde 1. sınıfta ters köşe yapmak için okuturlar. Sevan beyi sevmemin en büyük sebebi mülkiyeyi niye sevemediğimi anlamamı sağlaması. Bu güzide kurumu da bi ara ele alırsanız zevkle okurum :)
    Yanıtla
  8. iste turk tipi elestiri. altta biri marxi da tahrif etmisti zaten diye girmis olaya. gel de saidi nisanyan gibi elestirme. ya edwardicisiniz ya bernardci. kivirmayin...
    Yanıtla
  9. Batının iki temel değeri; ırkçılık ve sömürgecilik. Bunlar olmadan batı bir hiç denilecek hale gelir. Pek hazzetmem ama Nişanyan'ın kısmen olsa yazısında katıldığım yerler var. Döğünü kendine değerlerine yabancılaşması ve papağanâ dönüşmesi.
    Yanıtla

Wednesday, October 15, 2014

Cumhuriyetin Batılı olması değil mesele, olamaması - Bölüm 3

Ümit Kardaş'ın yazısına ilişkin kırık dökük notlarımıza devam. Kardaş'ın yazısı çok değişik ya da çok yanlış olduğundan değil, öyle denk geldi, ondan.

"Halkın geri, İslam ve Arap etkisine açık kabul edilmesi, oryantalist bir bakışla ötekiyi işaret eder. (...) Modernleşmeci milliyetçilikler, Batı oryantalizminin bir sonucu olarak ortaya çıkarlar ama aynı zamanda kendi oryantalizmlerini de üretirler. Yerli seçkinler bunu kendi halklarını medenileştirmeye çalışmakla yaparlar. Türkiye buna örnektir ve halkın büyük çoğunluğu bu kolonyal- oryantalist zihniyet ve uygulamaların mağduru olmuştur." (Ümit Kardaş)


Elitizm bu ülkeye Cumhuriyetle ya da modernleşmecilerle gelmedi ki? Devlet seçkinlerinin burnundan kıl aldırmaz kibri, Osmanlı kültürünün en belirgin özelliğidir. Kendi halkını reaya yani "davar" diye adlandırılan bir rejimden başka ne beklersin? Devlet dışındaki aktörlerin manevi ve siyasi özerkliği fikrine yabancı olan bir kültürden ne beklersin?

Şimdiki İslamcı popülistlerin Osmanlıcılığına kulak asma, Osmanlı'ya dair cehaletleri diğer her konudaki cehaletlerinden az değildir. Osmanlı seçkinlerinin gözünde halk -- ister Müslim ister gayrimüslim olsun -- nâpâktır, yani "pis"; bîhissü idraktir, yani "duyarsız ve kavrayışsız". Osmanlı eliti devletin elitidir; halkı en iyi ihtimalle sadık kul, en kötü ihtimalle cahil ve zararlı bir mahluk olarak görür. Ebussuud Efendi ile Hoca Sadeddin Efendi'de de böyledir, Şinasi ile Ahmet Vefik Paşa'da da böyledir. En gâvurcu Tevfik Fikret'in elitizmiyle, en anti-gâvurcu Namık Kemal yahut Basiretçi Ali Bey'in elitizmi arasında fark göremezsin. Osmanlı kültürünün timsali Karagöz değil Hacivat'tır. Karagöz, bu ülke halkının Osmanlı'ya karşı küskün ve sonuçsuz öfkesinin dışa vurumudur sadece.

Cumhuriyet'in ilk kuşaklarının, bugünkü bakış açımızla sakil duran elitizmi Batı'dan öğrenilmiş bir "oryantalizmin" eseri değildir. Kadim geleneğin devamıdır. Tam tersine köylünün ve kasabalının da tanımaya değer bir "kültürü" olabileceği fikri, ilk sarsak adımlarını Cumhuriyet'le beraber atar. Daha doğrusu, ondan on-onbeş sene önce, Jön Türk "modernleşmecileriyle" atar. Türk(çe) basın tarihinde ilk kez bir İstanbul gazetesi, Tanin, 1909'da taşraya muhabir gönderir. 1913-1914'te Refik Halit ilk Anadolu Hikayeleri'ni yazar. 1920'lerde kara Afrika'yı keşfeden Livingstone edasıyla ilk Anadolu romanları yazılır. Küçümseyicidirler, evet, önyargılarla maluldürler, evet, ama gene de bu ülke tarihinde ilktir. Seçkinci söylemin görkemli bedeninde açılmış bir gediktir. Osmanlı-Türk elit kültürünün 1950-2010 arasında katastrofal bir şekilde çöküşüne giden yolun ilk adımlarıdır.

*
"Batı eşittir elit, İslam eşittir halk" söylemi, ucuz siyasi propagandadan öte bir değer taşımaz.

Birkaç yüzyıl boyunca İslam - İslam'ın bir türü - Osmanlı elit kültürünün kilit unsuruydu. "Cahil" halka dayatıldı. 19. yüzyılda o İslam'ın artık kıymeti harbiyesi kalmadığı, ayak bağı haline geldiği idrak edildi. Elit zümrenin ittifakıyla Batımtırak bir yeni sentez inşa edildi. "Cahil" halka dayatıldı. Eski elitin rota değişimine direnen, ya da sosyolojik nedenlerle ayak uyduramayan unsurları - bazı medrese hocaları, bazı tarikat şeyhleri, kimi Kürt ve Arnavut feodalleri - önce marjinalize, sonra tasfiye edildi. Olay bundan ibarettir.

Önceki iki yazıda vurguladığımız gibi, getirdikleri şey "Batı" değildi. Batı soslu bir sentezdi. Her şeyden önce Batı'nın bir dini vardı: o dinin alınması söz konusu olmadı. Dolayısıyla yapılan sentez ismen ve ruhen İslami bir sentez olarak kaldı. Kurulan yapı Batı'ya karşı derin bir güvensizlik ve düşmanlık altyapısı üzerine kuruldu. Elitlere "merak etmeyin yakında Batılılaşıyoruz" diye göz kırpılırken, halk kitlelerine vatan-millet-sakarya söylemiyle gavur düşmanlığı ve İslami aidiyet aşılandı. Daha önemlisi, Batı medeniyetini özgül ve ilginç kılan esas unsura - bireysel özerklik, ya da seçkinlerin özerkliği fikrine - zerrece geçit verilmedi. O yönde atılan her adımın görüldüğü yerde başı ezildi. İfade ve inanç özgürlüklerini, hak ve kazanç güvencelerini önemseyen herkese, ister filozof ve bilim adamı, ister tüccar ve maceracı, ister şair ve derviş olsun, TC sınırları dar edildi.

Bu yüzden, Batımtırak sentezin sahibi olan elit zümre 1950-2010 sürecinde çöktüğünde, o sentezden geriye kala kala Hürriyet gazetesinin magazin eki kaldı. Miadı yüzlerce yıl önce dolmuş saçma sapan bir hurafeler yığını, memleketin Cumhuriyet-öncesi kimliğinin tek ifadesi, "yerel" kültürün biricik temsilcisi olarak önümüze konabildi.

Ha, peki, bir de ODTÜ ile Boğaziçi var. Bir de Alsancak'taki cafeler. "Yerel"in alternatifi.

*
Bu "oryantalizm" lafı da sinirime dokunuyor, belirtmiş olayım. Pop çağı akademiklerinden Edward Said'in meşhur ettiği bir kavramdır. Ucuz polemiğin şahikasıdır.

Oryantalist (ya da müsteşrik) dediğin adamlar, 400 küsur yıldan beri İslam medeniyeti hakkında bilmeye değer olan bilginin neredeyse tamamını üretmiş olan adamlardır. Binlerce el yazmasını inceleyip yayımlamış, şaheser sözlükler hazırlamış, unutulmuş medeniyetleri ve yıkılmış abideleri keşfetmiş, buraların şiirini ve lehçelerini incelemiş, coğrafyasını araştırmış bilim emekçileridir. Dünyanın hiçbir yerinde bir medeniyetin mensuplarının başka bir medeniyete böyle bir emek - ve sevgi - yatırımı yapmasının örneği yoktur. Elbette dünyaya bazen kendi medeniyetlerinin prizmasından bakmış, kendi kültürel önyargılarına az veya çok yenik düşmüşlerdir - kim düşmez ki? Elbette bilgi iktidardır, ve iktidar iyiye kullanılabileceği gibi kötüye de kullanılabilir - kim kullanmaz ki?

Oryantalistlere yönelik irrasyonel öfkenin esas sebebi, İslam aleminin kendine ilişkin engin cehaletini, sorgulamaktan korktuğu önyargılarını paylaşmamaları olabilir mi acaba?

Başkalarının kibrini ve önyargılarını eleştirenler, sanırsın Batı medeniyeti hakkında eşi bulunmaz bir hoşgörü ve bilgeliğin timsalidirler, sabah akşam Goethe ve Dante hakkında ciltler döktürüyorlar!

"Cumhuriyet ise geleneği tamamen reddediyordu. Bu kapsamda Kürtler de medenileştirilecekti. Nitekim Dersim'de bir kolonide yaşayan ilkellere medeniyet götürmek zihniyeti sonucu katliamlar yapıl[dı]." (Ümit Kardaş)

Benim bildiğim Osmanlı devletinin de, onun mirasçısı olan devletin de mantığı boyun eğme ve eğdirme üzerine kuruludur. "Medeniyet götürme" işin palavra faslıdır, ideolojik sosudur. 1920'lerde "medeniyet" modaydı, medeniyet dediler. Başka zaman "din elden gidiyor" moda olabilir, ya da "kahraman Türk milleti" moda olabilir, öyle derler. Yeter ki baş kaldıranın başı ezilsin.

Dersim katliamının, gerek mantık, gerek teşkilatlanma, gerek yöntem ve sonuç itibariyle, mesela 1915 ve 1895 Ermeni katliamlarından, 1875 Bulgar katliamlarından, 1825 Sakız ve Mora katliamlarından, 17. yüzyılda Evliya Çelebi'nin ballandırarak anlattığı Erdel ve Podolya katliamlarından farkını göremiyorum. Geleneksel usul daha ziyade gayrimüslim reaya kesmekti. Onlar tükenince mecbur kaldılar, Müslim Kürtleri ve yarı-Müslim Dersimlileri kestiler. Bu, Hıristiyan kesimine alışmış insanları biraz şaşırtmış olabilir. Farkı bence o kadar.

"Dersimlileri modernleşme ve Batılılaşma yüzünden kestiler" ne demek yahu? İnsan lafının başını sonunu biraz olsun düşünmez mi?

Yazan: Hamza Civelek

12 yorum:

  1. Çok götverensin abi bazen "1975 Bulgar katliamlarından" diyorsun Türk katliamı demiyorsun ama diğerlerinde olduğu gibi yazıyorsun. Tamam sen de kendi değerlerince çekebilrisin bir şeyleri hepimiz gibi ama böyle bariz ibnelik yapma seni seviyorum <3
    Yanıtla
  2. Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
    Yanıtla

    Yanıtlar


    1. Haklısın, onlar Balkan dağlarında yok olduğu için, geri kalan her yerde başkalarını yok etmemiz mübahtır, haklıdır, ne güzeldir... Bu kafada aynen devam...
  3. sahi mi ne işiniz vardı peki Balkanlar'da hem sonra Ermenilerin günahı ne Balkanlar'da olanlardan...
    Yanıtla
  4. "1975 Bulgar katliamlarından"
    ***
    bildiğim bir Batak Katliamı var ama onun tarihi de epeyi eski 1876 falan
    sanırım bir yazım hatası sözkonusu...
    zaten hemen ardından geriye dönülmüş "1825 Sakız ve Mora katliamları"ndan söz edilmiş
    Sn. Nişanyan'ın merhum Edward W. Said'le alakalı değerlendirmelerini özür dileyerek paylaşmıyorum
    kendileri Sevan Nişanyan'dırlar elbette saygım sonsuzdur ama Edward W. Said de Edward Wadie Said'tir...
    saygılar
    Yanıtla
  5. Emre Bozkurt17 Ekim 2014 04:30
    Adsız, adam ciddiyet sınırları içinde bir şey yazmış, böyle bilmişlik yapıp alay ederek mi ancak bir duruş sergileyebildin?
    Yanıtla
  6. çok teşekkürler ellerinize sağlık çok güzel bir yazı olmuş
    Yanıtla
  7. O Bilim "Emekçileri" ortadoğu'nun kültürel yapısını,topografya haritalarını neden çıkartıyorlar neden inceliyor acaba ? Çok ilgilerini çekmiş olmalı. Halbuki sonra gelen cümleniz de enteresan "elbette bilgi iktidardır" Fakat bu sevgiden de öte hocam. Central Intelligence Agency herhalde james bondgillerin organizasyonu değil bilgi güçse şayet istihbarat bilgisi bu gücün enerjisidir, temel dayanağıdır. İşte o istihbarat bilgisini en güzel sağlayabilecek insanlar o derin sevgileri ile bizi kucaklayan oryantalist bilim adamlardır. Çok seviyorlar hocam bizi. Biraz az sevsinler söyleyiverin. Belki sevilmek istemiyoruzdur belki bilinmek istemiyoruz.
    Yanıtla
  8. 1975 belli ki imla hatası. Balkanlarda 1913'e dek sürecek (sonrası ayrı hikaye) ve Ermenilerin kaderine de büyük etki eden büyük boğazlaşmanın başlangıç noktası olan 1875 Bulgar ayaklanması sırasındaki karşılıklı katliamları kasdediyor olmalı. Bulgarlar kendi ülkelerinde üç yüzyıldan beri ilk olarak çoğunluk haline geldiklerinde ve (daha sonraki bir tarih de olabilir, tam hatırlamıyorum) Osmanlı hukukuna göre ayrı bir millet olarak tanınmalarını sağlayan özerk kiliselerini kurduklarında; bağımsızlık için ayaklandılar. Ayaklanmada neredeyse tamamı yerel/bölgesel yetkililer olan 500-600 kadar Müslüman öldürüldü. Osmanlı da karşılık olarak daha çok Çerkez ve bir parça da Kürtlerden oluşan "başıbozuk" birliklerini onların üzerine sürdü. Daha 10 yıl önce anayurtlarından sürülürken feci bir kırıma uğramış olan Çerkezler Ortodoks olarak, kendilerini süren Ruslardan farklı addetmedikleri Bulgarlardan bir kaç bin sivili katlettiler. Ayaklanma bastırıldı ancak bunu takip eden ve bahanesi olduğu 1877-78 savaşında (93 harbi) Bulgar çeterleri aynen karşılık verince Balkanlardan (asıl Bulgaristan'dan) ilk büyük Müslüman göçü yaşandı.
    Yanıtla
  9. Her zamanki gibi okura cok sey kazandiran cok degerli gozlemler bunlar ama su Cumhuriyet konusu acildiginda bir yerde ip kopuyor ve rasyonel dusunce (nedenleri anlasilir) bir Cumhuriyet dusmanligina teslim oluyor. Eldeki butun gozlemler Cumhuriyet'in kesinlikle kotu oldugu, kesinlikle hicbir is basaramadigi tezini ispatlamak icin duruma gore yontuluyor.
    Yanıtla
  10. "Dersimlileri modernleşme ve Batılılaşma yüzünden kestiler" ne demek yahu? İnsan lafının başını sonunu biraz olsun düşünmez mi?

    Dersim katliamını, ermeni soykırımın son halkası olarak ele alabilir miyiz? 1915'te bir çok ermeni,soykırımdan kurtulmak için, Dersime sığınarak alevi kimliği edinmiş olabilirler mi?
    Yanıtla
  11. Merhaba Sevan Bey,

    Oryantalizm üzerine yazdığınız üç yazıyı, Ümit Karadaş'ın yazısından önce okuyan biri (itiraf etmeliyim ki ben de onlardan biriyim) çok farklı argümanların ortaya konulduğunu düşünebilir ancak sanki bunlar daha çok birbirini tamamlayan yazılar.

    Eğer yanlış anlamadıysam, siz Cumhuriyet'in aslında bir "kültürel batılılaşma" projesi olmadığını ancak 200 yıldır süren çöküşün sonunda çaresizce girişilen Prusya tipi bir "mıntıka temizliği" ile "şekilsel olarak batılı", steril kısaca "batılıymış gibi" görünen otoriter-milliyetçi bir devlet projesi olduğunu iddia ediyorsunuz.

    Aslında, Ümit Karadaş da (oryantalizmi bir tarafa bırakırsak) benzer bir şey söylüyor. O da "Ancak Batı, sadece 18. yüzyıl düşüncesi olan aydınlamadan ibaret değildir. Batı’nın zihin geçmişi kendi karşıtını üreten süreçlerin tarihidir" derken aslında sizin "Nazım Hikmet devlet başkanının soytarısı olmayı reddettiği için 28 yıl hapse mahkum edildiği gün Cumhuriyet'in batılılaşma davası bitmişti bana sorarsanız. Ya da peki, pardon, cüretinden dolayı idam edilen adam Batı'da da çok var. Memleketin aydın sınıfının tamamı devlet başkanının yalakası, onun "Yeni Türkiye" davasının propagandacısı olmayı kabul ettiği gün bitmişti." iddianızdan başka bir şey söylemiyor diye düşünüyorum.

    Tabii, oryantalizm ile ilgili yazdığınız şeyler yine çok ezber bozucu ve ufuk sıçratıcı. Oryantalizm üzerine yeniden düşüneceğime emin olabilirsiniz.

    Teşekkür ederim.
    Yanıtla