Saturday, December 7, 2013
Peygamberlik mesleğine dair
Friday, November 8, 2013
Milli Mücadele neyin mücadelesi
Tuesday, October 29, 2013
Cumhuriyet Bayramınız kutlu olsun, güle güle kullanın
Cumhuriyet kaçınılmazdı.
türk-osmanlı elitinin hanedanla manevi bağı daha abdülaziz zamanında zayıflamıştı. abdülhamid istibdadının son 10-15 yılında tamamen koptu. tüm dünyada tüm rejimlerin altüst olduğu 1918-sonrası ortamda hanedanın sürmesi, veya sürse otoritesini koruması mümkün değildi.fransa’yı da unutma. o devirde türk-osmanlı eliti için medeniyetin tek referansıdır. 1871’de orada cumhuriyet ilan edilince, buradaki saltanatın da miadı dolmuştu. geçmiş olsun.
geriye kalan iki ihtimal var, onları da gözden geçirelim.
bir, sultan reşat modeli. siyasi gücü olmayan, etliye sütlüye karışmayan, ombudsman tipi bir monarşi yürür müydü? rauf bey mesela o karta oynadı. ingilizler de muhtemelen o ihtimali değerlendirdi, ama sonra vazgeçtiler. bence yürümezdi. türkiye gibi siyasetin çok sert oynandığı, 1918’den sonra daha da sertleştiği bir ülkede zayıf monarkın şansı yoktur. kurtlar sofrasında kuzu olur, çıtır çıtır yerler.
iki, napoleon (ve rıza pehlevi) modeli. diktatörün kendini hükümdar ilan ettiği bir yeni-monarşi yürür müydü? belli ki bu ihtimal düşünüldü. 1 kasım 1922’den 23 ekim 1923’e dek opsiyonlar açık tutuldu. mustafa kemal paşanın aralık 1922’de birden evlenmeye niyet etmesini bir de bu açıdan düşünün derim.
bana sorarsanız bu model de yürümezdi. bir kere bolşevik rusya’dan esen rüzgârlar vardı, 1922-23 türkiye’sinde kuvvetle hissediliyordu. almanya’da, avusturya’da monarşiler devrilmiş cumhuriyet kurulmuştu. türk elitinin o devirde yakın temasta olduğu arnavutluk ve azerbaycan cumhuriyetçi coşku içindeydi. monarşinin çağı kapanmış görünüyordu.
sonra paşa, napoleon’un akıbetinden haberdardı. babadan gelmeyen saltanatı yürütmek zordur. ağzınla kuş tutsan, bütün avrupa’yı fethetsen, gene de meşruiyetin sorgulanır. ömrünü tamamlayıp tahtı sağ salim evladına devretmedikçe gerçek anlamda padişah sayılmazsın. “nereden çıktı bu zibidi” diye soran olur.
bu da bizi en önemli detaya getiriyor. gazi’nin evladı olmadığı, olacak gibi de görünmediği bir durumda hükümdarlık ilan etmenin faydası ne? dört senede bir kendi elceğizinle seçtiğin meclise seçim yaptırır, kendini reis, münci, lider, duce veya führer seçtirtirsin. keyfince yönetir, “beni buraya halk seçti, halktan başka kimse tanımam” diye havanı da atarsın. fena mı?
işte bu yüzden, akılcı ve doğru bir kararla, 29 ekim 1923’te cumhuriyet ilan edildi. hepimize kutlu olsun.
Sunday, October 13, 2013
İsviçre notları
Güzel bir kadın eşliğinde, Şirince’den (ve sorumluluktan) kısa bir kaçış.
5-6 Ekim, Winterthur. Ermeni Tarihine Yeni Yaklaşımlar Konferansı. Richard Hovannisian bayat klişeleri tekrarladı. Buna karşılık Profesör Zekiyan bir şaheserdi. Dört saat konuştu. Eski ve yeni Ermeni tarihinden örneklerle, Ermenilerin Doğu ile Batı arasındaki ikircikli konumlarını ne zaman ve hangi koşullarda avantaja çevirebildiklerini anlattı. Tanıştık. Heyecan duyduğumu söyledim. Venedik’e davet etti. Haftaya gelirim, bir iki gün sohbet ederiz dedim. Yazık ki vakit yetmedi, gidemedim.
İyi tarihçi, tarihte başkalarının göremediği detayları görebilendir. Ancak iyi bir tarihçi bugüne dair taze bir şey söyleyebiliyor sanırım. Ya da: geçmişe taze bir gözle bakabilen, bugüne de taze bir bakış getirebiliyor. Aynı yeteneğin belki iki ayrı tezahürü.
7 Ekim: Gimmelwald. 1300 metrede, İsviçre’nin en güzel köyü. Teleferikle çıkılıyor. Araba ulaşımı yok. Dört-beş pansiyon, bir tane bar ve herşeyci dükkânı, bazısı 1500’lü yıllardan yirmi-otuz çiftlik evi, birkaç yüz inek. 1990’dan beri birkaç kez gitmişliğim var.
Köyde hava bozuktu, ama yukarısı Alplerin en muhteşem yaylalarından biri, gök pırıl pırıl. Teleferikle 2677 metreye çıkıp oradan aşağı beş saatte yürüdük. Haşat olduk.
Pansiyon sahibi Ollie esasen İsveçliymiş. Otuz sene önce buraya gelip yerleşmiş. Hayvancılık ve dağcılıkla uğraşıyor. Ayrıca kemancı ve insan hakları aktivisti. Ermenistan’dan birtakım rejim muhaliflerinin İsviçre’ye iltica etmelerine aracı olmuşlar. Uzun uzun onları anlattı.
8 Ekim: Lausanne Otelcilik Okulu. Bir sürü güzel yüzlü genç, kusursuzluk eğitimi görüyorlar. Gıpta ettim. Sonra hüzün bastı. Sözde otelci ve restorancıyız, haybeye iş yapıyoruz, amatörüz duygusuna kapıldım.
Avrupa’nın iç halkalarına girince o duygu çöker insana. Çok çalışmışlar. Çok emek vermişler. Şimdi o emeğin esiri olmuşlar. Pygmalion gibi, yarattıkları esere aşıklar.
9 Ekim: Cenevre yakınında Coppet şatosu. Mme de Staël’ın sürgündeki evi, salonu, yatak odası. Yanda “Avrupa’nın en güzel kadını” Mme Récamier’nin odası. Her ikisi de, benim en sevdiğim yazar olan Benjamin Constant’ın sevgilisi olmuşlar. Constant’ın de Staël’dan olan evlilik dışı kızı Albertine meğer Broglie düküyle evlenmiş, bilmez idim. Şimdiki Broglie prensiyle 1999’da La Bourdaisière’de tanışmıştık, şatosunda kaldık.(1) Albertine’in beşinci kuşak torunu imiş. Kendini deliler gibi bahçevanlığa vermişti, şatonun bahçesinde 200 farklı cins domates yetiştiriyordu. Şimdi de dünyanın en büyük böcek koleksiyonunu almış, Paris’te böcek müzesi kuruyormuş.
9 Ekim: Ferney, Voltaire’in malikanesi. İhtiyar tilkinin evi Fransa sınırının hemen içindeymiş. Arkadaki parkın içinden onbeş dakika yürüyünce, kimsenin ruhu duymadan İsviçre’desin, kralın adamları avuçlarını yalar. Yaşamı boyunca tutuklanma tehlikesiyle yaşayan biri için ideal konut.
10 Ekim: Cremona, kemanın anavatanı. Yeni keman müzesi geçen ay açılmış, bir modern müzecilik şaheseri. Antonio Stradivari’nin atölyesinin bütün aksam ve edevatı, hakiki, kokusu dahil. 1500 küsurdan beri dünyada bilinen tüm keman imalathanelerinin interaktif haritası, ses örnekleri dahil. Dünyadaki tüm Amati ve Stradivari kemanlarının ses örnekleri. Cremona keman yapımcıları loncasına kayıtlı tüm keman ustalarının interaktif katalogu. 50-60 tane güzel insan, fotoğraflarına bakmaya doyamadım. (2)
10 Ekim. Salò ve Gargnano. Mussolini ve hempalarının son sığınağı. Çağı geçmiş bir aristokrasinin tohuma kaçmış şaşaası; gruplar halinde ihtiyar Alman turistler. Mussolini’yi düşünüyorsun: Mütevazı bir aileden gelmiş, yükselmiş, mutlak iktidarın şehvetini tatmış, kendisini ve sınıfını aşağılayanları tir tir titretmiş. Sonra düşmüş. Son aylarını onların mekânında kafese kıstırılmış, ölümü bekleyerek geçirmiş.
Bir yönüyle, sınıf atlamanın imkansızlığı orada gördüğün. Diğer yönüyle, kendini ustaca savunan Avrupa medeniyetinin, kaskatı kesilip ölmesi.
Radyoda haber-analiz: İtalya’nın Alman azınlığının yaşadığı Südtirol özerk ilinde gençler askerliğini İtalyan Cumhuriyeti ordusunda yapmaktansa Südtirol il milis kuvvetinde yapmayı tercih ediyormuş. Anayasaya göre Südtirol halkı referandumla bağımsızlık ilan etmeye veya başka bir ülkeye katılmaya karar verirse, İtalyan ordusu 48 saat içinde il sınırlarını terk etmeyi, polis ve jandarma birimlerini yerel yönetime devretmeyi vs. taahhüt etmiş.
11 Ekim: Müstair. Almanca-Rumanşça çift dilli bir dergi bulundu, sabaha kadar Rumanş dili çalışıldı. Dört beş seneden beri taktım bu dile, şimdi okuduğumun %80’ini iyi kötü anlayabiliyorum. Burada konuştukları lehçe 2008’e dek Vallader lehçesine göre yazılırmış. O tarihte imla reformu yapıp Rumantsch Grischun standardını benimsemişler. Vallader lehçesine özgü ü ve ö harfleri kalkmış. Bütün seslileri diftongize etme eğilimi var (Münster yerine Müstair, vulp yerine vuolp). Bütün kalın k’lar Konyalılar gibi kh okunuyor (chasa chantunal = casa cantonale). Mardinliler gibi a’ları o yapıyorlar. (3)
Köye adını veren Son Jon manastırı 780 yılında kurulmuş. O yıllardan kalma duvar resimleri halen duruyor. İçeride melek yüzlü dokuz ihtiyar rahibe, bir ihtiyar vekilharç, bir sürü inek. İbadetten arta kalan vakitte mandıracılık yapar, peynir üretirlermiş. Ayrıca köy çocukları için kreş, bir de misafirhane işletiyorlar.
12 Ekim: Gece 60 santim kar yağmış. Dağa daha da fazla inmiş, yollar kapanmış. Uçağı kaçırdık, sefil olduk. 400 euro fark ödeyip akşam uçağına zar zor yer bulabildik.
NOTLAR
(1) http://www.labourdaisiere.com/jardin/en/prince-louis-albert-de-broglie
(2) Müze için www.museodelviolino.org/en. Sanatkârlar için www.cremonaliuteria.it/I_LIUTAI/803, ama buradaki resimler o kadar iyi değil. Müzedeki portreler adamların ruhunu yakalamış.
(3) en.wikipedia.org/wiki/Vallader ve genel bilgi içinh en.wikipedia.org/wiki/Romansh_language
Tuesday, September 24, 2013
Akıl ve Din Semineri videoları
1. gün - http://www.youtube.com/watch?v=CuOUwlNYfSc Konular: Din ve rasyonel düşünce, nerede buluşur, nasıl bağdaşır.
2. gün - http://www.youtube.com/watch?v=bSkNsSJNd1o ve http://www.youtube.com/watch?v=QDORTuZvNh8 . Batıda eleştirel Tevrat ve İncil araştırmalarının tarihçesi. Arkeolojik bulgular ışığında Tevrat. Son oturumda Elif Ledrön Nepal'de tanrının enkarnasyonu olan bir kadını ve 30 yıl meditasyon yaparak madde dünyasını aşan bir yogiyi anlatıyor.
3. gün - http://www.youtube.com/watch?v=w_KKyjN5q0c ve http://www.youtube.com/watch?v=2gQxsclThnk . İslam'ın içinde doğduğu tarihi ve siyasi ortam. İslam anlatısı nasıl oluştu?
4. gün - http://www.youtube.com/watch?v=6DTj657M06g ve http://www.youtube.com/watch?v=LakyjSB6d4M . Kuran'daki bazı kavramların eleştirel analizi.
5. gün - http://www.youtube.com/watch?v=LBGY-7bH4Gc . Çağdaş anayasa ve insan hakları hukukunda dinin yeri. İlk oturumda Sait Çetinoğlu modern Türk tarihinde dinî bağnazlığın rolünü inceliyor.
14 yorum:
Adsız24 Eylül 2013 14:57video açıklamalarında "Hepsi 11 bölümdür." ifadesi geçiyor. sonradan mı sekize indirildi, yoksa devamı gelecek mi?Yanıtla
Adsız24 Eylül 2013 15:45Ortalama insan ömrü 525600 saat (60 yıl). Eğer bu zamanın tümünü anlamlı kılacak 10 saatlik bir seminerse izlenmeye değer diye düşünüyorum.Yanıtla
Adsız25 Eylül 2013 00:32Sevan abi bütün videoları, bazılarını birkaç kez olmak üzere, izledim. Bir sürü yeni şey öğrendim. İnsanlar nelerle uğraşıyor ne emekler veriyor, hayran olmamak elde değil. Yalnız ilk videodaki din veya iman ve iman sahiplerine karşı izlenecek strateji, taktik muhabbeti bana İslamcılık zamanımdaki tebliğ metodu muhabbetlerimizi hatırlattı, kime gideceğimizi, onlarla hangi yöntemler kullanarak yakınlaşacağımızı tartışırdık ve bütün bu tartışmalarda beni ve başka birçok arkadaşımı rahatsız eden, hep dile getirdiğimiz ama bir türlü çözüm bulamadığımız husus bütün bu strateji, taktik vs'nin bizi sahicilikten uzaklaştırdığı vesaireydi. Benim İslamcılıktan kopuşumun ilk başladığı nokta tam burasıydı yıllar evvel. İlk videoda yine "bizim tebliğ metodumuz" falan duyunca bende dejavu etkisi yaptı her nedense.Yanıtla
Adsız26 Eylül 2013 13:11güzeldi, fakat cevaplardan çok sorulara yol açtı:(Yanıtla
1- persliler ile bizanslıların savaşından evvel kurulu düzende emevi hanedanlığının asli unsuru olan kureyş kabile konfederasyonu (ne kadar doğru bir tanım?- cümle uzadıkça sarkık bir hal aldı) içindeki ümeyyeoğullarının, pers ve bizans etkisindeki 2 arap devleti ile ekonomik ilişkisi neydi? sanki ticaretin ana damarı bu aileydi gibi geliyor bana.
2- bu iki devlet yıkılınca kureyş kabilelerinin ekonomik durumunda ne gibi değişiklikler oldu?
3- araplar ilk kez perslilere karşı birleşip zafer elde edince muhammedin nesli bunu hangi anlatılarla dinledi, anlattı... çünkü müslüman olanların yaşına bakınca, çekirdek kadroda muhammedin nesli ön plana çıkıyor.
4- pers bizans savaşı, 2 yıkılan arap devleti açık ki kureyş ekonomik sistemini bozmuş. mekki ayetler buna cuk oturuyor. islama davetten bugüne bize ulaşan propaganda hep toplumun en alt kesiminin islamı kabul ettiği yönde. ümeyyeoğullarının başı çektiği kabile konfederasyonunda çatırdama ve kabile reislerinin islama geçişine dair bir inceleme var mı?
5- muhammed dönemi fetihlerin arap coğrafyası öncelikli olmasıyla ilk kazanılan pers savaşının etkisi üzerine inceleme var mı? bana var gibi geldi.
6- muhammed ölür, ebubekir 2 sene ömer 16 sene hüküm sürer... osman gelir. osman ümeyyeoğullarından. ebubekirin 2 senesi dinden dönme (aslında merkeze zekat vermeyip, zekatı yerelde harcayacağız diye itiraz edenler) olaylarını bastırma üzerine geçer. arap birliği bu şekilde yeniden tesis olur. ömer dönemi fetihlerle (dış yağma) geçer. dış yağma ile birlikte ticareti sağlayacak güvenlik vs. sağlanır. ilginç olan ömer güçlü sahabeleri hep yanında tutar. kendince bunun adı onlara danışma ihtiyacıdır (basbaya göz hapsi işte), ama ilginçtir ümeyyeoğullarının lideri ebu süfyanın oğlu muaviye şam a vali olur. ömer ölünce de ümeyyeoğullarından osman halife olur. anlaşılan o ki ümeyye oğulları dış yağma döneminde ya eski ticari bağlantılarını kullandı ve yeniden eski gücüne kavuştu ya da kureyşin konfederasyonunda iç çatırdama oldu ki yine onlar ön plana çıkabildiler. bir nevi ümeyyeoğullarının lideri ebu süfyanın oğlunun şam a vali atanması o dönemde ümeyyeoğullarının osman gibi kendi ailelerinden birini halife yapabilecek pozisyona ulaştıklarını gösteriyor. buna dair tabakat kitaplarının içinde aydınlanabileceğimiz veriler var mı? çünkü bu kitaplarda kim güvenilir kimin kimle husumeti var vs. olduğunu belirttiniz.
Adsız27 Eylül 2013 15:11Seminere katılamadığım için üzülmüştüm. Bu videolar iyi oldu.Yanıtla
İzlerken az da olsa batıda yapılan münazaralardan aldığım tadı yakaladım. Tabii burada karşı taraf yok. Daha önce yapıldı mı bilmiyorum münazara yapmayı düşünüyor musunuz?
http://www.youtube.com/playlist?list=PLThZYSdihz6aX2GaZGxrN89SdNnmnvlqM adresinde hepsini toplu hale getirdik.Yanıtla
Adsız14 Ekim 2013 00:28Katılımcılar bayağı zayıfmış. Bariz "One man show" olmuş.Yanıtla
Sevan Beyin çözemediği yerlerin olması da çok hoş... : )
Çıkardığım sonuç, Sorun "insan" da, ideolojide değil...
Din kötü bi'şeydir diyerek bir yere varılamaz...
Seneye "Akıl ve Ateizm" semineri de yapılsa, yine aynı sonuçlara varılır herhalde. Ama, yine de, teşekkür ederiz,bunları düşünmemize vesile olduğunuz için...Yanıtlar
Adsız14 Ekim 2013 17:41keşke sizde katılsaymışsınız, geleceği öngörebildiğinize göre çözemeyeceğiniz hiçbişey yok gibi:)
bu seminerleri izleyip sonunda "din kötü bi'şeydir diyerek bir yere varılamaz" demek ciddiyetsizliktir.
millet ne tartışıyor siz neredesiniz?..
Adsız17 Ekim 2013 11:31Seyrettiklerimden; "Aslolan insandır. İnsan fıtratı tüm ideolojilerin ana kaynağıdır. Sadece "din"e bütün kötülüklerin anası muamelesi yapmanın doğru olmadığı" sonucuna vardığımı belirtmek istemiştim.
Bu benim fikrimdir, ciddiyetsiz bulmanıza bir şey diyemem, o da sizin fikrinizdir...
İnsanların "nerede" olduğunu eleştirmek yerine, siz de, konu hakkındaki "özet" düşüncenizi belirtseydiniz herhalde daha faydalı olurdu. Biz de, sizin ciddiyetiniz hakkında bir fikir sahibi olurduk diye düşünüyorum.
e.yucel
Adsız17 Ekim 2013 20:46e. yücel,
allasen bu videolarda dine bütün kötülüklerin anası muamelesi nerede yapıldı?
karşınıza bir ateist çıkınca ezbere ithamlarda bulunuyorsunuz. bu videoların hiçbir yerinde dine bütün kötülüklerin anası muamelesi ya-pıl-ma-dı. yok böle bişey. nereden uyduruyorsunuz?
bir ezberinizden çıksanız. karşınızdaki tüm ateistleri ezberinizdeki ateist formu içine dahil etmek için uğraşıp duruyorsunuz. bir de bu "haksızlığı" yaparken öyle üstten bir edayla konuşup yazıyorsunuz ki... okuyanda videoları izledi zannedecek:)
Adsız21 Ekim 2013 00:46Bir fikir beyan ettik, yemediğimiz fırça kalmadı : )
Ne ciddiyetsizliğim, ne ezbere ithamcılığım, ateistleri ezbere forma sokmuşluğum, ne videoları seyretmediğim, ne de, milletin nerede olduğu, benim nerede olduğum...
Yaptığınız, tipik, kendi zaafları ile karşısındakini suçlama örneklerinden. Bir tür "Ad hominem" örneği...
Üstadın, eleştirilerinizi "direkt" değil, "endirekt" olarak yapın tavsiyesi böyle yorumlanmamalıydı. : )
Adsız26 Ekim 2013 23:34fırça yediğin doğru:)
ad hominen kavramını yanlış anlamışsın. videolardan birine atfen "din kötü bi'şeydir" lafının ve/veya benzeri sözün geçtiği ve bu yönde bir kanaat oluşturulmaya çalışıldığını ispata yönelik herhangi bir cevap vermedin. ateistler din kötü bişeydir demez. "kötü" sıkıntılı bir kelimedir. ergenler din kötü bi'şeydir der. çünkü ergenler ergen olmaları sebebiyle "kötü" kavramı etrafında dolanır durur. sevan ise bu videolarda "rasyonel" bulduğunu ifade eder ya da "rasyonel değil" der. neden acaba? sen din kötü bişeydir etrafında iddianı ispata yönelik videolar etrafında bir cevap versen ve ben senin kişiliğine laf etmeye kalksam şu ad hominen sözlerine örnek olur mu olmaz mı o zaman belki tartışılır.
ama ortada bir gerçek var: bu videoları izleyip din kötü bi'şeydir diyorlar demek bariz bir haksızlıktır. katılımcıların seminerler üzerine yaptıkları tartışmaları bilmeden onlara yönelik "bayağı zayıflarmış" demek ayıptır (ben katılımcılardan değilim).
tüm videoları izledim. senin izlediğini düşünmüyorum. eğer tümünü izlemişsen ve sonunda sorun insanda ideolojide değil demen kendi içinde acayip bir sorundur. inançlı bir insan olduğunu düşünüyorum. inançlı bir insanın ateizm karşısında sorun ideolojide değil insanda demesi akıl izan adına beni sinirlendiriyor.
bir cevabınızda da aslolan insandır insan fıtratı tüm ideolojilerin asıl kaynağıdır filan dediniz. şimdi bu sözün etrafında biraz rönesansa gitmek (insanı ölçüt almak, acep hümanizm? ne dersin?) oradan bu söz etrafında geçen tartışmalara (burası eğlenceli geçer şimdiki insanlar için) bakmak gerek. buradan da "fıtrat" kavramı üzerine yeniden düşünmek lazım tabi... "fıtrat" kavramını kullanınca aslolan insan diyemezsin. fıtrat emre tabidir...
tüm kavramları altüst ettin hacı...
velhasıl... sen ne dediğinin farkında mısın allasen?
sevan benim üstadım değil. ama adamı okurken acayip zevk alıyorum. ve ondan çok şey öğrendim. müteşekkirim.

canım, hayatım... bu yazılar karşısında kıpraşıyorsan bitanem, sen eninde sonunda müslüman olarak ölmeyecek gibisin:)
peki o zaman kaynaklara dayanan bir yazı yazıp, sonra kaynakçasını silip, bunu kaynaksız yazdım desek yazının değeri ve inanılırlığı mı artacak? :)
Cihangir Marşan
peygamberlik, harbiden de meslek. adamlar gül gibi geçinmişler ve hatta geçinmesininde ötesinde, resmen krallardan daha üstün olmuşlar. öyle ya; tanrı, milyonlarca kulunun içerisinden onu seçmiş, demişki, sen benim sevgili kulumsun, diğer kullarımın hiç biri ile iletişim kurmam, ne bildireceksem sana bildiririm, sende onlara bildirirsin.
yani kendini peygamber olarak kabul ettiren kimse tanrı'nın elçisi olduğundan, tanrı adına hareket etmiştir. ve insanlarda ona, tanrı'ya gösterdiği saygıyı göstermiştir.
Take care....