Friday, January 31, 2020

Macarlı hasbıhal

Uçakta yanıma bir Macar düştü. Subaymış, Avrupa Sınır Gücü tarafından Samos'a görevlendirilmiş.
Dünya ahvali konuştuk. Bu yıl Trianon Antlaşmasının yüzüncü yılıymış. Antlaşmanın mühleti dolacak, Avrupa'da sınırlar değişecekmiş. Kesin bilgi mi diye sordum. Kendisi bilmiyordu tabii, ama Macaristan'da öyle deniyormuş. İyi bari dedim, siz bize haber verin, 2023'te Lozan'ın yüzü dolunca ne olacağını bilelim.
Trianon Birinci Harpten sonra Macaristan'a dayatılan Sevr antlaşmasıdır. Topraklarının üçte ikisini, sanayilerinin yüzde yetmişini kaybettiler. Orduları tasfiye edildi. Üstüne de -- Türkiye'yi esirgedikleri -- dehşetli bir savaş tazminatına mahkum edildiler.
Meğer yüz yıldır Trianon bitecek, Macaristan yeniden doğacak hayalindeymişler. Sempatik adamdı, hak verdim. Macarlar en iyisine layıktır diyerek empati yaptım.
*
Mülteci sorununun çözümü olmayan dev bir problem olduğu konusunda mutabık kaldık. Düşün dedim, 1100 sene önce Macarlar aynen böyle gelmişti Avrupa’ya. Avrupalılar yıllarca uğraştılar, savaştılar, yendiler, ama kovmayı başaramadılar. Önce şaşırdı, sonra hak verdi. Hiç o açıdan düşünmemiş konuyu.
Önlenebilir mi bilmiyorum dedi. Asıl mesele başkaymış. Göçü örgütleyenler kim, nasıl yapıyorlar, ilişki ağları nedir, onu çözmeye çalışıyorlarmış.
Aklımdan geçti, Söke cezaevinde bir iki ay yatın hepsini öğrenirsiniz demek. Dilimi tuttum.
Ben oradayken Söke emniyet amirliği kadrosunun galiba tamamı tutuklanmıştı. Aralarından biri ötmüş, bütün teşkilat ortaya çıkmış. Öten arkadaşı önce bizim koğuşa verdiler. Öldürüleceğinden emindi, hepimizi potansiyel şişçi görüyordu. Sevan Abi’nin bulunduğu koğuşta yanlış olmaz diyerek teskin etmeye çalıştık ama nafile. İki gün sonra başka yere aldılar.
*
Macar milliyetçiliği öteden beri ilgimi çeken bir konu. Bir vakitler Budapeşte hakkında bir gezi rehberi yazmıştım, orada bizim malum zındıkvari üslupla bir iki dokandım, Allahtan fark etmediler de linç eden çıkmadı.
19. yüzyılda romantik milliyetçiliğin zirvelerini fethetmiş millettir Macarlar. 1848’de Avusturya egemenliğine karşı verdikleri Milli Mücadele, devrimciliğin, vatanseverliğin, terakki ve hürriyet ruhunun en soylu örneği olarak Avrupa solunun kalbine kazınmıştır.
Yıllarca uğraştılar, nihayet 1918’de hakları olan bağımsız vatana kavuştular. Lakin o süreçte ufak bir detayı gözden kaçırmışlardı. Bin yıllık Macaristan diyarında Macarlar egemen fakat azınlıktı. Macar toprak sahibinin arazisinde kiracı ve maraba olan Slovaklar, Hırvatlar, Romenler, Rutenler ile Macar kasabalarında dükkancılık yapan Almanlar, sayıca Macarların iki katına yakındı. Macarlar milliyetçilik sevdasına düşünce onlar da, haliyle, hani bize demeyi öğrendiler. Sonuç: Bir zamanlar Avrupa’nın en büyük ve zengin ülkelerinden biri olan Macaristan uyduruk bir Doğu Avrupa cumhuriyeti oldu; ikili monarşi altında bir süre Avrupa’nın kültür ve finans merkezi olmaya soyunan Budapeşte’den geriye, üç günlük paket turlarına satılan içi kof bir süslü cephe kaldı.
Elbette bu öyküde de vatan millet aşığı başka ülkeler için ibretler vardır. 

1880 yılına ait Macaristan etnik haritası

41 comments:

  1. Macarlar Altayik bi topluluk. Avrupa'ya göçerken îranî ve Türkî halklarla tamasi olmuş. Uluslaşma evresinde On-Ogur ve Xasar Türklerinin rolü olduğu biliniyor. Ungarn/Hungary isimlerinin On-Ogur isminden türediği biliniyor
    Fakat 7 temel aşiretlerinin ikisinin ismi Meder/Magyar ve Kürt-Gyarmat olmasi işi benim açimdan ilginç boyutlara taşiyor.
    Muhtemelen Kürt-Gyarmat ismi Kürd idi.
    Bi de Magyar ismi Medlerin sihirbazlikla uğraşan Magi kolu, ki Zerdüşt de Magi idi...
    Macarlarin bayraklari da îranî topluluklarinkîsin ayni renkler olmasi tesadüf değildir.

    Orda ne Türklük kaldi, ne Kürdlük kaldi. Fakat iki kavim Macarlari Avrupaya taşimakta yardimci oldular.

    Kimisine çok absürd gelebilir. Ama bi çok ip uçlari var bu konuda.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Macar göçünde gelenlerin en azından dillerini geniş yerel halk kitlelerine yayabilenleri Altay değil, Ural dili konuşuyordu, zira bugün Macarca dediğimiz dil bir Ural dilidir her ne kadar Türki dillerden de alınmış mühim miktarda kelime içinde barındırıyor olsa da.

      Ural dillerinin Altay dilleri ile akrabalığı olmadığı onlarca yıldır dilbilim dünyasında çok net bir şekilde kanıtlanmış bir gerçektir. Bugün zaten dilbilim dünyasındaki genel fikir sadece Ural-Altay değil, Altay dil ailesinin de var olmadığı (ama Ural dil ailesi genel kabul görüyor) ve Ural-Altay adı verilebilecek ve Yukagir dillerini de içine alan bir yakınlaşma bölgesi (convergence zone) olduğu yönündedir, yani bir zamanlar Ural-Altay dil ailesi içinde gösterilen Türki, Moğol, Tunguz, Ural, Kore, Japon ve Yukagir dil ailelerinin aralarındaki benzerliklerin bu dil ailelerinin ortak bir kökten gelmek yerine erken devirlerinde birbirlerine komşu ya da yakın coğrafyalarda konuşulmalarının verdiği etkileşimlerin bir sonucu olduğu düşünülüyor.

      Delete
    2. Sayın Onur; özellikle, erken ve geç Antik dönemler de, Batı Anadolu ya vede Yunanistan'a kitleler halinde göç eden Afro-Levantları da örnek gösterebiliriz. Modern demografiyi o dönemden başlayıp büyük ölçü de etkiledi vede şekillendirdi.

      Delete
    3. Macarlar ne Türk, ne Kürt, ne Uralic, ne de Iranictir. Macarlar basbayağı Avrupalıdır. Ağırlıklı olarak Cermenic ve Slavictirler genetik olarak. Çok çok az bir kısmı hakikî Uralic genler taşır (N haplogrubu, yalnızca %4 civârı), ancak büyük çoğunluk Indo-European'dır (R1a ve R1b).

      Ne bayrak renkleri, ne de konuşulan dil, bir topluluğun gerçek kökleri hakkında hiçbir bilgi vermez. Uygur bayrağı ile Türkiye bayrağı da %100 aynı, biri kırmızı biri mavi, bu bağlamda Anadolu Türkleri Uygurlarla soydaştır denebilir mi? Belki denebilir, ancak genetik açıdan bakarsak pek de akraba değiliz.

      Osetyalılar örneğin, Iranic bir dil konuşurlar ancak zinhar Iranic değildirler genetik olarak, büyük çoğunluğu native Kafkas genleri olan G haplogrubudur, hatta Çerkeslerden (Adıgeler) ve Gürcülerden bile çok daha native Kafkas genlerine sahiplerdir (%68). Yani dil (bayrak renkleri, dans, müzik etc.) köken hakkında hiçbir bilgi vermez, verdiği bilgi yüzde sıfırdır...

      Köken hakkında tek gerçek ve tek kesin bilgiyi genetik bilimi verir, hangi köken daha çok, karışma var mı, varsa ne kadar, kimlerle karışılmış etc.

      Örneğin biz Anadoluluların en eski atalarımız olan Hattilerin konuştuğu dil olan Hattice, ne bir Indo-European dil, ne Turkic dil, ne de Semitic dil, Urartuca ve Hurrice ile akraba bir dil ve bugün biliniyor ki yaşayan torunları Çeçence ve İnguşça ve bu dilin haplogrubu Anadolu-Kafkasyanın native ırkı olan J2 haplogrubu. J2 haplogrubu dünyada en çok Çeçenlerde (%89) ve İnguşlarda var (%98), bugün kendini Türk, Kürt, Ermeni, İranlı, Asuri, Rum olarak bilenlerin "hepsinde", evet "hepsinde" ilk sırada bulunan genlerdir J2, Azerilerde de birinci sırada. Yani aslında bu coğrafyanın en kadim ve köklü kültürü Anadolu-Kafkas (Batı Asya, West Asian) halkı J2'lerdir, ancak her birimiz ayrı bir dili benimsemişiz, bir tek Çeçen ve İnguşlar ata dilimizi korumuş, buraların native halkıyız.

      Hakiki Kürtler, Ermeniler ve Rumlar R1a ve R1b olmak zorundadır
      Hakiki Asuriler, Süryaniler J1 olmak zorundadır
      Hakiki Kartvelianlar G olmak zorundadır
      Hakiki Uralicler N olmak zorundadır
      Hakiki Turkicler Q olmak zorundadır etc.

      Gerisi lâf-ı güzaftır.

      Delete
    4. Dil aileleri konusu çok net bir konu değil. Bu alanda bir Indo-Europeancı, Arian ırkçısı lobi egemen, başka dillere geldi mi "convergence zone", kendi dillerine geldi mi "common roots" diyorlar, kerameti kendilerinden menkul "üstünlüklerini" kimseciklerle paylaşmak istemiyorlar.

      Çok değil 400 yıl önce "Bengalce ile İzlandaca çok uzaktan akraba diller" deseydiniz, size deli gözüyle bakarlardı, ancak araştırıldı ve görüldü ki hakikaten çok uzaktan akrabalar.

      Bugün, akraba değil denen dillerin de işte aynen böyle "hadi canım, olur mu öyle şey" diyeceğiniz şekilde akraba kökleri vardır. Yaklaşık 60.000 yıl önce Afrika'dan yola çıkan o 20-30 kişilik öncü grubun soyundandır Afrika dışındaki herkes, bir Arap ile Moğol da, Çinli ile Finli de. Görünümleri nasıl değişmişse, dilleri de o denli değişmiştir doğal olarak, ancak hepsinin dilinde, o ilk ata dildeki kimi kökler ve yapılar kalmıştır ve ortaktır.

      Yazılar uzun olunca yollanmıyor, örnekler vereceğim ikinci bölümü de ekleyeceğim.

      Delete
    5. Şu bağlantı adresini verdiğim videoya bakınız, 15. saniyeden sonra Afrikalı abimiz türlü "klik" sesleri çıkarıyor

      https://www.youtube.com/watch?v=lrK-XVCwGnI

      İşte o 60.000 yıl önceki ata dilde *kl- sesi (videodaki gibiydi ilk başta) "ağızdan ses çıkarmak" demekti, zaman içinde bu temel fikir üzerinden türlü anlamlar kazandı. Türlü dillerde hâl3a kalıntıları vardır

      Eski Türkçede kele- "söylemek" > keleçi "sözcü"

      Moğolca khel "dil" > khele- "konuşmak"

      Fince kieli = Estonca keel "dil"

      Arapça klm kökü "söylemek", bir diğer varyantı qaal "söylemek, demek"

      Bu ana kökteki sesleri tüm varyantlarıyla birlikte düşünmelisiniz. Bir de şunu unutmayın ki vocaller sadece birer "dolgu"dur, çok üstünde durmayın, ana kolonlar "consonant"lardır.

      *kl- ana kökünden, türlü dillerde (Nişanyan Sözlük'ten yararlanabilirsiniz) türlü sözcükler ve fiiller vardır > klakson'dan tutun, call'a, klarnet'ten yell'e dek.

      *kl- ana seslerinin varyantlarına bakalım

      k sesi > q'ya, gh'ya > g'ye buradan > gy'ye devamında y'ye > v ile w'ye dönebilir. Unutmayınız ki v, y, w sesleri yalnızca sözcük başında konsonanttır, sözcük içinde vocal kabul edilmelidirler. L sesi ise her zaman r'ye döner, Turkic dillerde ş'ye de dönebilir, z'ye de dönebilir vb.

      Örneğin Türkçedeki horoz sözcüğü < Farsça xorus'tan gelir, "bağıran" demektir, Kazakça ve Tatarcada da "öteç" derler. Farsçada, bu sözcükte *kl- ana kökünün > *xr- varyantını görürüz, burada "bağırmak" (ağızdan ses çıkarmak) anlamını kazanmış.

      İngilizce "yell" fiilinde de *kl- ana kökü > önce *gl- devamında > *yl- "bağırmak" olmuş.

      Yine İngilizce "howl" fiilinde ise *kl- ana kökünün > *hl- varyantını görürüz, halk ağızlarında da "hulumak" denir, dolguları görmezsek İngilizcede de, halk ağızlarında da ana varyant *hl- "ulumak" (ağızdan ses çıkarmak) temellidir.

      İngilizce "wolf" ile Türkçe "kurt" bile birebir aynı sözcüktür. Sondaki, arkaik -f ve -t gibi eklere takılmayın, ana köklere bakın, biri *wol-, diğeri *kur-, dolguları atarsak, biri > *wl- diğeri *kr- bu iki varyant da < *kl- ana köküne dayanır. Neredeyse tüm dillerde "kurt" > "uluyan" (ağzından ses çıkaran) demektir.

      Kürtçe "gur" ve Farsça "gurg" sözcüklerinin Türkçe "kurt" ile akrabalığını görmek zaten kolay, ancak İngilizce "wolf", arkaik Latince *klupus > lupus, Rusca "volk", Litvanyaca "vilkas", Macarca "farkas", Ermenice "gayl" (y aradadır, burada vocal yani dolgudur, kökü < *gl-) gibi örneklere dikkatli bakmak gerek, hepsi aynı kökten gelir, dolguları atıp varyantları düşünün, tümü < *kl- köküne dayanır.

      Üstün ırkçı Arian abiler Moğolla, Arapla, Türkle, Macarla akraba çıkmak istemediğinden şimdilik direniyorlar, ancak mumları yatsıda sönecek.

      Delete
    6. Hocam o anlamıyla bakacak olursak herkes birbiriyle akraba zaten. Dil aileleri inşa etmenin de bir anlamı yok gibi bi mana çıkıyor. Türkçe'nin de mesela Swahiliceyle akrabalığı kurulamaz mı? Ne manası var o zaman Ural-Altay dil ailesi olmuş ya da Ural Altay ayrı ayrı olmuş bütün diller bir zaten. Hint-avrupa da yok çin de tibet de.

      Kaldı ki üstün ırkçı Arian abiler neden Bengalliyle ya da Pakistanlıyla aynı kökten gelmek istesinler ki süt beyazı Macarlar ve Finliler dururken? Başka bir soru; Ural ve Altay dillerini ayırmanın Hint-Avrupalıların üstünlüğüyle nasıl bir bağı var? Yani bu ayrıştırmayı hangi ırkçı tezlerle kurguluyor bu abiler? Velev ki bu konularda yanlış bilimsel metodlar izleniyor, hatalı kurgular yapılıyor olsun (bilim tarihinde defalarca ve defalarca yapıldığı gibi) bu koca bir camiayı toptan Neo-Nazi ilan etmemiz için yeterli midir?

      Delete
    7. Türkçe "kurt" sözcüğünün tabusal sebeplerle "börü" kelimesinin yerini aldığı düşünülüyor. Macarca "farkas" da aslında "kuyruklu" gibi bir manaya geliyor, Oğuzcadaki olayla benzer sebeplerden. Yani verdiğiniz (en azından) bu iki örnek geçersiz.

      Delete
    8. Yukarıda "Nemeç" rumuzlu arkadaş doğru yazmış, ben de tam onu belirtecektim. Türkçede ilgili hayvanın asıl adı "börü" ve "kaşgar"dır (ya da kasgır), "kurt" ilgili hayvanın adı tabu olduğu için anılmasından kaçınmak için kullanılan bir sözcüktür, "kurt" aslında "solucan, worm" demek. Buna benzer bir durum Hakaslarda da var, Hakas kültüründe de "ayı" tabu hayvandır, asıl Hakasçası "azıx"tır, ancak azıx dememek için "aba" derler, artık bu sözcük oturmuş. Hatta Hakasya'nın başkentinin adı bile Abakan'dır (Ayı Han).

      Eski Türkçedeki ikincil /d/ sesi, çoğu Türk dilinde /y/ olmuştur, ancak yanızca Hakasçaya özgü /z/ olmuştur. Eski Türkçe "adak" > Oğuz, Karluk, Kıpçak dillerinde "ayak", Hakasça "azax" örneğindeki gibi, Eski Türkçe "adıg" > Oğuz, Karluk, Kıpçak dillerinde önce "ayıg" > sonra "ayı, ayu", Hakasça "azıx".

      Bu arada Ruslarda da "ayı" tabu hayvandır, bu nedenle adı anılmasın diye eski özgün adı unutulmuş, kullanılmıyor. Bu nedenle Rusçada ayı'ya "medved" (bal-yiyen) derler.

      Delete
  2. "Elbette bu öyküde de vatan millet aşığı başka ülkeler için ibretler vardır."
    Hocam sen de çok iyi biliyorsun ki Tengri onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir, artık onlar için yapçak birşey yoktur

    ReplyDelete
  3. Hocam şu İlyas'ın Hızır(Hıdır) olduğu biliniyor zaten Hıdırellez, Newruz hep yeşillikle ilgili üstelik Buhari bir hadisinde bu ismin oturduğu yerden kalktığında orasının yeşil olmasından ileri geldiğini söylüyor. Persephone ve Demeter ilişkisinde olduğuna benzer hatta aynı bir hikaye Ianna ve Dumuzi hakkında da söyleniyor. Dumuzi bilindiği üzere bir domuz tarafından öldürülüyor ve bunun için olmalı ki Türkoloğun biri domuz kelimesinin Dumuzi'den geldiğini söylüyor. Ben de hınzır kelimesinin Hızır'dan geldiğine yönelik bir fikir uyandı. Sözlüğünüze baktım Akadca'da xuziru diye geçiyor. Sizce fantastik mi bu bağlantı?

    ReplyDelete
    Replies
    1. Baharın gelişi tüm eski kültürlerde kutlanırdı, tüm pagan inanışlarda vardır. Britanya'da "Green Man", Arap kültüründe "Hızır" (Arapça "yeşil" demek zaten), eski Mısır'da "Osiris" vb. Hatta eski Mısır hiyerogliflerine bakın, Osiris hep yeşil renktedir (evergreen "çam" bağlantısını da kurmak kolay).

      İlgili coğrafyada dört mevsim yeşil kalan hangi ağaç ise o ağaç kutsaldır bu nedenle, Avrupa'da "çam", Ortadoğu'da "sedir", Orta Asya'da "kayın" vb.

      Dumu-Zi, Sümerce "Bizim-Oğul" demek, yani "Oğlumuz", bu arkadaş bin yıllar sonra karşımıza "Baba, Oğul, Kutsal Ruh"taki "Oğul" yani İsa olarak çıkacak, Dumuzi, Mithra, Horus, İsa, hepsi güneştir aslında.

      Domuz sözcüğü eski Türkçe toñuz'dan gelir < toñ "şişkin 2. kaba 3. iri 4. yuvarlak" kökünden, Dumuzi ile ilgisi yoktur.

      Delete
  4. Mülteci sorununun çözümü olmayan dev bir problem olduğu konusunda mutabık kaldık. Düşün dedim, 1100 sene önce Macarlar aynen böyle gelmişti Avrupa’ya. Avrupalılar yıllarca uğraştılar, savaştılar, yendiler, ama kovmayı başaramadılar. Önce şaşırdı, sonra hak verdi. Hiç o açıdan düşünmemiş konuyu.

    Arada ciddi bir fark var ama. Macar istilacılar mülteci göçlerinden farklı olarak ordularla geldiler ve yerleştikleri yerlerin idaresini ele geçirip yerel halkın dilini değiştirebilecek kadar fazla bir siyasi güce ulaştılar. Bugünkü mülteci göçlerini tarihteki Yahudi ve Çingene göçlerine benzetmek çok daha doğru olur, silah ve siyasi güç olmayınca dilini ve hakimiyetini de yayamıyorsun ve gittiğin yerlerde dilin azınlık dili olmaktan öteye geçemiyor.

    ReplyDelete
  5. Budapeşte, Avrupa'nın en iyi elektronik müzik etkinliklerinin olduğu, gece hayatı İtalya, Yunanistan, hatta İspanya ile bile karşılaştırılamayacak derecede renkli; modern dans ve modern sanat eğitimi konusunda hala önemli bir merkezdir. Modern dönemde ne Slovaklar, ne Romenler; Macarların edebiyata, sanata, hatta bilime kattıklarının yarısına sahip olmadılar. "Soy-sop, ecdad, nomad kavim-yerleşik kavim" gibi psudo-ırkçı saçmalıklarla takıntısı olanlar için epey ibretlik bir durum.

    ReplyDelete
  6. Dual-Monarchy’nin Hâriciye Nâzırı Kont Andrassy zamanında epey cüretlenmiş ve idareleri altındaki halklara ’Macarlaştırma’ siyaseti gütmüşlerdi; o yüzden bunlar da Trianon anlaşmasını ’oh olsun pezevenklere’ edasıyla karşıladılar. Cüretin bir nedeni de Franz Josef’in karısı İmparatoriçe Elisabeth’in (Sissi) Viyana’nın saray protokolünden çok sıkıldığı için, her fırsatta Macaristan’daki kır köşklerine kaçması ve ülkeyi çok sevmesiydi. Nedimelerinden öğrendiği lisanı da pek güzel konuşurmuş. Macarlar tapıyordu Ona. Bugün bile Budapeşte’nin her köşe başında bir Császárnő Erszebet bulvarı, Császárnő Erszebet hastanesi v.s. vardır. Bir de meşhur Amiral Horthy’leri vardır ki; savaşın, Trianon anlaşmasının ve bunların ardından üç aylık ’Sovyet Cumhuriyeti’ denemesiyle ülkeyi perişan eden Bela Kun aptalının dağıttıklarını toplamak Ona düşmüştü. Tıpkı çağdaşı Mareşal Mannerheim devrimci saçmalıklardan nefret eden, ’old school’ bir aristokrattı. 1944’ün sonuna kadar Hitler’i idare edip oyaladı. O başta olduğu müddetçe Naziler Macar Yahudilerine dokunamadılar. 1944’te devrildi, Sürgün gittiği Franco İspanya’sında öldü. İmparatorluk geleneğine uyarak Almanca kaleme aldığı ’Ein Leben für Ungarn’ isimli otobiyografisini okumuştum. Büyük adamdır

    ReplyDelete
  7. Macar milliyetçiliği hakikaten garip bir fenomen, Türkiye ile olan etkileşimi de incelenmeye lâyık. Arminius Vambery gibi Macar Oryantalistler'in çalışmaları sonucunda Türk milliyetçiliği tomurcuklanmış, Osmanlı entelektüel zümresinin zehirlenmesinde ciddi payları var.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Mustafa Kemal Türkçülüğü başlatan kişi değil kesinlikle, hiçbir fikri özgün değil zaten, ama Mustafa Kemal İttihat ve Terakki’nin Balkan Harbinin ardından dümen kırdığı ama 1. Cihan Harbi ve ardından gelen hezimetle kesintiye uğrayan Türkçülük ve Türkleştirme projesini yeniden devreye sokup başarıya ulaşmasını sağladı. Ama Mustafa Kemal değil de başka biri başa gelse yine aynı istikamette hareket edecekti, zira İttihatçı kadrolar ülkeye hakimdi yıllardır ve onların zihniyeti ve desteği olmadan kimseye iktidar şansı kalmamıştı.

      Peki İttihatçıların 1913 civarında dümen kırdığı Türkçülüklerinin temeli nereye dayanıyor? Elbette 19. asır Yahudi vs. teorisyenlerin payı var (Vambery Macaristan Yahudisi), ama konu İttihatçı Türkçülüğü olunca aslan payı Alman Wilhelm Leopold Colmar Freiherr von der Goltz yani nam-ı diğer Goltz ya da Golç Paşa'nındır. Goltz Paşa 19. asrın son 20 yılında Osmanlı ordusunu modernize eden ve bu sırada askeri okulların müfredatını yeni baştan düzenleyen adamdır. Abdülhamid’in Osmanlı-Rus Harbi hezimetinden sonra Almanya’dan Osmanlı ordusunun modernizasyonu için uzman talebi üzerine gönderilmiştir. Goltz Paşa Osmanlı askeri okullarının müfredatına Orta Asya ve Türklük vurgusunu sokmuştur (Osmanlı sivil okullarının müfredatına sokulması Balkan Harbi sonrasında İttihat ve Terakki eliyle olacaktı), askeri okulların müfredatına asker millet fikrini sokan da yine Goltz Paşa’dır. Goltz Paşa’nın reformize ettiği askeri okullarda yetişen askerler sonradan Jön Türk, İttihat ve Terakki ve Kemalist hareketlerinde dominant rol oynayacaktır. İşin enteresanı Goltz Paşa ile Abdülhamid birbirlerini hiç sevmemiştir, ama Abdülhamid her sorumlu devlet adamı gibi şahsi duygularını geri plana itip devlet bekasını gözetip Almanya’nın Osmanlı ordusunu modernize etmesi için göndermesine binaen Goltz Paşa’yı onunla tüm fikir ayrılıklarına rağmen tolere etmiş ve devletin tüm imkanlarını önüne sermiştir. Goltz Paşa kendi reformize ettiği askeri okullarda yetişen Jön Türk ve İttihatçılar Abdülhamid’i devirince çok sevinmiştir (o sırada çoktan Almanya’ya döndüğünden Abdülhamid’in devrilmesinde aktif bir rolü yok ama muhtemelen). Goltz Paşa İttihatçılar yönetime geçince çok sevinmiştir, ama 1915'te Ermenilere yapılanları bizzat gözleri ile görünce (Cihan Harbi yıllarında cephelerde komutanlık etmek için yeniden Osmanlı topraklarına gelmişti) o bile İttihatçılara karşı çıktı. Kendi eliyle bir canavar yaratmıştı Goltz Paşa, ama artık iş işten geçmişti, zaten çok geçmeden harp sırasında sözde hastalıktan öldü (1915 olayları dolayısıyla yolları ayırdığı İttihatçılar tarafından zehirlenmiş olabilir).

      Delete
    2. Macar milliyetçiliği iki ana damara sahiptir. Çoğu ülkede böyle bir durum yoktur. Pek çok Macar arkadaşa sahip biri olarak kısaca özetlemeye çalışayım.

      Birinci tip Macar milliyetçileri, eskiden çoğunluk olan, Turancı Macarlardır. Çoğu kişi bilmez, ilk Turancılar Macarlardı, Macaristan'da hâlâ Túrán adıyla çıkan bir dergi vardır, geçmişi 100 yıldan fazladır.

      Macar Turancılar 2 yılda bir, Macaristan'ın Bugac adlı kasabasında Turan Kurultayı düzenlerler (Macarca Kurultaj). Bu kişilerin hazırladığı ve muhtemelen Sevan Bey'in pek hoşuna gitmeyecek bir afiş örneği :)

      => https://pbs.twimg.com/media/CytXerWXcAIR_Kd.jpg

      Bir de kısa bir Kurultaj tanıtım videosu ekleyeyim

      => https://www.youtube.com/watch?v=qWtITTf3fU0

      İkinci tip Macar milliyetçiliği daha sonraları ortaya çıkmış ve ilk başlarda azınlık iken günümüzde Turancı, yani ilk tip Macar milliyetçiliğine yakın taraftar sayısına yaklaşmış olan Avrupa merkezci, White Nationalist Macar milliyetçiliğidir. Özellikle son 20 yılda Avrupa'da yükselen Müslüman karşıtlığı ve göçmen karşıtlığıyla birlikte bu akım ciddi bir ivme kazandı.

      Bu ikinci akımı daha iyi anlamanız için ülkemizden örnek vereyim. Bizdeki birinci tip Türk milliyetçileri, Türklerin Orta Asya kökenli olduğunu, diğer Türkî ve yakın kültürden olan halklarla (Mongolicler ve Uralicler vb.) uzaktan da olsa akraba olduğumuzu söyler. Ülkemizde ikinci tip bir milliyetçilik doğduğunu düşünün, bu çizgideki milliyetçiler ise aslen Rum olduğumuzu, Avrupalı olduğumuzu söylesinler, İslamofobi ana dâvâları olsun, tümüyle Avrupa'nın bir parçası olmamız gerektiğini, az da olsa Asyatik köklerimiz varsa bile, onu da reddetmemiz gerektiğini söylesinler. İşte ikinci tip Macar milliyetçiliği böyledir, aslen Avrupalı olduklarını, Türkî ya da Orta Asyalı olmadıklarını söyler, hatta bu kökenden kişilere düşmandırlar (Mongoloid ırktan oldukları için) çünkü beyaz ırkın üstün olduğunu iddia ederler.

      Bu kişilerden de bir resim ve bir video örneği verelim

      Resim

      => https://www.aljazeera.com/mritems/imagecache/mbdxxlarge/mritems/Images/2017/12/12/f5912a94239649ed9a16a8402d727caf_18.jpg

      Video

      => https://www.youtube.com/watch?v=1DOkHeJpfvo

      Turancı Macarlar tıpkı bizdeki Turancılar gibi ırkı değil, dil bazlı kültürü önemserler ve başka bir ırktan olan Mongoloid halkları "kardeş" sayarlar. Oysa ikinci tip milliyetçilik dili ve kültürü değil, ırkı, coğrafyayı (bölgeyi) ve kültürü baz alır, ırkçıdır.

      Bizde ikinci tip milliyetçilik henüz fiilen yok, ancak ayak sesleri işitiliyor gibi, "Biz aslında Türk diiliz yea, biz aslen Rum'uz, Orta Asya barbarlarından diiliz bro" diyen kişiler, yakında böyle bir akım başlatırlarsa şaşırmam :) Macaristan'da da böyle böyle başladı bu ikinci akım.

      Delete
    3. Onur Bey, elbette von der Goltz'un askeri eğitim müfredatındaki düzenlemelerinin İttihad Terakki Türkçülüğü'nün (ki bu isimlendirme de bana kalırsa oldukça sorunlu) formasyonundaki tesiri mühim, fakat Leon Cahun, Vambery ve de Guignes gibi oryantalistlerin Türkler hakkındaki çalışmalarının kritik olduğunu düşünüyorum. İttihad Terakki'nin Türkçülüğünü şekillendirenlerin başında Ziya Gökalp ve Halide Edib gibi isimler geliyor ve bahsettiğim oryantalistlerin, özellikle de Cahun'un bu isimler üzerinde büyük etkisi var.

      Delete
    4. This comment has been removed by the author.

      Delete
    5. @Efe Alca

      Cahun, Vambery, de Guignes ve başkalarının tesirini küçümsemiyorum, sadece aslan payının Goltz'un olduğunu söylüyorum. Goltz konu hakkında yazanlarca çokça görmezden gelinen bir isim, nedense birçok kişi akademik ve sivil figürlerin illa daha tesirli olacağını düşünme eğiliminde, ama gerçekte her zaman öyle olmuyor, İttihat ve Terakki ve Kemalist hareketler gibi askerlerin başı çektiği hareketlerde hele hiç olmuyor.

      Delete
    6. Onur Bey,

      Prusya askeriyesinin ve Goltz'un Osmanlı askeri eğitiminin ürettiği figürler üzerindeki tesirinin boyutları konusunda konuşabilecek kadar bilgi sahibi değilim, fakat Prusya askeriyesi etkisi fikrine şüpheyle yaklaşmak gerektiğini düşünüyorum. Mesela Mustafa Kemal harbe Almanya yanında girilmesini istemiyor, ben onun ve İsmet'in Prusya askeri geleneğinden fazlasıyla etkilendiğini zannetmiyorum, Fransız askeriyesine daha yakın olduğunu düşünüyorum, Rauf Orbay gibi denizci olanlar ise İngiliz askeriyesine daha yakın gibi duruyorlar. Prusya askeri geleneğinin etkisinin en açık görüldüğü isim ise Enver elbette. Bence bu isimleri sırf asker oldukları için okulda öğrendikleri dışında bir şey öğrenmeyen, başka düşüncelerden etkilenmeyen kişiler olarak değerlendirmek yanlış bir tutum.

      Delete
    7. Onur Bey, bir de askerlerin başı çektiği hareketler derken hangi hareketleri kast ettiğinizi merak ediyorum. O dönemde askerlerin başı çektiği ve İttihadçılık-Kemalizm ile karşılaştırılabilecek başka bir hareket olduğunu zannetmiyorum, belki Falanjizm ile karşılaştırılabilir, dönemin İttihadçılık-Kemalizm gibi totaliter karakter gösteren diğer siyasi hareketleri olan Nazizm, Faşizm, Sovyet Komünizmi siviller tarafından yönetilen hareketlerdi.

      Delete
    8. @Efe Alca

      Mustafa Kemal de, İsmet de, Rauf da hep Goltz'un reformize ettiği ve müfredatını şekillendirdiği harp okullarında yetiştiler, oradan Goltz'un şekillendirdiği Türklük ve Türk tarihi eğitimi aldılar. Sonradan Almancı olup olmamalarının bir önemi yok, zaten ben Goltz ve tesiri hakkında yazdım dikkat ederseniz, Almancılık hakkında değil.

      Askerlerin başı çektiği hareketler derken zaten verdiğim örnekler İttihatçılık ve Kemalizmdi, Nazizm, Faşizm, Bolşevizm gibi hareketleri kastetmedim. Amacım dünyanın diğer yerlerindeki hareketlerle mukayese yapmak değildi.

      Delete
  8. @Gece Kuşu

    Sevan Bey bloğunda genetik ve bilhassa da haplogrup muhabbetinden hoşlanmadığından o konularda size cevap vermemeyi uygun buldum. Yalnız bir noktaya değinip konuyu kapatayım: bugün Macarlarda N Y-DNA haplogrubu %1'in bile altında, yani onlardaki Macar istilacı kökeni sizin düşündüğünüzden de az.

    Açıkçası Indo-Europeancı ile neyi kastettiğinizi anlamış değilim, bugün dünyada bilinen dil ailelerinin çoğunu anadili Hint-Avrupa dili olan dilbilimciler keşfetmiştir, yani ortada Hint-Avrupa dillilerin diğer dil ailelerini inkara meyilli olduğuna dair bir belirti yok, durum tam tersi. Yakınlaşma alanları son derece gerçek bir fenomendir. Örneğin Maya dil ailesi ile Uto-Aztek dil ailesi arasında da akrabalık yok, ama binlerce yıldır komşu coğrafyalarda konuşulmalarının getirdiği bir dilsel yakınlaşma olmuş aralarında.

    Siz bilinen dil ailelerinin çok geriye gidildiğinde hepsinin ortak bir dile dayandığının anlaşılacağını iddia ediyorsunuz. Ama bu iddianız benim burada bahsettiğim konulardan çok farklı bir şey. Ben dil aileleri arasında akrabalık olup olmadığından bahsederken taş çatlasa son 20 bin yıldan geriye gitmeyecek bir dönemden bahsediyorum, ama sizin iddianız ondan onbinlerce yıl öncesi ile alakalı bir iddia, hatta Afrika içinde yüzbinlerce yıl öncesine de götürülebilir. Lakin dillerdeki bu kadar eski devirlere dayanan ortak köken öğelerini bulmak son derece zor ve spekülasyona açık bir uğraştır, bence o kadar geçmiş devirlere çok takılmayın diller söz konusu olduğunda, fazla bir yere varamazsınız, ama genetikte varabilirsiniz antik DNA testlerinin de yayılması sayesinde.

    Son olarak, Hatti dilinin Çerkesçe ve Abhazca gibi dillerin dahil olduğu Kuzeybatı Kafkas dil ailesi ile bağlantılı olabileceği düşünülüyor. Çeçence ve Lezgice gibi dillerin dahil olduğu Kuzeydoğu Kafkas dil ailesi ile arasında bağlantı kurulan diller Hurri ve Urartu dilleridir. Ama bu bahsettiğim bağlantılar çok tartışmalıdır, dilbilim dünyasında o konularda bir konsensüs yok.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Sevan işin ölçüsünün kaçırılmasından mustarip, yoksa her fikre açıktır. Sayfasının haplogrupçu tekkesine dönüşmesinden hoşlanmıyor sadece.

      Delete
    2. Onur Dinçer'e cevap

      Basettiği şey şu, Hint-Avrupa kümesi söz konusu olduğunda çemberi çok geniş tutuyorlar, örnek

      Şu bağlantıya bakınız

      https://www.etymonline.com/word/*ghel-

      Alıntı

      Proto-Indo-European root meaning "to shine;" it forms words for "gold" (the "bright" metal), words denoting colors, especially "yellow" and "green," also "bile, gall," for is color, and a large group of Germanic gl- words having to do with shining and glittering and, perhaps, sliding. Buck says the interchange of words for yellow and green is "perhaps because they were applied to vegetation like grass, cereals, etc., which changed from green to yellow."

      It is the hypothetical source of/evidence for its existence is provided by: Sanskrit harih "yellow, tawny yellow," hiranyam "gold;" Avestan zari "yellow;" Old Persian daraniya-, Avestan zaranya- "gold;" Greek khlōros "greenish-yellow color," kholos "bile, gall, wrath;" Latin helvus "yellowish, bay," Gallo-Latin gilvus "light bay;" Lithuanian geltonas "yellow;" Old Church Slavonic zlutu, Polish żółty, Russian zeltyj "yellow;" Latin galbus "greenish-yellow," fellis "bile, gall;" Lithuanian žalias "green," želvas "greenish," tulžis "bile;" Old Church Slavonic zelenu, Polish zielony, Russian zelenyj "green;" Old Irish glass, Welsh and Breton glas "green," also "gray, blue;" Old English galla "gall, bile," geolu, geolwe, German gelb, Old Norse gulr "yellow;" Old Church Slavonic zlato, Russian zoloto, Old English gold, Gothic gulþ "gold;" Old English glæs "glass; a glass vessel."

      Şimdi, İngilizce "gold" (altın) ile Sanskritçe "harih" (koyu sarı), Avestaca "zari" (altın), Yunanca xloros (yeşil), xolos (safra 2. öfke), Litvanyaca "jalias" (yeşil), "tuljis" (safra), Bretonca "glas" (yeşil) etc. arasında bağ kurabiliyorsan, türlü ses denkklileri ile bu ilgi başta dillerle de kurulabilir. Örneğin Türkçe "yaşıl" da gayet bu köke bağlanabilir. Yaşıl'ın kökü < yaş < Proto Turkic dilde *ñyal biçimini verir, baştaki ñ > y de olabilir n de günümüzde. Türk dillerinde de yal- "parlamak" kökü var, yaldız, yıldız, yak, yan, yaşu- "ışımak" etc. Yani İngilizce "gold" gayet de Turkic "yalt" ile birleşebilir (yalt "parlak" demektir) yaltırım "yıldırım" buradan gelir, hatta belki "yaltun" > altun = golden bile ortak köke dayanıyor olabilir. Ancak benin Hint-Avrupacılar olarak kast ettiğim kişiler bu çıkarımları yapmıyorlar, yapsalar bile "Turkicler bizden almıştır" deyip atıyorlar. Avestaca "zari" (altın) ile Türkçe "sarı" arasında neden bağ olmasın? Ancak Hint-Avrupacı bakış buna itiraz edemezse "Turkicler bizden almıştır" der, "ortak kök" dememek için kırk takla atarlar. Çünkü "üstünlük" iddiaları ortadan kalkar, medeniyeti var eden üstün arian ırkı diğer ırklarla akraba oluverir, üstün arian dili, diğer dillerle kökteş, onlarla eşit bir dil oluverir.

      Delete
    3. Post uzun olunca yayımlanmıyor, eksik kalan şeyleri de tamam edeyim.

      Dil ailelerini anadili Hint-Avrupa kümesinden olanlar buldular evet, zaten işin başı da orası. Tezgahı kendi işlerine gelen şekilde kurdular. İngilizlerin Hindistan'ı işgali için justifiye edici bir malzeme gerekiyordu, "eski arian atalarımızın medeniyet ve dil getirdiği yere geri geldik, ne var ki bunda" dediler. İleri zamanlarda ise buna gerek kalmadı, afrika ve diğer bölgelerde ise başka bir mazeret buldular, "medeniyet getirdik" gibi.

      Yukarıdaki bir postumda daha ayrıntılı yazdım, dil kümesi, dil kökeni konusunu ırk ve tür üzerinden benzetmelerle açıkladım.

      Mesela şu an aklıma gelen bir örnek yazıvereyim

      Turkic dillerde

      kıvır- < kvr- kökü

      İngilizce curve < kvr-

      Arapça kwr kökü aynıdır...

      Arapça kurra (yuvarlak, top, küre), mekwir (sarık)

      Eski Türkçe kur "kuşak, kemer, belin etrafına sarılan şey"

      Latince cortis "yuvarlak alan, etrafı çevrili yer" tenis kortu, İngilizce court etc.

      Yunanca horon, hora "halka, halka olunup oynanan dans ya da şarkı söyleme, koro"

      Bunlara kordon, kurdela'yı da ekleyebiliriz.

      Şimdi Arapça kwr, Türkçe kıvır, kur, İncilizce curve, curl etc. ile diğer verdiğim örnekler "gold" ile "harih"den daha mı uzak? İngilizce gold ile Sanskritçe harih arasında bağ kuran adam, bunlar arasında beden kuramıyor? Burada bir bit yeniği olduğu bence açıktır.

      Delete
    4. @Gece Kuşu

      Koloni devrinde ne olduğu Hint-İran dillerinin Hint-Avrupa dillerinin bir dalı olduğu bariz gerçeğini değiştirmez. Aksini iddia ederseniz akıntıya karşı kürek çekmiş olursunuz ancak.

      Hint-Avrupa dil ailesinin diğer dil aileleri ile arasındaki ilişkiler çok uzun zamandır araştırılan bir konu, o konuda çok bir önyargı olduğunu düşünmüyorum, en azından günümüzde.

      Delete
  9. @Adsız

    Sayın Onur; özellikle, erken ve geç Antik dönemler de, Batı Anadolu ya vede Yunanistan'a kitleler halinde göç eden Afro-Levantları da örnek gösterebiliriz. Modern demografiyi o dönemden başlayıp büyük ölçü de etkiledi vede şekillendirdi.

    Hangi Afro-Levant göçünden bahsediyorsunuz? Hadi Levant kısmını anlarım da bahsettiğiniz devirde Afrika kıtasından hangi kitlesel göç yaşanmış bahsettiğiniz bölgelere? Zaten Afro-Levant tabiri de aşırı geniş bir tabir, bahsettiğiniz devirde Levant ve Kuzey Afrika arasında bile genetikte çok ciddi farklar vardı antik DNA testlerinin de işaret ettiği gibi.

    ReplyDelete
  10. Amberius Vambery Macar yahudidir oldugunu da not etmeli

    ReplyDelete
    Replies
    1. Her taşın altında "Kötücül Yahudi" aramak Siyasal İslamcı takıntısıdır. Kendileri gibi düşünmeyen herkese "Yahudi" derler. Mustafa Kemal de Yahudidir, ben de Yahudiyim (dini inancım olmadığı için), Aziz Nesin de aslında Yahudi'dir, Ekrem İmamoğlu da gizli Yahudi'dir...

      İslamcı olmayanlar olarak, arada "Gizli Rum" ve "Kripto Ermeni" de oluyoruz. Sağ olsunlar, İslamcı dostlarımız ne olduğumuzu bizden daha iyi bilip, lütfedip bizleri irşâd ediyorlar...

      Delete
  11. @Hazar Baykal

    Milliyetçilik konularında çok genellemeci yorumlarda bulunmuşsunuz ve yer yer elma ile armutları bir araya getirmişsiniz.

    Turancılığın ırk referansı olmadığı iddianızdan başlayayım. Kesinlikle doğru değil, Turancılıkta ve benzeri ideolojilerde ırka referans başından beri vardı. Turan ırkı ve Türk ırkı fikirlerini eminim duymuşsunuzdur, Turancılık ve benzeri ideolojiler bu tür ırki kavramları açık açık savundular, ama gerçekçi ama değil, sonuçta bir ırk referansları vardı başından beri. Zaten Turancılık ve benzeri ideolojiler gerileme yaşıyorsa (en azından Hazar'ın batısında) bu yapılan fiziki antropolojik ve daha yakın devirdeki genetik çalışmalarının sonucudur her şeyden önce, Turancılığın ve benzeri ideolojilerin ırkla alakalı iddialarının bilim yoluyla çürütülmesi ya da zayıflatılmasıyla doğrudan alakalıdır. Turancılık ve benzeri ideolojiler başından beri konuya salt dil ve kültür olarak yaklaşsaydı gerilemeleri bu derece büyük olmazdı.

    Macarların Turancı olmayan milliyetçiliği iddia ettiğiniz kadar yeni bir şey değil, erken devir Macar milliyetçilerinin hepsi birden Turancı değildi. Macar milliyetçiliğinin Turancı olmayan akımlarını çok yeni gibi sunmanız ve hele hele ırkçılık, beyaz milliyetçiliği, göçmen karşıtlığı ve İslamofobi gibi fenomenlere indirgemeniz konuya çok yüzeysel yaklaştığınızı gösteriyor.

    Rumluk (ya da Yunanlık ya da adı her neyse, siz Rum terimini kullandığınızdan ben de cevabımda onu kullanacağım) konusuna gelince, onu da Avrupalılıkla ve ırkçılıkla ilişkilendirmeniz bir kere yanlış, Anadolu (ve yakın adalar) ve Kıbrıs Rumları Avrupalı mı (Levant ve Mısır Rumlarına girmiyorum bile)? Sadece coğrafi olarak değil, genetikte de Avrupa Rumlarından (Balkanlar, güney İtalya ve Balkanlar'a yakın adalar) ayrışıyorlar. En azından Avrupalı olmayan Rumların Rum milliyetçiliğinde Avrupalılık gibi bir vurgu pek görmezsiniz, aralarında kendileri için açık açık Orta Doğulu tabirini kullananlar bile var. Zaten Avrupa Rumları ile aralarında bu Avrupa mevzuu üzerinden çatışma bile var, Avrupa Rumlarını fazla Avrupacı ve Avrupa yalakası bulur birçoğu. Son olarak, Rumluk artık herhangi bir din ya da mezhep ile ilişkilendirilmiyor, pekala hem Müslüman hem Rum da sayılabiliyorsunuz günümüzde.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Turancı olmayan çizgideki Macar milliyetçiliği yeni türedi yazmadım, elbette eskiden beri vardı, ancak yükselişi son 20 yılda oldu ve bunda İslamofobi'nin de, göçmen karşıtlığının da büyük bir etkisi var.

      Turancılık zaten başlı başına Alman icâdı bir ideolojidir. Siz de yukarıdaki bir yazınızda belirtmişsiniz, bu ideolojinin oturtulmasında Alman olan Goltz Paşa'nın büyük rolü vardır. Almanlar, Turancılık fikrini yayıp, bunu Ruslara karşı kullanmak istediler. Yani Turancılık ideolojisini ne Macarlar, ne de Türkler kendi kendilerine bulmadılar, tâbiri câiz ise başkasının biçtiği gömleği giydiler.

      Turancı ideoloji en başta elbette ırk fikrini de içeriyordu, hatta Turancılığı türeten Avrupa ırkçısı kesim, Turan ırkları diyerek, Mongoloid ırkı aşağı görüyor, Finlileri ve Macarları da bu aşağı ırktan sayıyordu. İskandinavya'da yaşayan Saami (ya da Lapon) halkını da bu ırktan sayıyor, Finlilerin, Estonların ve Macarların tümü aslen bu ırktandır diyorlardı. Gerçekten de Finlilerin, Macarların ve diğer tüm Uralic halkların içinde Mongoloid bir fenotipe sahip kişiler vardır.

      => http://s019.radikal.ru/i612/1508/fd/6c040e046586.jpg

      => https://i.pinimg.com/originals/ec/60/c0/ec60c0ab45ea4ca3f9da1badcd8ad7a9.jpg

      Macar yazar Csukás István

      => https://litera.hu/img/fe_800_500_csukaskep2015.jpg

      Macar politikacı Béla Turi Kovács

      => https://alchetron.com/cdn/bla-turi-kovcs-0371eb6b-6bed-423f-b9db-5ad63c7eac2-resize-750.jpeg

      Ancak bu tür fenotipe sahip Finli ve Macarlar hayli azdır. Hatta batı Uralic halkların içinde bile (Udmurt, Mari, Karelian, Komi) oldukça azdırlar. Ancak Turancı ideolojiyi türetenlere göre tüm Finli, Eston ve Macarlar Turanid ırktandı.

      Turancılığı türetenler, zamanında çıkarları için türettiler, SSCB'ne karşı kullanılacak bir ideolojiydi, artık bir anlamı kalmadı, artık SSCB yok. Ancak zaman içinde Turancılık hiç beklemedikleri bir hâl aldı, bugün Avrupa'nın orta göbeğinde Macar ve Sekel gibi halklar kendilerini Türklerle, hatta Moğollarla yakın hissedip, hâlâ Turancılık yapıyorlar, bu da ana akım Avrupa milliyetçilerini rahatsız ediyor. Zamanında son derece azınlık olan Turanid Finli ve Macarları baz alıp "Finlilerin ve Macarların hepsi Turanid" derlerken, bugün yine genetiği baz alıp, "Hayır hayır, siz Turanid değilsiniz, yanılmışız" diyorlar.

      Delete
    2. This comment has been removed by the author.

      Delete
    3. @Hazar Baykal

      Evet, 19. asırda ve 20. asrın ilk yarısında Batıdaki bir takım kendisini üstün sayan (ya da sanan) gruplarca şunun gibi saçma sapan haritalar üretilebildi:

      https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/a/ac/Meyers_map.jpg/1024px-Meyers_map.jpg

      Harita Meyers Konversations-Lexikon adlı bir Alman ansiklopedisinin 19. asır sonlarındaki bir baskısından.

      Haritada Turanid tabiri bile kullanılmamış, direk Mongolische Rasse yani Mongolik (Mongoloid manasına) ırk tabiri kullanılmış Macar toprakları, Anadolu ve çevresi, tarihi Fin toprakları, Azerbaycan tarafları filan için bile, üstünlükçü bakışta tavan yapmış bir harita. Biz bu bölgelerin geneli için Turanid ırk tabirini bile bilimsel sebeplerle saçma bulurken siyasi ve ideolojik saiklerle yapılan bu gibi haritalarda bahsi geçen bölgeler Mongoloid tabir edilmekten çekinilmemiş.

      Yalnız dikkat ederseniz haritada Anadolu ve çevresindeki topraklardaki halk Osmanen yani Osmanlılar olarak belirtilmiş, henüz Türk kimliği benimsenmemişti halk tarafından sonuçta.

      Komünist Blok çöktüğüne ve Orta Asya Rusya'nın siyasi hakimiyetinden çıktığına göre Turanid ve Türkçü ideolojilerin Batı tarafından pompalanmasının artık bir manası kalmadı dediğiniz gibi. Zaten artık genetik bilimi çağında yaşıyoruz, kimin soy olarak gerçekte ne olduğu gün geçtikçe daha ayan beyan hale geliyor artan modern ve antik DNA testleri ile. Yalancıların mumlarının hala yanabildiği en son zamanlardayız, birkaç yıl içinde mumların hepsi sönmüş olacak.

      Delete
    4. @Onur Dincer

      Şöyle demişsiniz

      "Yalnız dikkat ederseniz haritada Anadolu ve çevresindeki topraklardaki halk Osmanen yani Osmanlılar olarak belirtilmiş, henüz Türk kimliği benimsenmemişti halk tarafından sonuçta".

      Aynı haritadaki, Türkiye için kullanılan "Mongolische Rasse" tâbirini kabûl etmeyip, "Osmanen" tâbirini kabûl etmeniz çelişkilidir. Bu harita güvenilmez ise tümden reddetmeli, yok güvenilir ise tümden kabûl etmelisiniz.

      Türk kimliği sonradan benimsenmiş bir kimlik değil, Oğuzların Anadolu'ya göçünden beri var olan bir kimlik. Soyu Oğuz olmayan kimi kişiler, sonradan Türk kimliğini benimsemiş olabilir (aslen Boşnak, Arnavut, Rum, Ermeni, Kürt, Laz, Gürcü, Çerkes vb. olanlar) ancak soyu Oğuz olanlar (Yörük, Tahtacı, Manaf, Çepni vb.) ezelden beri Türk'tür.

      Bakınız Sevan Bey'in sözlüğünden bir alıntı

      karık

      "tarlada sabanla yapılan yarık" [Lugat-i Halimi - 1477]

      marz [Fa.]: Sinor, ıḳlîm sinoruŋda istiˁmâl olunur ve degek ve karıklarında istiˁmâl olunur (...) iki karığın arasındaki yumru yére merz denür.

      TTü: [Cafer Efendi, Risale-i Mi'mâriyye - 1614]

      meşāre Arabīdir, Türkîde ekinciler beyninde evlek ve karık dérler.

      Evet, gördüğünüz gibi "1614" yılında yayımlanmış olan bir eserde "Meşâre Arabîdir, Türkîde ekinciler beyninde evlek ve karık derler" (Meşâre Arapçadır, Türkçede çiftçiler arasında evlek ve karık derler) deniyor. Türk yok ise Türkî/Türkçe nasıl var? Neden bu dile Türkî/Türkçe demişler? Bu kimlikte kimse yoksa, ilgili dile neden bu ad verilmiş? Türk ve Türkçe adlarının görüldüğü 1600'lerden çok daha eski örnekler de vardır, bu örneği birkaç saniyelik kısa bir aramayla, gelişigüzel buldum.

      Turanid ırk tâbiri yanlıştır, Turanid ırk denen "fenotip" bir karışımdır, tüm etnisiteler gibi. Yeryüzün saf bir halk yoktur, her halk türlü karışımların bir sonucudur, bu karışımlar (ya da alaşımlar da denebilir) dil, genetik, kültür alanlarındadır. Orta Asya'daki Türkî diller konuşan halkların, sanılanın aksine, birbirleriyle de genetik ve kültürel bir ortaklığı yoktur. Örneğin bir Kırgız ile Uygur, gerek genetik, gerek dilsel, gerekse de kültürel açıdan hayli farklıdır. Uygurlar kımız nedir bilmez bile, at eti de yemezler, oysa at eti yemek ve kımız içmek Kırgız kültüründe son derece temeldir. Bu fark Kıpçak-Karluk farkıdır, tıpkı Hint-Avrupalı halklardaki Cermen-İran ya da Slav-Latin farkı gibi. Bizler de Oğuz'uz, Kıpçak ya da Karluk değil, onlardan farklı olmamız doğaldır.

      Orta Asyalı halklar Kafkasoid ırk ile Mongoloid ırkın karışımıdır, "Turanid" diye bu karışıma denir(di). Hint-İran halkları da örneğin, Dravid-Europoid ve Semitik-Europoid karışımıdır, Arap ve Semitik halklar Negroid-Güney Kafkasoid karışımıdır vb. Yani tüm halklar belli oranda birer karışımdır, genetik bazda haritalar yapmak bu bağlamda anlamsızdır, Orta Asya, Mezopotamya, Anadolu, Kafkaslar, Balkanlar ve Güney Avrupa kültürel ve genetik açıdan son derece karışık bölgelerdir.

      Delete
    5. @Hazar Baykal

      Ben Türk aidiyeti olmadığından bahsettim, dile "Türkçe" ya da "Türki" denmediğinden değil. Dile asırlardır "Türkçe" ya da "Türki" dendiğini zaten biliyorum. Eskiden aidiyetlerle diller arasında keskin bir bağ kurulduğu sizin yorumunuz. Bu yorumu terk ettiğiniz zaman her şeyi daha net görürsünüz.

      Ama Türk aidiyetine gelmeden önce Osmanlı aidiyetine dair kısa bir kelam edeyim. Osmanlı Tanzimat devrinin ürünü bir aidiyettir ve din ve dilinden bağımsız olarak bütün Osmanlı İmparatorluğu vatandaşlarını kapsar. Ancak pratikte pek böyle olmadı, Anadolu ve Balkanlar'daki Müslüman halk arasında daha çok tuttu Osmanlı aidiyeti. Harita da bu durumu yansıtmış. Haritadaki her bilginin yanlış olduğu şeklinde dogmatik bir tutum içinde değilim, haritada pek çok doğru bilgi de var ve ben bilgi süzgecinden geçirip hangi bilgilerin doğru, hangi bilgilerin yanlış olduğunu görebiliyorum.

      Türk tabirine geri dönelim. Türk bugün yanlış olarak "Göktürk" ya da "Köktürk" denen Türk Kağanlığı'nın yönetici bodunu (halk, kavim, boylar) olan Türk bodununun kendisine verdiği isimdi ("Türk" yerine "Türük" diye okuyanlar da var uzmanlar arasında, ona takılmayacağım). O devirde Türki dilli halklar içinde sadece bu Türk bodunu kendisine "Türk" diyordu, diğer Türki dilli halkların kendi isimleri vardı Kırgız, Tokuz Oğuz, Uygur, Oğuz, Kıpçak, Karluk, Basmıl vs. ve Türk tabirini asla kendileri için kullanmazlardı.

      Lakin Bizans İmparatorluğu 6. asrın ikinci yarısından itibaren Türk Kağanlığı ile İpek Yolu ticaretinden dolayı yakın irtibata geçti ve bu devirden itibaren Bizans terminolojisinde Türk kelimesinin Yunancadaki şekli olan Tourkos, Türk Kağanlığı'nın o sırada siyasi hakimiyet kurduğu Avrasya stepi coğrafyasındaki tüm halkları belirten bir isimlendirme oldu, öyle ki Macar istilacılar Avrasya step coğrafyası üzerinden geldikleri ve oradayken step hayat tarzına sahip olduklarından dolayı Macaristan'a bile Bizans terminolojisinzde "Tourkia" (Türk diyarı ya da ülkesi) denirdi.

      Delete
    6. Yazı uzun olunca bölmek zorunda kaldım.

      Bizans'tan çıkan bu Türk egzonimi (başkalarının verdiği isim) Bizans kültürü tesirindeki diğer halklara da yayıldı İslam dünyası ve Hristiyan dünyası gibi. Dolayısıyla mesela Müslüman Arap ve İranlı yazarların yazılarında Moğollar da dahil tüm Avrasya stepi halkları için "Turk" (Türki dillerde Türke döner genel olarak Turk kelimesi kullanılan te ve kef harflerinden ötürü) dediğini görüyoruz. Türki halkların ise İslama geçenlerinin bilhassa elitleri Müslüman İranlı ve Arap tesiri ile kendileri için Türk tabirini kullanmaya başladı (örneğin, Kaşgarlı Mahmud). Ancak bu çok genellemeci görülen ve realite ile örtüşmeyen Türk tabiri Türki dilli halkların geneli arasında İslamlaşmadan sonra bile tutmadı ve eski kavmi ya da bölgesel adlarını kullanmayı sürdürdüler.

      Yalnız Müslüman Oğuzlarda şöyle bir şey oldu. Müslüman İranlıların Türk bodunundan olmayıp da onlara benzer dili ve kültürü olan halklar için kullandığı bir tabir olan Turkman (Turk + manend, Türke benzer) tabiri, Müslüman İranlıların "Turkman" tabir ettiği halklardan yalnızca biri olan Oğuzlar arasında İslamlaşma ile birlikte artan İran kültürü tesiri ile beraber kendileri için benimsenmeye başladı ve zamanla Oğuz adının yerini aldı. Ama Türkmenle Türk ayrı tabirler, birbirlerine karıştırmamak icap eder.

      Bizans'tan yayılan Türk tabiri, Osmanlı devrine gelindiğinde Hristiyan dünyasında dilden bağımsız olarak Müslümanlar için kullanılan bir öteki tabiri haline gelmişti (Müslümanların da Hristiyanları "gavur" ya da "kafir" diyerek ötekileştirmesindeki gibi). Osmanlı'nın kendisi de Müslüman İranlı ve Arap tesiri neticesinde kullandığı konuşma diline "Türki" ya da "Türkçe" dedi ve bu tabir halk arasında da yayıldı. Ancak Osmanlı da, Türki dilli tebaası da kendilerine Türk demezdi. Türk Osmanlı elit terminolojisinde taşralılar için kullanılan bir öteki tabirine dönmüştü, ama aynı taşralılar kendileri için Türk tabirini kullanmazdı Türki dilli bile olsalar.

      19. asrın ortalarına gelindiğinde Batıdan gelen birçok akım gibi milliyetçilik de Osmanlı Müslüman elitleri arasında benimsenmeye başladı ve kapsayıcı olan Osmanlı aidiyeti ve Osmanlıcılık bu şekilde doğdu. 19. asrın sonlarına doğru Balkanlar ve Kafkasya civarlarındaki toprak kayıplarının da neticesinde İmparatorluk topraklarındaki Müslüman nüfus oranında artış yaşanırken Hristiyan Osmanlı vatandaşlarına karşı artan bir güvensizlik oluştu. İşte bu ortamda bazı Osmanlı Müslüman elitleri Batının öteden beri onlara dönük olarak kullandığı Türk öteki tabirini kendileri için benimsemeyi düşündüler ve bu yönde yazılar yazdılar. Lakin Türk aidiyeti ve Türkçülüğün Osmanlı Müslüman elitleri arasında geniş kabul görmesi Balkan Harpleri yıkımının arkasından gelen 1913 İttihatçı darbesi zamanlarını bulacaktı. Devrin harp şartları neticesinde İttihatçılar Türk aidiyetini ve Türkçülüğü Müslüman halk arasında yayamadılar ve bu işi yapmak Mustafa Kemal ve kurduğu Türkiye Cumhuriyeti'ne kaldı (Türkiye kelimesi de İtalyanca Turchia kelimesine dayanan yeni bir tabir).

      Delete
    7. Son olarak, Moğol istilası öncesi asırlara ait Orta Asya Türki antik DNA'ları (Orta Asya derken Moğolistan taraflarını dahil etmiyorum) en azından genetikte Orta Asya Türki halklarının birbirlerine epey yakın olduğunu gösteriyor.

      https://drive.google.com/file/d/1l5rX18gfNf5qfeuUt2Bu6pdmU5e_e5ql/view?usp=sharing

      https://drive.google.com/file/d/1vrDrROU4T8JWGs96NgDTrUhEZzzAtiNY/view?usp=sharing

      Burada Anatolia_Ottoman:MA2195 denen antik DNA örneği sizi yanıltmasın, karbon-14 testi yapılmamış Kırşehir'de bulunan dayandığı iskelete, muhtemelen erken devir Selçuklu Anadolu'sundan ve dolayısıyla da Anadolu yerlileriyle karışımı olmayan bir Oğuz/Türkmenin iskeleti.

      Bugünkü Uygurlar asırlardır yerleşik ve medeniyet sahibi olan bir halk, bölgeninin kadim halkları olan Tohar ve yerleşik İrani gruplarla karışımları da var zaten. Kımız içmek ve at eti yemek gibi zaten İslamın da onaylamadığı kadim Türki adetleri onlarda tabiatıyla revaç bulmuyor.

      Delete
  12. Macar miliyetçiliği deyince, Franz Liszt’i de anmadan olmaz. Adını Almanca, soyadını Macarca yazan ulusal kahraman mertebesindeki bu ünlü kişilik, Macar’lıkla muhtemelen hiç veya çok az kan bağı olduğu ve ömrü boyunca Almanca konuştuğu halde, sorulduğu zaman ‘Aber natürlich ich bin Ungarisch’ diyen matrak bir adammış. Kafka da öyledir misal. Çekceyi herhalde bakkaldan ekmek almaya yetecek kadar biliyor. Almanca yazıyor. Zaten ne Çek, ne de Alman. Yahudi. Ama kendini Çek kabul ediyor. Bu insanlar milliyetçilik (ve ırkçılık) zehrinin henüz Avrupa’yı perişan etmediği bir çağın son soylu temsilcileriydiler ve ‘milliyet’ anlayışları günümüzün kaba ve sefil sınırlarının çok ötesindeydi.

    ReplyDelete