Geleneksel Türkçe yer adlarının çoğunlukla iki kategoriden birine girer: 1) yerin belirgin, kalıcı ve ayırt edici bir özelliğini belirten adlar (Karapınar, Yukarıyayla, Kızılkilise, Yanıkcuma), 2) kurucu kişi, aile, soy veya topluluğu belirten adlar (Hacısüleymanlı, Fakıoğlu, Muhacirler). Az sayıda yer adı idari statü ile ilgilidir (Derbent, Kadışehri, Ovadivanı).
Kurucu topluluk adlarında sözlü tarih daima "aşiret, Oğuz boyu, Türkmen oymağı" gibi etnik ifadeleri tercih etse de, topluluk adlarının analizi genellikle bölgenin egemen kültürünün algısını yansıtan "çapulcular, gezginler, mülteciler, baldırıçıplaklar, karabudun" gibi işlevsel tanımlamaları düşündürür.
24 Oğuz "boyunun" adları Batı ve Orta Anadolu coğrafyasında yaygındır. Adı geçen yerlerin o boylarla ilgili olduğuna dair inandırıcı bir tarihi delil genellikle yoktur; isimlerin çoğunun Osmanlı döneminde idari kararla verilmiş olması muhtemeldir.
Abad: Tarım ve iskâna açılmış yer. Türkçe ‘ova’ Farsça kökenli
bu sözcükten evrilmiştir. Yalakabad > Yalağova > Yalova.
Abdal/Aptal: Gayri-Sünni bir cemaat adı. Çoğulu
Budala da kullanılır.
Ağın/Ağin: Ak in, beyaz mağara.
Ahi/Ahı/Aha: Birader. 13.-14. yy’da Ahi cemaati
önderi kişi unvanı.
Aligör/Alikalkan/Alikur/Alikulekan: Aliuşağı, Alevi.
Kürtçe Elîkurik “Ali soyu” deyiminden.
Alpağut/Alpavut/Alpat: Askeri bir unvan.
Muhtemelen soy adı.
Amarat: İmaret. Genellikle her türü hayrat ve vakıf yapı anlamında.
Argıt: Geçit. Arkamak/argamak fiilinden.
Asar: Hisar.
Atik: Osmanlı bürokratik dilinde “eski”, Arapça.
Atma/Atmalı/Adaman: Kürt veya Türkmen olduğu savunulan bir aşiret.
Aul/Avul: Türkçe “ağıl”. Kafkas dillerinde “köy” anlamında kullanılır.
Avlan: Ak alan > Ağlan.
Avşar/Afşar: Oğuz boyu. Bir bölümü Kürt veya Kürt kökenlidir.
Badıllı/Beğdilli/Beydilli/Bedil: Oğuz boyu. Bir bölümü Kürt veya Kürt kökenlidir.
Bahşayiş: İhsan, ödül. Bir üst makam tarafından karşılıksız verilmiş araziye denir.
Bakşı/Baxşı: Türkçe ve Kürtçe “ozan”.
Balâ: Osmanlı bürokrasi dilinde “yüksek, yukarı”, Farsça. Bazı yer adlarında
yanlış telaffuzla Ballı şeklini alır.
Balaban: Bir tür iri doğan, iri kişi. Çoğu örnekte muhtemelen soy veya cemaat adı.
Barak: Halep vilayeti kökenli aşiret/cemaat.
Bayat: Oğuz boyu. Belki “at zengini” anlamında.
Bayındır: Oğuz boyu.
Becene/Becenek/Peçenek: Oğuzlara katılmış bir boy.
Belen: Türkçe “dağ”.
Bolu: Yunanca pólis (“şehir”)
sözcüğünden. Eski yazıda daima Boli yazılır.
Buğur: Deve.
Bulak: Pınar.
Burgaz/Bergos/Birgi: Yunanca pyrgos
“kule, burç” adından.
Büget/Büvet: Türkçe bük sözcüğünden, “ırmakta su birikintisi, gölet”.
Büğdüz: Oğuz boyu.
Caber: Halep vilayeti kökenli Türkmen aşireti/cemaati.
Camuş/Camuz/Kömüş/Kömeş: Su sığırı. Arapçada ilk seste c, Kürtçe ve
Ermenicede g/k kullanılır.
Cankara/Conkara/Çongar: Aşiret/cemaat adı. Cenger maddesine bakınız.
Cebel: Arapça “dağ”.
Cedid: Osmanlı bürokratik dilinde “yeni”, Arapça.
Cenger/Çengel/Zengi/Zengan/ Zenger: Çingân/Çingen anlamında.
Cerit: Beğdili ulusuna bağlı Türkmen aşiret/cemaat adı. Ceyhan dolayından
yayılmışlardır.
Cırık/Cirik: Küçük akarsu. Birkaç örnekte Ermenice çırik (“küçük su”) adından, fakat
daha çok Türkçe çığrık “küçük akarsu”. Karş. Cırlayık/Çığrık.
Cırlayık/Çığrık: Şakırtılı akan su. Bkz. Gürleyik.
Cuma: Cami, cuma namazı kılınan mescit. Cumayanı, Cumalı, Eskicuma vb.
Çakal/Çakallı/Çakallar: Aşiret/cemaat adı. Bir bölümünün Kürt kökenli
olduğu söylenir.
Çal/Çaltı: Seyrek çalılık, maki.
Çandır/Çandar/Çavdar/Çavundur: Oğuz veya Moğol boyu.
Çanlı/Çengilli: Çanlı kilise. İslam hukukunda İslam nüfusun bulunduğu yerleşimlerde çan
yasak olduğundan ayırt edici sıfat vurgulanmıştır. Bazı örneklerde Çanlı adı
Cumhuriyet döneminde ‘Çamlı’ olarak düzeltildi.
Çat/Çatak: Kavşak, iki derenin birleştiği yer.
Çeçen/Çaçan/Şeşen: Kuzey Kafkasyalı bir
Müslüman halk. 1864’ten itibaren Rus baskısı altında Osmanlı ülkesine göçtüler.
Çeltik/Çeltek: Pirinç tarlası. Osmanlı döneminde özel bir vergi statüsüne sahipti.
Çepni/Çetmi: Oğuz boyu. Aşiret adı muhtemelen “çapulcu, vurguncu” anlamındadır. Çöplü,
Çaplı gibi deformasyonlar yaygındır.
Çerkes: Kuzey Kafkasyalı bir Müslüman halk. 1864’ten
itibaren Rus baskısı altında Osmanlı ülkesine göçtüler.
Çermik/Çermük: Ermenice “ılıca”.
Çevlik: Türkçe “etrafı çevrili yer, bostan”. Ancak Bingöl kentinin yerel adı olan
Colik/Cevlik Türkçe değildir.
Çıtak/Çitak: “Kavgacı, belalı” anlamında cemaat adı. Özellikle Balkan göçmeni bir
zümre.
Çok: Genellikle “sesli, gürültülü” anlamında. Çokçaabdal “bağıran deli”,
Çokdeğirmen “sesli değirmen”, Çokpınar “öten pınar”.
Çokran/Çokrak/Çokak/Çokradan: Gürültülü akan veya fışkıran su. Çokramak
fiilinden.
Çor/Şor: Tuz birikintisi, tarıma elverişsiz toprak.
Çorum: Bir aşiret veya konar göçer topluluk adı. Kökeni meçhuldür. İl adı topluluk
adından gelir.
Çöğürler/Çekür/Çekür/Çinğir/Çünğür: Cemaat adı. “Aşısız bitki, delice” anlamına geldiği kabul
edilse de muhtemelen “Çingene” demektir. Karş. Cenger.
Çörten: Su kanalı.
Danişment/Danışman/Tanışman: “Bilgin kişi, molla” anlamında kişi
unvanı.
Deliler/Deller: Genellikle “isyancılar” ya da
“Abdallar” anlamında.
Denek/Dinek: Orta Anadolu’da 9 yerde görülen
adın kökeni anlaşılamadı.
Der/Deyr: Kürtçe ve Arapça yer adlarında
“manastır”. Derik: “kilise, küçük manastır”.
Derbent/Dervent: Aslen “geçit”. Osmanlı’da karayollarını
ve dağ geçitlerini koruyan küçük hisar, karakol.
Diğin/Din/Tigin/Tekin: Türkçe tekin/tigin “soylu kişi,
hanedan mensubu, komutan”. Beydiğin, Çerdiğin (“çeri başı”), Eldiğin (“il
yöneticisi”), Gümüşdiğin, Karadin/Karadiğin/Karatekin (“kara prens”).
Divan: Birkaç köy veya mahalleden oluşan idari birim,
böyle bir birimin idari merkezi.
Dodurga/Todurga/Tödürge: Oğuz boyu.
Döngel: Trabzon hurması veya Ege’de muşmula adı
verilen ağaçtır. Yer adlarında muhtemelen “dönmeler” anlamında aşiret/cemaat adı.
Dulkadir/Zülkadir: 15.-18. yy’larda Maraş
sancağından gelen konar göçer toplulukları ifade eder.
Dumlu: Dumanlı, sisli.
Eğlence: Konak, durak.
Elemin/Elemli: Genellikle il emini (“bölge
yöneticisi”) deyiminden bozmadır. Ancak Ege Bölgesinde Elemen: Rumca “zeytinlik”.
Ellez: Genellikle İlyas.
Emiralem/Miralem: Sancak beyi.
Esb/Hesp: Farsça veya Kürtçe “at”.
Esbiyelü: Bir cemaat adı.
Eseli/Selli: Genellikle İsa’lı.
Eşme: Su çukuru, kuyu. Aşiret/cemaat adı olduğu
rivayet edilir.
Eymir/Eymür/İymir/İmir: Oğuz boyu.
Eyne/İne/İğne ve Ezine: Cuma hutbesi okunan cami. Cuma
gününün Farsça adıdır.
Fakı/Fakih: Din alimi, medreseli” anlamında
unvan.
Ferenk/Fernek: Rumca farángi “boğaz, koyak”
sözcüğünden Türkçeleşmiştir. Batı
Anadolu’da 8 yerde görülen Pöhrenk/Pörnek sözcüğü aynı sözcük ya da onun
Farsça/Ermenice bir eşdeğeri olmalıdır.
Fındık/Funduk: Çoğu yer adında Arapça “yol konağı,
han”. Bitki adı olan fındık enderdir.
Gencelli: Bir cemaat, belki Genç Ali.
Geren: Killi veya verimsiz toprak.
Geriş: Dağ sırtı.
Gir/Gır: Kürtçe “tepe”. Girik “tepecik”.
Göden: Su kaynağı. Ancak Antalya Gödene kasabası
antik Kotenná biçiminden bozmadır.
Gökçe/Göğce/Göce: “Yeşil” veya “güzel” anlamına
gelebilir. Modern dilde tercih edilen yeşil
sıfatı, eski yer adlarında çok ender görülür.
Göynük/Göynücek: Yanık yer, yangın yeri.
Gülabi: “Kudurmuş deli”, bir cemaat/aşiret adı.
Güme/Gümele: Kulübe, bağ evi.
Sözcüğün nihai kaynağı Rumca kymbalaíos
olabilir. Bizans çağında Şarkışla yöresinde bir ilçe adı olarak görülen bu isim
muhtemelen “tumba, höyük” anlamındadır.
Gürleyik/Gürlevik/Gürlek: Şelale.
Halı/Hali: Boş, metruk. “Yer yaygısı” anlamında halı, yer adlarında görülmez.
Harmandalı/Harbendeli: “Katırcı”, muhtemelen aşiret/cemaat adı.
Havas/Havsa: Haslar, hanedana veya üst vezirlere tahsis edilmiş kamu arazisi.
Hobyar/Hubyar: “Can dost” anlamında, Alevi ocaklarından biri.
Horzum: “Horezm’li”, cemaat/aşiret adı. Horezm bugünkü Özbekistan’da bir ülke ve
12.-13. yüzyıllarda bir devlet adıdır.
Iğdır/İğdir: Oğuz boyu. Ancak Antalya Kumluca yöresinin adı olan İğdir, Rumca akrotír
(“burun”) sözcüğünden uyarlanmış olmalıdır.
Işık/Işıklı/Işıklar: Eskiden “gezici derviş, tarikat mensubu”.
Muhtemelen Arapça şeyx’ten evrilmiştir. Cumhuriyet döneminde Şeyh içeren bazı
yer adları Işıklı/Işıklar olarak değiştirildi.
İnek: Genellikle “iniş, bayır” anlamında.
İregür/Üregil/Üregül/Yüregil/Yüregir: Oğuz boyu.
Kaçak: “Sığınma yeri, melce” anlamında. Ermenikaçağı “Ermenilerin sığınağı”.
Kantara: Taş köprü. Arapça.
Karadona: Bir cemaat adı. Mersin Bozyazı Tekeli yerleşiminde
cemaat adı Kıbtiyan (“Çingene”) olarak geçer, bir bölüğü Müslim Kıbtî olarak
nitelendirilir.
Kargın/Karkın: Oğuz boyu. Muhtemelen “karışık, melez” anlamında.
Karsak: Bir Türkmen cemaati. Ancak Bursa Orhangazi Karsak köyü 17. yüzyıldan beri
Ermeni yerleşimi idi.
Kayı: Oğuz boyu. Sözcük anlamı “dönme” demektir.
Keçi/Kiçi: Çoğu yer adında kiçi biçiminden evrilmiştir. “Küçük” demektir. Tersi
ulu’dur. Bkz. Keçiborlu - Uluborlu, Isparta.
Kent/kend: Türkçe yer adlarında daima “köy” anlamında kullanılır. İrani bir dilden
alıntı olup Kürtçe gund (“köy”) sözcüğüyle eş kökenlidir.
Kese/Kise: Kilise sözcüğünden uyarlanmıştır
(Akçakese, Akkise, Kızılkese, Belkese vb.). Ses değişimi çoğu örnekte 20.
yüzyıldan daha eskidir.
Kestel: Rumca kastéllos “hisar” adından.
Keşlik: Keşişlik. “Manastır” anlamında.
Kınık: Oğuz boyu.
Kıpti/Kıbti: Geç Osmanlı bürokratik dilinde “Çingene”. Bazıları ‘Müslim Kıbti’ olarak
nitelendirilir.
Kıran: Kenar, özellikle sarp kaya kenarı.
Kırka/Hırka: Ehl-i hırka, yani
derviş.
Kızık/Kısık: Oğuz boyu.
Kom/Gom: Ermenice ve Kürtçe “hayvan damı, hayvancılık yapılan mezra”. Doğu
illerinde yaygın.
Koz: Ceviz.
Köristan/Köyistan/Göristan: Farsça guristan
“mezarlık, özellikle gayrimüslim mezarlığı”.
Kuz: Gölge, dağın gölge tarafı. Kayıtlarda sıklıkla Koz (“ceviz”) ile
karıştırılır.
Küre: Arapça “maden ocağı”. Küreinuhas “bakır madeni”.
Mahmudiye/Mecidiye/Aziziye/Hamidiye/Reşadiye: Padişah adı taşıyan yerleşimler 1860-1918
aralığında tipiktir. Daha önceki dönemde görülmez.
Mamure/Mamuriye: Kasaba.
Manav: Marmara bölgesi Anadolu kesiminde
(Hüdavendigar vilayeti) Müslümanlaşmış yerli tarımcı halka verilen ad.
Mancılık/Manca/Mancar/Mancı: Anlaşılamadı.
Maşat/Maşatlık: Gayrimüslim mezarlığı, nekropol.
Memlaha: Tuzla.
Meşe: Eski yer adlarında genellikle “koruluk, sık çalılık” anlamında. Malum
ağacın adı olarak kullanımı yenidir.
Mezit/Mezgit: Mescit, cuma namazı kılınmayan ibadethane.
Mirza/Mirze/İmirze: Farsça ve Kürtçe “bey oğlu, prens”.
Muhacir/Macır/Macar: Hemen hepsi 1877-78 Rus
Harbi ertesinde Balkan veya Kafkasya
göçmenlerinin iskan edildiği yerleşimlerdir. Çoğu örnekte Rumeli muhacirleri
kastedilir , ancak Batum ve Ahıska muhacirleri de
sözkonusu olabilir. Kuzey Kafkasyalı yerleşimlerine ‘Muhacir’ adı verilmez.
Muslu: Musullu. Genellikle Musul vilayetinden gelen
konar göçer toplulukları ifade eder. Mus bazen Musa (öz.) anlamına da
gelebilir.
Mutaf: Kaba dikici, çuvalcı.
Müsellim: Vali vekili, yerel askeri birlik kumandanı. Özellikle Trakya’da.
Nacar: “Marangoz”, Arapçadan.
Oba: Göçebe bir topluluğun geçici veya kalıcı yerleşim alanı.
Okçular: Eski kayıtlarda çoğunlukla Akçiler. Olasılıkla başka bir addan
uyarlanmıştır.
Ören/Viran/Veran: Harabe. Eski yazıda telaffuz tayini güçtür.
Farsça olan viran biçimine karşılık,
Cumhuriyet döneminde Türkçe olduğu varsayılan ören tercih edilmiştir. Kürtçe yer adlarında aynı anlamda Xirbe
görülür.
Öz: Sulu
düzlük.
Palanduz/Balandız: Palan diken, semerci.
Palanga: İstihkam, bir tür savunma amaçlı kale.
Payam: Farsça kökenli ‘badem’ sözcüğünün alternatif yazımıdır.
Pelit: Meşe ağacı, meşe palamudu.
Perakende: “Dağınık aşiret” anlamında idari terim.
Pir: Dede.
Polat: Çelik.
Pomak: Bulgarca konuşan bir Müslüman topluluğu.
Çoğu 1912-13 Balkan Savaşında veya 1923-24 nüfus mübadelesinde Türkiye’ye
göçmüştür.
Pöhrenk/Pörnek: Yer altı su yolu, kanal.
Ermenice aynı anlamda poğrank’dan
alıntı olmalıdır, fakat sadece Orta ve Batı Anadolu yer adlarında görülür.
Rabat: Arapça “han, kervansaray” fakat Ermenice “manastır” (belki “menzil”
anlamında). Tümü Ermenice kökenli on iki kadar yer adında görülür.
Sal: Alüvyonlu düzlük, kumluk.
Salur: Oğuz boyu.
Samut/Şeyhsamut: Bir Bektaşi azizi.
Saray: Türkçe yer adlarında sözcüğün özgün Farsça anlamı olan “in, büyük oyuk”
görülür. Sarayönü “mağara önü”. Almanca Halle
aynı anlam evrimini gösterir.
Sarpun/Sarpın: Ambar.
Seki/Sökü: Dağ eşiğindeki düzlük, basamak. Eski yazıda ‘sekü’ tercih edilir.
Selimiye/Orhaniye/Ertuğrul: Sultan II. Abdülhamid’in şehzadelerinin adları
19. yy son çeyreğinde çeşitli yerleşimlere verilmiştir.
Senir/Sinir: Dağ burnu. Eski dilde geniz n’siyle söylenir ve kef harfiyle yazılır. Bir
iki örnekte yanlışlıkla siğir ve sığır biçimine dönüşmüştür.
Sepetçi: Çoğu yerde “Çingene” anlamında. ‘Kalaycı’ aynı anlama gelir. ‘Nalcı’ adı
Samsun-Ordu bölgesinde “Alevi” anlamında kullanılır.
Sığla/Suğla: Sulu alan, bataklık. Osmanlı döneminde İzmir sancağının idari adıdır.
Sorgun/Sorkun: Yaban söğüdü. Belki
“yutucu” anlamında aşiret/cemaat adı.
Suvat: Hayvan sulama yeri. “Sulamak” anlamına gelen
suvamak/suvarmak fiilinden. Yarsuvat “dik suvat”.
Şadı/Şadılı/Şadiyan: Aşiret/cemaat adı.
Şahkulu/Şahveled: “Şii” veya “Alevi” anlamında.
Şam/Şami/Şamlıoğlu: 15.-18. yy’larda Şam
vilayetinden gelen konar göçer toplulukları ifade eder. Bazı örneklerde Türkmen cemaat adıdır.
Şar: Farsça kökenli ‘şehir’ sözcüğünün alternatif biçimi. Akşar, Alaşar, Şarköyü
vb.
Şen: Ermenice ve Gürcücede ortak olan kelime “yerleşim, köy” anlamına gelir.
Umumiyetle bu dillerden aktarılmış olan yer adlarında görülür. Türkçede “yeni
yerleşim, koloni” anlamında ‘Şenlik’ daha geç döneme aittir.
Tabaklar: Daima debbağlar (“deri sepiciler”) anlamında.
Tat/Tatlar/Tatlı: “Yabancı” ve özellikle “İranlı, Acem”.
Tecer/Tacir: Aşiret/cemaat adı.
Tekfur: Ermenice takavor (“kral”)
sözcüğünden, “gayrimüslim derebeyi veya hükümdar”. Çoğu yer adında Tekir, bir
yerde Tayfur biçimine evrilmiştir. Tekirdağ < Tekfurdağı.
Tekkeşin/Tekkeşen: Tekkenişin “tekke şeyhi”.
Til/Tell: Süryanice, Arapça ve Kürtçe “höyük”. Büyük olasılıkla arkaik bir Yakındoğu
dilinden mirastır.
Tirkeş/Türkeş: Okçu. Bazı yerlerde bu isimli bir cemaat/aşiret adı. Orta Asya tarihinde
anılan Türgeş kavmiyle ilgi kurulamaz.
Tol: Konya-Ankara köylerinde “ağıl, hayvan barınağı”.
Türk: Eski yer adlarında genellikle eski bir İslam
yerleşimini aynı adı taşıyan komşu muhacir yerleşiminden ayırır (Türk Bakacak x
Çerkes Bakacak). Bazen Kürt zıddı olarak da görülür (Türk Taciri x Kürt
Taciri). 1913’ten sonra verilen adlarda ‘Rum’ sıfatı bazen ‘Türk’ olarak
düzeltilmiştir (Rumbükü > Türkbükü).
Uşak: Yer adlarında daima “oğlu” anlamında, aile ve soy adı: Çavdaruşağı,
Deliuşağı, Fatmauşağı vb. Ancak Uşak il adı belki Helence bir addan evrilmiş
olabilir. Kürtçe eşdeğeri, adın önüne gelen kur
veya kurik sözcüğüdür: Kurinevroz,
Kurikçeto.
Varsak: Aşiret/cemaat adı. Özgün biçimi Farsak “Güney İranlı” olabilir.
Yağıbasan/Yağısıyan/Yağıkesen: “Düşman basan/öldüren” anlamında kişi adı veya
unvanı.
Yavı/Yavu: “Yabani, yabancı” anlamında cemaat adı.
Yazı: Düzlük, ova. Yassı sözcüğünün eşdeğeridir.
Yazır: Oğuz boyu.
Yemişen/Yemişli: Çoğu zaman Yemişân, bir
cemaat adı. “Yemişler” anlamına gelen soy adının “rant yemek” fiiliyle alakası
düşünülebilir.
Yortan: “Akıncı, göçebe”, muhtemelen “saldırgan Yörük topluluğu”. Farsça Tazî ile
eş anlamlıdır.
Yozgad: Bir aşiret veya konar göçer topluluk adı. Kökeni meçhuldür. İl adı topluluk
adından gelir.
Yörük/Yürük: Konar göçer. Genellikle kadim
Osmanlı topraklarında, yani Kızılırmak-Adana hattının batısında bulunan konar
göçer topluluklarını ifade eder. 16. yy’dan itibaren bu hattın doğusundan
batıya göçenler ‘Türkmen’ olarak adlandırılır.
Yunak: Yıkama veya yıkanma yeri.
Yunt: At. Alayunt/Alayundlu bir Oğuz boyudur. Cunda adasının adı, ‘Yund Adaları’
adının Rumca telaffuzundan türemiş görünüyor.
Zaim: Zeamet sahibi. Zeamet bir tür tımarlıktır.
Zeyve/Zîve: Zaviye (“derviş konağı”) sözcüğüdür.
Zimmi/Zimmiyan: “Gâvur” anlamında idari terim.
Zir: Farsça “aşağı”. Bazı yer adlarında yanlış telaffuzla Zil şeklini almıştır.
Zilkale < Zirkale “aşağı kale”.
Ben Egeli ve Yörük kökenli biriyim. Batı Anadolu Yörüklerinde bayağı Rum kanı olduğu görüşüne pek katılamıyorum. Belki "kız alma" yoluyla bir miktar olabilir. Ancak o da zor, çünkü yerleşik yaşam süren Rumlar, çoğu konar-göçer olan Türklere kız vermezler diye düşünüyorum. Bir de o devirler bugün gibi değil, din önemli bir faktör, Müslüman olmayana kız verilmezdi o çağlarda.
Nişanyan bu makalesinde bugün Anadolu Türkü dediğimiz halkın ırken en çok İran, Afganistan ve ikinci olarak da Suriye coğrafyasına benzediğini iddia etmiş. İlaveten, Osmanlı'nın Türkmen diye adlandırdığı grupların ekseriyetle Kürt asıllı oldukları iddiasında bulunmuş. Bu iddialar genetik ilmi vasıtasıyla sınanabilen iddialar ki ben de şimdi bunu yapacağım.
Aşağıdaki linkte Anadolu Türkleri ile çeşitli Türki ve gayri-Türki halkların ADMIXTURE analizi adı verilen detaylı otozom yani umumi genetik analizi görülmektedir:
https://drive.google.com/file/d/0B9n4j3PQ81RcNGpTODFXQVhNWFk/view?usp=sharing
Anadolu Türklerinde Hindistan, Pakistan, Afganistan taraflarında zirve yapan koyu yeşil komponent Ermenilerdekine yakın miktarlarda görülürken İranlılar, Kürtler ve Azerilerde çok daha yüksek miktarlarda görülmekte ve hatta Filistinli, Ürdünlü ve Suriyelilerde bile Anadolu Türkleri ve Ermenilerden daha yüksek çıkmakta. Aynı komponent Afganistan taraflarında çok fazla yüksek çıkıyor dikkat ederseniz (Pathan Peştun demek bu arada). Avrupalılarda zirve yapan koyu mavi komponent ise Anadolu Türklerinde dikkate değer bir miktarda ve Azerilede daha düşük bir miktarda görülürken Ermeniler dahil diğer Yakın/Orta Doğu halklarında yok ya da çok düşük miktarlarda. Anadolu Rumları analize dahil değil maalesef (analizdeki Yunanlar Balkan Rumları), o yüzden onlardaki koyu mavi komponent miktarlarını göremiyoruz, ama genetik neticesini gördüğüm Anadolu Rumlarından yola çıkarak onlarda o komponentin ve diğer Batı Avrasya komponentlerinin Anadolu Türklerindekilere benzer miktarlarda çıkacağını söyleyebilirim. Sarı ve mor tonlarında gösterilen Doğu Avrasya komponentleri ise Anadolu Türklerinde ve Azerilerde düşük de olsa bulunurken İranlılar, Kürtler ve Suriyelilerde yoklar ya da yok denecek kadar düşük miktarlardalar, Orta Asya Türki gruplarında ise epey yüksek miktarlardalar ki bütün bu neticeler Anadolu ve civarına bahsedilen devirlerde göçenlerin ekseriyetinin yüksek miktarlarda Doğu Avrasya komponentleri taşıdığına ve dolayısıyla Türkiliğine işaret ediyor. Hülasa, bugünkü Anadolu Türkleri Doğu Avrasya komponentleri haricinde Anadolu Rumlarının çıkacağı gibi görünüyor bu ADMIXTURE analizinde ve diğer gördüğüm ASMIXTURE analizlerinde.
Şimdi de Anadolu ve Balkan Türkleri ve Anadolu ve Balkan Rumlarının bir arada bulundukları ve yine umumi genetiği baz alan bir Batı Avrasya halkları PCA yani principal component analizini paylaşacağım:
https://drive.google.com/file/d/0B9n4j3PQ81RcU0FkYXhLSl9UeVU/view?usp=sharing
Görüldüğü gibi, Anadolu Türkleri Anadolu Rumları ve güney İtalyanlarla kümelenirken Balkan Türkleri ve Balkan Rumları ise diğer Balkan ve İtalya halkları ile kümeleniyor. Bu da Nişanyan'ın da temas ettiği Anadolu Türklerinin Balkan Rumları ile olan ırki mesafesini izah ediyor, zira Anadolu ve Balkan Rumları genetik ve dolayısıyla ırken birbirlerine nispeten uzak ve Anadolu Türkleri Balkan Rumlarından ziyade Anadolu Rumlarına yakın genetik ve dolayısıyla da ırken (tabii ki öyle olacak, Anadolu'ya gelen Türkler Anadolu'nun Rumları ile karıştı esas itibariyle, Balkan Rumları ile değil).
Üstte linklerini paylaştığınız bu görüntüler hangi makaleden alınmış ? Referans verebilir misiniz?
http://biorxiv.org/content/early/2014/07/30/005850
İkincisi ise şu çalışmanın Anadolu Rumları ilave edilmiş olan son hali:
http://www.nevgen.org/Autosomal_PCA_charts_Of_Europe.html
Birincisi, "calismanin Anadolu rumlari, Balkan turkleri vs. ilave edilmis son hali" diye bir sey yok. Yayimlanan hali son hali (Burada: dx.doi.org/10.1371/journal.pone.0105090 ). Eger bahsettiginiz bir “follow-up” calisma ise onunla ilgili web sitesindeki birkac uyduruk PCA grafiginden baska birsey yok. Kusura bakmayin biz (ben ve nisanyan hocam) bunu veri olarak kabul edemeyiz.
Ikincisi, verdiginiz linklerdeki yayimlanmis iki calisma da turkleri kabak gibi iran, azeri, ve hatta ermenilerle ayni gen havuzunda konumlandirmis. Yani calismalar sevan hocanin soylediklerini destekliyor, sizin iki sayfa uzattiginiz meseleleri degil. Oyle az bir sey koyu yesil turklerde var, o da avrupanin baskin gen havuzu falan da yapmayiniz lutfen, bana islemez (sevan hocama da islemez herhalde). O yesil kadar sari da var bizde, onlar da sayilmaz (yesil derken pLos Genetics yayindaki yesil).
Digecegim odur ki, ben de isterim bi troy'lu herkul’un, iskender’in torunu olmayi ama gorunen o ki bizler kabak gibi Darius'un askerleriyiz. Veriler oyle soyluyor.
Ama tabii simdi o yayinlari okumadim, simdi bilmiyorum orneklemleri nedir. Turk gen havuzu adina belcikadan emirdagli 30 adam bulmuslarsa iyi yapmamislar tabii. Zor turk gen havuzuna denk gelen bir orneklem hazirlamak. Muhtemelen becerememislerdir.
Sonra, bu yakin tarih (tarih oncesi olmayan) insan genetigi calismalarinin sakati coktur. Sonuclar ideolojiye gore egilip bukulur falan. Gecen, yunanli bi arkadas geldi modern yunan gen havuzu antik yunana cok benziyormus, cok mutluydu (su makale sanirim: doi: 10.1038/ejhg.2017.18) . Bir grup yunanli yapmis calismayi. Hakli tabii sevinmekle, 300 spartaliyla akraba cikti, biz de cika cika boklu darius’un askerleri ciktik. Ezildim tabii… Neyse, bu tip ”bias” insan genetigi calismalrinda hep var. Yahudiler cok yapar bunu: arapla akraba cikacaklar diye korkuyorlar..
Neyse, daha da fazla kucuklamayayim.. Sayin Onur Beycigim surcu lisan yaptiysam affola…
Yazdıklarından ne konuştuğunu tam bilmediğin anlaşılıyor. Senin ilk linkinde geçen çalışma benim ikinci linkimde geçen çalışma için kullanılan genomların kaynaklarından sadece biri. Ne diyor benim linkteki çalışmada:
"For this one are used many genomes from publicly available collections and works, like HGDP, HGP, Behar et al, Yunusbayev et al (2011), 1000 Genomes, Hellenthal at al (2014), Western Balkans (http://journals.plos.org/plosone/article?id=10.1371/journal.pone.0105090), and others. Beside them, for PCA are used many genomes from FTDNA Family Finder or 23AndMe. There are also several ancient genomes included in PCA, Loschbour, Stutgart, BR2 and NE1."
Yani benim linkini verdiğim çalışmada çeşitli akademik çalışmalara ve databaselere ve bir de büyük genetik test şirketlerinden test yaptırmış kişilere dayanan genomlar kullanılmış, yani senin verdiğin ilk linkteki çalışma analizlerde kullanılan genomların kaynaklarından sadece biri. Linkini verdiğim çalışmanın son halini nereden biliyorsun diye soracak olursan, çalışmayı yapan kişiyi tanıyorum da ondan, Vuksan isimli bir Sırp ve aynı zamanda FTDNA firmasının Family Finder testine göre anne tarafımdan dedeme uzaktan akraba. O yüzden çok emailleştim onunla. Onun çalışmasında kullandığı Balkan Türkü ve Anadolu Rumu genomlarını bizzat ben sağladım ona. FTDNA'de Anadolu, Balkanlar ve Kafkasya üzerine bir genetik projesinin adminliği yaptığımdan bu coğrafyalardan çok sayıda kişinin genetik neticesini gördüm ve bu kişilerden bir kısmının genom datasını Vuksan'ın analizlerinde kullanması için ve tabii ki rızalarını da alarak bilgisayarıma yükledim. Hakkımda bilip bilmeden ithamlarda bulunacağına anlamadığın mevzuları anlamaya çalışsan iyi edersin.
Bu dediğim şey genetik analizleri tahlili için de cari. Anadolu Türklerinde Güney Asya genetik tesirinin İran taraflarındaki miktarlar yerine Ermeni ve hatta Anadolu Rumu miktarlarında görülmesi kolayca geçiştirilecek bir şey değil. İlaveten, Anadolu Türklerini Anadolu Rumları ve Ermenilerden ayıran genetik tesirin Güney Asya değil de Sibirya ve Uzak Doğu tesiri olması İran bağı yerine Orta Asya Türki bağına işaret ediyor. Sibirya ve Uzak Doğu komponentlerini attığında Anadolu Türkleri Ermenilere ve bilhassa Anadolu Rumlarına aşırı derecede yakın çıkıyorlar genetikte.
Dikkat edersen Anadolu Rumları diyorum, Balkan Rumları demiyorum. Verdiğim ikinci linkteki analizde görüldüğü üzere, Anadolu Rumları genetik olarak Anadolu Türkleri ve Ermenilerle kümeleniyor, Balkan Rumları ile değil (Balkan Türkleri ise diğer Balkan halkları ile kümeleniyor zaten). Akademik çalışmalarda kullanılan Yunan genomlarının hemen hepsi Balkan Rumlarından olduğu için insanlar Anadolu Türklerinde Rum menşesi düşük diye yanlış tahliller yapabiliyor maalesef.
Anadolu Rumlarının Balkan Rumları yerine genetikte neden Anadolu ve civarının diğer halkları ile kümelendiğinin sebeplerine gelirsek... Anadolu'da Yunanca jenositle yayılmadı, Anadolu yerlilerinin ekseriyeti Yunancaya geçti asırlar içinde. Yani Anadolu Türkleri için, İskender'in torunları olmasa da, Homer'in, Herodot'un, Galen'in, Tiyanalı Apollonyus'un ve tabii Troyalıların torunlarıdır diyebiliriz. Daryus'un askerleri arasında Anadolulular da çoktu, o yüzden Daryus'un askerlerinin torunları da diyebiliriz tabii.
Akademik genom çapında (genome-wide) genetik çalışmalarında Anadolu'nun çeşitli bölge ve vilayetlerinden (Kapadokya, Kayseri, Adana, Balıkesir, Aydın, Trabzon) genom görebilirsin, yani Anadolu Türkleri diğer çoğu halktan iyi temsil ediliyor genom çalışmalarında.
Birincisi, siz isminizi vererek, bense ismimi saklayarak yaziyorum. Ben sizin kim oldugunuzu bilebirim, sizin ise, benim kim oldugum hakkinda bir fikriniz yok. O yuzden bu tartismaya 1-0 onde basliyorum. Bu haksiz durum icin kusuruma bakmayin. Anonim olmak rahat. Obur turlu, usturuplu yazmak gerekirdi, bakara makara yapilmazdi. Anonim olarak kendimi ozgur hissediyorum. Mesela bunu yazrken ayni zamanda burnumu karistiriyorum Sizin yanit verirken burnunuzu karistirma luksunuz yok.
Ikincisi bu yorumlara html-link yazilabliyormus (ahanda burdaki gibi). Bundan sonra web kaynaklarini bu sekilde verebilriz.
Son olarak, yukaridaki linkten anladigim, bu isten akademik olmayan yollardan ekmek yiyorsunuz, veya yeme olasiliginiz var. Buna cok saygim var ve kakara kikirim ile sizin -konu hakkinda uzmanliginiz- ile ilgili yalan-yanlis olmusuz algi yaratmak istemem. Bunun icin de sizden ozur dilerim. Maksatim ortamlari neselendirmek. Zaten dediginiz gibi ne PCA tarzi veri ozetleyen analizleri, ne de bu "milliyet tayin" metodlarini aslinda pek anlamam.
Neyse konu artik bu degil. Yeni konumuz tartisma adabi. Bununla ilgili size sarmaya devam edebilirim: Eger argumanlar mantik hatalari iceriyorsa, orengin karsi tarafin gercek olarak sundugu onermeler hem gormezden gelinip hem de ihlal edilmeye devam ediliyorsa, yada “ama ben bunu yapan adami taniyorum”lar arguman olarak sunuluyorsa tartismanin anlami kalmaz. Bu konu onemli. Her ne kadar bu yazinin konusu olmasa da nisanyan blogun temel direklerinden biri. O yuzden bu portalda sakaya gelmez, gelmemelidir.
Cok uzatmadan hizlica acip kapayayim: Yanit niteliginizdeki argumaninizi, linkiniverdiginiz calisma uzerinden gelistirmissiniz. Oysa ben o calismayi henuz yayinlanmadigi icin veri olarak kabul etmedigimi zaten soylemistim (orn. bagimisiz insanlar tarafindan degerlendirilmedigi icin). Malsesef siz, orada yazanlarin veri olarak kabul edilebilecegini cok carpik bir sekilde savunmussunuz. Simdi siz, calismanin sahibi Sirp Vuksan’i taniyormussunuz diye, hatta ona orneklem DNA vermissiniz diye, “Evet, Onur bey Vuksan’i taniyormus, hem de bir kisim DNA orneklerini ona o vermis. Ne kadar da yanlismisim” falan diyecegim yok. Vuksan’a ornekleri babam verse, hatta Vuksan babam olsa farketmez. Yaptigim arguman calismanin yayinlanmamis ve sonuclarin web sitesindeki bir kac grafik ve biraz yazidan olusmasiydi. Yani, akademik anlamda calismanin henuz gecerli olmadigiydi. Biraz dikkat.
Tabii obur yandan akademiyi fazla buyutmemek lazim, simdi artik “predetory” dergiler var. Basarsin 500 dolari calisma yayinlanir, sonar da, “bu bilimsel calismada…” diye muhabbetler edersin. Ober yandan, “peer review” sistemi de artik cok guclu degil. Iyi bir dergiye bile makaleni gonderdigin zaman hakemler muhtemelen benim gibi konuyu pek bilmeyen tiplerden olacak, onlarin insafina kalacaksin. Obur yandan akademik olmayan birseyin degersiz olmasi diye de birsey yok. Akademi disinda da cillop gibi calismalar illa ki var, vs vs… Bana boyle gelecekseniz olur. Baska sekillerle de olur. Ama Vuksan’i meseleye karistirmayin efendim. Sonra da devam etmissiniz zaten anadolu-balkan rumlari, birseyler diye…
Ozet olarak bitti. Dedigim gibi, Onur beycigim, benim bu genetik konularinda yazdiklarimi ciddiye almamakta haklisiniz. Siz (ve diger stakeholder’lar) iyi yoldasiniz. Kesinlikle guzel isler yapiyorsunuz, devam. (ironisiz). Banim maksatim bakara makara. Ama buralara gelip, mantik hatalariyla dolu argumanlar yayacaksak, meseleye Sirp Vuksan’i dahil edeceksek kulahlari degisiriz. Nisanyan hocam da hic hosalanmaz bunlardan. Son olarak, sizin simdi cikip ” lan bu da hakli aslinda” diyeceginizi zannetmiyorum. Ama yanit verecekseniz, sizden ricam biraz daha yuzeysel ve kibar bir yanit vermeniz. Cevap yazabilecegimi sanmiyorum. Icim icimi yemesin…
Birincisi, kaba bir mizacım yok, umumiyetle insanlar bana nasıl bir üslupla yaklaşırsa benzer şekilde mukabele ederim. İkincisi, açık sözlüyüm, birisi yanlış ya da yarım yamalak malumatla argümanlarıma karşı geliyorsa bu vaziyeti sırf kibar görünmek uğruna zikretmekten imtina etmem, bedeli ne olursa olsun. Üçüncüsü, linkini verdiğim çalışmaların hepsinin akademik olduğunu iddia etmedim, ayrıca bir çalışmaya sırf akademik ya da peer reviewli diye akademik ya da peer reviewli olmayan bir çalışmadan daha çok itibar etmem. Bu dediğim genetik çalışmaları için bilhassa böyle, genetikte ADMIXTURE ya da PCA tarzı analiz metotlarını doğru bir şekilde kullanmak için akademisyen olmak lüzumu olmadığı bu işlerden anlayan herkesin malumudur. İlaveten, bugün genetikte birçok keşfi amatör diye burun kıvrılan insanların yaptığını iyi bilen ve müşahede edenlerdenim. Dördüncüsü, genetikte kendimin de amatör olduğunu hiçbir zaman gizlemedim, birçok kez bunu mevzusu bile açılmadan ifade etmişimdir. Ve hayır, bu işten ekmek yemiyorum, tamamen gönüllü ve ilme hizmet gayesiyle bu işin içindeyim. Beşincisi, Sevan Nişanyan'ın mevzu hakkında ne düşüneceği hakkında hükümde bulunman hoş değil. O kendi adına düşünebilir, ben argümanlarımı delilleriyle beraber sundum, takdir kendisinin. Kimseyi cebren kendi fikirlerime çekmeye çalışmam. Argümanlarımı delilleriyle beraber sunar, takdiri karşı tarafa bırakırım. Son olarak, yazdıklarımda mantık hatası denebilecek bir şey olduğunu zannetmiyorum.
Yanitiniz icin tesekkur ederim.
Turkiye’nin guncel genetik havuzunun tesipti, ve yakin tarihin genetik ile okunmasi bence de cok zevkli bir ugras. Ama bir kisminin pek te turkiye’ye has olmadigi ideolojik ve etik hassasiyeterden oturu –ki bir kismina katilmak durumundayim-miyim?-, pisirik akademinin bu konuya kolay dalamayacagini dusunuyorum. Bu noktada, sizin gibi cesur insanlar bu bilginin gelismesinde onemli roller oynuyorlar/oynayacaklar. (Nisanyan da muhtemelen boyle dusnuyor ama korkuyorum soylemeye. Korkuttunuz ;-) Bunun, yani turkiye genetik havuzunun bilinmesinin, ozellikle tip alaninda saglayacagi kazanimlar ise ciddiyetle dusunulmeli. Keske bu isten ekmek yiyen/yediren insanlar da cogalsa...
Belki ilginizi ceker; Temmuz’da ITU’de su sempozyum var. Bir poster veya sozlu sunumla burada bahsettiginiz bulgulari ozetleyebilirisiniz. Bir cok katilimcinin ilgisini cekebilir, siz de faydali geri bildirimler alabilirisniz.
Selamlar
"Sonra, bu yakin tarih (tarih oncesi olmayan) insan genetigi calismalarinin sakati coktur. Sonuclar ideolojiye gore egilip bukulur falan. Gecen, yunanli bi arkadas geldi modern yunan gen havuzu antik yunana cok benziyormus, cok mutluydu (su makale sanirim: doi: 10.1038/ejhg.2017.18) . Bir grup yunanli yapmis calismayi. Hakli tabii sevinmekle, 300 spartaliyla akraba cikti, biz de cika cika boklu darius’un askerleri ciktik. Ezildim tabii… Neyse, bu tip ”bias” insan genetigi calismalrinda hep var. Yahudiler cok yapar bunu: arapla akraba cikacaklar diye korkuyorlar.."
Yanıt
Yahudiler Araplarla elbette akraba çıkacak, zaten akrabalar :) hem genetik hem de dil açısından yakın akrabalar, Arapça "beyt" (ev), İbranca "bet" (ev), Arapça "Selam Aleykum" (Esenlik Üzerinize), İbranca "Şalom Alekhim" vb. bal gibi akrabalar, dile de soyca da.
Türk denildiğinde doğu Türkiye'deki insanları baz alırsan elbette darius'un askerleriyle akraba çıkarlar, zira doğu Türkiye genetik açından daha çok İranî'dir, Kürtler ve Ermeniler genetik bazda fazladır. Güneydoğu Anadolu'da ise Semitik genler fazladır (Arap-Yahudi-Süryani-Asurî). Biz, "Türk" dendiğinde Kürt ve Ermeni "olmayanları" anlıyoruz, hah, işte onların da %75 küsürü Rum denen kişilerle birebir "aynı" soydur, darius'la marius'la ilgileri yoktur.
Yunanlılara gelince, bugünkü Yunanların antik Yunanlarla olan genetik bağı taş çatlasa %45 civarıdır, gerisi karman çormandır.
Son olarak, dünyada fiziki antropolojinin piri kabul edilen Carleton Coon'un fiziki antropolojik ırki kategorilere dayanan modern Batı Avrasya ırk haritasını paylaşmak istiyorum:
https://drive.google.com/file/d/0B9n4j3PQ81RcQzY3ZzBOeDFRSTg/view?usp=sharing
Haritadan anlaşılacağı üzere, Anadolu Türkü coğrafyasının İran, Afganistan, Kürt, Azeri, Orta Asya coğrafyaları ve Suriye/Lübnan tarafının Akdeniz kıyı şeridi hariç Arap coğrafyası ile ırki bağı zayıf görünürken Ermeni, Gürcü, Kıbrıs, Balkan ve hatta İtalya ile ırkı bağı dikkate değer miktarlarda görünüyor.
Bütün bu genetik ve fiziki antropolojik neticeler ışığında, Anadolu'ya gelenlerin ekseriyetle Orta Asya'nın Türki unsurundan olduğu ama Anadolu'da Anadolu'nun yerlileri ile çok karışarak yüksek nispetlerde onların genetik ve ırki vasıflarına büründükleri anlaşılıyor. Yani Halil Berktay'ın aynen o minvalde olan iddiası tasdik edilirken Sevan Nişanyan'ın bugünkü Anadolu Türklerinin ırken en çok İranlılar, Kürtler, Afganlar ve Suriyelilere yakın olduğu iddiası çürütülüyor.
Buraya kadar tamamen genetik ve fiziki antropoloji gibi disiplinlerin ilmi tetkiklerine dayanan bir tahlil yaptım. Şimdi gelelim bu ilmi neticelerin ışığında tarihi malumatı nasıl okuyabileceğimize. Türkmen kelimesi etimolojisi ve manası ihtilaflı bir kelime. Yüksek ihtimalle "Türke benzer" manasına gelen Farsça Türkmanend tabirinden bozma. Lakin "Türke benzer" ile neyin kastedildiği açık değil. Makdisi ve Kaşgari gibi erken devir kaynaklarına bakılırsa Oğuz ve Karluklara ya da en azından bir kısmına (muhtemelen Müslüman olanlarına) Türkmen ya da o devirdeki şekliyle Türkman deniyordu. Zamanla Türkmen adı Oğuzlar arasında İslamın yayılması ve Fars kültür tesirinin artışıyla paralel olarak tutmuş görünüyor ve hatta öyle ki zamanla Oğuz tabirinin tamamen yerini almış. Yani ortada Türkmen tabirinin Oğuz tabiriyle birbirlerini dışlayan manalarda kullanıldığına dair bir emare yok, en azından ben göremiyorum, Nişanyan'ın aksi istikamette delili varsa görmek isterim, her zaman farklı fikirlere açığım.
Şu ''Yürük'' meselesine gelince... Yürümekten geliyor olsa gerek, konar göçer manasında. T zamanla y'ya dönüşmüş olabilir, Türük olmuş Yürük. Yürük, esasında Türk demek ve göçebeliği ima ediyor. Yörük ile Türkmen arasında (Anadolu'daki kullanımda) fark yok ama Oğuz Yabgu Devleti zamanında Türk ile Türkmen farkı çıkmış. Farkın temeli dine dayanıyor. Müslüman olana Türkmen, Şamanist kalana Türk denmiş. Türkmen, ''Türk benzeri'' demek ama ''Türkleşmiş'' manasında değil. ''Bir zamanlar Türk/Şamanist olan, şimdi de onun dilini ve göçebeliğini sürdüren'' manasında. Türk veya Türkmen diyelim fark etmez, başlıca kültürel kodu dil veya din değil göçebeliktir. Göçebe olmayan Türk(men) olmaz (haliyle Yürük de olmaz). Göçebeliği bırakırsa Türklükten çıkmış demektir.
Bunlar Anadolu'ya hakim olunca yerli Rum halk Türkleşiyor. Ama kendine Türk demiyor, Rum(i) diyor. Sadece dili Türkçeleşiyor. Başka bir değişim yok. Türklük/göçebelik olumsuz görülüyor. Anadolu Selçuklu Devleti dediğimiz devletin asıl adı (resmi adı) Devlet-i Rum. Mevlana'sından Yunus'una kendine Rumi diyor. Abdalan-ı Rum, Bacıyan-ı Rum, Gaziyan-ı Rum deniyor. Abbasi Halifesi Yıldırım'a ''Hükümdar-ı İklim-i Rum'' diyor. Fatih kendine ''Sultan-ı Rum'' diyor. Timür, Yıldırım'ı yenince ''Rumiyanı yendim, sultan-ı rumu esir aldım'' diyor. Mısırlılar Anadolu'dan gelene Rumlu diyor. Türk diyen yok. Atalarımız kökeninin gayet farkında. Onlara Türk diyenler sadece Avrupalılar. Ama onlar da Türk sözcüğünü Orta Asyalı bir ırk manasında değil, ''Müslüman Bizanslı'' manasında kullanıyor. Doğa Rum ahalisinin Müslüman olanlarına topluca Türk diyor, dil bile gözetmiyor (Arnavut'a da Türk diyorlar).
1900'lerin başına dek böyle. ''Anadolu ve Rumeli'nin İslam ahalisine Türk denir'' tanımı var. Anadolu'nun ve Rumelinin ahalisi demek (geçmişte Anadolu da Rum diyarı diye bilindiği için) kısaca Rumi demektir. Bu tanımı, ''Müslüman Rumi'ye Türk denir'' diye özetleyebiliriz. Sonrasında Orta Asya masallarından hareketle Türk'ün içeriği Göktürklere dayandırılmış.
Türk'ün tanımını doğru yapmak lazım. Tarihi düzgün anlatmak elzem. ''1071'de Anadolu'ya girenlerin torunuyuz'' diye değil, ''1071'den itibaren kimlik değiştirip Türkleşmiş Anadolu'nun yerli halkıyız'' diye anlatmak lazım. Doğrusu bu.
Oğuzlara gelince... Bunların da kökeni muğlak. Hunlarla ve hatta Göktürklerle ilişkisi muğlak. Anlayabildiğim kadarıyla kökenleri Göktürkler zamanına dayanıyor. Göktürk lideri İstemi Batı'ya gidip bunları buluyor, örgütlüyor, her birine birer ok veriyor ve bunlar Onoklar adıyla sahneye çıkıyor. Onoklar ''Yabgu/Batı Türkleri'' diye de biliniyor. Sonrasında Türgişler adıyla çıkıyorlar. Sonra Hazar hakimiyetinde yaşıyorlar. Sonra Oğuz Yabgu Devleti ve Sulçuklu kuruluyor. Selçuklu dil değiştiriyor ama Oğuzlarla ilişkisi sürüyor. Göçebe Oğuz, Selçuklu'yu yağmalamaya başlayınca Selçuklu biraz da başından atmak için bunlara yurt arıyor ve Bizans'ın başına sarıyor. Anadolu'ya gelişleri böyle oluyor. Oğuzların tümü Anadolu ahalisiyle karışıyor değil. Önemli kısmı hem Bizansla hem yerleşik Anadolu Selçukluyla çatışıyor, savaşlarda kırılıyor, bir bölümü İran'da geri kaçıyor. Burada muğlak nokta bunların kökeni, yani Onoklar. İstemi bunları bulup örgütlüyor, başlarına Yabgu oturuyor ama İstemi'den evvel bunların hikayesi karanlık. Bilinmiyor. Kimdirler, nereden çıktılar? Bence iki ihtimal var: Ya dağılan bir kısım Hun, bir kısım Moğol, bir kısım İskit kalıntısı karışıyor ve bunlar ortaya çıkıyor ya da dağılan Eftalitlerin kalıntısıdırlar.
Bir de Anadolu'da kökeni için Manav diyen insanlar vardır, bunların kökeni nedir bilmiyorum. Osmanlı bunları ''Yörükan taifesinden'' diye kaydetmiş ama Bizans kaynaklarında da Manavis diye geçiyormuş çok önceden diye aklımda kalmış.
Nişanyan da sözlüğünde: "Manav "Batı Anadolu'da sebze tarımıyla uğraşan bir halk grubu (Yörük zıddı)" özel adından türetilmiş olabilir; ancak bu kesin değildir.(...) Özel ad olan Manav adının kökeni muammadır." diyor.
Konuşmakta olduğumuz dil (Batı Oğuzca) kesinlikle Orta Asya'dan gelen bir dil, bu dili bu topraklara getirenlerin torunları da hâlâ buradalar, yani genetik olarak da Türk olan, kökleri Orta Asya'ya dayananlar. Ancak bu kişilerin bugünkü Anadolulu Türkler içindeki oranı %12 kadardır, hepsi bu. Geri kalan Türklerin de bir kısmı İranî, bir kısmı Semitik, bir kısmı da Kafkasyan (Kartvel) genleri taşımaktadır elbet, ancak tüm bunlar ufak karışmalar şeklinde, asıl ana unsur, yanlış hatırlamıyorsam %78 gibi ciddi bir oran öz Anadolulu. Yani Türklerin %78'i Doğu Akdeniz/Doğu Avrupa ırkından geliyor. Bu nedenle Onur'un verdiği haritada diğer Doğu Akdenizlilerle yakın gözüküyoruz (İtalyanlar, Yunanlılar, Arnavutlar vb.)
Atalarımız zaten kendilerine Rum (Romalı, Anadolulu) diyorlardı çekinmeden. Konuşmakta olduğumuz dile bile bence "Rumca" (Anadoluca) denebilir, kelime bazında zaten oldukça karışık bir dil, sadece temel sözcükler ile yapı, sentaks vb. Orta Asya'ya dayanıyor.
Benim sizlere uçuk gelecek bir tezim var hatta :) bence ileride İslamcı/Osmanlıcı olanlar kendilerine Osmanlı/Türk demeyi sürdürürlerken, seküler olan ve İslamî bir yaşam sürmeyenler kendilerine Rum (ya da Rumî) demeye başlayabilirler. Tıpkı din üzerinden ayrışan Boşnak-Sırp (hatta Hırvat) örnekleri gibi. Kendilerine Rum diyen seküler kesim, aynı zamanda daha az Arapçalı-Farsçalı dillerine de Rumca (Anadoluca) diyebilir pekâlâ... Zaten bu gidişle İslamcı kesim Arap alfabesine geri dönüp lisânlarına Osmanlıca diyecekler :) seküler kesim ise Latin alfabesi kullanmayı sürdürecek. Tıpkı Kiril alfabesi kullanan Sırplar ile Latin alfabesi kullanan Hırvatlar gibi bir ayrışma yaşanabilir ileride... Osmanlılar/Türkler ile Rumlar/Anadolular.
https://www.amazon.com/Annals-Saljuq-Turks-Selections-fil-Tarikh/dp/0700715762
Nişanyan'ın çabası kimi Kürtçülerin çabalarına benziyor. Son zamanlarda pek çok Türk (özellikle seküler Türkler), köklerinin burada olduğunu kefşediyorlar, bilindik "Orta Asya'dan geldik" söylemi/iddiası terk edilip gerçek köklere vurgu artıyor. Bu da en başta Kürtçülerin ve Nişanyan gibi gizli Türkofobiklerin canını sıkıyor. Çünkü alışılageldik ezberdeki "Türkler buraya sonradan geldi, torpahlarımızı elimizden aldi" tezini yerle bir ediyor. Bu nedenle Nişanyan, baktı ki Türklerin tipleri Kazaklara, Tatarlara benzemiyor, bari topu İran'a, Afganistan'a atayım diye düşünmüş sanırım ancak o da olmuyor. Genetik çalışmaların sonuçları açık, Türklerin %78'i öz be öz Anadolulu.
Kürtçüler gibi açık ya da Nişanyan gibi gizli Türkofobikler için üzgünüm ancak bizler buralıyız. Tam tersi, asıl Anadolu'ya "sonradan" gelenler Kürtler ve Ermenilerdir, genetik veriler böyle diyor.
Genetik açıdan bakınca Kürtlerin ve Ermenilerin aslen Hint-Avrupalı (Europoid) olmadıkları ortaya çıkıyor. Kürtlerdeki gerçek Hint-Avrupalı gen toplamı %21, Ermenilerde ise %30 (R1a ile R1b toplamları). Kürtler ağırıklı olarak Semitik bir halk (Süryaniler ve Araplara yakınlar). Ermeniler ise üçte birden biraz fazla Semitik (Süryanilerle ve Araplarla hiçbir genetik farkları yok), üçte birden biraz az Kartvelian (Gürcü), geri kalan da hakiki Hint-Avrupalı (%30) ve bunların karışımından oluşmuş bir halk. Yani Türkleşmeden önce ciddi anlamda bir Ermenileşme var, konuşacaksak önce onu konuşmalıyız. Bir benzeri de batı Anadolu'da Rumlaşma (Helenleşme) olarak var...
Dünyada, genleri ile dilleri örtüşen halklar çok değildir. Mesela Çinliler bu nadir halklardandır, hem genetik olarak %95'i öz be öz Çinlidir (O3 haplogrubu), hem de dilleri Çin dilidir. Mesela İzlandalılar, %100 hakiki Hint-Avrupalıdırlar, genleri de dilleri de örtüşür. Bu gibi halkların dışındaki büyük çoğunluk genetik olarak tam bir çorbadır. Mesela dünya üzerindeki en fazla Kafkas genlerine (G haplogrubu) sahip halk Osetlerdir (%68 G vardır), ancak dilleri Kafkas dili "değil" İrani bir dildir. İkinci sırada Adıgeler gelir, Adıge dili Kafkas dilidir ve genleriyle dilleri iyi kötü örtüşür ancak Adıgelerde bile Kafkas genleri %64 kadardır.
Ermeniler, İranlılar, Hintliler, Kürtler, Portekizliler gibi dilleri Hint-Avrupa olan pek çok halkın genleri Hint-Avrupa değildir. En hakiki Hint-Avrupalılar Nordiklerdir (özellikle Slavlar, Keltler ve Cermenler), gerisi language-shift yapmış yerel halklardır.
“Ey uygarlık bahçesi Anadolu,
Sende hangi ulustan iz yok ki?”
Gerçekten de Anadolu’da hangi taşı kaldırsanız, neresine adım atsanız eski uygarlıkların izne rastlarsınız. Diğer yandan töre ve törenler, halk takvimi ve diğer kültürel olguları araştırdığınızda büyük bölümünün Anadolu kökenli olduğunu görürsünüz. Orta Asya ya da Arabistan’dan getirdiklerimiz ile karşılaştırdığınızda şaşırır; 21. yüzyılda hala ırksal ve dinsel temellere dayalı kültür politikaları üretenlerin, kültürel olmaktan çok siyasal amaçlı olduklarını anlarsınız!
Bunun nasıl olduğu bana çok net olmasa da anladığım kadarıyla binlerce yıl öncesinden itibaren bir çeşit kültürel birlik gibi. Mesela bugünkü AB unsuru milletler zamanla tek millet haline dönüşebilse ve ortak dilleri de Almanca-Fransızca melezi bir dil olarak evrimleşse, ileriki çağlarda bu ortak dili anadili olarak kullananların genetik çeşitliliği, bugünkü Türk'ünkü kadar olmaz bile. O derece yani.
Ayrıntılar pek yakında inşallah.
Hürmetler
S.E.