31 Mart 2017 Cuma

Menbiç, Humus, eskiden


Feylesof Militon’un Nutku adlı eserde “Hadad’ın kızı Simi” adlı bir ilaheden söz ediliyor. Soyut kavramların halk imgeleminde şahıslaşma eğilimine nefis bir örnek. Kuran’da zikredilen Kabe’deki “Allahın kızları” kim bilir aslında neydi.


Menbic

Antik Yunanca ve Latince kaynaklarda kentin adı Mabog, Manbog, Mambog olarak geçiyor; doğrusu ikincisi olmalı çünkü nb ikilisinin b’ye sadeleştirilmesi Yunancaya özgü tipik bir deformasyon. Ayrıca Büyük İskender zamanından itibaren Hierapolis yani “tapınakkent” adı da kullanılmış. Suriye yerli halkının en önemli dinî kült merkezi olarak nam salmış. MÖ 300’den MS 200’lere dek eldeki yazılı kayıtların tümü Yunanca-Latince, lakin yerli dilin “Suriyece” (yani Aramice) olduğu şüphesiz. Bilinen en eski kayıt Büyük İskender dönemine ait Aramice yazılı bir sikke: konik külahlı ve cübbeli bir figür “Mnbg rahibi Abd-Hadad” olarak etiketlenmiş.

Tapınakta bir kutsal pınar olduğunu Strabon belirtiyor (MS 10-20). Belki Urfa’daki gibi bir havuz düşünmek lazım. Hatta yanlış hatırlamıyorsam Plinius (MS 110) buradaki kutsal balıklardan söz eder, ama kaynak elimde değil, karıştırıyor olabilirim. Manbog tapınağının ibadet konusu bir yüce tanrıça, adının Yunanca yazımı Atargatis, ve kocası Hadad. Hadad  “demir” ya da “kılıç” anlamına gelebilir, sözlüklerim yanımda olsa daha doğru bilgi verebilirdim. İkisi arasında büyük olan daima tanrıça; “Aziz hanımefendi” anlamında Uzzā  adıyla anılıyor. Tahta oturmuş, iki yanında iki aslanla tasvir ediliyor.

2. yy’da tarihçi Samsat’lı Lukianos tapınma usulünü ayrıntılı olarak anlatmış. Rahipler, tepesinde bir hilal olan yüksek külah (kalensüve) ve altın sırmalı beyaz cübbe giyermiş. Tüm tasvirlerde görülen ilahi sancağın yerli dilde adı yoktur, Yunanca sēmeion (“alem, simge”) adı verilir diyor. Buna karşılık Süryanice erken Hıristiyan kaynaklarından Feylesof Militon’un Nutku adlı eserde “Hadad’ın kızı Simi” adlı bir ilaheden söz ediliyor. Soyut kavramların halk imgeleminde şahıslaşma eğilimine nefis bir örnek. 

Kuran’da zikredilen Kabe’deki “Allahın kızları” kim bilir aslında neydi.

Humus

Menbic kadar önemli diğer kült merkezi antik Emesa, yani Humus. Menbic’in Süryani/Arami karakteri özellikle vurgulanırken Emesa’dan daima “Arab” olarak söz ediliyor. Ama buradaki Arab tam olarak ne demektir, bugünkü anlamda Arap mıdır, yoksa “aşiret” veya “yörük” anlamında mıdır, tartışılan bir konu. Strabon bunlardan skēnitai, yani “çadır halkı” diye söz etmiş.

MS 1. yy’da Emesa’da Roma şemsiyesi altında müstakilimsi bir krallık (“demoktraik özerklik”?) hüküm sürmüş. Bilinen iki hükümdar adı Yunanca yazıtlarda Sampsikeramos ve Iamblikhos olarak geçiyor; Şems-i Kerem ve Yemliha adlarını kolayca tanıyoruz. İlki Arapça veya Aramca olabilir; ikincisi Aramca, MLK kökünden “hükümdar” demek. Bunların oğlu veya torunu Claudius Julius Sohaemus adlı bir zat-ı muhterem, Roma idaresinde mühim biri. Adı belli ki Arapça veya Aramice, Süheym. (Bkz. “asimilasyon”)

Emesa’daki dinî kült 2. yy’dan itibaren büyük üne kavuşmuş, İtalya’ya ve hatta Almanya’daki Augsburg ve Trier kentlerine kadar uzanan alanda hürmet görmüş. Buranın tanrısı Yunanca ve Latince yazımda Elagabalus, yerel dilde ’LHAGBL, yani Alaha-gabal, ya da  allah-ı cebel, “dağ tanrısı”. Gökten geldiği söylenen büyük bir kara taş (hacer-i esved) şeklinde somutlaşmış. Emesa sikkelerinde daima bu kara taş (ve bazen üstüne konmuş bir kartal) görülüyor. 

Tarihçi Herodianus (3. yy) kara taşı ayrıntılı olarak tarif etmiş. Altı yassıca devasa bir yumurta şeklinde olduğunu, üzerindeki kabarık bir pürüzün ise güneşi temsil ettiğini anlatıyor. Yunanca kaynaklarda Helios Elagabalos ve Zeus Betylos adları da görülüyor. Bu sonuncusu bütün Fenike-Suriye alanında yaygın bir tabir. Aramice Beth-el yani Beytullah (Allah’ın Evi”) deyiminin Grekleştirilmiş hali. Belli ki Elagabal tapınağının cari adı bu.

Geçenlerde bir yazıda biraz yarım yamalak da olsa bu konuya değindim. Libyalı olan imparator Septimius Severus’un Humuslu olan baldızının kızı Iulia Avita ile kuzey Lübnan’da bir şehrin ileri gelenlerinden Gessius Marcianus’un oğlu M. Aurelius Antoninus 218’de Roma imparatoru ilan edildi. Bilahare tüm adlarını terk ederek Elagabalus adını aldı, cebel tanrısının ta kendisi olduğunu iddia etti, kendi dinini imparatorluk sathına empoze etmeye kalktı. 222’de öldürüldü.

x

Nereden biliyorsun bunları diye sorarsanız Fergus Millar, The Roman Near East, 31 BC-AD 337 (Harvard Univ. Press 1993). Son derece ayrıntılı ve akademik bir tarama. Birkaç gündür onunla yatıp kalkıyorum.

                                                                                                                     

3 yorum:

  1. Al-Lat Isis muhtemelen, çünkü Nebatilerin tapınaklarında Al-Lat’da, Isis motifleri bulunuyormuş. Al-Uzza (en kudretli) ise, Al-Lat’ın lakabı. Daha sonra, tekrar Yunan tanrıçası Afrodit’ten etkilenmeleriyle lakap, farklı bir tanrıçaya daha dönüşmüş. Çünkü bu tanrıçaların isimleri yanyana anılmıyorlar ilk başta. Ya Al-Lat, ya da Al-Uzza şeklinde. Beraber anılmaları M.Ö. 100 falanda başlıyor yanılmıyorsam. Çünkü Araplar Greko-Roman kültüründen o zaman etkilenmeye başlamışlar. (Yanılıyor olabilirim) Manat ise Arapların orjinal tanrıçaları muhtemelen. Aslında neydi tabi. Bunların içinde en çok Manat’ı merak ediyorum.

    YanıtlaSil
  2. 'nerden biliyorsun bunları' diye sormak ne haddimize sevan beycigim :)

    YanıtlaSil
  3. Sevgili Hocam,
    Gılgamış Destanından kısa bir bölümü aktarmak istiyorum:

    "Humbaba, bağışlasın diye yaşamını
    Şöyle dedi ona:
    "Sen daha çocuktun
    Anan dünyaya getirdi
    Seni(Gılgamış)
    (Bu) Dağ'ın Kralı ŞAMAŞ
    (Yeti)şdirdi seni

    Malumunuz Şamaş, Sümer-Akkad panteonunda Güneş Tanrısı ve sedir ormanlarındaki dağın zirvesinde yaşadığı görüşü hakim. Buradan bir bağlantı kurulabilir mi diye görüşünüzü almak istedim.
    Saygı ve sevgilerimle..

    YanıtlaSil