14 Mart 2017 Salı

Betonarme notları

Hapse girişimden bir iki ay sonra Ali Nesin’e bunu yazmışım. O sırada Matematik Köyü’nde betonarme iskelet üzerine giydirilmiş büyükçe bir han binası yapıyorduk. Fikir benimdi gerçi, ama sonradan yanlış olduğuna hükmettim.


Betonarme sadece bir teknik değil. Estetik bir tercih. Tasarımı belirliyor ve sınırlıyor. Betonarmeye rağmen orijinal bir tasarım yapabilirim diye düşünüyorsun (Frank Llyod Wright sendromu). Ama betonarme seni ister istemez uzman uygulayıcının uzmanlığına ve onun alışkanlıklarına mahkûm ediyor. Sonunda Betoncu Mustafa’nın dediği oluyor. İşin başında hayalperest ve inatçı biri olmayınca da, el mahkûm, piyasa ortalamasını tutturuyorsun. Uzun vadede de ister istemez böyle olacak. O yüzden, mea culpa deyip, kesin ve dogmatik bir karar almak lazım. Bundan böyle Matematik Köyünde asla ve katiyen betonarme inşaat yapılmayacak, betonarme kolon çıkılmayacak, betonarme tabliye (döşeme) yapılmayacak, betonarme istinat duvarı inşa edilmeyecek. Nokta. İstisnası olmaması lazım. Yoksa, Nasrettin Hoca’nın karpuzu misali, bir istisna, iki istisna derken vasatın tercihleri yavaş yavaş egemen olur.

Bir tek istisnaya razı olurum: betonarme temele izin olsun. Bunu sadece güvenlik kaygıları açısından söylüyorum. Bir de, oranın zemini (Şirice’nin aksine) killi ve çürük olduğu için büyük yapılarda geleneksel tekniğin sonuçlarına güvenemediğim için. Temeller haricinde demirli beton yasak diyeceğiz, konu kapanacak. En kötü müteahhidi bile getirsen, yığma taş binada çok fazla yanlış yapamaz. Yanlış da olsa sevimli görünür. 

8 yorum:

  1. Aynen. Alelade bir kagir yapı en mükemmel bir betonarme bir binadan daha sevimli ve asırlarca estetiği eskimeden kalabiliyor. Frank Lloyd Wright, Robert Mallet-Stevens gibi mimarlardan değilsen, betonarmeden kesinlikle kaçınmak gerekir.http://tinyurl.com/hpg75fq→1930'da inşa edilmiş fakat bu tarz bir şey de de yapsan, muhitinde böyle bir peyzaj yoksa olmaz. Hem zaten Şirince'nin topografyasını betonarme bir bina bozar, sakil kalır, çirkin durur.

    YanıtlaSil
  2. abi bu söyledeiklerini zamanında şirince imar planı olarak yzmıştın yanlış hatırlamıyorsam ama bunlar ne yazık ki genel kabul görmeyecek fikirler çünkü insanlarımız kaplama ile gerçeğinin arasındaki farkı bilmiyorlar veya umursamıyorlar.

    ps inşaat müh. olarak her ne kadar betonarmeden nefret etsem de wright'a haksızlık etme abi kendisi Kaufmanngillerin evini yapmış adamdır

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kaufmangillerin evi de yemyeşil doğanın içine kondurulmuş Cevizlibağ'daki eski Tercüman gazetesi binası değil mi en nihayetinde? :)

      Sil
  3. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  4. Tek çözüm: toprağa değen yerler betonarme, kalan her ahşap ve en çok üç kat...

    YanıtlaSil
  5. bu saçma bir gericilik... bir taraftan makro girdiler yapıyoruz
    , 'betonarme gerçekliği' gibi; diğer yandan mikro saplanmalara uğruyoruz, 'betoncu Mustafa' gibi.İnşa Mustafa' ya bırakılamayacak kadar ciddi bir iştir. Yerli entelektüelde zaman kendi alanı dışında bir türlü geçmiyor; geçmişe hapsoluyor.

    YanıtlaSil
  6. Şunu bilir, şunu söylerim: betonarme sayesinde geniş boşluklar bırakabilme imkânın oluyor. Böylece geniş pencereler açabiliyorsun. Aklıma İzmir’deki apartmanları getiren Robert Mallet-Stevens tarzı binalar en çok ta bu sayede güzel. Betonarme iskeletin içini gaz betonla doldurup, küçük ve kemerli pencereler bırakarak bir külliye yapmak haliyle pek hoş değil. Aynı handikap BA iskelet üzerine tarihi taş görünümlü/kaplamalı herhangi bir şey yapmakta da var. Kaplama taşın bir türlü yeterince güzel olmamasının bence en büyük nedeni, malzemenin kendi kendini taşımamadığının bir şekilde anlaşılması... Yapının dürüst olmaması, insanın estetik duygularında bir çarpılmaya yol açıyor olmalı... Halbuki hakikî bir yığma yapı bütün dürüstlüğü ile zemine nasıl oturduğunu belli eder. Dışarıdan yapının hayatını okuyabilirsin.

    YanıtlaSil
  7. Sevan'ın hoşuna gitmeyecek belki diyeceklerim. Ama 17 yaşında kapıyı vurup Hindistan'a gittiğimden beri olgunlaştırdığım bir fikir var: İnsanlığın elli bin yılda yarattığı birikimi alaşağı eden üç teknoloji betonarme, otomotiv ve televizyon.

    YanıtlaSil