30 Mart 2017 Perşembe

Özgürlük ve eşitlik

Özgürlük, doğru olanı arama yeteneğinin adıdır. Bu yetenekten yoksun olan insan “ahlaklı” sayılamaz.


“Özgürlük mü, eşitlik mi” diye sormuş bir arkadaş, klasik ikilemler faslından. Cevap yazmışım. Epey oluyor, Yenipazar Cezaevindeydim yanlış hatırlamıyorsam.

Her gerçek ahlak öğretisinin temel değeri özgürlüktür. Özgürlük, doğru olanı arama yeteneğinin adıdır. Bu yetenekten yoksun olan insan “ahlaklı” sayılamaz. Davranışı objektif olarak doğru bile olsa, bir doğruluk iradesinin eseri değildir. Otomattır. Birinin veya birilerinin kölesidir, ya da kontrol edemediği iştah ve içgüdülerinin oyuncağıdır.

Eşitlik daha zor bir kavram. İki ayrı ve zıt anlamda kullanılıyor. Birincisi, her insanın yukarıdaki anlamda ahlaki özne olma kapasitesine sahip bir mahluk olduğu – dolayısıyla eşya ya da hayvan, ya da mutlak anlamda “düşman” muamelesi görmemesi gerektiği fikridir. Bu anlamda eşitlik, moral otonomi kavramının vazgeçilmez unsurudur. Bu anlamda eşitlik olmadan özgürlük olmaz, ve tersi.

Öbür tarafta, her insanın eylemlerinden ve kazanımlarından bağımsız olarak eşit muamele görmesi gerektiği fikri var ki, insanın emeği ve çabası ve ahlaki sermayesi ne olursa olsun aynı değerde sayılması anlamına gelir. Ahlakdışı, hatta ahlak-karşıtı bir öğretidir. Emeği ve erdemi hiçe sayan, tembelliği ve aptallığı ödüllendiren bir bakış açısıdır. 20. yy dünyasının yüreğindeki kangrendir, mücadele edilmelidir.

İki eşitlik teorisinden ilki liberalizmin, ikincisi sosyalizmin ana fikri sayılabilir. Makul bir insan hangisini seçer, benim tereddüdüm yok.

5 yorum:

  1. Ayni ahlaki sermayeye sahip, ayni emegi ve cabayi gosteren ancak ayni katma degeri uretemeyen insanlar arasindaki esitlik fikrine ne derdiniz, merak ettim.

    YanıtlaSil
  2. İttihatçılar 1908'de II. Meşrutiyet'i ilan ettikleri zaman sloganları 1789 Fransız İhtilali'iyle aynı olarak hürriyet, müsavat, uhuvvet(özgürlük, eşitlik, kardeşlik) olarak belirlenmişti. O devrin İslamcılarıysa buna tepki göstererek, "İslam'da Müsavat olmaz, ancak Adalet olur, bunların gavur menşeli olduğu sözlerinden belli" diyorlardı.

    YanıtlaSil
  3. ozgurlugun tanimina katilmiyorum, peter weir in truman filminden uyanmamis birisi ozgur olabilir mi. ozgurluk verilen bir hak midir yoksa ulasilan bir mertebe midir. son olarak modern kultur insanin asil yasayan ve gudulerini belirleyen ruhunun asil programi olan ozerklik ve olgunlasma onunde engeldir. yani eger basta anne olmak uzere aileden avantajli degilseniz egitimle, gorguyle vs gercek anlamda ozerk yani secimlerinizde ozgur olamazsiniz. kulturun agzi laf yapan robotu olabilirsiniz en fazla.
    esitligin insan dogasina aykiri ancak yardimlasmanin uygun oldugunu dusunuyorum. bahsettigim fikren ozgurluk mertebesine ulasmis insanlar fabrika ayarlarinda bulunan turunu koruma ve devam ettirme gudulerine kavusacaklarindan yardimlasacak ancak isbirligi guduleri ile imkani olanlardan da katilim bekleyeceklerdir. asil mesele insan toplumunun sayisinin insanin sosyal melekelerini asan miktarda olmasi ve boylece toplumsal tercihlerini somut degil soyut zemine dayanarak belirlemesidir. fasizmin temeli bu kollektif fantazi dunyasina dayanir. ayrica toplumlarin kollektif aptalliklari ezoterik orgutlenmeleri dogurur ki ustakilin gundemi ve hedefleri topluma kader olarak yutturabilecegi sekilde tasarlanmis kendi ajandasidir.
    not: gece vakti calakalem oldu konu dagildi kusura bakmayiniz.

    YanıtlaSil

  4. Sosyalizmde ''...her insanın eylemlerinden ve kazanımlarından bağımsız olarak eşit muamele görmesi gerektiği fikri'' yok ki! Hangi kitap yazıyor bunu? Aksine, Marks'ın öğretisi her insanın eşit muamele göremeyeceğini, böyle bir fikrin ütopyacı görüş olacağını, ama ütopyacı değil bilimsel bakmak gerektiğini, insanların eşitlenmesinin ancak üretici güçler insan emeğini ve niteliğini üretim sürecinde önemsizleştirecek denli gelişirse söz konusu olabileceğini öğretir. Sosyalizmde, 'herkese emeğine göre' verilir. Az emek verene az, çok emek verene çok verilir. Nitelikli emek ile niteliksiz emek bir tutulmaz. Karşı çıkılan şey, emek farklarının görülmesi değildir. Tam aksine, sadece emek farkının belirleyici olması gerektiği savunulur. Liberalizm de bu yönden eleştirilir. Çünkü liberaller, emek farkından da fazla mülk sahipliğini belirleyici sayarlar.

    Nişanyan, kendi aklındaki karikatürü eleştiriyor. İşin en kötü yanı da tüm bu anlattıklarımı görmezden gelip bildiğini okumaya devam edecek olması.

    Sosyalizmde ''...insanın emeği ve çabası ve ahlaki sermayesi ne olursa olsun aynı değerde sayılması'' şeklinde bir tavır yoktur. Emek, çaba (ki emekle aynı şeydir), 'ahlaki sermaye' farkı oldukça insanlar arasındaki değer farkı da olacaktır elbette. Katille masumu, tecavüzcüyle kurbanını eşit sayacak halimiz yok.

    Sosyalizmin itirazı emek, çaba ve ahlaki sermayeye liberalizmin yaklaşımınadır. İnsanların emekleri, çabaları ve ahlaki sermayelerini görmezden gelen, bunların yerine parasal sermayeyi koyan, babadan kalan mirasa konup bu niteliklere sahip insanların patronu olan insanları savunan liberalizmdir. İnsanın emeğini, çabasını, ahlakını, entelektüel kapasitesini değil evvela mülk sahibi olmasını ödüllendiren liberalizmdir. Mülke sahip bir hödüğün nice nitelikli insanın sırtından geçinmesinin bir 'hak' olduğunu savunan liberalizmdir.

    Benim emeğimin, çabamın, ahlaki sermayemin ürününden patron neden aslan payını alsın? Burada ahlak veya mantık var mı? Liberalizm der ki var, sosyalizm der ki yok.

    ''Makul bir insan hangisini seçer'' sayın Nişanyan?

    YanıtlaSil
  5. kohlberg ahlakın temelinin adalet olduğunu söylüyor ve bence de adalet, özgürlük gibi muğlak bir kavramdan daha sağlam bir temel.

    YanıtlaSil