10 Mart 2017 Cuma

Leopar

Hayatta okuduğum en güzel roman demeyelim hadi, ama ilk ona gireceği kesin. Giuseppe di Lampedusa, Leopar. Püf noktası sanırım yazarın aristokrat kişiliği: zarif, ironik, köklü bir kültürün getirdiği edep ve tevazudan nasipli; aşağıdan gelenlere özgü çiğ ve çığırtkan “ben” hırsından uzak.

Böyle deyince sıkıcı durdu, ama inan ki değil. Konu o çiğ ve çığırtkan “ben”in, 1860’lar Sicilya’sında, belediye başkanı Don Calogero’nun şahsında yükselişi. Çiğ ve çığırtkan bir öfkeyle değil, tam tersine, engin bir sevgi ve espriyle anlatılıyor. Odaktaki kişi yazarın dedesinden esinli: Soydan ve tarihten gelen üstünlüğünü bilen, fakat aynı nedenle yenilgiye mahkûm olduğunu da bilen, o yüzden sevgili yeğenini Don Calogero’nun kızıyla evlendirmek isteyen yaşlı leopar, Salina Prensi.

Donnafugata’daki yemek sahnesi bir, Ponteleone sarayındaki balo sahnesi iki. Duyarlı bir adamın yalnızlığını daha kusursuz anlatan birine rastladık mı? Sanmam.

1956’da yazılmış. Visconti’nin yaptığı filmi sinema klasiklerindendir, ama görmedim. Canım fena halde Sicilya’ya gitmek istedi.

2 yorum:

  1. Il Gattopardo. Filmi Martin Scorsese'ye göre dünyanın en iyi birkaç filminden biri, romanı da The Observer'a göre dünyada yazılmış en iyi 10 tarihi romandan biri. Gerçekten efsanedir.
    Bu arada "Gattopardo," İtalyanca,'da Leopar değil, "Serval" ya da "Gepar" denen, kedigillerden başka bir hayvan.

    YanıtlaSil
  2. Visconti'nin eseri harkülade. Romanı nasıl olur bilemedim, insan acaba bu görsellik olmadan bu hikaye takip edilebilir mi diye düşünüyor.

    YanıtlaSil