15 Mart 2017 Çarşamba

Gençlere nasihat

“Rahatsız etmek” dediğin şey, tecavüze uğrarken çıkardığım seslerdir. 58 senedir durmadan iki Mustafaların ve onların gübreleyip beslediği kör cehalet ortamının tecavüzüne uğruyorum. Daha hala alışabilmiş değilim.


Yirmili yaşlarının eşiğinde duran bir arkadaş yazmış. Hayata ilişkin umutsuzluğundan dem vurup benim böyle “başına buyruk” olmayı nasıl başardığımı sormuş. “İnsanları rahatsız etmekten” korkmayışımı övmüş. Köyde yaşamak seni bağımsız kılıyor ama ben onu göze alamam diye devam etmiş. Cevap yazmışım, tam üç yıl önce, Şakran cezaevinden.

“İnsanları rahatsız etmeyi” sevmiyorum, hayır, kesinlikle yok öyle şey. Aksine bir hayli utangaç ve çoğu zaman kibar biri olduğumu sanıyorum. “Rahatsız etmek” dediğin şey, tecavüze uğrarken çıkardığım seslerdir. 58 senedir durmadan iki Mustafaların ve onların gübreleyip beslediği kör cehalet ortamının tecavüzüne uğruyorum. Daha hala alışabilmiş değilim. Bana iğrenç ve insanlık dışı geliyor. Belki tecavüzcülere değil de, kendileri de sürekli tecavüze uğradıkları halde pek ses çıkarmayan ya da alışmış görünenlere ulaşmaya çalışıyorum. İnsanları aydınlatmak gibi bir misyonum olduğunu sanmıyorum. Olsa olsa kendime üç beş kader ortağı arıyorumdur.

Kökü dışarıda eğitim almışlığımın bir etkisi vardır mutlaka. Robert C + Amerikadaki üniversitelerimde bize fikirlerimizi derli toplu, net ve belirgin şekilde ifade etmeyi öğrettiler. Yerli ve milli klişelerin ardında kendimi görünmez kılma sanatını o gün bu gün kıvıramıyorum. Türkiye’den gidip o eğitimi alan (yani ciddi bir okulda iş idaresi ve mühendislik dışında bir şeyler okuyan) üç beş bin kişi var. Onların da yüzde doksandan fazlası yurt dışında kaldılar. Salak mısın, sen neden döndün dersen vallahi bilmiyorum derim.

Köye yerleşmemin amacı insanlardan soyutlanmak değildi, hayır. Şirince’ye geldiğim ilk günlerden beri aşırı olmasa da oldukça yoğun sosyal hayatım oldu. Sonraki dönemde gerek otel gerek Matematik Köyü münasebetiyle, hem fikir pırtlatıcısı sıfatıyla ortalığa dökülmem nedeniyle, binlerce insan ağırlar olduk. Bundan şikâyetçi değilim. İnsan ilişkilerini seviyorum. Ama iki şartla.

1) Gol atabileceğin sahalarda oynayacaksın. Gençken o kadar kolay değildir, acemisin, korkarsın. Ama akıllı olursan gol atabileceğin sahaları zamanla bulursun, oyunu öğrenirsin, becerine göre ufak ya da büyük sahalarda zevkle top koşturursun.

2) Kaçacak yerin olacak. Oynadığın oyuna mecbur olmayacaksın. Sıkılınca kapanacağın bir evin, sığınacağın bir köyün, herkesin bilmediği ikinci ve üçüncü hayatların olacak. Emniyet supabıdır. Maçta sakatlık geçirince dinlenip iyileşmen için lazımdır.

Normal kariyerin ne olursa olsun, yanı sıra, ne bileyim, mesela çiftçilik yap, nalbur dükkânı aç, tropik hastalıklara çalış. Göreceksin ki normal kariyerin de daha zevkli + heyecanlı gelmeye başlar.

4 yorum:

  1. Müslüman bir ailede doğmuş, evinde Atatürk resmi olan bir Türkün öyle farklı akılları keşfetmesi kolay olmuyor. Senin insanları aydınlatmak gibi bir misyonun olmasa bile çıkardığın sesler azcık kafası çalışan insanların da aklını açıyordur muhakkak ki. Kafası açıklık bakımından da öndesin sonuçta. Kültür ve bilgi birikiminden ziyade doğru ve yanlış ayrımı bakımından da. Bir Türkün, memleketi Türkiye olan bir Ermeni ile empati kurması da çok kolay değil. Memleketlerimiz aynı fakat tecrübelerimiz çok farklı. Bir 5,6 sene önce tecavüz gözüme bu kadar çarpmıyordu. (Çevreye değil, kendine odaklandığından görmüyorsun) Şimdi ise; sendeki insanları rahatsız etmek bir yana, bir derecede kimliğinden soyutlanıp insanlara tepeden bakarak yaptığın yorumlar senin ne kadar erdemli birisi olduğunu gösteriyor. (Bazılarına sanki yazdığın şeylerin birçoğunu etniğinden dolayı, bok atmak için yazıyormuşsun gibi geliyor fakat değil.)

    Şu da var; Emekçiyan’ın resmini profil fotoğrafı yapan Ermenilerle veya çok daha düşük seviyede etnik kimliğini kendisinden daha öne çıkaranlarla, bir şekilde, akılcılık ortak noktasında beraber fikir yürütmek zor ve ne yazık ki; internet ortamında hiç karşılaşamadım. Fakat en çağdaş bir çevrede yaşamak isteyen ve doğru yanlış ayrımı modernleşmiş her insan gibi, geçmişte mağduru olmasam bile, bir süredir bu tecavüz ve cehaletin veya dar aklın neden olduğu diğer durumlar gözüme çarpıyor, beni de rahatsız ediyor ve mağduriyet yaratıyor.

    YanıtlaSil
  2. Geçmişte mağdur oldumuzu bilmiyorduk. Muhafazakarlaştırılarak kendimi de mağdur edilmiş saymak en doğrusu sanırım, sonuçta 20'li yaşlarımın başında, yabancı akranlarımın aklı açıkken ben muhafazakar akılla dolaştım.

    YanıtlaSil
  3. Sizin bu hakikati arayan farklı tarafınız ve bilgeliğiniz takdire şayan.Şirince'de yaptıklarınız,bu ülkenin bilimine,gençlerine ve diline yaptıklarınız,sunduğunuz katkılar...
    Karşılığı bu mu olmalıydı demeden edemiyor insan sizin bir karşılık beklemediğinizi bildiği halde.


    YanıtlaSil
  4. Sevan Hocam, sizin bu sesleriniz, bizim de başımıza gelenin farkına varmamızı sağlıyor. Türkiye'de bugün inanılmaz bir "ezber üretimi" ve "endoktrinasyon" var. Eskiden bu, yalnızca okullarda idi. Daha doğrusu, okulda temeli atılıyordu, yazıyla-çiziyle işi olan kesim için matbuat yoluyla binası çıkılıyordu. Son 3-4 yılda ise görsel ve yazılı medyanın özellikle iktidardan yana olan kısmı, okulda verilenden bile daha kesif bir ideoloji ve ezber üretimi işine girmiş durumda. "Havuz medyası" diye tabir edilen iktidardan yana medya dışında kalanların önemli kısmı ise ciddi ölçüde öz-sansür uyguluyor.

    Dolayısıyla, sizin gibi meselelere (katılalım ya da katılmayalım) çok daha farklı açılardan bakan kişiler, bizim için bu fikir bataklığında nefes alabildiğimiz tek alan oldu...

    Kaleminize sağlık. Haksız mahkûmiyetinizin bir an önce bitmesi dileğiyle...

    YanıtlaSil