Showing posts with label kemalizm. Show all posts
Showing posts with label kemalizm. Show all posts

Friday, November 10, 2017

On Kasım tezleri


I.
Laiklik şarttır ve hayati önemdedir. Bin yıl öncenin hurafelerini kamu yönetiminden dışlamadan, gençleri o zararlı iptiladan az ya da çok kurtaracak tedbirleri almadan, sağlıklı ve uygar bir toplum yönünde adım atılamaz.

Türkiye laiklik yönündeki en ciddi adımlarını 1850-60’larda ve tekrar 1908’i izleyen yıllarda attı. Ülkede Müslüman olmayan herkesi ve her şeyi imha ettikten sonra Cumhuriyet rejiminin benimsediği “laiklik” politikası sahtekârlıktan ibarettir. Görüntüsü modernleştirilmiş, fakat İslam dininin en çirkin boyutları – kâfir nefreti, milleti hakime kibri, fetih hırsı – korunup pekiştirilmiş bir Devlet Dini yaratma teşebbüsüdür. Hüsranla sonuçlanmıştır.

II.
Cumhuriyetin kurucusu, kelimenin klasik anlamıyla “Büyük” bir adamdır. Olağanüstü siyasi zekâya ve iradeye sahip, büyük riskler almış ve büyük hatalar yapmış, etkileyici bir liderdir. Hayret edilecek ölçüde realist, gıpta edilecek ölçüde radikaldir. Günümüzde Türk Faşizminin simgesi ve ikonu haline gelmemiş olsaydı, yaşam öyküsünün bir büyük dram veya siyasi destan olarak ele alınmasını savunabilir, hatta o göreve kendimiz talip olabilirdik.

Ne yazık ki mutlak iktidarın kaçınılmaz olarak getirdiği mutlak cinnetten, en azından selefi Abdülhamit kadar, ve en azından halefi olan bugünkü örnekler kadar, nasibini almıştır. 1920’lerin sonlarından veya 1930’ların başlarından itibaren, ruhsal dengesini normal insanlara özgü ölçüler içinde değerlendirmek mümkün değildir. Mutlak gücün kanlı, paranoyak, akıl ve hukuk dışı üslubu iktidarının son on yılına damgasını basmış; ülkeye, etkileri günümüze dek hissedilen hasar vermiştir.

III.
Bugün memleketin ufkunu saran kara kargaların akla ve bilgiye saldırılarına tanık oldukça “Atatürk’ün Türkiye’si böyle mi olacaktı” diye iç geçiren iyi niyetli insanlar, önce 1930’lu yıllarda Atatürk’ün şahsi gözetimi altında toplanan Türk Dil ve Türk Tarih Kongrelerinin tutanaklarını incelemelidirler. Türkiye’de entelektüel ahlaksızlığın ve iktidara yaranma hırsının ulaşabileceği seviyeler hakkında yeterli bilgi sahibi olduktan sonra, günümüz hakkında daha sağlıklı bir eleştiri mümkün olabilir.

IV.
En geç 1960’tan bu yana, sağ ve sol çeşitli kılıklara bürünen Kemalcilik, Türk Faşizminin kod adıdır. “Ulusal bağımsızlık” kisvesi altında, Batı dünyası ile her türlü ittifakın ve yakınlaşmanın asli düşmanıdır. “Anti-emperyalizm” görüntüsü altında, Türk milletinin genetik kodunda var olan gâvur düşmanlığını durmaksızın kışkırtır. Tarih anlatısı, gerek Cumhuriyetin gerek Osmanlı’nın temel ekonomik gerçeği olan gayrimüslim soygununu meşrulaştırmaktan başka amaca hizmet etmez. Bireysel girişime ve bireysel özgürlüklere karşı daima Devlet’in kahredici gücünden yanadır. Demokrasiyi kendi varlığına ve ideolojik egemenliğine yönelik ölümcül bir tehlike olarak algılar. Tüm totaliter ideolojiler gibi, müktesep hak ve hukuk kavramlarından yoksundur; hakkı ve hukuku, kendi egemenliğinin işine geldiği ölçüde ve işine geldiği sürece bahşedilecek bir ihsan olarak görür. “Vatan” olarak tanımladığı kendi iktidarı mevzubahis ise hukukun ve bireyin, aklın ve vicdanın, terbiyenin ve uygarlığın kolayca harcanacak teferruat olduğuna inanır.

Dünyanın çeşitli ülkelerinde 1930’larda cinnet halini alan ve günümüzde yeniden yükselişte olan milliyetçi dikta ideolojilerinden içerik açısından ciddi bir farkı yoktur. Dört kuşaktan beri sürdürülen endoktrinasyonla toplumun beynine kazındığı için, ve son dönemde “sol” söylemle aşılanıp olası bir gerçek muhalefet hareketine karşı bağışıklık kazandığı için, dünyanın başka bucaklarındaki Faşist hareketlerin pek çoğundan daha tehlikelidir.

V.
Son yıllarda ülkeyi saran İslami azgınlık, Kemalci hegemonyanın doğal ürünü ve doğal tepkisidir.

Doğal ürünüdür, çünkü doksan yıldan beri sürdürülen “Milli” Eğitim programları, doğal olarak, dünyadan habersiz, yabancı dil bilmeyen, Batı’yı ancak Haçlı Seferi/Viyana Muhasarası/Denize dökülen düşman/Misyoner komplosu olarak algılayan, dünyaya ve medeniyete düşman bir kitle yaratmıştır. 1930’lar veya 1960’lar usulü Türk ırkçılığı bugün fikren yetersiz kaldığı için, o kitle, yakın coğrafyadaki “kardeş” kavimleri de kapsayan bir tür İslami milliyetçiliği dar anlamda Türkçülükten daha doğal ve daha inandırıcı bulmaktadır.

İslamcı dönüşüm aynı zamanda Kemalist hegemonyaya bir tepkidir, çünkü Faşist-Devletçi ideolojinin dayattığı mutlak ahlaki kofluk ("vatan mevzubahisse...") insanlarda doğal olarak bir ahlaki dayanak arayışına yol açmış, ve cumhuriyet eğitiminin bıraktığı entelektüel boşlukta insanlar aradıkları dayanağı dededen kalma birtakım hurafelerde bulabileceklerine kendilerini inandırmışlardır.

O yüzden diyoruz ki bunlar Kemal’in gayrimeşru çocuklarıdır. Ve o yüzden diyoruz ki Kemalci tümör temizlenmeden bu ülke dikiş tutmaz.

Tuesday, April 29, 2014

Bıktık mı artık bu memleketten?



Bir arkadaş yazmış, uzun uzun içini dökmüş, okumaya değer. Benim cevabım aşağıda.


Selamlar,

İsmim Semih, mailim biraz uzun olacak, içimi dökeceğim, sizden de sanki yanınızdaymışım da beraber fikir teatisi yapıyormuşuz gibi soracaklarımı kendinize sormanızı isteyeceğim. Çünkü, neredeyse son 5 senedir yazdığınız her şeyi ama her şeyi okudum. Üstüne saatlerce kafa patlattım. Ayrı düştüğümüz konularda allah allah neden şimdi böyle dedi ki diye günlerce düşündüm. Ya da beni ikna ettiğiniz noktalarda "adam haklı tabi lan" deyip kendimi güncelledim ama son zamanlarda o kadar keskin bir ayrılık yaşıyoruz ki, boşa koysam dolmuyor, doluya koysam almıyor. Eğer içeri girmiş olmasaydınız atlayıp şirinceye gelir, kovsanız da bi şekilde karşınıza çıkıp şimdi yazacaklarımı sormaya çalışırdım. Neyse başlıyorum.

Problemimiz tahmin edebileceğiniz gibi son zamanlardaki Akp çıkışınız. İddiam da kendinizi zamanın ruhuna uygun olarak güncelleyemediğiniz. Gerçi sizin içerde olduğunuz son zamanlarda makas o kadar ani açıldı ki, dışarı da olsaydınız şimdi düşündüklerinizi asla ama asla düşünmeyeceğinizi düşünüyorum. Sanırım yaşlanıyorsunuz ve yaşlandıkça kendi davanıza atfettiğiniz kutsallık, sizin de kendi ilerleyişinizi durduruyor. Blogunuzda Murat Belge ve Ömer Laçiner ile ilgili yazdığınız yazıda 1980 sonrası Ömer Laçiner'in zihinsel evriminin durduğunu anlattığınız kısımda bahsettiğiniz şeyi siz yaşıyorsunuz.

En baştan başlayalım. Devletimizin kurulduğu günden beri kendi içinden düşman üreterek, elinde tuttuğu güçlerin konsolidasyonunu sağladığı bir gerçek. Bunlardan en önemli iki tanesi de Kürtler ve İslamcılar. Ve bu baskı altında temsil üretemedikleri için de terör yarattılar. Hatta islamcılarınki küresel boyutlara ulaştı ama 2000lerin başında esmeye başlayan siyasal islam rüzgarıyla islamcılara "silahlarınızı bırakıp partinizi kurun seçimlere katilin, bakın sizi de adam yerine koyuyoruz" dendi. Bence de güzel fikirdi. Gerçekten de bir kısmı silahları bıraktı, sakalları kesti, "moderate" olup seçimlere girdiler ve AKP örneğinde olduğu gibi daha önce toplumun hiç oy almadığı kesimlerinden de oy alıp meclislere girdiler. Sizin gibi benim gibi bir takım batı öğretileriyle yetişmiş insanlar da aşağı yukarı şunu düşündü, düşündük; "Yahu adamlara bi şans verelim, bizim 90 yıllık öküzlerden daha kötü olamazlar, hem herkesin partisi olacağız derken belki de gerçekten öyle olacaklar? " 2007ye kadar gerçekten iyilerdi. Sivilleşme sağlandı. Ordudaki bi takım beton kafa generallerin dediğim dedik tavrı bitti. AB uyum yasaları süratle meclisten geçti. Bunlar gerçekten hoş gelişmelerdi.

Fakat sonra ne olduysa oldu ve hükümet sivilleşme, demokratikleşme vs vs vs adına ne derseniz diyin hamlelerini sadece ama sadece kendi gücünü kuvvetlendirmek için kullanmaya ve kendi seçmeninin isteklerini de - olması gereken - olarak empoze etmeye başladı. ve o dakikadan sonra AKP seçmeni olanlarla olmayanlar arasındaki makas giderek açılmaya başladı. Sizin gibi, (benim gibi) bir takım iyi niyetli insanlar hala bi dakika canım bakın hem bunun Avrupa'da da benzer örnekleri var, Kemalist teyzeler ve memur emeklisi amcalar abartıyor demeye devam etti. Askeri vesayetten sıtkı sıyrılmış herkes yine de iktidarın icraatlerine destek vermeye devam etti. Ama kafalardaki "LAN ACABA?" sorusu giderek güçlenmeye başladı.

Mesela sizce, Dsip falan gibi bir takım cihangir showmanlerinin Yetmez ama Evet dediği o referandumun akşamında başbakan kurmaylarıyla konuşurken, HELAL OLSUN LAN ÇOCUKLARA NE DEMOKRAT İNSANLARMIŞ mı dedi? Yoksa AHAHAHAH BU SALAKLAR DA KENDİ KENDİLERİNE DEMOKRATIKLIK OYNUYO NE GÜZEL DE EKMEĞİMİZE YAĞ SÜRDÜLER mi dedi? Yani şunu soruyorum ülkedeki demokratikleşme çabalarını kendi gücünü arttırma dışında bir gıdım önemsedi mi? önemsiyor mu?

Gelelim bu işin toplumsal yansımalarına;

Benim de sizin yaptığınız gibi bu ülkedeki her kötü şeyi kemalizmin kurumsallaşmış diktatoryasına bağlamak gibi bir huyum var. Bugüne kadar da hiç yanılmadım. Ülkeyi eline alıp herkese batılılaşmayı öğretmeye çalışan bir takım Selanik kıroları ne kadar batılıydılar ki, ya da batıdan ne anlıyorlardı ki bana batıyı öğretebilecek kudreti kendilerinde görüyorlardı? Biraz Fransızca bilip iki Russo okumakla bu iş olur mu ki? Kaldı ki modernizm denilen şey virüs gibi bir şeydir. Yayılmaya başladı mı karşısında hiç bir şey duramaz. Şapkayı alalım ama eşcinsel hakları gelmesin, yahut serbest piyasa okey ama rica edicem latin alfabesi gelmesin demek olmaz. Derseniz hiç ama hiç olmaz, kılçığın biri çıkar inadına getirir. iyi de eder. Gazi paşa ve arkadaşlarına sonuna kadar vuralım, vurdukça da bu toplum değişecek ve güçlenecek bunda hem fikirim.

Ama bu sefer gelin değişik bir şey yapalım ve denklemden bu değişkeni çıkaralım ve öyle düşünelim. Elimizde kurumsal olarak da liderlik kültü açısından da çok güçlü bir yönetim ve 10 senedir değiştirdiği bir Türkiye var. Biraz bunun üzerinden gidelim. Gezi olayları sırasında Başbakan'ın Fatih Altaylıya konuk olduğu bir program vardı hatırlarsınız. Ne demişti? "Ben bazen dolmabahçeden etrafa bakıyorum, vapurdan inen kadınların kıyafetlerinden utanıyorum" minvalinde bir şeyler söyledi. Gelin beraber düşünelim kim bu değişik değişik giyinen kadınlar? Söyleyeyim, Annem, kız arkadaşım, okul arkadaşlarım, Üst komşu, eski eşleriniz, kızınız, Kolejden arkadaşınız vs vs vs. Vapur ulan bu hergün kadıköyden beşiktaşa binlerce benden, sizden, çevremizden çok da farklı olmayan olsa da sizin benim umrumuzda olmayan insan geçiyor. NE KADAR DEĞİŞİK OLABİLİRLER Kİ?

Almanya'da doğup büyüdüm, Türkiye'ye geldik ortaokul lise falan derken Bahçeşehir Üniversitesinde Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler okumaya başladım. Her gün cahilliğim biraz daha yüzüme vuruluyormuş gibi hissettim. Sinirlendim bu iş böyle olmaz dedim. Okudum, gezdim, dinledim, araştırdım, anlamaya çalıştım, empati yaptım. Bu işler derya deniz dedim bi o yana bi bu yana koşuşturdum. Fransızca öğrendim, Galatasaraya girdim yüksek lisans yapmaya, aman tanrım ne kadar çok şeyi bilmiyormuşum diye krizler geçirdim. Osmanlıca sözlüklerin üstüne uyuyakaldım. Beethoven belgeseli izlerken bi bölüm daha izliyim sonra giderim doktora derken apandıştımı patlattım. Falanlar filanlar. Komik olan ne biliyor musunuz? Hani klasik bir söz vardır ya, "Durumumuz yoktu kardeş, okuyamadım." diye, heh işte o söz neredeyse KUSURA BAKMA KARDEŞ DURUMUMUZ VARDI OKUDUM gibi abuk bi şekle dönüştü. Elitizm yapmamak için cahilliği over duruma geldik. Halbuki ikisinin arasında kapkalın kocaman bi çizgi var. Politik doğruculuğa bulanmış vicik vicik bir köylü seviciliğin ortasında battıkça batıyoruz. Ama sorsalar kemalist dikta, sivilleşme etc. etc.

Bakın Sevan Amca, bugüne kadar yazdığınız en güzel yazıların birinde doğu ile batının arasındaki savaşı çoktaaan batının kazandığından bahsediyordunuz, imanın sadece tanrısal manasının olmadığını, Macellanın, Galileo'nun adanmışlığının ne kadar önemli olduğunu ve batının işte tam da bu yüzden kazandığını anlatıyordunuz. Totalde baktığımızda kemalist dıktanın da şimdi onun yerini alan ve sevdiğinizi belirttiğiniz AKP yönetiminin de dayandığı "milli irade" aynı insanlar. Ama bir de ülkede sizin gibi benim gibi, bir takım batı öğretileriyle büyümüş bir nesil var ve ciddi olarak azınlıktayız. Akp'nin bu "sivilleşme" adına yaptığı reformlar vb. bir takım hareketler bu niteliksiz  çoğunluk tarafından onaylandıkça size ve bana kala kala kol saati kalıyor. Siz de ben de zihinsel çabalarımız ve inandığımız bir takım temel değerler yüzünden bu insanların ontolojik düşmanlarıyız. Katlımız vacıb.

Kemalist rejimin üstten bakan tavrını eleştirirken tutturulan motto empati yapmak idi. Haklılık payı yok muydu? Vardı elbet ama bugün gelinen noktada ben artık empati yapmaktan sıkıldım, bunaldım ve yoruldum. İSTEMİYORUM. yozgattaki eşek şikenle, diyarbakırdaki kızını vuranla empati falan yapmak istemiyorum. Ağır geliyor artık. Çünkü inandığımız bir takım değerler uğruna, onları da yanımıza çekeriz düsturuyla yıllardır yaptığımız bu empati hep bi tarafımızda patladı. Şunun adını koyalım artık ÖKÜZ ANADOLULU'nun benimle empati yapmak gibi bir derdi yok. Hatta hiç olmamış. Biz öğretebiliriz sanmışız, onlar AHAHAH KERİZE BAK demişler. Bugün gelinen noktada -sadece sivilleşmeyi sağlıyor diye- AKP'ye oy vermek, bu saçma sapan tavırların hepsini onaylamaktan başka hiç bir şey değil. Yozgattaki adam için ahirindaki eşek benim, yozgatta uzun saçla gezebilme özgürlüğümden daha değerliyse, kusura bakmasın onun için yapabileceğim hiç bir şey kalmamıştır artık. Bahsettiğim kalabalık öyle bir noktadaki başbakan yürüyün aslanlarım dese, Kasımpaşadan bi çıkarlar Asmalimescitten yukarıya doğru kese kese ilerlerler. Çünkü artık onların gözünde onların dışındaki herkes marjinal ve edindikleri bilgi ve tecrübeleri sadece onlar için kullanmakla mükellefler. Hani çok anlatılan sağlık reformu var ya, doktorlar o yüzden dayak yiyor paso işte.

Birlikte yaşama pratiğine alışamayan bizler değiliz. Yan komşum sakallı olmuş, alevi olmuş, cihadçi olmuş, fahişe olmuş, eşcinsel olmuş umrumda değil benim. ve ayrıca benim gibilerin. Aksine merak ederim tanımaya çalışırım. diyalog kurmak isterim. Artık çok daha net anlıyoruz ki, bu ayrımı yapanlar, beraber yaşamaya bi türlü razı olamayanlar onlar. Allah razı olsun sayelerinde bu yanlış anlaşılmadan da kurtulduk. Yıllarca bu jakobenler öbürlerini yanlarında istemiyor diyorlardı. Alakası yokmuş. Daha doğrusu biz adapte olabiliryormuşuz da, öbürleri onlardan olmayana ev bile vermiyormuş.

Bir adım ileri gideyim, bu verili koşullar ele alındığında, Batı yanlılarının (Geçmişten günümüze) asker sevdasını şimdi daha iyi anlıyor musunuz? Zihinsel bir ayrımda çoğunluk sizin düşündüklerinize günah, ayıp, din düşmanlığı vs vs gibi baktığında bu vahşi kalabalığı size karşı koruyabilecek yegane unsur olarak ellerinde bir tek modern devletin monopoly of viölence'i idare etme gücü kalıyor elinizde.

Sistemin vatandaşına zulüm ettiği nokta artık kemalist öğretilerin kurumsallaşmış gücü falan değildir. Modern öğretilere inanmış bireylerin karşısındaki vahşi çoğunluk karşısında inim inim inlemesine sebep olan çoğulculuktur. AKP de bu mekanizmanın onay noktasını oluşturuyor. Atılan her oy bahsettiğim bu çoğunluğa haklısın abicim onayı veriyor. Ve belki de ironilerin en hası burda ortaya çıkıyor. Yıllardır vurduğumuz zihniyetin partisi CHP strategic voting için bugünkü alternatifimiz oluyor. neden BDP değil diyeceksiniz, çünkü Kürt siyasetinin etrafındaki duvarlar ortadan kalktığından beri, sahip olduğunu düşündüğümüz çapın o kadar da geniş olmadığını gördük. Hala aynı terane, eziliyoruz. Bunu 90larda söylemek olaydı. Artık klasik solcu ağlamasından başka hiç bir şey değil. Ülke öyle bir noktaya geldi ki, yanyana gelen herhangi 5 kişi DURUP DURURKEN devletin zulmüne maruz kalabiliyor. Bu yüzden gruplar halinde "biz daha çok ezildik, hayır biz daha çok" kavgası hiç bir şey anlatmıyor. Bugün artık bu ülkede devlet şiddetine, baskısına maruz kalmamış bir grup kalmamıştır.

Farkında mısınz bilmiyorum ama heryerde kendimize bir takım gettolar kuruyoruz. Facebook ve twitter timelinelarımız dahil olmak üzere, yaşadığımız yerler, gezerken gittiğimiz sokaklar, alışveriş yaptığımız marketler falan hep bir yaşamsal alan seçilimi üzerine kurulu. Giderek de bu seçilim büyüyor. Beşiktaşta oturuyorum. Taksiminde boku çıktı artık, şişli ve kadıköyden başka çok çok az yere gidiyorum istanbulda. Bu ilçelerin hepsinde CHP'nin yönetimde olması tesadüf mü? Daha doğrusu benim gibi sizin gibi insanların istanbulda yaşarken en rahat ettiği ilçelerin bunlar olması tesadüf mü? İronik olan ne biliyor musunuz? Zamanında kürt hareketiyle özdeşleşen bu yerellik olayının artık beyaz türk'ünde gündemine oturması. Adamlar haklı olarak bağcılardaki çarıklı orda ne bok yerse yeşin ama ordan attığı oy benim burdaki bilmemne festivalime etki etmesin diyor. Göreceksiniz bu görüş giderek toplumsal bir destek kazanacak. Kürt hareketinin talep edip sonucunda kafasına sopayı yediği bu "eyaletleşme" belki de beyaz türk'ün canını kurtaracak.

1920lerde iyi tahminle yüzde 12sinin okuma yazma bildiği bir toplumda öyle yada böyle demokrasi rejimi kumak gerçekten şaka gibi. yani iki açıdan saka gibi. adama hem salak mısın? hem de helal olsun derler. Bu yüzden de etrafta ilanları dağıtılan HIZLANDIRILMIŞ İNGİLİZCE KURSU gibi süreçlerden geçti ülke, biz suçu hep insanların kafasına vuran kemalizmde bulduk. Haklıydık da. Hala da haklıyız ama bugün, şu an, şu saatte bunu söylemek artık hiç bir işe yaramıyor.

Toparlayayım. Siz de siyaset bilimi okudunuz. Canınız ne zaman isterse şeytanın avukatlığını yapacak bilgi ve donanıma sahip olduğunuzu çok iyi biliyorum. Bu mektubu size hadi bakalım atayist buna da cevap ver demek için yazmadım. Bu kadar yakınen takip ettiğim birinin seçimlerle ilgili attığı 5 tivite olan cevabım bu yazdıklarım. Düşündüm düşündüm bulamadım, size sorayım dedim. Belki de haddim olmayarak amcacım göremiyor musun bunları yani demek istedim. Bilimsel bilginin en önemli özelliğinin yanlışlanabilir olması olduğunu bilen biri olarak biraz da, BÖYLE DEĞİL Mİ YANİ? de demek istedim. Söyleyecekleriniz belki de benim bu konudaki bakış açımı değiştirecek bunu da heyecanla bekliyorum. Bakarsınız üstüne koya koya ilerler hakikate ulaşırız. Esen kalın.




Semih,

Avam zorbalığından tiksinmişsin. Eyvallah. Ben elli senedir oradayım. Annemle babam 6 Eylül 1955 günü İstiklal Caddesi’nde düğün alışverişinde imişler. Kasımpaşa’dan Asmalımescit’e kese kese gelen kalabalığı ta oradan hatırlıyor olabilirim.

Bugünküler dünkülerden daha mı kötü? Ya da daha mı egemen? 1930’larda "idealist gençlik” diye çıkanlardan yahut 1960’larda Kıbrıs Türktür mitingi yapanlardan, veya Milliyetçi Cephe güruhlarından, Kenan Evren şakşakçılarından daha mı tehlikeliler? Ya da ortaokuldan hatırladığım Kemal yalakası sadistlerden? Yozgat gerçekten memleketi istila mı etti sence? Yoksa İş Bankası reklamlarındaki danslı fistanlı 1930’ları gerçek mi zannediyorsun? Tavsiye ederim, 1930’ların, 40’ların, 50’lerin, 60’ların, 70’lerin, 80’lerin gazete koleksiyonlarını tara. Ben sözlük çalışması için yıllardır tarıyorum. Kasımpaşa ve Yozgat hep oradaydı, hep egemendi. Değişen bir şey yok. Pardon, var, iyiye doğru. Eskisinden daha aşağılık bir ükede yaşamıyoruz. Epeyce daha rahatız. Sadece beklentilerimiz arttı, o yüzden belki daha fazla batıyor bunlar.

15 sene önce Beyoğlu’nda kaç tane içkili lokanta vardı sence? Kadıköy vapurundaki mini etek-mini şortlu sayısı artmış mıdır, azalmış mıdır?
Kemal Paşa’nın daha “modern” ya da özgürlükçü bir şeyleri temsil ettiği külliyen yalandır. Zamanın gerçeklerine göre kıvırmış; ama özünde, Milli-İslami geleneğin bir başka mezhebinin temsilcisidir. İlk hatırladığımda ellerinde Kemal büstleriyle İstanbul Rumlarını denize döküyorlardı. 1964 olmalı. Lisedeyken, saçı uzun öğrencilerin kafasını İstiklal Marşı eşliğinde traşlıyorlardı. Aynı sınıfsal nefretin diğer adıdır. CHP’nin o geçmişi reddettiğini daha duymadım.

Kendini biraz daha iyi hissetmek istiyorsan şöyle düşün. Bu ülkede demokratik yoldan iktidarı hedefleyen herkes popüler islami “kültüre” (“kültür” sözü tırnak içinde) kuyruk sallamak zorunda. İki kere iki gibi bir kural bu, matematiksel bir zorunluluk. CHP bunu beceremiyorsa “modern” filan olduğundan değil, aptal olduğundan. Öteki daha iyi beceriyorsa inandığından, ya da “onay noktasını oluşturmayı” sevdiğinden değil. Daha akıllı olduğundan. Bkz:Bakara-makara. Başbakan’ın o saçmalıkları Egemen Bağış’tan daha fazla ciddiye aldığını sanır mısın? Ben sanmam. İş yapıyorlar. Ellerinde başka meşruiyet olmadığından ona isnat etmek zorundalar. Oy alacaksa Yozgat’tan alacak, Erzurum’dan alacak, Diyarbakır’dan alacak. Mecbur öyle oynamaya.

Yalnız oy değil, bir de para boyutu var. Petrolü olmayan, sanayii olmayan bir ülke nasıl tutturacak %7 kalkınmayı? Petrolü olanın parasını alarak. E, Arap'tan para istiyorsan Arap’a hoş görüneceksin. Elin mahkum. Abartalım istersen: Beyoğlu’nda bugün 6000 tane içkili lokanta-kafe arasında tercih yapma lüksüne sahipsen, biraz da bu hükümet Araplara kuyruk sallayıp cilve yapmayı bildiği için sahipsin. Ya!? Parasız olmuyor.

İslam dininin bir cahillik ve nefret ideolojisi olduğundan yana şüphem yok. İlk gençliğimde öyle düşünürdüm, hala öyle düşünürüm. Aileden miras olmalı; ama 50 yıllık deneyim ve tefekkür de var üstüne.

90’lara doğru şunu keşfettim. İslam istediği kadar kötü olsun, birtakım dürüst ve - bu dünyada olunabildiği kadar - temiz insanlar, İslam bünyesinde kalarak özgürlüğü, modernliği ve rasyonel bir toplum düzenini tasavvur etmeye çalışıyorlar. Bunların iyi niyetinden, dürüstlüğünden şüphe etmedim; hatta çoğu zaman taş kafalı Kemalcilerden daha dürüst olduklarını düşündüm. Orjinal bir düşünce çabası içindeydiler - bu topraklarda kelaynak kuşundan daha nadir bir vakadır. Yaptıkları işin mantıken tutarsız olduğunu, çıkmaz yol olduğunu ısrarla savundum - yüzlerine karşı savundum, dergilerine yazdığım yazılarda savundum. Ama “keşke yanılayım” demedim değil. Sempati duydum. Alman rasyonalizminin 18.yüzyılda Pietizm’den doğduğunu, Amerika’nın en iyi üniversitelerinin Püriten yobazlar tarafından kurulduğunu kendime hatırlattım. Ama “aa, islam iyi bir şeymiş, özgürlüklerle bağdaşırmış” diye bir cümle çıktığını duyan olmadı ağzımdan. “Mantıken bağdaşmaz, ama Allah’ın mucizesi belli olmaz, iyi yoldasınız, aferin size” dediğim olmuştur belki.
O iyimserliğimin yaklaşık iki-üç yıldır azaldığını itiraf etmeyelim. 2011-12’den beri, gitgide yaygınlaşan islami kabullere karşı daha sert bir dille mücadele etmeyi savundum. Özellikle Gezi günlerinde, Abdurrahman Dilipak gibilerinin, dili kanlı birer fanatiğe dönüşmesi beni sarstı. Bıçak kemiğe dayandığında öyle davranacaklarını biliyordum, teorik olarak biliyordum, defalarca söylemiştim. Ama gene de sarstı. Kan kokusunu duymak başka türlü bir şey.

Evet, o cahillik ve nefret ideolojisiyle mücadele etmek lazım. Üç tane temel gerçeği unutmamak şartıyla. 1) Ötekisi de aynı yolun yolcusudur, 2) Demokratik siyaset, toplumun gerçeklerine -ve önyargılarına- boyun eğmek zorundadır, 3) İdeoloji boktan da olsa o bünye içinde iyi ve dürüst insanlar olabilir ve vardır. O insanları yok sayamazsın.

Ayrıca Yozgatlılar (ve diğerleri) zannettiğin kadar da nefret dolu insanlar değiller. Asmalımescittekilere tahmin ettiğinden daha fazla saygıları ve hatta onların yaşam tarzlarına özlemleri vardır. Sen dışlayıp aşağıladıkça öfkeye kapılıyorlardır belki.

Selamlar, sevgiler.

19 yorum:

  1. Ben size demiştim, ben Arapça bilmem, Kuran’dan anlamam, kim beni sever ve bir şeyler verirse ona inanırım. Ne sevdiniz, ne bir şeyler verdiniz, şimdi de oturmuş benden şikayet ediyorsunuz?
    Yanıtla
  2. Sayin Seminin konuyu isleyis mizahi tarzda sayin Sevan Nisanyani yapmis oldugu bazi yorumlari animsatmakta fakat senelerin gelismesindeki olaylar ustunde bizlerden cok daha fazla kafa yordugu da inkar edilemez.
    Uzerinde durdugu sorular hic de kucumsenecek sorular dayil ve yanit olarak sayin Nisanyanin yazdiklari da bir o kadar "hakikaten cok dogru" denebilecek cinsinden olusu konu hayli ilgi cekici bir alana getirerek siklimadan bastan sona kadar okunabilecek hale oldugudur.
    Tessekurler her ikisine de .
    Sayin Sevan Nisanyanin bu memlekete yapmis oldugu hizmetleri hatirlanmasinda sahsinin bir an evel devlet yetkililerince takdir tebrikleri ile ozur dilenmesini yazmadan da edemiyecegim.
    Ornek oldugu cesaretin'e ve bilgisine sonsuz tessekurler.
    En kisa zamanda yavrularina kavusmasi temmenileri ile.
    Sevgi ve Saygilar.
    Yanıtla
  3. "15 sene önce Beyoğlu’nda kaç tane içkili lokanta vardı sence? Kadıköy vapurundaki mini etek-mini şortlu sayısı artmış mıdır, azalmış mıdır?"
    Doksanları hatırlıyorum, çok daha az olduğunu hiç sanmam. Ayrıca içki epey daha ucuzdu, çıkıp içebiliyorduk. Şimdi mali durumum kat be kat daha iyi ama çıkmadan 3 kere değer mi diye düşünüyorum, bütün çevremde de durum bu.
    Daha öncesini hatırlamıyorum ama mesela 1 yıl kadar Adapazarı'nda yaşadım, yaşadığım sokakta 1 (bir) başı açık teyze vardı. Bana 70'li yıllarda arkadaşlarıyla rahatça mini etekle gezdiklerini anlattı. Şimdi çık bakalım orada mini etekle pazara yiyor mu. Tabi bunu diyince de "başörtüsü düşmanı" oluyoruz... Ama artık siklemiyorum, benim için de empati devri kesin olarak bitti.
    İdeoloji boktan da olsa o bünye içinde iyi ve dürüst insanlar olabilir ve vardır. O insanları yok sayamazsın.
    "İyi ve dürüst" nazi var mıydı? "İyi ve dürüst" komünist var mıydı? Varsa bile yok sayıyorum. Bunları yok saydığım gibi.
    Yanıtla
    Yanıtlar
    1. Amenna. Sen de haklısın.
  4. Merhaba, Peki 1920 lerde ne yapılsaydı bugünden daha iyi bir konumda olabilirdik sizce?
    Yanıtla
  5. Semih sen ne dangalak bir adammışsın birader?
    Yanıtla
  6. Abi sen Semih'in esas derdini atlamak istemissin herhalde. 1960'in kalabaligi senin icin degil belki ama Semih icin elbette daha az tehlikeliydi. Semih (i.e. ben) ilk kez simdi dogrudan hedef olabilecegine uyandi.

    Ben soyle sorayim: Bu sefer bu kotulugun karsisinda durmak zorunda kaldik, belki istedik (yalan) diyelim. Gotumuz yemiyor hapis falan. En azindan simdilik yemiyor. O beyinsiz solcular gibi surec (ahiret) pesinde falan da degiliz, bu hayatta mutlu olmak istiyoruz. Zaten solcudan cok fena tiksiniyoruz. Arada bir rahatlikla mutlulugu karistiriyor da olabiliriz. Ne yapalim, sen deyiver? (biliyorum, dedin ama ozet gec bir daha, net olsun)

    Dinledigim seceneklerin ozeti:
    -Baska yere kacalim (master yapiyor, doktoraya basvuracak bu).
    -Zengin olalim (annesinin arazisi var).
    -Gettomuza siginalim (sabanci'da 4 yil planlayan izmirli).
    -Vicdan yesertelim (umit kivanc).
    -Asker gelsin kurtarsin (malum).
    -Tek yol devrim (malum).
    -Mucadele edelim (kemalciler, solcular, sen).

    Neyle mucadele edelim? Soyut olma bak ama simdi, ideoloji deme bana. Hem nasil? Goliath'la (akromegalili bir garibanmis o da) dovusulur mu? De ki dovustuk, expected return ne? Unutalim mi yani beklentiyi? Yok artik. Hakkimizda menkibeler de yazilsin.

    Ustelik belki daha fenasi su: Hadi arada heyecanlandik da kafamizi uzatak dedik, yanimiza yoremize bakinca "midyeyi kabuguyla yemisler, ehehohoe"cileri gorduk. Bak Kemalist de degil bunlar. Utaniyorum bildigin yahu. Ofke, azim falan degil, ardisik utanclar iste.

    Sen mucadele ederken mutlu olabiliyorsun, biliyoruz. Hayraniz zaten. Ama bizi gazliyor olma? Nadiren iyi adam bulduk diye sevinirken sen de bize rahiplik yapiyor olmayasin? Alttan alta cesaret veriyor, aciktan cagirmiyor da ornek oluyor. Tasakli. Hem de yalniz. Hem de kafasi basiyor.

    Belki en iyisi, sen cikinca su paravan sirketi kuralim da gidelim. Sirince'yi de Berkeley'e tasiyalim, tum ogrencileriyle. Herkes icin daha iyi olmaz mi?
    Yanıtla
  7. Semih Bey'i (Yozgatlıyı Diyarbekirliyi belki rencide edebilecek genellemeler yapması haricinde) takdir ettim. Kendi tabirimle "liberciligin" temel çelişkisini, jakobenligi elitizmi eleştirirken gericilige taviz verir hale gelmesini görmeye başlamış. Nişanyan ise onu libercilige geri kazandırmaya çalışmış tabii.
    Ben de içimi dökeyim bari. Eskiden ben de liberciydim. Ama bilhassa Suriye Savaşından sonra realiteyi farkettim. Birincisi gericiligin ne kadar vahşileşebilecegine, kafa kestigine, çocukları kurşuna dizdigine şahid oldum. İkincisi de, Sünni Alevi Hristiyan, dindar laik, Arab Kürd Türkmen Ermeni, halkın çoğunluğunun bu saldırıya birlikte karşı koyduğuna. Çünkü ilerici Baas hareketi zamanında Ixwan zihniyetine geçit vermemiş, farklı inanç ve kültürlerin karşılıklı hoşgörüyle ve yurtsever duygularla bir arada yaşayabilecegi bir Suriye yaratmıştı. Türkiye’den daha az “demokratik” olan Suriye, daha medeniydi. Zira Batılıların geçirdigi tarihsel süreçleri tam olarak yaşamamış toplumlarda Batılı degerleri, medeniligi ancak güçle hakim kılabilirsiniz.
    Mesela diyelim ki, bir Ortadoğu ülkesinde yöneticisiniz ve kadın haklarıyla ilgili, kadınların toplumsal hayatta daha fazla yer almasına yönelik bir düzenleme getirmek istiyorsunuz ve bunu referanduma sundunuz. Ne olur? Tabii ki kadınları daha da kısıtlamaya yönelik bir sonuç çıkar. İşte libercilik “demokrasi”ye aşırı bir deger atfettigi için bu noktada çaresizdir. Ben olsam, böyle bir düzenlemeyi oylamaya sunmazdım. Toplumda kadınlardan dahi böyle bir talep gelmedigi, hatta “milletin degerleri” buna ters düştügü halde onu uygulamaya koyar, karşı çıkan medeniyet düşmanlarını ise cezalandırırdım. Medeniyete deger veren herkes de bunu yapar.
    Irkçı ve dinci gericiligi ezmeden demokrasi uygularsanız, gericiler populizmle kimlik istismarıyla iktidarı ele geçirmelerinin ardından toplumun çoğunluğunun geri ve cahil kalacağı, yoksul bırakıldığı halde sadakaya rıza gösterecegi adımları atarlar (mesela egitime müdahale), ve sürekli istismar edip oy alabilecekleri kitlesel çoğunluğu yaratırlar. Türkiye’nin 65 yıllık sorunu budur.
    Yanıtla
  8. Semih kardeşim içinde büyüdüğü, sınıfsal aidiyetinin olduğu kesimlerin, zümrelerin tabularını, kırmızı çizgilerini epey zorlamış anladığım kadarıyla. Bunun için bir araba bedel ödediğini de tahmin edebiliyorum. Bilmediğini bilme erdemi, özellikle mevzubahis çakma aydınlık kesimlerde, çok ender rastlanan bir şey.
    Maamafih, kendisinin zihinsel olarak dönemediği, dönmemekte ısrar ettiği bir köşe kabak gibi göze çarpıyor: Kendini toplumun üzerinde konumlamak. Yozgat'taki zoofiller senin onları geliştirmen, dönüştürmen için orada - veya artık burada - değiller güzel kardeşim. Onlar seninle aynı biyolojik türün mensupları. Aranızda evrimsel rekabet var. Kedi-köpek gibi 'eğitemezsin' insanları. Kafandaki ideal dünya resminde sen bizzat sorumlu sınıfların bir üyesi isen, hayalinde öyle konumluyorsan kendini içgörü, entellektüel dürüstlük kalemlerinden yemen gereken daha 20 fırın ekmek var demektir.
    İçine girmiş olduğun sürecin sınıfının seni geri almasına varmaması dileğiyle.
    Not: Yozgatlı köylü bir ailenin çocuğuyum. Eşeğin gönlü olduğu sürece eşek sikmekte de beis görmüyorum. :D
    Yanıtla
    Yanıtlar
    1. Esas sorun da bu ya essegin gönlünün olup olmadigini bilmiyorsunuz. Bilmediginiz birseyi yapmakta da sizin deyiminizle beis görmüyorsunuz. Büyük cogunlukta yaptigi bir cok seyi ayni sizin gibi düsünerek yapiyor ve beis görmüyor. Sanirim sorunda bu.
    2. Gönlü olmayan bir eşşeği sikebilen cengavere ben de hiç çekinmem domalırım. 'Çifte' diye bir mefhum vardır. Bilmem hiç duydunuz mu?
    3. Cocugun gonlu oldugu surece cocuk ve hatta bebek tacizinde beis var midir Yozgatli?
      Suslu laflarin icine gizlenmis ilkel hirslar goruyorum. Beyin korteksi gelisti diye hayati algilayabilmek ve sorular sormak insani evrenin merkezine mi koyar?
      Insan sadece oyle zannediyor..
  9. Semih Bey'i (Yozgatlıyı Diyarbekirliyi belki rencide edebilecek genellemeler yapması haricinde) takdir ettim. Kendi tabirimle "liberciligin" temel çelişkisini, jakobenligi elitizmi eleştirirken gericilige taviz verir hale gelmesini sorgulamaya başlamış. Nişanyan ise onu libercilige geri kazandırmaya çalışmış tabii.
    Ben de içimi dökeyim bari. Eskiden ben de liberciydim. Ama bilhassa Suriye Savaşından sonra realiteyi farkettim. . (Aslında bu kısmı başta söylemem riskli oldu, zira Suriye düşmanlarının yalanlarına kanıp dediklerime inanmıyorsanız muhtemelen okumayı müteakib cümlelerden sonra bırakacaksınız) Birincisi gericiligin ne kadar vahşileşebilecegine, kafa kestigine, çocukları kurşuna dizdigine şahid oldum. İkincisi de, Sünni Alevi Hristiyan, dindar laik, Arab Kürd Türkmen Ermeni, halkın çoğunluğunun bu saldırıya birlikte karşı koyduğuna Çünkü ilerici Baas hareketi zamanında Ixwan zihniyetine geçit vermemiş, farklı inanç ve kültürlerin karşılıklı hoşgörüyle ve yurtsever duygularla bir arada yaşayabilecegi bir Suriye yaratmıştı. Türkiye’den daha az “demokratik” olan Suriye, daha medeniydi. Zira Batılıların geçirdigi tarihsel süreçleri tam olarak yaşamamış toplumlarda Batılı degerleri, medeniligi ancak güçle hakim kılabilirsiniz.
    Mesela diyelim ki, bir Ortadoğu ülkesinde yöneticisiniz ve kadın haklarıyla ilgili, kadınların toplumsal hayatta daha fazla yer almasına yönelik bir düzenleme getirmek istiyorsunuz ve bunu referanduma sundunuz. Ne olur? Tabii ki kadınları daha da kısıtlamaya yönelik bir sonuç çıkar. İşte libercilik “demokrasi”ye aşırı bir deger atfettigi için bu noktada çaresizdir. Liberci çaresizligi Sevan Nişanyan da yazısında yeterince ifade etmiş: “Bu ülkede demokratik yoldan iktidarı hedefleyen herkes popüler islami “kültüre” (“kültür” sözünü iğrenerek kullanıyoruz) kuyruk sallamak zorunda.”, ” Demokratik siyaset, toplumun gerçeklerine -ve önyargılarına- boyun eğmek zorundadır”
    Halbuki ben, böyle bir düzenlemeyi oylamaya sunmazdım. Toplumda kadınlardan dahi böyle bir talep gelmedigi, hatta “milletin degerleri” buna ters düştügü halde onu uygulamaya koyar, karşı çıkan medeniyet düşmanlarını ise cezalandırırdım. Medeniyete deger veren herkes de bunu yapar.
    Irkçı ve dinci gericiligi ezmeden demokrasi uygularsanız, gericiler populizmle kimlik istismarıyla iktidarı ele geçirmelerinin ardından toplumun çoğunluğunun geri ve cahil kalacağı, yoksul bırakıldığı halde sadakaya rıza gösterecegi adımları atarlar (mesela egitime müdahale), ve sürekli istismar edip oy alabilecekleri kitlesel çoğunluğu yaratırlar. Türkiye’nin 65 yıllık sorunu budur.
    Yanıtla
  10. Sevan bey, yaklaşımınızı epeyi sorunlu buluyorum; temelde savunduğunuz şey bunlardan öncekiler daha mı iyiydi ya da etrafta daha iyisi mi var ki merkezli bir bakış açısı. Eğer bizi yönetenlerin yönetim şekillerinden memnun değilsek eyvallah sandıkta hesap soralım ama burada şikayet edilen temel insan hakları ve demokrasi yoksunluğu ise burada emsal göstereceğimiz bundan öncekiler veya alternatifler olamaz, evrensel kriterler olabilir. Biz de eleştirilerimizi evrensel değerlere göre yapar, savunur veya karşı çıkarız. Beni şaşırtan ise iktidar ile aynı dili kullanıyor olmanız, beyoğlunda kaç içkili lokanta vardı, kaç katına çıktı, yüzde yedi büyüme için arap sermayesi, ahh 1930 ların tek parti iktidarı, vs. Aydınların olayları / durumları farklı yorumlamaları gayet doğal ve paylaşmasam da bir çok düşüncenizi eleştirmem fakat aydınların kişisel özgürlükler, demokrasi, insan hakları gibi konularda seçme özgürlüğü olduğunu düşünmüyorum, doğru olan tarafta ikircikli davranmadan durmak gerekiyor. Bu konularda taraf olma sorumluluğu aydın olduğunu iddia etmekle beraber geliyor. Sağa sola yalpalayanları da herkes görüyor, kendi hükmünü veriyor.
    Yanıtla
  11. Beş yıl önce, üniversitede okurken, ayda bir defa spor salonunda parti olurdu. Elimizde 3TL'lik teneke biralar, kafamız dağılır, müzik dinler, dans eder, sohbet ederdik.

    Artık bu yasak

    Hatta senede bir gün şenlik zamanında dahi yasak

    Mezuniyet gününde şarap içmek dahi yasak.

    Şakşakçılık ve göt yalama serbest tabi.
    Yanıtla
  12. Nişanyan'ın unuttuğu birkaç nokta var (ya da bilerek es geçiyor). Birincisi 6-7 Eylül olaylarını yapan zihniyet bugünkü Akp zihniyetidir, Demokrat Parti ve Menderes tarafından bizzat tertip edilmiştir. İkincisi 6-7 Eylül olaylarında da Yozgat'tan, Çorum'dan trenlerle eli sopalı adamlar getirtilmiştir. Yani "bunlardan öncekiler" tezi geçersizdir. 6-7 Eylül'deki zihniyet 12 yıldır iktidardadır.
    Yanıtla
    Yanıtlar
    1. http://en.wikipedia.org/wiki/1934_Thrace_pogroms
  13. Ya o değil de kim bu 'Semih Bey'? İsmi var,soyismi yok. Tivaytirdan bir bakayim diyordum.
    Yanıtla
  14. 2014 yerel seçimlerinde sırf AKahPe'nin ve bilhassa Tayyip'in tahtı sallansın diye istemeye istemeye(tiksinerek) sandıkta CHP'ye vermiş bir yurddaş olarak söylüyorum ki Valla Sevan hoca tastamam haklıdır.
    Yanıtla

Tuesday, March 27, 2012

Bana Kemalistler cinayet işledi dedirtemezsin, Nalan

“Memleketteki her kötülüğün sebebi Kemalistler mi yani” diye itiraz ediyorlar bazen. Kötü arıyorsan daha faşistler var, dinciler var, Cemaat var, MİT var, CIA var, o var, bu var. “Bir bebekten katil yaratan karanlığı” sadece Kemalistlere yüklemek reva mı? Kaç senedir iktidarda bile değil garibanlar!

Bu arkadaşlar belli ki başka ülkede yaşıyorlar. Hayatlarında TC'nin bir devlet dairesine gitmemişler. Ortaokul müdürünün bayrak töreninde ağzından tükürük saça saça yaptığı konuşmayı dinlememişler. Herhangi bir valiliğin cehalet ve arsızlıkla dolup taşan web sitesinde gezinmemişler. Askerde “gece eğitimi” adı altında verilen alçaklık derslerine denk gelmemişler. Adli yıl açılış töreni görmemişler. Ondokuz Mayıslarda çocukların yaptığı Nazi özentisi figürleri spor zannetmişler. “Türkiye Türklerindir” gazetesinin başlığına dikkatle bakmamışlar. Ardahan’ın Kurtuluşu töreninde en önde taşıdıkları şeyi fark etmemişler. 12 Eylül anayasasını okumamışlar. Ogün Samast’ın o meşhur bayraklı pozunda, jandarma temsilcisinin kafasının arkasından sırıtan imzayı görmemişler. Geçen gün paylaştığım o Nevruz fotoğrafındaki zevatın – ve onların kardeşlerinin – yakasındaki rozet ilgilerini çekmemiş.

Yoksa memleketin ruhuna sinmiş olan karanlığı tanımamazlık etmezlerdi.

*
Saydıklarımın hepsinde ortak bir unsur var, farkındasınız değil mi? Bir tür ikonadır, kutsal işarettir. Sergiledikleri ritüel vahşete, ritüel cehalete, ritüel yalancılığa kutsallık kazandıran simgedir. O ikonanın gölgesine sığındığın zaman hiç tanımadığın birtakım insanları vatan haini soysuz düşman diye damgalayabilirsin, “terk et benim ülkemi” diye babalanabilirsin. Oysa ikonanın huzurunda değilken muhtemelen mülayim bir adamsındır, bir yerde kürtle yahut ermeniyle yahut Cemaatçiyle tanışsan az buçuk utanarak arkadaş olmaya çalışırsın. İkonanın işaret ettiği yolda, tarihe ve dünyaya dair kör cehaletin bir gurur vesilesine dönüşür. Dünyaya bedel olan Türkler ve Horasandan gelme atalar hakkında atıp tutarsın, aksini söyleyeni kahretme gücünü kendinde görürsün. İkonanın mevzubahis olduğu yerde hakikat teferruattır, vicdan teferruattır, hakkaniyet ve dürüstlük teferruattır, espri yoktur, alçakgönüllülük yoktur, kuşku ve merak yoktur. İnsanlığını paranteze alırsın.

Şimdi elinizi kalbinize koyup beş dakika düşünün. Devlet dairesindeki Atatürk portresinin ANLAMI nedir? Sadist ortaokul müdürü sabah içtimasında neden Atatürk diye haykırır? Hürriyet gazetesinin başlığında neden Atatürk silueti vardır? Ardahan’da temsilî Ermenileri süngülerken neden Atatürk büstü taşırlar? Vatan sevgisi filan diye saçmalamayın allahaşkına. Sebebini gayet iyi biliyorsunuz. “Ben şimdi kötülük yapacağım, şimdi yalan konuşacağım, şimdi saçmalayacağım, ama arkamda YÜCE GÜÇ var” der o resim, “kabahat benim değil, beni sakın ayıplamayın!” Aslında kalbinin yarısıyla kendi de bilir ahlaksızlığını, yalancılığını. Ama riya dünyasında yaşamaya alışmıştır. Kalbindeki yarayı Atatürkle örter.

Bu memlekette gerçekten alçakça olan, insanı burada yaşamaktan tiksindiren şeyleri listeleyin kafanızda. Milliyetçi isteri. Yalnız ve farklı olanı ezme hırsı. Hürriyet gazetesi. Yargıtay. 6-7 Eylül. Göt gibi konuşan genelkurmay başkanları. Bürokratik hayasızlık. Kürt düşmanlığı. Soykırım inkârcılığı. Ogün Samast. Devlet Bahçeli. Türk Tarih Kurumu. Uzat uzatabildiğin kadar. Hepsinin, ama HEPSİNİN referansı aynı kutsal figürdür. Cinayet ruhsatnamesi gibi bir şey mübarek.

Kutsal ikonanın boy göstermediği sahalara bakarsanız, halbuki, başka bir tablo görürsünüz. Evlere bak. Köylere, manava, meyhaneye, plaja, aerobik kulübüne, oto sanayi sitesine, modern sektörün büyük şirketlerine bak. Bir arada yaşamakla ciddi bir sorunu olmayan, biraz ürkek, biraz cahil, mütevazı, başka memleketlere kıyasla hayli terbiyeli, “ayıp” duygusu kuvvetli, Devlet söylemini kişisel yaşamına bulaştırmamaya çalışan 75 milyon normal insan!

*
Cumhuriyetin kurucusu böyle bir kaderi hak etmiş midir, bakın o ayrı mevzu. Karikatürleştirilmiş ikonasından çok farklı bir insandı şüphesiz; bu anlamda, başına gelen şey trajiktir. Ama bence gene de o sonucu hak etmiştir. Sebeplerini başka zaman konuşalım.

“Kemalizm” denilen şeyle alıp veremediğim işte budur. O ikona devrilmeden bu memlekete medeniyet gelmez derken kastettiğim de budur.

Yoksa Cumhuriyet Gazetesinde yazan üç beş bunağı yahut İzmir’in Gündoğdu meydanında dekolte göstermeye çıkan cici kızları memleketin en ciddi meselesi zannetmeyecek kadar aklım başımda çok şükür.
  1. çok güzel bir yazı. gözlerim kemalizm'in yarattığı nefretle beslenmiş rövanşist muhalif odakları aradı yazıda. bugünkü uzlaşmasızlık ve husumet kamplarını hukukun veya birlikte yaşama iradesinin teferruatlaştırılmasına bağlamak güç değil. ötekileştirilenler elbette iktidar alanındaki ağırlıklarını arttırdıkça kemalist söylemin pratiklerine başvuracaklardır. ve biz kemalizmin karşısında kemalist yöntemlere başvuran reformistlerle baş başa kalacağız. umarım senin iyimserliğinde okuduğum gibi akıl bir gün galip gelir. kendi gibi olmayana hayat hakkı tanımak sadece küçük zümrelerin entelektüel söylemlerine hapis olmaz.
  2. Nişanyan, beynine ve yüreğine sağlık.Meftun Sayılı.
  3. Kişi kültleri asla bir devlet için sağlam temeller değildir. Çünkü daha sonra gelen devlet yöneticileriyle kültü oluşturulan eski yöneticinin görüşleri uyuşmayabilir ya da kültü oluşturulan eski yönetici daha sonraki yöneticilerin iktidarı için tehdit teşkil edebilir. Bir de bunlara günümüz dünyasının demokratik trendini eklediğimizde kişi kültlerinin artık orta ve uzun vadede hiçbir şansı kalmamıştır. Türkiye'de devlet sağlam temeller üzerine oturtulmak isteniyorsa kişi kültünden (ki bu Türkiye için Atatürk kültü) derhal vazgeçilmeli ve Batı devletlerindeki gibi demokratik, özgürlükçü ve çoğulcu temeller üzerinde devlet yeni baştan inşa edilmelidir.

    Dünyaya bedel olan Türkler ve Horasandan gelme atalar hakkında atıp tutarsın

    Horasan'dan gelme mitine ilgili bölgelerin tarihinden anlayan kimse itibar etmiyor. Anadolu'ya Türkmenler Horasan'dan (ki bugün Türkmenistan olan toprakları da kapsar) değil, bugün Kazakistan olan topraklardan gelmiştir. Horasan Anadolu'ya gelirken üzerinden geçtikleri topraklardan herhangi biriydi sadece. Zaten o yüzyıllarda Horasan'dan gelse gelse ancak İrani diller konuşan halklara mensup insanlar gelebilirdi, zira o sıralar Horasan'da hemen hemen sadece İrani dil konuşanlar yaşıyordu. Bu arada, Anadolu ve civarına gelen Türkmenler o dönemlerdeki eserlerinde Horasan'dan değil Turan'dan geldiklerini söylerler. Bugün Türkmenistan olan topraklar Turan'a dahil değildir. Turan bugün Kazakistan olan topraklarla Orta Asya'nın doğu kısmından oluşur.
  4. Tebrikler. Yazdığınız her cümlenin altını imzalayabilirim. Hatta bir adım daha ileri gitmek isterim. İnsanlığa karşı işlenen her suç bireysel bir suçtur.
  5. Sevan Bey, memleketin bütün meyhanelerinde de Atatürk resmi asılı ama bir ferah bir letafet var içinde.

    Ben de hastası değilim ve saydığınız törenlerden, büroktatik eziyetlerden hakkıma düşeni çekiyorum. Ama sizin kemalizm altına topladığınız fenalıklara baktığımda kemalistten çok daha başka sıfatlar görüyorum. Bunu derken kemalizmin çok güzel bir şey olduğunu savunmuyorum. Ama saydığınız fenalıkların çoğu kemalizmden çook önce de vardı, Atatürk'ün bütün büstleri yıkılsa da olacak. Belki de daha kötü olur.

    Samastın arkasındaki duvardaki imzaya gelene kadar, yanındakilerin kafasına bir bakmak lazım. Orada kemal mi daha ağır çeker beton mu? Ya da bunları terfi ettirenler de mi kemalist?

    Bizdeki fenalıkların esas ve tek sebebi kemalizm değildir. Ayrıca, bizdeki hoşluklara hiçbir katkısı olmayan, en cenabet akım da değildir. Çok abartıyorsunuz bence.
  6. Baba büyüksün o mübarek ellerinden öpüyorum.. Viyanadan selamlar
  7. sevan bey,
    bahsettiğiniz olumsuzlukların sebebi kemalizm mi yoksa, bizatihi siyaset etme biçimi mi?
    bu gün bahsettiğiniz usullerin aynısını bu kez kemalizm nefretiyle bilenmiş yeniler yapmıyor mu?
    saydığınız o isimlerin, kurumların ya da derneklerin (misal Hürriyet yerine Zaman'ı, Bugünü ve hatta Taraf'ı?.. ya da deniz baykal'dan bin beter bir figür olan idris naim şahin'i?) yazamaz mıyız? isterseniz bir deneyin ne değişiyor?
    ayrıca ortaokulların müdür yardımcıları aynı üslupla ama bu kez başka bir ikon adına açıkça konuşmasa da (yeterli özgüven geldiğinde o da olacak inşallah) eyliyor, merak etmeyin...
  8. Üstadım müthiş bir yazı. Teşekkür ederiz.

    Peki niye bu konuda yorum yapanlar eğitim sistemine vurgu yapmıyor acaba? Kemalizm başlı başına bir akıl tutulması ama onu yaratan şey de eğitim. 15-20 yaşında gencecik lise ve üniversite öğrencilerinin görmediği bir insanı özlemekten bahsetmesi, "Atam bugün kalksan da görsen memleketin halini" vs demesi bu akıl tutulmasının yani eğitimin bir sonucu. Bugünkü iktidar da niyetli değil o eğitim sistemini değiştirmeye. Kitaplardan Atatürk resimlerini bile kaldıramıyorlar.

    Tarih kitaplarındaki ideolojik çarpıtmalar sonucu (bu çarpıtmaların neler olduğunu iyi biliyoruz) bir liderlik kültü yaratıldı. Kitaplar yetmedi; büstler, resimler, şiirler ve şarkılarla zenginleştirildi bu kült.

    Ben son derece karamsarım ve bu ülkede hiçbir şeyin hiçbir zaman düzelmeyeceğine inanıyorum. Kemalizm'in milliyetçi/otoriter öğelerini AKP iktidarı da kullanıyor, hangi iktidar gelse kullanacak. AKP Kemalist ideolojiyi temizle(ye)miyorsa (artık kendisini durdurabilecek ordu da yok, darbe tehdidi de yok) hiçbir iktidar temizleyemez.

    İttihat ve Terakki ile başlayan ve Kemalizm'le nihayete eren jakoben, totaliter, tahammülsüz yaklaşım bu ülkenin en büyük sorunudur. Bundan sonra da hiçbir zaman bu sorun düzelmeyecektir.
  9. Keyifle okudum, titreyerek onayladım, üzülerek yaşadım...
  10. Son paragrafa çok güldüm...:)
    (Not: Adım var benim; Nihat)
  11. Muhammed denen kaçık hiç olmazsa kendini peygamber ilan etmiş. Bu adam kendini tanrı ilan etmiş.
  12. kemalistim demekten gurur duyuyorum, bu konuda bir yigin makale okudum kemalizm'i elestiren, kimi hakli kimi haksiz, ama tum kimligimi birakip sana bu soruyu soruyorum, egerki kurtulus mucadelesi olmasaydi ve m.kemal komutasindaki ordumuz ulkemizin su anki sinirlarini olusturmasaydi, bu sayede de manda altinda olmamizdan kurtarmasaydi, sen su anda oturdugun yerde bu yaziyi yazip kahveni yudumluyor olabilecek miydin onu bir dusun, sadece turkiye'de anlatilmayanlara bakip onlarin daha dogru olduguna inaniyorsun, biraz sorgula, ben M.Kemal'in kotu yanlarini da cok iyi biliyorum, ama o zaman ile simdiyi ayni dusunemezsiniz, dersim olaylari, tam katliam, bunun farkindayim, zaten kabul etmeyenler "lalaaallaalalal duymuyorum" yapanlardir, bu soykirimin tum ataturk imajini kirlettigine inanmiyorum, genele de bakin, 1920'ten beri yaptigi seylerden sadece 1-2 tanesi bu katagoriye girebilir, ataturk'un en sevmedigim olaylarindan biri dersim, 40.000 kisiye biraz gec olsada allahtan rahmet diliyorum (kayitlarda olmayanlar daha fazla)
  13. Murat AYGEN2 Temmuz 2017 22:11

    Doğru tarafta onursal yerini almak isteyen birinin illâ Sn.ERDOĞAN'a biât etmesi gerekmemektedir. Şu Marx-bilimsel gerçekliğin tam idrâki içinde İSMET İNÖNÜ'ye biât etmesi de yeterlidir: Neo-Tanzimatçılık yolunu 1946 yılında İnönü açmıştır. Yola bilahare Menderes ve Ecevit'in döktükleri molozlar da KEMAL DERViŞ buldozeri ile kaldırılmıştır. Sn.Derviş Pembeköşk Sitesi'nde ikamet ederdi. Sn.ERDOĞAN'ın yürümekte olduğu nurlu-füruğlu yol İNÖNÜ yoludur.