22 Mart 2017 Çarşamba

Güvenlik mi özgürlük mü, tartış.

Tabii ki güvenlik endişesi ile özgürlükten vaz geçilebilir. Mesele ölçü ve denge meselesi. “Susmazsan çocuğunu keseriz” derlerse ne bok yiyeceksin? Tabii ki susacaksın. “ Susmazsan iç savaş çıkar, milyon kişi ölür” derlerse ne yapacaksın? Peki, “Susmazsan enflasyon çıkar, milyonların küçük tasarrufları erir gider” derlerse ne yapacaksın? “O makaleyi öyle yazma, yoksa arkadaşların bin bir emekle çıkardığı "Edebi Pırlantalar" dergisini kapatırız, yazı işleri müdürünün ebesini öperiz” derlerse ne yapacaksın? Tartacaksın.Yok bunun hazır formülü.

Genel kural olarak toplumun ezik ve büzük kesimleri güvenlikten yana oy kullanır; tuzu kuru olanlar özgürlüğü daha uzun süre tercih eder. Nedeni basit. Birinin ayak altında kalıp ezilme korkusu daha yüksek, öbürünün daha az. Dolayısıyla “özgürlük mü güvenlik mi” sorusu hemen her zaman bir sınıfsal tercih sorusudur. Garibanlar güvenliği seçer, okumuşlar ve kendini yüksek yerlere layık görenler özgürlüğü.

Yaşlandıkça insanların güvenliğe meyletmesi de ondan, özgüveni azalıyor çoğunun

16 yorum:

  1. Sonsuz özgürlük diye bir şey yok sanırım. Sadece özgürlüğün arttırılması ve kısılması durumu var. Özgürlüğün ne kadar arttırılıp, kısılacağı konusunu da toplumdaki dengeler belirliyor. Eğer toplum zekiyse ve rasyonel insanlar çoksa bu dengenin kalitesi artıyor, değilse balans ayarı kaçıyor ve her iki durumda da çeşitli derecelerde kaos durumu yaşanıyor. "Ben liberalim. Liberter düşünce özgürlükçüdür. Bu nedenle her konuya özgürlükçü yaklaşmalıyım" diye düşünen insanlar var. Bu tip liberallerin düşünmeden Marksizm'i seçen ve fanatikleşen insanlardan bir farkları olduğunu sanmıyorum. Benjamin Franklin’in özgürlük hakkındaki bazı fikirleri, ancak ütopya olabilir ki; Amerika’da da sıklıkla vurgulansa da, pratikte sonsuz bir özgürlük olmadığını gözlemliyoruz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Henüz ilkokulda öğrenmiştim, halen hayat şiarımdır, "Başkasının özgürlüğünün başladığı yerde senin özgürlüğün biter". İşte özgürlüğün sınırları böyle belirlenir.

      Sil
  2. Birinden duymuştum, tanıdıkları kimselermiş: İki yaşlı karı-koca öğretmen emeklisi, AKP'yi hiç sevmemelerine rağmen Kasım 2015 Türkiye Genel Seçimleri'nde, sırf istikrar bozulmasın diye AKP'ye oy atmışlar.

    Yahu insan hiç mi düşünmez?! Siz ticaret yapmıyorsunuz, özel sektörde çalışmıyorsunuz, ev sahibi iki emekli insansınız. Piyasa iyiye de gitse, kötüye de gitse sizin boyunuz ne uzar ne kısalır. Pısırık mısınız, aptal mısınız bilemedim.

    YanıtlaSil
  3. On numara bir konu. Yalnız ben, toplumun ezik büzük kesimlerinin kaybedecek bir şeyi olmadığı için, güvenlikten yana oy kullanacaklarını sanmıyorum. Ancak tuzu kuru kesim, düzenin bozulması ve güvenliğin yok olması durumunda başına geleceği bilir. Malının mülkünün ve borsa vs. ile istiflediği parasının başına zeval geleceği endişesiyle garantici ve güvenlik yanlısıdır. Tabi ki bana göre.

    YanıtlaSil
  4. George Friedman'i mi okudun hocam, 6 gun once aynen bu minvalde (nationalism is about class struggle) bir yazisi cikti. Genel olarak, bariz dogru.

    Nassim Taleb'in degisiyle 'skin in the game' meselesi. Yarin obur gun avukatligini yaptigin politikalardan oturu ulkede ic savas ciktiginda, yatına atlayip Miami'deki evine kaçacak halin varsa, ya da ulkeye davet ettigin insanlara maruz kalmadan yasamana olanak verecek kadar zenginsen, politik tutumun, çaresiz adamdan farklı olur tabii. Politik ön görü ve analizde yuzde yuze yaklasan yanlış tahmin geçmisine rağmen, sana saygi duymamin sebeplerinden biri bu (öteki entellektüel dürüstlüğün ve tarihçiliğin… bir de nisanyan sozluk). En azindan Taleb'in IYI (intellectual yet idiot) dedigi tipler gibi kendini riskten soyutlamadin. Risk almayan adamdan bir b.k olmaz, kimse ona saygi duymaz.

    Konumuza donersek, ozgurluk (liberty), egemenin iznine bakar. Ozgurluk talep eden adamin silahi, milisi yoksa, yaptigi sey bayağı yalvarmak. Bir ideal olarak 'ozgurluk'e saygi ve sempati duysam da, ozgurlukcunun aktivizmi, sosyalistin devlet baba'dan eppek dilenmesinden sadece bir radde yukarda. Sosyalist eppeğin bedelini odemekten kaçınıyor, ozgurlukcu arkadas ise ozgurlugun bedelini odemekten. Ikisinin de argumantatif yontemi ayni: konunun tek boyutunu goster, hesap/gider dengesinin diger tarafini goz ardi et. Mesela sosyalist 'herkese egitim hakki' dedigi zaman, naif vatandasin tepkisi, "aaa, evet, ne kadar soylu bir talep, bence de herkesin egitim hakki olmali" gibi bir sey olabilir. Tabii sosyalist arkadasin kullandigi retorik el cabuklugu, "peki masrafini kim odeyecek, kimi odemekle yukumlu tutacagiz, bu yukumlulugu nasil infaz edecegiz?" sorularini gormezden gelmesi. Benzer sekilde ozgurlukcu arkadasin "vergi hirsizliktir" demesi, milisin, polisin, mahkemelerin masraflarini goz ardi etmesi ile mumkun oluyor.

    Batı Medeniyeti idealine inanan insanlarin sık yaptigi bir hata, o idealin özünü özgürlük(çülük) zannetmek. Batının medeniyet stratejisi 'dağıtık akran egemenliği' (sovereignty of peers, ya da aristocratic egalitarianism, ya da federated warriors, ya da distributed dictatorship of peers). Kısaca, akranlarin birbirlerine savas durumunda yardim etme ve kamusal mulkun (commons) polisligini yapma sozu vermesi (saldirilara karsi sigortalama + gerektiginde şerif/jüri/savcı görevi yapma sozu yani); karşılıklılık ilkesini çiğnemedikleri surece, soz konusu sigortalama sozunu verip, o sozu tutabilen (yani savas durumunda asker kusandiran, onlari komuta eden, yeri geldiginde kamuya ve mala zarar verenleri cezalandirmanin masrafini karsilayan, akranlarin yargıçlığını yargılayan, kamu savcılığı yapan) herkesin akran kabul edilmesi.

    Dogrucu ifadenin (truthful testimony) kutsiyeti, yuksek guvene dayali normlar ve kultur (Fukuyama'nin 'high trust'ı), dogrucu ifade verme teknolojileri (Yunan: Aristo'nun mantık icadi, rasyonalizm, diyalektik felsefenin baslangici, Roma: Natural Law'un temelleri, stoacilarin katkilari, Anglo-Sakson: Common Law geleneginin Francis Bacon ile empirisizmi uretmesi, William of Occam'in tutumlu ifadeyi icat etmesi (parsimony), Turing: hesaplanabilirlik ve decidability, Germanik & Aşkenaz: Popper'in yanlışlanabilirliği icat etmesi, Wittgenstein'ın dilin doğası hakkındaki feraseti, Brouwer, Poincare, Bridgman, Mises'in kendi alanlarinda operasyonalizmi sezmesi), hep dağıtık akran egemenliği evrimsel stratejisinin sonucları.

    Dağıtık akran egemenliği de, dağıtık (decentralized) sulamanin (irrigation) Avrupa'da mumkun olmasi, merkezi organizasyona ırmak vadisi medeniyetleri kadar ihtiyac duyulmamasi; az sayıda savasci ile kalabalik ordulara karsi savunmanin 'yuksek guven', 'dogrucu ifade', ve yuksek irade (high agency) gerektirmesi; at, bronz, ve at arabasi (chariot) ile sayıca az ordulara uygun, çeviklik uzerine kurulu savas taktiklerinin mumkun olmasının sonucu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok iyi anlatmışsın. Bilhassa son paragraf herşeyin sebebini izah ediyor zaten. İbn-i Haldun'un söylemiş olduğu gibi "Coğrafya kaderdir!", ki ondan çok daha evvel Aristo da medeniyetlerin gelişiminde en etkili faktörün coğrafya olduğunu anlatır.

      Sil
    2. Laedri,

      Ne demek istediğiniz elbette anlaşılıyor. Fakat İbn Haldun'un "coğrafya kaderdir" sözü için bir kaynak gösterebilirseniz inanın çok makbule geçecek. Bu sözü nerede sarf etmiş ya da nerede yazmış?

      Selamlar...

      Sil
  5. Ozgurluk ise, egemen akranlarin, egemenligin masrafini karsilama durumunda olmayan (irade yetersizliginden, akıl yetmezliğinden, fakirlikten, egitimsizlikten ya da tercihen olabilir) 'vatandaslara' bahşettikleri hareket ve davranış alanıdır. Mesela bir bölgenin lordu veya lordları, ekonomik aktiviteyi coğaltıp topladigi vergiyi artirmak istiyorsa, tebaasına normalde akranlara mahsus olan haklardan verebilir: şirket kurma (corporate charter), serbest ticaret, geniş ozel mulk haklari, ve hatta silah tasima hakki vs. Bu gurubun tarihsel isimleri: burgher, freeman. Zanaatciler, burjuva vb yani. Yuksek irade (agency) sahibi oldugunu kanitlayan, ve egemenligin masrafini odeyebilecegini gosterenlerin akranlığa kabul edilmesi, dağıtık egemenligin masrafini daha karsilanabilir hale getirdiginden arzulanan bir durum.

    Ozgurlugun bir altı da, duskunler, vasiye ihtiyac duyan cocuklar, fakirler, evsizler, sakatlar, kendine bakamayacak durumda olan yaşlılara egemenin ve ozgur vatandaslarin sagladigi destek, vesayet. Egemenin özgür vatandaslara bedelini odemedikleri halde ozgurluk bahsetmesi gibi, destek ve vesayet de duskunlere bedelsiz bahşedilir.

    Böyle bakınca özgürlük-guvenlik tartismasi distraksiyon. Ana konu egemenlik ve gücün sibernetik tesekkülü.

    Yaş-ozgurluk iliskisi de soyle: genc erkeklerin (15-40 yas arasi diyelim) serveti az oldugundan riski daha cok severler, firsat yaratmak isterler. Maksimum ozgurluk bu gurubun cikarina olacaktir (ozgurluk = firsat). Yaslanip torun sahibi olmaya baslayinca, kapital biriktirmis olmanin verdigi, ve icinde bulundugu politik birime (polity) yaptığı (hem genetik, hem normatif, hem ekonomik) yuksek yatirimi korumak, kapitalin (hem genetik, hem politik, hem ekonomik, hem kulturel) uzun vade degerini dusunmeyi gerektirir. Aile babasinin vade teveccuhu (time preference) en uzun ufka bakar. "Benim torunum kimle evlenecek? Hangi genetik havuzla birlesiyoruz? Torunlarimin cocuklarinin zekasi yuksek olacak mi, fizikleri duzgun olacak mi, genetik hastaligi olacak mi? Genlerimizin basarili olmasini saglayan kulturel degerlerimizi koruyabilecek miyiz? Torunlarimin miras alacagi mulkun degeri yukseliyor mu, yoksa çarçur mu ediliyor?" gibi sorulari sorar. Kizlarinin ve ogullarinin hafif meşrep olmasını engelleyen kulturel normlari korumayi tercih etmesinin sebebi, hafif meşrepliğin aile kurumuna verdigi muazzam zarari bilimsel veri ile görmesinden ileri gelir (özellikle kadınlarda https://ifstudies.org/blog/counterintuitive-trends-in-the-link-between-premarital-sex-and-marital-stability/ ). Aile kurumuna verilen zarar karsiliginda elde edilen "ozgurlugun" ana kapitalden yedigini bilir. Kisaca kendine guveni olmadigindan degil, vade teveccuhu uzun oldugundan daha soguk kanli ozgurluk-guven analizi yapar. (Ha, eli ayagi tutmaz hale gelince teveccuhu tekrar degisebilir.)

    Kadinlarin (Ahah, tamam tamam butun kadınlar değil, distribusyondan bahsediyoruz hemen atlama! Hızlı soru: bu blogun okuyucularının yüzde kaçı kadındır? %10’u geçmeyeceğine 100 dolarına bahse girerim: konuyla alakası az sonra), iradesi daha dusuk erkeklerin (low agency), duskunlerin, cocuklarin, vesayete ihtiyac duyanlarin vade teveccuhu dogal olarak kisa olacaktir. Yatirimin yok; acil tuketime ihtiyac duyuyorsun; kadinsan cocugunun acil tuketimini gidermek istiyorsun; evrim seni cocugunla empati yapman icin, cocuk yetistirmenin manyak yuksek enerji ve zaman masrafini karsalamayi irrasyonel bir sekilde tercih etmen icin yontmus; vade ufkun gun, hafta, en fazla bir iki aylık; evrim, varlik, medeniyet uzerine dusunerek dirsek curutmek yerine, diğer insanlarla olan iliskilerin uzerine konuşmayı tercih ediyorsun (dedikodu) diyelim. O zaman doğal olarak kulturel, evrimsel, genetik, normatif, politik, ekonomik mirasin uzun ve orta vadedeki degeri cok umurunda olmaz. Subvansiyonu ozgurluge tercih eder, liberteryen politikalar yerine, sosyalist politikalari desteklersin. (Kadinlar oy kullanmaya basladigindan beri ozgurlukler neden bu kadar azaldi sandin?)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Frank,

      Tespitleriniz -ister özgün olsunlar, ister devşirilmiş- çoğu zaman şahane. İlham verici ya da ikna edici olmadıkları zaman bile şimşek çakması gibi zeka parıltılarını görmek çok keyif verici. (Bu açıdan tarzınız Sevan Bey'inkine epeyce benziyor) Hiçbir şey için olmasa bile bunun için teşekkürler.

      Ne var ki, her zaman olmasa da genelde, analiz ve sentez yapmak için 'serbest çağrışım'ı tercih ediyorsunuz gibi görünüyor. (Bunun bilinçli olması şart değil.) İmrenilecek kadar fazla olduğu görülen malumat birikiminiz de eklenince, serbest çağrışım kopuk uçurtma gibi oradan oraya uçuyor, deli dana gibi koştukça koşuyor. Koşar-adımlarla kısa zamanda büyük mesafeler katediyorsunuz, fakat temel sâiki gezip gördüğü yerlerin sadece fotoğraflarını çekip bunları bir an önce başkalarına göstermek olan turistler gibi, nüans ve ayrıntılardan ödün veriyorsunuz.

      'Freedom', 'liberty', 'independence' (bunları sırasıyla özgürlük, serbestlik, bağımsızlık terimleriyle karşılama eğilimindeyim) gibi terimleri kullanırken (metinde 'bağımsızlık'ı kullanmamışsınız, ama bence bazı yerlerde kastetmişsiniz) birinden diğerine -belki de farkında olmadan- hızla ve hesapsızca geçiyor görünüyorsunuz. Bu, anlatıma akıcılık kazandırıyor ve düşünce seyrinizi hızlandırıyor olabilir; fakat bunları ancak anlamda muğlaklık pahasına yapabilir. Bu terimler elbette anlamca akraba ve birbirine geçişli olmakla birlikte, birinden diğerine geçiş yaparken her geçişin hesabının verilmesi gerekir diye düşünüyorum. Yok, eğer bu terimleri tümüyle aynı anlamda kullandığınızı savunuyorsanız (ki hiç sanmıyorum), başınız epeyce büyük bir belada demektir.

      "Sen kimsin lan, lavuk?" demez de bu eleştirim üzerinden yazdıklarınızı bir daha okuma zahmetine katlanırsanız, ne demek istediğim size belki daha açık görünecektir. (Haksızsam hiçbir şey kaybetmiş olmazsınız. Fakat haklıysam, belki 100$ değil ama başka pek çok şey kazanabilirsiniz =))

      Ha, unutmadan: Adorno'nun 'Sahicilik Jargonu'nu şiddetle öneririm.

      Selamlar...

      Sil
    2. Frank,

      Oncelikle, verdigin ifstudies arastirmasina dikkatlice bakarsan, evlilik oncesi cinsel iliski sayisi bakimindan bosanma yuzdesi, sadece iki iliski yasayan kadinlarda 3-9 arasi kadinlara gore daha fazla. Sana gore "hafif mesrep"ligin sayisal bir ifadesi var mi bilmiyorum ama bosanma ile arasinda sadece dogrusal bir iliski yok.

      Bunun yaninda, yine calismada gorecegin uzere evlenmeden once 10+ iliski yasayan kadin sayisinda son 10-20 yilda cok hizli bir artis var. Evet bosanma yuzdeleri de artiyor ancak calismanin kendisinde bile bu iki olgunun birbirlerini dogrudan etkiliyor olmayabilecegi, ucuncu bir faktorun bu iki olguya ayni anda neden olabilecegi belirtilmis.

      Yani, senin Avrupa'da uzun feodalite yillarina takili kalmis bakis acinin postmodern zamanlarda hala ise yarar olduguna dair en ufak bir gosterge yok. Ama bilimsel kisvesinde yaptigin carpitmalarla ahkam kesmene engel olan bir sey de yok. Yasasin liberteryenlik!

      Sil
    3. Frank,

      Oncelikle, verdigin ifstudies arastirmasina dikkatlice bakarsan, evlilik oncesi cinsel iliski sayisi bakimindan bosanma yuzdesi, sadece iki iliski yasayan kadinlarda 3-9 arasi kadinlara gore daha fazla. Sana gore "hafif mesrep"ligin sayisal bir ifadesi var mi bilmiyorum ama bosanma ile arasinda sadece dogrusal bir iliski yok.

      Bunun yaninda, yine calismada gorecegin uzere evlenmeden once 10+ iliski yasayan kadin sayisinda son 10-20 yilda cok hizli bir artis var. Evet bosanma yuzdeleri de artiyor ancak calismanin kendisinde bile bu iki olgunun birbirlerini dogrudan etkiliyor olmayabilecegi, ucuncu bir faktorun bu iki olguya ayni anda neden olabilecegi belirtilmis.

      Yani, senin Avrupa'da uzun feodalite yillarina takili kalmis bakis acinin postmodern zamanlarda hala ise yarar olduguna dair en ufak bir gosterge yok. Ama bilimsel kisvesinde yaptigin carpitmalarla ahkam kesmene engel olan bir sey de yok. Yasasin liberteryenlik!

      Sil
    4. Utkan,

      Yorumlari beğendiğine sevindim. Yazdiklarim noosferik (noosphere) kara delikte kaybolmuyor demek ki.

      Yazdiklarim serbest cagrisim gibi gorunuyor olabilir, ama, arada bazi tanjantlara dalmakla beraber, belli bir ana anlatıyı takip ediyorlar. Arguman kurarken de kullandigim kelimeleri operayonel kurgulamaya dikkat ediyorum. Ne demek? Ifadem, kullanim kilavuzu gibi bir dizi yonerge/talimata indirgenemiyorsa, bozuk demek. Program kodu yazar gibi, arguman talimat listesine derleniyor (compile) mu diye kontrol etmek demek. Normalde argumanlari ingilizce kurguladigim ve belirli inglizce corpus'tan kullandigim icin, terimler karismasin diye yanlarina parantez icinde ingilizce versiyonlarini koyuyorum. Bilinen bir arguman kullaniyorsam, direk argumanin adini anıyorum. Tam olarak anlayabilmek icin tam corpus'u okumak lazim belki (program kodunu anlayabilmek icin kullanilan kutuphaneleri (dependencies) anlamak gerektigi gibi). Genel olarak her 'dil' icin gecerli bir sorun bu tabii. Mesela bir cebirsel topoloji makalesi okusan, makalenin, bastan asagi anlamayacagin, ya da uzerine yan anlam yuklenmis terim ve fiillerle dolu oldugunu goreceksin. Terimler bos jargon demek degil bu: o terimleri ve fiillerin kullanilisini 'belirleryen' bir gecmis makaleler corpusu var demek. Tabii her terim %100 belgin (precise) ve formalize edilmis olmayabilir (gozden kacmis). Maxwell'in denklemlerinden e=mc^2'yi bir iki multivariate calculus transformasyonu kullanarak cikarabilmeleri lazimdi ama 'zaman' kavramini operasyonel dusunmedikleri icin, 40 yil, Einstein'a kadar kimse farkina varmadi bunun (Poincare e=mc^2'yi Einstein'dan once yazmasina ragmen ). Sonra Bridgman fizige operasyonalizmi getiriyor iste: kavramlari ölçüsel enstrumanlar ve onlar ile yaptigin operasyonlar uzerinden tanimliyorsun. Matematikte var mesela operasyonel karsiligi olmayan kavramlar (ZFC Set Theory, uncomputable numbers vb.). Bir matematik felsefesi olan Constructionism asagidan yukari kuramadigin kavramlari kullanmani yasakliyor mesela, bir nevi matematiksel operasyonalizm.

      Sovereignty (egemenlik), liberty (negative rights: freedom from x) (ozgurluk), subsidy (positive rights) (vesayet altinda subvansiyon) kavramlarini kesin operasyonel tanimlari cercevesinde kullaniyorum. (Yani sovereignty nedir? Hangi eylemler sonucu elde edilir, kime sovereign denir vb.) Bunun yaninda somut orneklerle netlestirmeye gayret ediyorum. Argumanlarda bir problem oldugunu dusunuyorsan (ki "kavramlarin kategorik tutarliliga" sahip degil diyorsun) goster, tartisalim.

      Adorno onerindeki ima Heidegger gibi muğlak kelime oyunlarına giriştiğim ise, haksız. 'Testimonialism' denen epistemolojiyi takip ettigim icin, basta da soyledigim gibi argumantatif ifadelerimi operasyonel bir dil ile kurmaya calisiyorum.

      https://en.wikipedia.org/wiki/Operational_definition

      Sil
    5. Bistro,

      Linki tek basina kanit olarak degil, daha ziyade merak edip bakmak isteyenler icin baslangic noktasi olarak koymustum.

      Evlilik oncesi seks (ozellikle evlenilen eş dışındaki partnerlerle) ve artan boşanma riski arasındaki iliski epeydir biliniyor ve aksini gosteren benim bildigim calisma yok.

      (Paik 2011)
      http://onlinelibrary.wiley.com/doi/10.1111/j.1741-3737.2010.00819.x/full
      Burada beleş versiyonu (Rusca yazilar korkutmasin, sci-hub guvenilir makale sitesi):
      http://sci-hub.cc/10.1111/j.1741-3737.2010.00819.x

      Paik diyor ki,
      “My results support the argument that observed linkages between adolescent sexual debut and marital disruption is one not of selectivity but of changes in beliefs and attitudes about marriage and relationships that result directly and indirectly from these experiences”

      Yani, selection bias, trendi aciklamaya yetmez, causal iliski var diyor.

      (Heaton 2002)
      http://journals.sagepub.com/doi/abs/10.1177/0192513X02023003004
      Beleş versiyon:
      http://sci-hub.cc/10.1177/0192513X02023003004

      (Kahn & London 1991)
      http://www.jstor.org/stable/352992?seq=1#page_scan_tab_contents
      Beleş versiyon:
      http://sci-hub.cc/10.2307/352992

      Kahn ve London’dan ilginc bir bulgu: bakireliğe göre kontrol ettiğinde, Katolikler, Protestanlar, ve dindar olmayanlar arasindaki boşanma oranı farkları yok oluyor.

      (Laumann et al. 1994) (Kitap. İçindekileri bir karıştır vaktin varsa )
      https://www.amazon.com/Social-Organization-Sexuality-Sexual-Practices/dp/0226470202/ref=sr_1_1?ie=UTF8&qid=1490782799&sr=8-1&keywords=the+social+organization+of+sexuality
      Beleş versiyon:
      http://libgen.io/search.php?req=Edward%20O.%20Laumann%20et%20al.&column=author

      (Teachman 2003)
      http://onlinelibrary.wiley.com/doi/10.1111/j.1741-3737.2003.00444.x/full
      Beleş versiyon:
      http://sci-hub.cc/10.1111/j.1741-3737.2003.00444.x

      Teachman’dan:
      “Women who cohabit prior to marriage or who have premarital sex have an increased likelihood of marital disruption […] The most salient finding from this analysis is that women whose intimate premarital relationships are limited to their husbands — either premarital sex alone or premarital cohabitation — do not experience an increased risk of divorce. It is only women who have more than one intimate premarital relationship who have an elevated risk of marital disruption. This effect is strongest for women who have multiple premarital co-residental unions. These findings are consistent with the notion that premarital sex and cohabitation have become part of the normal courtship pattern in the United States. They do not indicate selectivity on characteristics linked to the risk of divorce and do not provide couples with experiences that lessen the stability of marriage. [“cohabitation degil sıkıntının kaynağı” ve "selection bias açıklamaz etkiyi", diyor]”

      CDC’nin (Center for Disease Control) 10000 kadina yaptigi survey uzerine bir calisma:
      http://s3.amazonaws.com/thf_media/2003/pdf/Bookofcharts.pdf

      Okumak istemiyorsan, ozellikle yesil kolonlu grafiklere bak derim, epey carpicilar.

      Oteki makaleleri okumaya uşenirsen, hizlica bir ozetlerine ve sonuc kismlarina bak derim.

      Butun arastirmalarin anlastigi nokta:
      Evlilik oncesi, kocan haric, cinsel iliskin olduysa, bosanma riski cok ciddi artiyor. Ilk cinsel deneyim yasi dustukce, bosanma riski artiyor. Egitim seviyesi arttikca, bosanma riski dusuyor. SES (socio-economic status) ve egitim seviyesine gore kontrol ettiginde, ilk etki gozlenmeye devam ediyor.

      Sil
    6. Frank,

      Cevap için sahiden teşekkür ederim.

      Terimleri bir kullanma kılavuzu ya da yönerge uyarınca kullanmak bir yöntem elbette; gayet kullanışlı ve steril bir yöntem olduğu bile söylenebilir hatta. Hele matematik, geometri, fizik, vb. söz konusu olduğunda, bu kullanım bir sıhhat ölçütü bile sayılabilir. Dahası, bir kavramın tanım kümesini verdikten sonra ('tanım' denen şeyin bir işlevler toplamından ibaret olduğunu kabul etmeye gönüllü olmasam bile) bu tanım kümesini ifade etmek üzere hangi terimin kullanılacağının da gayet kişiye özel, yani bir ölçüde 'keyfî' olmasında da bir sakınca yok. Yani, özetle, ilgili terimle ne kast edildiği söylendikten sonra, o terime ister 'A' densin ister 'B'; farketmez.

      Konunun operasyonalizmin hangi bağlamda, hangi koşullar altında ve ne ölçüde makul ya da meşru sayılabileceği sorununa doğru dallanıp budaklanmasını önlemek adına, kişisel kanaatlerimi belirtmeyeceğim. Zira perspektiflerimizin farklı olduğunu tahmin ediyorum. Sadece, genelde yaşamın, özelde de sosyal dinamiklerin mekanik/matematik/operasyonel formülasyonlara indirgenmesinden tatmin olmadığımı belirtmekle yetineyim ve geçeyim.

      Kavramlarınızın kategorik tutarlılığa sahip olmadığını söylemedim, ima da etmedim. Sadece, "siz freedom=liberty=independency olduğunu mu düşünüyorsunuz?" diye sordum. 'Evet' demiş gibi görünüyorsunuz; ki bu durumda eleştirimi (bunda nasıl bir problem gördüğümü) daha fazla açıklayamayacağım/tarif edemeyeceğim.

      Özgürlük ile aynı şeyi anlamadığımız aşikar. Ben özgürlük deyince "freedom from x" gibi pasif, ya da en iyi ihtimalle re-aktif bir halden ziyade salt aktif bir hali anlıyorum -- yani "freedom from ..." kalıbı bende oksimoron gibi tınlıyor. Dolayısıyla özgürlüğü bahşedilen, lutfedilen bir eppek olarak da görmüyorum. Sizin tarifinizi (tanım demiyorum, çünkü tanım öncelikle bir şeyin ne olmadığını değil, ne olduğunu verir. Zira, 'bir şeyin ne olmadığı' tüketilemez. Yani tanım, doğası gereği pozitif olmalı, ya da başka deyişle tanımlanan şeyin active/actual karakterini vermeli) şimdilik kabul ediyorum: o halde özgürlük 'freedom from old age' mi? 'freedom from wealth/capital' mi? 'freedom from family/institutions/state' mi? 'freedom from morality/norms/value judgments' mı? ya da "freedom from indeterminate number of other things" mi? Bunların hepsi birden mi, yoksa duruma göre bazen biri bazen diğeri mi?

      Ben jargonun yazar tarafından bazen bilinçli olarak kullanılabilen bir düzenek olduğunu kabul etmekle birlikte, dilin kendi iç yapısından kaynaklanan ve kimi zaman farkında olmadan içine düşülen bir tuzak olarak da ortaya çıkabileceğine inanma eğilimindeyim.'Tanıdık olmayan her terimi jargon olarak görme/yaftalama/kullanma' gibi bir eğilimi de bir başkasına yakıştırırken, hiç değilse nezaket gereği, aceleci davranmazdım. Adorno'nun sahicilik jargonu ile (sadece) muğlak kelime oyunları yaratmayı kastedecek kadar sığ olduğuna karar verirken de acele etmemeyi tercih ederdim. Velhasıl, düşünürken genel olarak acele etmemeyi tercih ederim.

      Sil
  6. 1 Kasım seçimlerinde millet güvenlik kaygısıyla oy verdi. Sonuçta elimizde ne güvenlik var ne özgürlük.

    YanıtlaSil
  7. Admin,

    Yine bir yorumum spam'e takilmis (bir kac link vardi icinde ondan olsa gerek). Zahmet olmazsa yine cikarabilir misiniz?

    YanıtlaSil