Tuesday, January 10, 2017

Çağın romanları

Spiegel dergisi son 27 yılın en önemli romanlarını bir yazı konusu yapmış. Çağın ruhunu yansıtan eserlermiş. Bir kısmı Alman’ın kasvetli ruhunu yansıtıyor gerçi, ama çoğu ilginç, her eve lazım şeyler.

Elli kitap saymışlar. Sekizini okumuşum: 

Salman Rushdie, Şeytan Ayetleri (1988). Duruşu doğru olabilir, ama romancı olarak tahammül edemediğim biri Rushdie. Şeytan Ayetleri’ni yarıya kadar okuyabilmiştim. Joseph Anton adlı otobiyografisi daha ilginç. 

Arundhati Roy, Küçük Şeylerin Tanrısı (1997). Nefis ve sarsıcı bir roman. 

Amitav Ghosh, Cam Saray (2000). Bunu da çok beğenmiştim. İktidar düşkünlerinin hikâyesi hep ilgimi çeker. 

Zadie Smith, İnci Gibi Dişler (2000). Duyarlı bir yazar Smith, zekâsı ve esprisi keskin. 

Orhan Pamuk, Kar (2002). Hayır, kötü. 

Khaled Hosseini, Uçurtma Avcısı (2003). İz bırakmamış aklımda nedense. 

Hilary Mantel, Wolf Hall (2009). Konu ilginç, 8. Henry çağında sanat mertebesine yükseltilmiş iktidar kavgası. Yazar kasmış. “Sanat” yapmaya çalışmış. 

Chimamanda Ngozi Adichie, Half of a Yellow Sun (2006) adlı öbür romanını okudum, Biafra iç savaşı hakkında. Aşık olunacak kadar güzel bir kadın, Nijeryalı. Romancılığı amatör.

Yirmi kadar kitap ilgimi çekmedi. Bir kısmı önyargıdır mutlaka. Ama ne yalan söyleyeyim, Holocaust’un insan ruhundaki etkileri (Sebald), Amerikalı Vietnam gazisinin evlilik sorunları (Philip Roth), ikiz kulelerden sonra yaşamın anlamını sorgulayan Amerikalıların bunalımları (Franzen, Foer, deLillo), alkolik Norveçlinin sıkıntıları (Knausgård), bütün tabuları yıkmaya kararlı Alman kadının cinsel fantezileri (Charlotte Roche) bayar beni diye tahmin ediyorum. Kazuo Ishiguro’yu iki kez denedim, açmadı. Elfriede Jelinek ile Herta Müller “uzak dur” diye uyarıyorlar. Bu saatten sonra Harry Potter de okuyamam.

Geriye kalan 22 kitabı arkadaşlardan rica ettim, gönderecekler. Okuduktan sonra size anlatırım.

Friedrich Dürrenmatt, Durcheinandertal (1989). Dürrenmatt şeytandır. Son romanıymış, ilginç olmalı.

Bret Easton Ellis, American Psycho (1991). Eski bir klasik. Yatırım bankacısı seri katil olur.

Tim Parks, Europe (1997).  AB zihniyetine dair İngiliz mizahı. Gaddarmış.

Michel Houellebecq, Elementary Particles (1998) ve Submission (2015). Houellebecq Fransa adlı ölü ülkenin son yıllardaki tek ilginç fenomeni diyorlar. İkinci roman yakın gelecekte islam egemenliğine giren Fransa hakkında.

Christian Kracht, 1979 (2001). Batı uygarlığının çürümesine dairmiş. İran ve Çin’e gidiyorlar, o yüzden ilgimi çekti.

Amos Oz, Aşk ve Karanlığa Dair Bir Öykü (2002). Şimdi filmi yapıldı, duyulacaktır. Oz sevdiğim bir adam, kitap annesinin intiharına dair.

Roberto Bolaño2666 (2004). ABD-Meksika sınırına Meksika tarafından bakan manik bir başyapıt diyorlar.

Ian McEwan, Saturday (2005). McEwan mızmız bir sesle modern toplumun kalbindeki dehşet verici şeyleri deşen biridir, severim. Bunu okumamıştım.

Don Winslow, Power of the Dog (2005). Meksika’daki uyuşturucu savaşına dair. Kriminal roman, ama müthiş gerçekçiymiş.

Patrick Modiano, Şecere (2005). Bireysel ve kolektif kimlikler hakkında bundan daha ilginç bir şey yazılmadı diyen de var, sıkıcı bulan da. Bakalım.

Cormack McCarthy, Yol (2006). İnsanlık ölmüş, baba oğul yol ararlar.

Junot Diaz, Oscar Wao’nun Kısa Yaşamı (2007). Bu da Meksikalı. Dil sihirbazıymış.

Uwe Tellkamp, Der Turm (2008). Entelektüel bir karı koca Doğu Almanya’nın yalan rejimi altında dürüst bir yaşam sürebilir mi?

Liao Yiwu, Bayan Hallo ve Köylü İmparator (2009). Çin’de toplumun en alt tabakalarında yaşam. Yazarını hapse attılar.

Alexis Jenni, Fransızların Savaş Sanatı (2011). Ortadoğu savaşlarının Fransa varoşlarında Müslüman azınlık üzerindeki etkisi.

Svetlana Aleksiyeviç, Secondhand Time (2013). Türkçe çevirisi var yanılmıyorsam. Belaruslu yazar, geçen sene Nobel ödülü aldı. Tarihin tekmelediği küçük insanlara dair müthiş etkileyici röportajlar yazmış.

Dave Eggers, The Circle (2013). Herkes bu kitaptan söz ediyor. Evreni esir alan internet şirketi hakkındaymış.

Leif Randt, Planet Magnon (2015). Refah içinde boğulan bir toplumun geleceğine dair.

Henning Ahrens, Glantz und Gloria (2015). Almanya’nın karanlık yüzünde uyuşturucu ve seks. Övülüyor.

Dergi kitap adlarını Almanca vermiş, ben kafadan çevirdim. İngilizcelerini bulursam onları okurum, yoksa Almancaya razı olacağım. Bazılarının Türkçesi de vardır eminim. Gugıl yardımcınız olsun.

6 yorum:

  1. Hocam, bu ortamda online sopa yemek pahasına, Harry Potter serisini hem savunacağım hem de tavsiye edeceğim.
    Yanıtla
  2. sevan bey Serol Teber'in Tutunamayanlar"ın Politik Psikolojisi adlı kitabını okumanızı şiddetle tavsiye ederim. eminim ki çok seveceksiniz.
    Yanıtla
  3. güzel türkçe romanlardan neleri tavsiye edersiniz?
    Yanıtla


    1. sözlerin soy ağacı kitabınızın yeni baskısı cikacak mi yakinda
      Yanıtla
    2. Mcewan'ın Saturday'i çok başarılı bir romandır. Okumayanlara kesinlikle tavsiye ederim. Zaten o grubun içinden ilginç eserler çıktı hep. (christopher hitchens, salman rushdie, martin amis, ian mcewan)
      Yanıtla
    3. Sevan bey selam,

      Geçenlerde eve New Yorker aboneliği aldık, aklıma siz geldiniz; sanıyorum sizden aldığım hikmet incilerinden en değerlilerinden biri budur. Bir de bana daha çok Bach dinle demiştiniz. İkisi için de müteşekkirim.

      Listenizden Sebald'i dışlamanıza da üzüldüm. Birkaç sene önce Austerlitz'i okumuştum; bana sorarsanız bir şaheser. Bu sene sırf bu roman yüzünden Antwerp tren istasyonunu ikinci defa ziyaret etmeyi planlıyorum. Açıkçası bu romandan benim kadar keyif alabilecek bir sizi tanıyorum; belki bir de 3-5 seneye Arsen. Şiddetle tavsiye ederim, 'Holocaust’un insan ruhundaki etkileri' bana sorarsanız adamın oeuvre'ünün olabilecek en sığ özeti.

      Bu blog ile tekrar düzenli ilgilenme imkanı bulmanıza da sevindim; siz tekrar yazmaya başlayınca fark ettik ki özlemişiz.

      Sinan

Sunday, January 8, 2017

Sürgünlük sanatı

John Freely’nin anıları, The Art of Exile, yeni çıktı. Bir ucu Gödel ile Hilbert’e, öbür ucu Cevat Çapan ile Yaşar Kemal’e dokunan ilginç bir hayat. Bir başka ucunun da Ulaş Bardakçı ile Necmi ve İlkay Demir’lere dokunduğu söylenir, ama o kısmına hiç değinmemiş.
Belli ki ruhu yüksekleri özleyen biri Freely, belki kanatlarının gücü yetmemiş yükselmeye. Kitabın gerçekten yüreğe dokunan tek kısmı, İrlanda’da, County Kerry’nin bir ücra köyünde geçen çocukluk anıları. Delikanlılıktan sonraki yılları anlatmaktan çok gizlemeyi tercih etmiş. Rumelihisarı’nda kanlar içinde bir James Baldwin, yolcu gemisinde dans eden bir Husni Mübarek gibi birkaç detay olmasa kitap daha da zayıf kalacakmış.
Büyük kızı Maureen, Orhan Pamuk’un İngilizce çevirmenidir biliyorsunuz. Ayrıca okumaya değer bir roman yazarı. Küçük kızı Eileen’e on altı yaşımın baharında birkaç gün deliler gibi âşık olmuştum, uzaktan. Yıllar sonra Ali Nesin’in çocuklarının İngilizce hocası olarak karşıma çıktı.
xx
Kitap I.B. Tauris’ten çıkmış, son yıllarda dünyanın bizi ilgilendiren kısımlarıyla ilgili en çok ve en kaliteli kitap çıkaran yayınevi.
I.B. Tauris’in açılımı İrac Bağerzade, Tebriz’dir. 1991’de Londra’da İrac Bey’le tanışıp sohbet etme fırsatı bulmuştum. Şimdi yayın kataloğuna bakıyorum, başlıkların yüzde sekseni ağzımın suyunu akıtıyor.

Öbürleri Otto Harrasowitz, Wiesbaden, bir de Brill, Leiden. Piyangodan bir milyon dolar çıksa ne yapardım? Bu üçünün komple kataloğunu ısmarlardım.


7 yorum:

  1. Sevan Bey merhaba, John Hoca'nın Ulaş Bardakçı'yla bağlantısını çok merak ettim, spekülatif bir şey değilse ve burada bahsedebilirseniz memnun olurum. Sevgiler, saygılar.
    Yanıtla

    Yanıtlar



    1. Maureen Freely'nin romanını oku, Türkçesi var galiba.
  2. Sevan bey ceza evi posta adresini yayinlasiniZ size mektup yollasak hic olmazsa size bu sekilde destek oluruz...
    Yanıtla

    Yanıtlar



    1. Merhaba, Sevan Bey'in adresi : "Menemen T Tipi Kapalı CİK İzmir"dir.
    2. PTT ile mektup yazmayın.
      av.muratakci@gmail.com veya diclearar@izmir.av.tr adreslerine email atın.
  3. Sevan hocam U-mutlu cumalar,
    'Belli ki ruhu yuksekleri ozleyen biri, belki kanatlarinin gucu yetmemis yukselmeye' derken; tam olarak ne demek istediginizi sormak istedim. Sevgiler, saygilar
    Yanıtla
  4. John Freely vefat etti.
    Yanıtla

Saturday, January 7, 2017

Kitabiyat


Piyasada dolaşan tefsirler arasında kasaba vaizi seviyesinin ötesine geçen pek yok. Kuran’da ne olup bittiğini anlamak için asıl okunması gereken bence onlar değil, 7. yy’ın hemen öncesinin Hıristiyan ve Yahudi literatürü. Çünkü burada, o devirde revaç gören bir dizi fikir akımına karşı canhıraş bir polemik var. O polemiğin karşı tarafını bilmeden, siyaktı, sebaktı, esbabı nüzuldü diye kendince yorum yapmaya kalksan yanlış yola düşersin. “Müşrik” dediği şeyin çok-tanrıcı paganlar olduğunu sanırsın. “Kitab” sözcüğü ile neyin kastedildiğini anlamazsın. “Tahrif” derken sanki editör hatası yapmışlar gafletine düşersin.

Mekkeli “müşrikler” hiç şüphesiz o devirde yaygın olan Hıristiyan ya da İsa-Mesihçi Yahudi mezheplerinden biri. Bunu kavramadan polemiği takip etmek zor. Çünkü sürekli olarak Kutsal Kitap’tan, peygamberler tarihinden de güncel Hıristiyan-Yahudi kalıp-sözlerinden örnek vererek karşı tarafı alt etmeye çalışıyor. Yani iki tarafın ortak bir kitap ve terminoloji altyapısı var. Ortak doktrinin anlamını tartışıyorlar. Tıpkı “siz Müslüman değilsiniz” diyen bugünkü tekfirci selefiler gibi, onları kendi oyunlarıyla mat etmeye çalışıyor.

Düşün ki, islam tarihinin kesin tarihlendirilebilen ilk yazılı metni, Kubbetü Zahra seramikleri, Hıristiyanlık-içi bir polemiği dile getiriyor. – Meryem bakire miydi, oğlu tanrı mıydı, çarmıhta ölen kimdi, bedenen mi göğe çıktı, vb. 400’lerden 600’lere dek on binlerce Hıristiyan birbirini kesti bu mevzular yüzünden. Rumla Ermeni, Süryani Keldani halâ birbirine küstür o sebeple.

“Kitab”dan kasıt hiç şüphesiz yazılı bir metin değil, “öğreti”, “doktrin”. Belki “Yasa” diye de çevrilebilir. Muhammed zamanında yazılı bir metin yoktu ki başka türlü olsun? Hele Mekke döneminde sözlü bir kanon dahi oluşmuş olamaz ki “kitab” adı ona işaret etsin?

“Benim öğretim, eski peygamberlerin öğretisidir, siz onu anlamıyorsunuz, yanlış yorumluyorsunuz” diyor. Gayet mantıklı bir şey söylediği. “Tahrif ettiniz” derken kastedilen “sizin elinizdeki metinler bozuk, sahte” değil. Çünkü bariz bir şekilde Hz. Muhammed’in yazılı metinlerden pek haberi yok. Kutsal Kitab’ın ne Yahudi ne Hıristiyan versiyonunu görmemiş; görse bile okuyabilecek hali yok, ümmi olduğunu ısrarla vurgulamış. Yahudi kitabının Musa Yasası ile sınırlı olduğunu zannediyor, İsa’nın “İncil” diye bir şey yazdığına inanıyor, Zebur’u ayrı kitap sanıyor. Görmediğin, bilmediğin kitapta editoryal hata nasıl bulursun?

İbrahim’in o tartışmadaki önemi burada. Karşı taraf diyor ki “bizim elimizde kitaplar var, senin dediğin yanlış.” Elcevap: “İbrahim’in elinde ─ yazılı metin anlamında ─ kitap yoktu, ama İbrahim haklıydı. Demek ki sizin yazılı metinlerinizin hükmü yok.” Şah ve mat. Parlak bir cevaptır. Eğer İbrahim’in salih olduğunu kabul ediyorsanız, demek ki ümmi olan, sizler gibi tarih ve törece kutsanmış metinlere sahip olmayan ben de muslih olabilirim. Bitti.

x


Bu konuların altından iyi kötü kalkarım sanıyorum varolan bilgimle. Asıl bana Budist doktrin tarihi lazım, ciddi nitelikte. Ayrıca Stoikler konusunda cahilim, tek tanrıcılığa geçişin teorisi hakkında asıl kilit onlar galiba. Var mı bana bu konularda kitap önerebilecek kimse oralarda?

22 yorum:

  1. ahpar biz kimiz ki size kitap onerelim? yaziyorsunuz ogreniyoruz kisa yoldan :)
    Yanıtla
  2. Stoacılar için şunları deneyebilirsiniz: Stoicism: Traditions and Transformations, der. Strange ve Zupko; The Stoic Life: Emotions, Duties, and Fate, Tad Brennan; Law, Reason, and the Cosmic City: Political Philosophy in the Early Stoa, K. M. Vogt.
    Yanıtla
  3. Konudan bağımsız olarak, size göre en "duzgun" tevrat, İncil, kuran türkçe çevirileri konusunda tavsiyede bulunabilir misiniz
    Yanıtla
    Yanıtlar
    1. Kuran'ın en özenli meal-tefsiri denen Muhammed Esed'in Kuran Mesajı adlı eserini okuyanlar bir müddet sonra ateist oluyor. :)
    2. Kitabı Mukaddes Şirketi'nin 'Kutsal Kitap' adlı yeni çevirisi dört dörtlük. Kuran için ben hep www.kuranmeali.org kullanıyorum. Otuzu aşkın meali paralel vermişler. Hiç biri kendi başına iyi değil. Sanırım birinin hem edebi yetenek sahibi, hem akademik anlamda yetkin ve dürüst, hem Kuran çevirecek kadar dindar olması şimdilik mümkün değil.
    3. Usta bu harikulade yorumunu müsaadenle kullanabilir miyim?
  4. Son yıllarda Stoikler hakkında kaynaklar arttı. Yeni kitaplardan "Stoicism and the Art of Happiness" (Donald Robertson), "The Inner Citadel" (Pierre Hadot) ve "A Guide to the Good Life" (William B. Irvine) iyi.

    Orijinal kaynak olarak: Marcus Aurelius'un "Meditations", Seneca'nın "Lucillus'a mektuplar"ı ve denemeleri, Epitetus'un "Discourses" ve "Enchiridion" kitapları var.
    Yanıtla
  5. Adamın hapiste olduğunu biliyorsunuz di mi? herkes ayrı telden çalıyor :)
    Yanıtla
  6. "Kutsal Kitab’ın ne Yahudi ne Hıristiyan versiyonunu görmemiş;" yerine görmüş demeniz gerekmez miydi? Cevaplarsanız sevinirim.
    Yanıtla
    Yanıtlar
    1. :))) "şeytan ayrıntıda gizlidir" dersem çok yerinde olacak.
    2. Türkçe ders kitabı öyle diyor, ama ders kitabı gramer konularında çoğu zaman yanlıştır. Ne - ne'li konstrüksiyonlarda, cümle uzun ve karmaşık ise olumsuz yüklemi tercih ediyorum. Makbul edebi kaynaklarda sayısız örneği var.
  7. İslamın bir Yahudi tarikatı olduğu (hristiyanlginda aynı sekilde) belli. İşin garibi Müslümanim diyen insanların
    Kurandaki bariz hataları görememesi. Allah akıl fikir versin. En kötü inanç cehaletin sonucu olan inançtır.
    Yanıtla
  8. Selamlar,
    Buddhism'in mitolojik tarihi mi, yoksa esoteric tarihçesi mi acaba sorduğun?
    Bir süredir Tayland'da Theravada Buddhism Manastırında yaşayan bir çömez olarak yardımcı olmaya çalışırım.
    Adhimutto
    Yanıtla
    Yanıtlar
    1. Rasyonel ve objektif tarihçesi desek? Kaynakları, kurumları, mezhepleri ve evrimiyle? Ama tabii göndereceğin her şey makbule geçer.
  9. dinler tarihi kitabi yazmayi düşünüyormusunuz?
    Yanıtla
    Yanıtlar
    1. dinler tarihi beni aşar, ama kitap yazarım tabii.
  10. Rainer Nickel'in üç dilli baskısı (Almanca, Latince, Eski Yunanca) oldukça kapsamlı bir kitaptır. Bunun yanında hazırladığı bir de antik çağda Stoacılara yapılan eleştirileri derlediği bir kitabı daha vardır. Selamlarla. Eray.

    https://www.amazon.de/Stoa-Stoiker-Griechisch-Lateinisch-Sammlung/dp/3050054808/ref=sr_1_24?s=books&ie=UTF8&qid=1483894714&sr=1-24
    Yanıtla
  11. İhsan Eliaçık ve tefsiri hakkında ne dersiniz hocam?
    Yanıtla
    Yanıtlar
    1. Okumadım. Gönderirseniz makbule geçer.
  12. İbrahim konusu biraz da biz İsmail soyundan geliyoruz siz İshak soyu kadar bizim de din alanında hakkımız olmalı bırakın bu hegemonyayı gibi bir çıkışa da kapı açıyor sanki. Kurban edilecek çocuğun İshak yerine İsmail olarak yorumlanması da buna dahil
    Yanıtla

Monday, January 2, 2017

Meclis – Loto


Fikir bir süreden beri ortada dolaşıyor. Son zamanlarda David van Reybrouck adlı bir Belçikalı tarihçi başlıca sözcüsü oldu. Diyorlar ki temsili demokrasinin miadı dolmuştur. Bugünkü seçim yöntemleriyle bu iş yürümez. Halk temsilcilerini, antik Atina’daki gibi kurayla seçmek en iyisi. Demokrasi fikrini başka türlü kurtaramayız.
 
Şimdiki sistem bir profesyonel siyasetçiler zümresi yaratıyor, ─ temel itiraz bu. Kamusal tartışmayı siyaset profesyonellerinin kontrolündeki siyasi partiler ve çıkar gruplarını temsil eden medya belirliyor. Siyasi söylem kamunun gerçek sorunlarından gitgide uzaklaşıyor. Ahalinin tek rolü oy vermek; ama oy, kapalı devre bir siyaset makinası içinde kayboluyor. Bu yüzden çoğu ülke referandumlara yöneldi. Ama o da çözüm değil, demagogların ekmeğine yağ sürüyor. Bak, yargıda jüri sistemi bin yıldan beri gayet güzel işliyor. Kurayla seçilen on iki vatandaşın ortak aklının, iyi kötü, vicdanı ve adaleti temsil edeceğine inanıyoruz. Yasama ve yönetimde neden aynı sistem yürümesin?
 
İrlanda’da önceki sene denenmiş, şahane sonuç vermiş anlatılanlara göre. Avrupa’nın en muhafazakâr Katolik ülkesinde, eşcinsel evliliği çözmek için kura yoluyla yüz kişi seçmişler. Bir yıl süre tanımışlar, okuyun, tartışın, komisyon kurun, dilediğiniz uzmanı ve tanığı çağırıp dinleyin diye. İlk başta dörtte üçü eşcinsel evliliğine karşıymış. Bir yılın sonunda net çoğunlukla olur demişler. Ondan sonra referanduma gidilmiş, olur çıkmış.Akla ve rasyonel tartışmanın gücüne insanın güvenini tazeleyen bir hadise, değil mi?
 
Kasım ayında Reybrouck’un Avrupa Komisyonu başkanı Juncker’e bir açık mektubu yayınlandı. Gelin diyor, Avrupa Birliği’nin 28 ülkesinde kurayla yüzer kişi seçelim. Bunlar bir hafta boyunca tartışsın, AB’den neler beklediklerini onar madde halinde yazsın. Üç ay sonra yine kurayla yirmişer delege seçilsin. Brüksel’de toplansınlar, ülkelerden gelen önerilerden yirmi beş tanesini seçsinler. 

Düşünmeye değer sanki.